İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Alit

Sayfa: [1] 2
2
Peygamber yaklaşık Tarih Yeri   Temel Kutsal Kitap ayeti   Temel öğreti Anahtar Ayet


ilyas           875-850   Tişbe   1Kr.17:1; 2Kr.2:18   Tanrı Baal değil. Yahve'dir.   1Kr.18:21

Mikaya   856   Samiriye   1Kr.22;2Ta.18   Peygamberliğin kanıtı.   1Kr.22:28

Elişa    855-800   Abel Mehola   1Kr.10:15-21: 2Kr.2-0:13   Tanrının mucizevi gücü.   2Kr.5:15

Yunus   775   Gat-hefer   2Kr. 14:25: Ana   Tanrının evrensel igisi.   Yun.4:11

Amos   765   Tekoa   Amos   Tanrının adalet ve doğruluk çağrısı   Amo.5:24

Hoşea   750   İsrail   Hoşea   Tanrının söndürülemez sevgisi.   Hoş 11:8-9

Yeşaya   740-698   Yeruşalim   2Kr. 19-20: Yeşaya   Tövbe ve çileyle gelen umut   Yşa.1:18: 53:4-6

Mika    735-710   Moreşet Gat   Yeruşalim   Yer.26:18: Mika    Alçakgönüllülükle merhamet ve adalet çağrısı   Mik.6:8

Odmi   733   Samiriye   2Ta. 28:8-11   Tanrı buyruğunun ötesine geçmeyin.    2Ta.28:9

Sefanya    630   ?   Sefanya   Alçakgönüllü doğrular için umut   Sef.2:3

Nahum    625   Elkoş   Nahum   Tanrının kıskançlığı halkını korur.   Nah. 1:2-3

Habakkuk   625   7   Habakkuk   Tanrı sadakate çağırır.   Hab.2:4

Yeremya   626-584   Anatot' Yeruşal im   2Ta.36:12; Yeremya   Sadık peygamber yeni bir antlaşmayı işaret ediyor   Yer.31 33-34

Hulda (kadın peygamber)      621 Yeruşalim   2Kr.22: 2Ta 34   Tanrının kitabı doğrudur.   2Kr.22:16

Hezekiel   583-571   Babil   Hezekiel   Yeni tapınma topluluğu için gelecekteki umut   Hez.37:12-13

Yoel   588<?)   Yeruşalim   Yoel   Tövbe edin ve Tanrı'nın Ruhunu hissedin.   Yoel.2:28-29

Obadya   580   Yeruşalim   Obadya   Tanrının Egemenliği için Edom'un felakete uğraması.   Oba.21

Hagay   520   Yeruşalim   Ezr.5:1; 6:14: Hagay   Tanrı evinin önceliği   Hag.2:8-9

Zekeriya   520-514   Yeruşalim   Ezr.5:1; 6:14: Zekeriya   Sadakat Tanrı'nın evrensel egemenliğine yol açar.   Zek.14:9

Malaki   433   Yeruşalim   Malaki   Tanrıyı onurlandırın ve Onun adaletini bekleyin.   Mal .4:2


3
KUTSAL RUH ÖĞRETİSİ / KUTSAL RUH ÖĞRETİSİ
« : Mart 13, 2014, 10:00:51 ÖS »
Kutsal Yazıların Temel Öğretisi


ÖNSÖZ

Bizim Mesih İsa ile bir olma – özdeşleşme öğretisi, inancımızın önemli bir ilkesidir. Buradaki ‘bağlantı’ şudur: Tanrı bizdedir ve biz Tanrı’dayız! Bu bağlantı Kutsal Ruh aracılığıyla oluşuyor. Kutsal Ruh içimizde, biz de Kutsal Ruh’ta olduğumuzda üçlübirlik birbirinden ayrılmıyor; tersine Tanrı’nın bütünüyle (Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’la) birlikte oluyoruz ve bu bizim kurtuluşumuzdur!

Prof. H. Jantze
”Kutsal  Ruh’un Öğretisi” kitabını Tümib olarak dilimize kazandırdığımızdan dolayı Rabbe şükrediyoruz!

Bize bu kitabı Türkçe’ye çevirmemize izin veren değerli hocamız Profesör H. Jantzen’e teşekkür ediyoruz. Bu öğreti kitabının çevrisi bir tim çalışmasıdır.
Tümib´in amacı Tanrı Sözü’nü – Müjdeyi insanlara ulaştırmak, bunun yanında da Mesih inanlıların yararlanmaları için sağlıklı Kutsal Kitap öğretisini paylaşmaktır.
Duamız, bu kitabın Tanrı Sözü’nü sağlıklı ve doğru bir şekilde anlamanıza yardım etmesi, eğitmesi ve bereketlemesidir.

Ali Yazar





Bölüm 1

KUTSAL RUH’UN YAPISI


A.    Kutsal Ruh Bir Kişidir

1.    Kişi nedir?

Bir kişiden söz ettiğimiz zaman, kendine özgü kişiliği olan bir varlıktan söz etmiş oluruz. Normal olarak buna, özgüven, mantıklı düşünme yeteneği – hayvanları aşacak ölçülerde – hissetme yeteneği ve karar verme yeteneği aittir. Bu anlamda Kutsal Ruh bir kişidir.

Bir kişinin fiziksel bir yapısı olması gerekmez. Lazar ve zengin adam öbür dünyada halen birer kişidir. Hatta melekler ve Tanrı birer kişidir.
 
2.   Bizleri Kutsal Ruh’tan kişi olarak söz etmeye
   iten etken nedir?

a.   Biz bunu yapıyoruz çünkü Rabbimiz İsa’nın kendisi Kutsal Ruh’tan bu şekilde söz etti

İsa Mesih Kutsal Ruh’u, başka birinin işini üstlenen bir sözcü, savunucu olarak adlandırdı. O, bir mahkeme önündeki avukat ya da yaşamda rastlanan herhangi bir sözcü, savunucu olabilir.
Kutsal Ruh bu dünyada Tanrı’nın işlerini üstlenir. O, inanlılar topluluğunun işlerini de üstleniyor. İsa Mesih Kutsal Ruh’tan Sözcü, Savunucu olarak söz etmekle O’nun kişi olduğunu ön sıraya koydu.
İsa’nın başka bir nedeni daha vardır. Yuhanna 16:13-14’te Kutsal Ruh’tan çarpıcı bir şekilde söz eder. Grekçede ruh sözcüğünün anlamı nesneldir. Burada ruhtan söz edildiğinde nesnel olduğu anlaşılır. Bu bağlamda İsa Mesih ’O’ zamirini kullanır; yani İsa Mesih, ’Ruh’u bir kişi olarak tanıtıyor: ”O – Gerçek Ruhu – gelince sizi tüm gerçeğe yöneltecektir!”

Altı çizilerek bir kişiden söz edildiği belirtiliyor, çünkü ruh için kullanılan sözcük ”nefes” ya da ”rüzgar” anlamına da geliyor. Burada İsa Mesih açık bir şekilde, sözü edilen Kutsal Ruh’un sadece nesnel bir güç olmadığını belirtiyor.

b.    Kutsal Ruh’a, bir kişiye davranıldığı gibi
   davranılabilir

Kutsal Ruh’a yalan söylenebilinir (H.İ.5:3-4).

Bir kişiye yapıldığı gibi Kutsal Ruh’a hakaret ve küfür edilebilir (Matta 12:31).

c.    Kutsal Ruh bir kişi gibi davranır

O bunu kendi düşüncesinde yapar. Tanrı Sözü, Kutsal Ruh’un düşünen bir varlık olduğunu gösteriyor. O, düşüncelerinde, Tanrı’nın varlığını tanıyor. ”Ruh her şeyi, Tanrı’nın düşüncelerini bile araştırır“ (1.Kor.2:10-11). O bizim düşüncelerimizi tanımlayabilir. Yani bizlerle düşüncemizde özdeşleşir. “Yürekleri araştıran Tanrı, Ruh’un düşüncesini bilir. Çünkü Ruh kutsal yaşamlılar yararına, Tanrı istemi uyarınca yakarmaktadır“ (Rom.8:27). Bazen düşüncelerimizde zor bir durum içerisine düşeriz; ama Kutsal Ruh ileriyi bilir, bize yardım eder ve yol gösterir.

O’nun duygularından da bir kişi olduğu açıkça belli olur. O sevgidir ve O’nun sevme yeteneği vardır (Rom.5:5; 15:30). Kutsal Ruh üzülebilir (Efes.4:30). Grekçede bu sözün anlamı oldukça güçlüdür. Kutsal Ruh’u üzmek, O’na hakaret olarak da anlaşılabilir. O duygularında “yaralanabilir.“ 

B.    Kutsal Ruh Tanrı’dır

Kutsal Ruh’un Tanrı olduğunu nasıl anlayabiliriz?

1.    Kutsal Ruh, Baba Tanrı ve Oğul’la bir
   tutulur

Birkaç yerde her üçünden (üçlübirlikten) aynı düzeyde söz ediliyor: Matta 28:19; 1.Korintoslular 12:4-6 (Ayet 4: Kutsal Ruh, ayet 5: Mesih İsa, ayet 6: Tanrı) 2.Korintoslular 13:13; Efesoslular 4:4-6 vb.

2.    Kutsal Ruh’a tanrısal adlar verildi

İlkin “Rab“ adı. Eski Antlaşma’daki bir karşılaştırma buna yardımcı olur. Habercilerin İşleri 28:25-27’de söylenen, Yeşaya 6:8-10’daki aynı metin, Rab Tanrı’ya mal edilir.
2.Korintoslular 3:16-18 yine Kutsal Ruh’tan “Rab Tanrı“ olarak söz eder. Burası Çıkış 34:34 ile ilişkilidir.

Galatyalılar 4:29 da Tekvin 21:1-2 ile bağlantılıdır. Kutsal Ruh sadece “Rab“ olarak değil, doğrudan doğruya “Tanrı“ olarak adlandırılır. (Luka 1:35; Matta 1:18-20 ile karşılaştır.) Habercilerin İşleri 5:3-4’te Kutsal Ruh ve Tanrı yer değiştirilerek kullanılıyor.

3.    Kutsal Ruh’un Tanrısal nitelikleri vardır.

–    Tanrısal sürekliliği vardır (İbr.9:14).
–    Her yerde hazırdır (Mez.139:7-10).
–    Her şeyi bilir (Yu.16:8,12,13).
Burada İsa Mesih’in Kutsal Ruh’u göndereceği yazılıdır. "O gelince dünyayı günaha, doğruluğa ve yargıya ilişkin eleştirecektir." Kutsal Ruh dünyada her şeyden ve herkesten haberdardır; yeryüzünde olan her kişinin ne yaptığını tam olarak biliyor. İşte bu her şeyi bilmektir!

2.Petros 1:21: “Çünkü peygamberlik sözü hiçbir zaman insanın isteği ile ortaya çıkmamıştır. Tersine Kutsal Ruh tarafından  yönetilen insanlar Tanrı’dan konuşmuştur.“

- Her şeye gücü yetendir. Dünyanın yaratılışında bu belli oluyor. Yaratılışta Kutsal Ruh da vardı. “Tanrı’nın Ruhu beni yarattı” (Eyub 33:4) diyor Eyup.

Romalılar 1:4’te İsa Mesih’in ölümden dirilişi Kutsal Ruh’a mal edilir. Bizim yeni yaratılışımız, yeniden doğuşumuz, Kutsal Ruh aracılığıyla gerçekleştiği belirtilir. Tanrı’nın mutlak gücünün burada işlemde olduğu açıkça görülür (Yu.3:3-8; Titus 3:5).



C.    Kutsal Ruh Kutsal Yazı’da Adlar ve
   Simgelerle Gösterilir

1.    Kutsal Ruh’un adları

Kutsal Ruh’a ilişkin söylenen adların başında en çok sade bir şekilde “Ruh” gelmektedir. Bazı yerlerde “Kutsal Ruh“ ya da “Tanrı’nın Ruhu, İsa Mesih’in Ruhu“ olarak tanımlanıyor. O’nu Tanrı’nın Ruhu olarak tanımlayan değişik adlar da vardır.

Kutsal Ruh’un özelliklerini Kendi adları aracılığıyla öğrenmek çok güzel bir Kutsal Kitap çalışmasıdır. Örneğin, 2. Timoteos 1:7’de Kutsal Ruh’un, ’güç, sevgi, ağırbaşlılık – özdenetim Ruhu’ olduğu belirtilir. Bu ayette Kutsal Ruh’un üç özelliği bir anda görülür. O’nun özellikleri Yeşaya 11’inci bölümün başında bir liste olarak verilmiştir ve paralel ayetlerle kolaylıkla tümünü bir araya getirebiliriz.

2.    Kutsal Ruh simgelerle gösterilir

a.    Su

Eski Antlaşma’da Kutsal Ruh suya, yağmura benzetilir; örneğin Yeşaya 32:15; 44:3. Yeni Antlaşma’da da bu su resmi kullanılır! Yuhanna 7:37-39’da İsa şöyle der: “Susayan bana gelsin.“ Burada Yuhanna, su sözüyle Kutsal Ruh’a değindiğini söylemektedir.

1.Korintoslular 12’de su resminin iki değişik şeklini görüyoruz. Ayet 13’te Ruh’ta vaftizden söz edilirken Ruh’tan içmekten de söz edilmektedir. Kişi ondan içirilir.  Böylelikle O’nun içimizde olduğu ve aynı zamanda bizi çevrelediği anlaşılır.

b.   Hava Akımı

Hava akımının değişik şekilleri vardır. İnsan olarak soluğa, nefese sahibiz. Çevremizde hava akımı rüzgar olarak da kendisini belli eder. İbranice ve Grekçe’de ’Ruh’ sözcüğü kullanıldığı zaman, her iki anlamda da kullanılabilir. Böylelikle ruhun soluğa, nefese ya da rüzgara benzetildiği açıklanır. Eski Antlaşma’da buna ilişkin klasik bir parça, Hezekiel 37:9-14’tür.
Yuhanna 3.bölümde İsa Mesih, Ruh’u bir rüzgara benzetiyor.
Hezekiel 13:14’te rüzgar yıkıcı etkisiyle gösteriliyor. Kutsal Ruh hem yaşatabilir hem de yıkabilir.

c.    Ateş

Yeşaya 4:4-5. Olasılıkla Habercilerin İşleri 2:3.
Vahiy 4:2,3,5’de Kutsal Ruh yedi meşaleye ya da lambaya benzetilir. Büyük olasılıkla burada lamba Rabbin Toplanma Çadırı’ndaki yedi kollu şamdana benzetilmektedir. Bu nedene dayanarak Kutsal Ruh Vahiy’de ateşe benzetiliyor.

d.    Yağ

Yağ simgesi iki anlamlıdır; bu nedenle yağın iki değişik türünü düşünmeliyiz. Kutsal Ruh bir keresinde meshetme yağına benzetilir. Bu yağ hem katı, hem de sıvı halde olabilir. Yağ şifa amacıyla da kullanılırdı. Sıcak iklimde insan cildi kuruduğunda, yağ sürülürdü. Sürülen yağın rahatlatıcı bir etkisi vardır. Ya da yağ güzellik - kozmetik olarak da, örneğin saçlara sürmek için kullanılırdı.

Olasılıkla törelere göre güzelleşmek nedeniyle yağlanmaktan söz edilince yağlanan kişinin özel biri olduğu akla gelir. Yeşaya 61:1’de Mesih’in meshedilmesinden söz edilmektedir. Yeni Antlaşma’da da açık bir şekilde Kutsal Ruh’u aklımıza getiren meshedilmeyle ilgili bir kaç metin var. 1.Yuhanna 2:20-27; 1.Petros 4:14-16.

Kutsal Ruh kandil yağına da benzetilmektedir (Zekarya 4:2-6,10).

Yakub 5:4 de yağdan söz eder; fakat burada Kutsal Ruh’u düşünmek gerekmez. Herhangi bir madde ruhsal konularda benzetme olarak kullanılmışsa, bu Kutsal Kitap’ın her zaman aynı madde konusunda bunu yapacağı anlamına gelmez. Burada da Kutsal Kitap’a uygun belgeler önemlidir. Varsayımlarımız bol, ama ancak açık ve belirgin olan gerçekleri öğretebiliriz.

Matta 25:1-13’deki öğreti açıktır. Düğün evine gelebilmek için beş bakire kızın ellerindeki yeterli değildi. Onlar diğer beş kızın sahip olduklarının benzerine sahiptiler, ama ellerindeki yetmedi.

Onlar burada, diğer insanlar gibi bir dine sahip olan ve hatta pek çokları gibi içlerinde Tanrı korkusu bulunan insanları gözönüne sermekteler. Ama Tanrı’nın Göksel Egemenliğine girebilmek için daha fazlası gereklidir. İsa’nın burada belirtmek istediği, kişinin zamanında hazırlanıp sabırla beklemesi gereğidir. Belki de burada başlangıçta imanı benimseyip ama sonuna dek dayanmayan insanlara değiniliyor olabilir (imanı benimsemek ayrı bir şey, iman edip yeniden doğmak ayrı bir şeydir).

Bazen hepimiz uykuya dalabiliriz; bu nedenle çok dikkatli olmamız gerek. Bununla beraber uyanık olmalı ve bizi öbür tarafa götürecek şeye sahip olmalıyız.

Burada sözü edilen yağın ne anlama geldiğini sormak bana gereksiz geliyor. Bu şekil benzetmedir; sadece bir ya da iki gerçeği ortaya koymak içindir. Olayın içerisindeki diğer şeyler de gerçeği aydınlatmaktadır. İsa Mesih, bunu neden anlattığını açık bir şekilde söylüyor. Dolayısıyla O geldiğinde bizi kapıdan içeriye geçirebilecek olana sahip olmamızı, o anda hazır bulunmamızı hatırlatıyor. Mesih İsa’nın ne zaman geleceği bilinmediği için, her an hazır olmamızı buyuruyor.

Ayrıca Matta 25’te henüz  Pentekost gününe ulaşmış değiliz. Her ne kadar Pentekost gününden önce Kutsal Ruh’dan söz ediliyorsa da daha sonra açıkça bundan söz edileceğine göre bu metinden fazlasıyla bir şeyler beklemek doğru olmaz. Kutsal Kitap’ı okurken hayal gücümüzün dizginlerini elden bırakmamaya dikkat etmeliyiz.

Matta 25’de sözü edilen yağ, büyük bir olasılıkla Kutsal Ruh’la ilgili bir benzetme değildir.

e.    Mühür

Biz Sevindirici Haber’i kabul ettiğimizde (yani Tanrı Sözü’nü duyup İsa Mesih’e iman ettiğimizde) Kutsal Ruh’la mühürlendik (Efes.1:13; 4:30; 2.Kor.1:21-22). Mühür nelerden söz eder, ne anlama gelir? Mühür değişik yönlerde kullanıldı ve değişik şeyleri gösterir:

Mühürden söz edilince iş sonuca vardı demektir. Yani, sona ermiş demektir. Eğer biz Kutsal Ruh’la mühürlendiysek (ki mühürlendik), Kutsal Ruh’u aramamız sona ermiştir. Biz  O’nun tarafından bulunduk ve mühürlendik!

Mühür aynı zamanda, bir kimsenin bize sahip çıkmasından, bizi istediği gibi kullanma hakkına sahip olmasından ve sorumluluğumuzu üzerine almış olmasından söz eder. Burada iki ayrı nokta dikkatimizi çekiyor: Biz bir kimseye aitiz ve o bizi istediği şekilde yönetme hakkına sahiptir. O karar verme hakkına sahip bir Kral gibidir. Diğer yandan O, her zaman bize yardım etmeye hazırdır. O’na güvenmeliyim, çünkü O’na aitim. O benim sorumluluğumu üzerine almıştır. Tanrı bizim sahibimizdir, aynı zamanda da yardımcımızdır. Kutsal Ruh’ta da durum aynıdır.
Mühür devamlılık ve dayanıklılıktan da söz eder. Bu nedenle O nasılsa öyle kalacaktır. ”O sizdedir ve sizde kalacaktır.” Kutsal Ruh kalmak için gelmiştir.

Mühür, mühürleyeni işaret ediyor. O, mühürleyenin simgesini, işaretini taşıyor. Ve biz Kutsal Ruh’u düşündüğümüzde, gökteki Rabbimiz İsa Mesih’i ve Baba Tanrı’yı düşünmemiz gerekiyor.

f.    Güvence

Ortaya bir güvence konmuşsa bunun anlamı, daha da çok verileceği vaad edilmiş oluyor. Eğer Kutsal Ruh güvence olarak gösteriliyorsa, bu, yarın Kutsal Ruh  daha da çok gelecektir anlamına gelmez. Tersine Kutsal Ruh’un kendisi güvencedir ve bu güvence Tanrı’nın bize vermek istediği ilk şeydir.

Kutsal Ruh’u güvence olarak gösteren üç ayet:
2. Kor.1:22; 5:5; Efes.1:14.





Bölüm II

YARATILIŞTAN  MESİH’E KADAR KUTSAL  RUH


A.   Yaratılışta Kutsal Ruh

Tekvin 1:2: ”Tanrı’nın Ruhu suların yüzü üzerinde hareket ediyordu.” Bu Kutsal Ruh’un yaratılışta katılımda bulunduğunun işaretidir. 26.ayette, ”Suretimizde, benzeyişimize göre insan yapalım” cümlesinde büyük olasılıkla üçlü birlikten söz ediliyor.

Eyup 33:4-6’da insanın yaratılışından söz ediliyor. Yeşaya 40:12-26’da Tanrı, peygamber aracılığıyla konuşuyor. Yaratıcı Tanrı, putlarla karşılaştırılıyor. Metnin tamamında Yaratıcı’yı göz önünde bulundururken 13. ayetten sonra bu metin Kutsal Ruh’a da değiniyor.

B.   Kutsal Ruh ve Tufandan Önceki
   İnsanlar

Tufandan önce Kutsal Ruh sapmış insanlığa yardımcı olmaya çalışıyordu (Tekvin 6:3). Ne yazık ki, bu insanların Tanrı’nın Ruhu’na karşı geldiklerini okumaktayız. Büyük bir olasılıkla 2.Petros 2:5 bu olaydan söz ediyor. Orada Nuh’un tanıklığı anlatılıyor.

Belki 1.Petros 3:19 da bu olaydan söz ediyor: Kutsal Ruh, bu dünyada karanlık zindanlarda olan insanları kurtarmak istiyor. İnsanlar genellikle yaratılışa sığınmayı ve kendilerini bu dünyaya bağlamayı arzu ederler. Yaratılışın içindeki nesnelerden teselli ararlar. Eğer herhangi bir tehlike yoksa yaratılışın içindeki insan kendini rahat hisseder. Herhangi bir hastalık veya felaketle karşılaştığında, gücünün sınırına gelir – elinden artık bir şey gelmediğini anlar.

O zaman şu soruyu sormamız gerekiyor: Kişi bu sınırın üstesinden gelebilecek mi? İnsanın durumu ister iyi, isterse kötü olsun, Tanrı aslında her iki şekilde insana konuşur. Birincisi iyiliği ve iyi yürekliliğiyle, ikincisi de ciddiyetiyle. Eğer insan tövbe edip dönerse, Kutsal Ruh onu bu yaradılışın dışında olan Tanrı'ya yöneltir (Kutsal Ruh onu Tanrı’ya ulaştırmaya hazırdır – kurtuluşa kavuşturur). Nuh’un günlerinde Tanrı’nın sözünü dinleyenler sadece sekiz kişiydi ve yaradılışın dışında olan Tanrı’ya güveniyordu. Bu yüce Tanrı’ya güvendikleri için bu dünya onlar için artık bir zindan değildi.

C.   Yaratılıştan Mesih’e Kadar Olan
   Zamanda Kişilerin Bireysel
   Yaşamı ve Kutsal Ruh

Aslında Kutsal Ruh İsrail’de etkindi. Ama Tanrı halkının dışında da etkin olabilir. Peygamberler Kutsal Ruh tarafından gönderildiler ve kullanıldılar. Onlar sadece İsrail’de peygamberlik yapmadılar. Onlar peygamberlik ederken Kutsal Ruh onların sözlerindeydi; çünkü Kutsal Ruh Tanrı’nın Sözü’nde mevcuttur. Bir peygamber Mısır’a, Asurlular'a ya da başka herhangi bir halka bir haber getirdiğinde Kutsal Ruh orada da etkindi.

Şimdiyse Kutsal Ruh’un (Eski Antlaşma döneminde) birçok insanın yaşamı üzerindeki etkinliğine bakalım.

1.   Kutsal Ruh İshak’ın doğumunu olanaklı kıldı

Galatyalılar 4:28-29

2.   Kutsal Ruh çeşitli insanların üzerine tekrar
   ve tekrar geldi

Yükün ağırlığını paylaşacak olan (görev paylaşımını üstlenebilmek için)  Musa’nın yardımcıları üzerine gelmiştir (Sayılar 11:17). Hakimler zamanında Kutsal Ruh, aşağıda belirtilen insanlar üzerine gelmiş ve onları yargıçlık görevi için hazırlamıştır: Otniel (Hakimler.3:9), Yeftah (11:29), Şimşon (14:6,19; 15:14) Meshedildikten sonra da Saul’a (1.Samuel 10:1,6,10), Davut’a (1.Samuel 16:13), Saul’un hizmetkarlarına (1.Samuel 19:18-20), Elişa’ya (2.Krallar 2:15), Azarya’ya (2.Tarihler 15:1) ve Simeon’a (Luka 2:25).

3.   Kutsal Ruh (Yaratılış’tan Mesih’e dek olan
   çağda) insanın içinde olabildi

Örneklerden birkaçı: O,  Yusuf’ta (Çıkış 41:38),  Musa’da  (Yeşaya 63:11), Yeşu’da (Sayılar 27:18), Daniel’de (Daniel 4:5,6,15; 5:11,12,14), Hezekiel’de (Hezekiel 2:2; 3:24) olduğu gibi diğer peygamberlerde de (1.Petros 1:11) oldu.

Belirli durumlarda Kutsal Ruh, içinde bulunduğu insanları doldurdu. Betsalel ve yanındaki kalfalar (sanatkarlar) bilgelik ve beceriklilikle donatıldılar (bilgeli ve yetenekli kılındılar). Tanrı onlara planını belirtti ve Toplanma Çadırı’nın bu tasarıya göre yapılmasını sağladı (Çıkış 28:3; 31:1-11; 35:30-35) Yeşu üzerine el konulduktan sonra Ruh’la doldu ve bilge bir insan oldu (Tesniye 34:9). Mika peygamber halkını cezalandırabilmek için Ruh’la dolmuştu (Mika 3:8). Vaftizci Yahya doğmadan önce annesinin rahmindeyken Ruh’la dolmuştu (Luka 1:15,41). Babası Zekeriya Kutsal Ruh’la dolduktan sonra peygamberlik etti (Luka 1:67). 

4.   Kutsal Ruh insanları yönlendirdi

Birkaç örnek: Simeon Luka 2:27’de Kutsal Ruh tara¬fından yönlendiriliyor. Hezekiel gördüğü rüyetinde (Hezekiel 8:3; 11:1,24). Davut, Ruhun yönlendirmesi için dua ediyor (Mezmur 143:10). Yönlendirmek bir itici güç de olabilir (Hakimler 13:25). Yönlendirmek bedenen beraberinde götürmek de olabilir (kişiyi olduğu gibi alıp başka yere götürebilir) (1.Krallar 18:12,45; 2.Krallar 2:15-16; Hezekiel 2:2; 3:12,14).

5.   Kutsal Ruh insanlara konuştu

Bundan çok az söz ediliyor (Hezekiel 3:24; 11:5;
Luka 2:26).

6.    Kutsal Ruh insanlar aracılığıyla konuştu

Eğer Kutsal Ruh bir insan aracılığıyla konuştuysa bu eylem onu peygamber yaptı. Tanrı bu insanı bir megafon gibi (sözcüsü olarak) kullandı.
Sayılar 11:25-29; 24:2-4; 1.Samuel 10:6,10; Nehemya 9:30; Zekerya.7:12

1.Petros 1:11: (Peygamberler) "Mesih’in çekeceği işkenceleri ve bu işkenceler ardından gelecek yüceliği araştırdılar. Kendilerinde bulunan ve önceden tanıklık eden Mesih Ruhu’nun kimi ve hangi çağı belirttiğini soruşturdular!"

D.   Değerlendirme

1.   Kutsal Ruh’u kişisel olarak yaşayan
   insanların sayısı sınırlıydı.

Tanrı’nın halkı arasında bile bu böyledir: Kutsal Ruh İsrail’le beraberdi (Haggay 2:5), ama bunu herkes kişisel olarak yaşamıyordu. Luka 11:13 bu konuyla ilgilidir. Bu ayete göre o çağlarda Kutsal Ruh’un herkeste olması doğal değildi. Kutsal Ruh bazı durumlarda istenmeliydi. Tanrı da O’nu isteyenlere severek verdi.

2. Birey O’nu farklı ölçüde yaşadı

“Ölçü” sözünü somut anlamda ele almamak gerek. Bu kavram özellikle iki ayet için geçerlidir:

Sayılar 11:25:  Musa işlerinin çokluğu nedeniyle Tanrı’ya şikayette bulunuyor. Tanrı ne yapıyor? Yanına 70 adam veriyor. Sonra Musa’nın üzerinde bulunan Ruh’tan alıp diğer 70 adama da dağıtıyor.

2.Krallar 2:9: Elişa İlya’nın ruhundan iki pay istiyor. Tam olarak bunun ne anlama geldiğini bilemiyoruz. Biz bunu olduğu gibi kabul ediyoruz. Dikkati çeken nokta Elişa’nın yaşamında oluşan mucizelerden söz edildiğinde, İlya’nın yaşamındaki mucizelerin iki katı oluşu göze çarpmaktadır. Bunun Elişa’nın dileğiyle ilgisi olup olmadığını bilmiyoruz.

3.   Kutsal Ruh’un kalma süresi sınırlıydı

Kutsal Ruh’un insanın yanında kalış süresi belirsizdi.

a. (Eski Antlaşma döneminde) Kutsal Ruh geldiği gibi tekrar gidebilirdi de

Saul’de olduğu gibi (1.Samuel 16:14). Davut da bu duru-ma düşebilme olasılığından korkmuştu (Mezmur 51:11).

b. Kutsal Ruh aynı kişiye yeniden gelebilirdi

Örneğin, Şimşon’da olduğu gibi (Hakimler 13:25; 14:6,19; 15:14). Saul da aynı durumu yaşadı (1.Samuel 10:10;19:23), Hezekiel de (Hezekiel 2:2; 3:24; 11:5).

4.   Kutsal Ruh’un etkisi sınırlıydı

Eski Antlaşma’nın hiçbir yerinde yeniden doğuşun yaşanıldığına ilişkin bir bilgi verilmiyor. Sadece bir vaat olarak bildiriliyor. Örneğin, Hezekiel 36:26-27’de şöyle diyor:
“Size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh koyacağım. İçinizdeki taştan yüreği çıkaracak, size etten bir yürek vereceğim. Ruhumu içinize koyacağım; kurallarımı izlemenizi, buyruklarıma uyup onları uygulamanızı sağlayacağım.”

Açıkça görülüyor ki, Eski Antlaşma’nın bu son döneminde bile yeniden doğuş gerçekleşmiş değildi. Galatyalılar 4:1-7’ye de bak. 1.Samuel 10:6,9,10’da Saul başka bir adam oldu, deniyor. Ama bu Yeni Antlaşma’daki yeniden doğuş anlamında değildi. Kutsal Ruh insanların üzerine geldiğinde elbette ki birkaç şeyler değişmekteydi. O dönemde oluşan bu şekil bir değişim, henüz yeniden doğuş değildi.

Anlaşılan o ki, Eski Antlaşma inanlıları benzer ölçülerde bir ruhsal yaşamı elde edebiliyorlardı, çünkü Tanrı’nın Sözü’ne sahiptiler ve bu Söz’de Tanrı’nın Ruhu yaşamaktadır. İnsanlarda yer eden ve yaşayan Tanrı Sözü o insanlarda olduğu ölçüde Tanrı’yla ilişkilerini oluşturmaktadır. Yine de burada belirsiz bir durum vardı, sadece tat almak söz konusuydu, çünkü bu henüz Tanrı’nın öngördüğü şey değildi. İsa ”Size söylediğim sözler Ruh’tur” (Yu.6:63) dedi. Şunu da diyebiliriz ki, İsa bu sözleri Eski Antlaşma peygamberlerine de vermişti. Bu sözler İsa’nın da sözleridir. İsa Ruh’un Söz’de bulunduğunu söylüyor. Bununla ilgili olarak Mezmur 119 çok açık bir şekilde anlaşılıyor. Eski Antlaşma inanlıları büyük bir ruhsallığa erişebiliyorlardı.

İbraniler 10:1-4, Eski Antlaşma inananlarını anlamak için önemli bir parçadır. Hayvanların kanı günahı insanın üzerinden alamıyor, hiçbir günahı ortadan kaldıramıyor. İbranilere yazılan mektup Mesih’in kurban edilişinin önemini gösterebilmek için bunu sürekli vurguluyor. O vakte kadar günahlar kalıcıdır. Yazar şimdi şöyle açıklıyor: Günah gerçekten ortadan kaldırılmadıkça bir vicdan rahatlığından söz etmek mümkün değildir. İkinci ayet kurbanların çokluğundan söz ediyor. Rahiplerin kendileri bile bugün bizim hissettiğimiz temiz vicdan rahatlığını hissetmemişlerdir.

Bu konu karşısında Mezmur 32 ya da İbrahim’in doğru sayılmasından söz eden Tekvin 15 nasıl bir anlam taşımaktadır? Böyle metinleri bir araya getirmek gerek. Romalılar 3. bölüme göre doğrulukla donatılmak Mesih’in ölümüyle mümkün oluyorsa (Romalılar 4'e göre bağışlanmak doğrulukla donatılmaktır) ve İbraniler 10:2’ye göre yalnız İsa’nın ölümünden sonra bağışlanma mümkün olunuyorsa, Davut’un Mezmur 32’de söz ettiği bağışlama bir vaat anlamını taşımaktadır. Aynı şekilde Romalılar 4’te İbrahim’in doğru sayılma konusu bir vaat olarak kayda geçmiştir. Bu, banka hesabına yatırılan ve kayda geçirilen parayla karşılaştırılabilir. Asıl günah daha ortadan kaldırılmış değildir; ama imanları aracılığıyla doğru sayılma, bağışlama hesaplarına geçirilmiştir. Asıl olan aslında gelmeliydi. Mesih ile ilgili vaat uyarınca o dönemlerde de sevinebiliyorlardı. Davut gibi bir imanlı bu düşünceye göre o anlık bağışlanmasına sevinebiliyordu, ama İbranilere Mektubunun bu konuda söylediklerini unutmayalım. Eski Antlaşma inanlıları bizim yaşadıklarımızı yaşayamadılar. 

Vicdanımızın rahatlaması ayrıcalığını asla küçümseyemeyiz. Ancak Mesih İsa’nın kurban oluşunun gerçekleşmesinden sonra Kutsal Ruh bunu sağlayabilirdi. Diğer taraftan görüyoruz ki, tam bir imanla yaşayabildikleri ölçüde sevinçleri büyük oluyordu. İbraniler 11:13’de bunu açıkça görüyoruz: “Vaadlere kavuşmadılar, ama onları uzaktan görüp selamladılar!” Vaat sanki oradaymış gibi onu selamlamışlardı. Vaad’i uzaktan görüp işaret ettiler, tıpkı bir insanın birini uzaktan görüp tanıması, ona el sallayıp selamlaması gibi. Henüz vaade kavuşmuş olmadıkları halde öylesine Gerçek’ten emin olmuşlardı ki, bu ta o zamandan onlarda büyük bir sevinç sağlamıştı.

Bu bize ders olmalıdır. Belirli bir ölçüde de olsa kurtuluşa sahip olmamıza rağmen, henüz her şeye sahip değiliz. Çünkü İsa gelecektir ve eksik olanları tamamlayacaktır. Gelecek olan için biz şimdiden sevinebiliriz. Her ne kadar çevremiz karanlık görünse de – Eski Antlaşma inanlıları gibi – bakışlarımızı başka tarafa, Rab’be çevirebiliriz.





Bölüm III

KUTSAL RUH VE MESİH


A.   Kutsal Ruh Ve Mesih’in Dünyaya
   Gelişi

Kutsal Ruh’un Mesih’in dünyaya gelişiyle bağlantısı nedir?

1.   Kutsal Ruh peygamberler aracılığıyla gelişini
   vaadetti
1. Petros 1:11; Yeşaya 48:12-16

2.   Kutsal Ruh Mesih’in doğuşunda etkili
oldu
Luka 1:32, 35; Matta 1:18,20

B.   Mesih’in Kutsal Ruh’la
   Meshedilmesi

H.İ.10:36-38

1. İsa Meshedildiğinde ne oldu?

Meshetmek demek Kutsal Ruh’un O’nun üzerine gel¬mesi, O’nun üzerinde durması ve hizmetinde O’nu yetkiyle donatması demektir (Yeşaya 61:1; krşl.42:1)

2.   Mesih İsa için meshedilmek ne anlamına
   gelmez?

İsa’nın meshedilmeden önce Kutsal Ruh’tan yoksun olduğu anlamına gelmez. Bu düşünülemez bile. İsa’nın Kutsal Ruh’la vaftiz olduğu anlamına da gelmez. İsa’nın meshedilmesi Kutsal Ruh’la vaftiz olmak anlamına da gelmez. Vaftiz gömmek, defnedilmek demektir ki, bu ölümden sonra yapılan bir işlemdir; ölüm ise günah nedeniyle ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte İsa ne günahı, ne de ölümü tanır. Ruh’ta vaftiz bir kurtarma işidir ve kusursuz olan için bu söz konusu değildir. Doğruların Ruh’ta vaftize ihtiyaçları yoktur (doğru olan tek kişi de İsa Mesih’tir. Bu nedenle O’nun ruhta vaftize gereksinmesi yoktur). İsa’nın vaftizi O’nun çarmıha gerilip tekrar dirilmesidir. Ruh’ta vaftizimiz bizi O’nun öyküsüne (tarihine) götürüyor!

C.   Mesih’in Görev ve Yaşamında Kutsal
   Ruh

1. İsa Kutsal Ruh tarafından yönlendirildi

Markos 1:12; Luka 4:1

2.   Kutsal Ruh’un gücüyle İsa denenmeye karşı
   koyabildi

Bu deneme görevinin başlangıcında oluyor. Luka 4:1: ”İsa Kutsal Ruh’la dolu olarak Ürdün Irmağı’ndan döndü ve Ruh tarafından çöle yöneltildi.” Bu olayın sonunda (ayet 14) şöyle okuyoruz: "İsa Ruh’un gücüyle Galile’ye döndü.” Kutsal Ruh O’nun yaşamında direnme gücüydü.

3.   Konuştuğu sözler İsa’ya  Kutsal Ruh
   aracılığıyla verildi

“Tanrı’nın gönderdiği kişi Tanrı’nın sözlerini konuşur. Çünkü Tanrı Ruh’u sınırsız verir. Baba Oğul’u sever ve her şeyi O’nun eline  vermiştir” (Yu. 3:34-35).

4. İsa Kutsal Ruh aracılığıyla mucizelerini yaptı

Habercilerin İşleri 10:38: “Tanrı’nın Kutsal Ruh’la ve büyük güçle meshettiği Nasıralı İsa’yı da biliyorsunuz. O iyilik yaparak ve iblisin egemen olduğu tüm insanları iyi ederek her yeri dolaştı. Çünkü Tanrı O’nunla beraberdi“.
Bununla ilgili bir örneği Matta 12:28’de görüyoruz.

5.    İsa’nın düşünce ve davranışları Kutsal Ruh
   tarafından belirleniyordu

Yeşaya 11:1-3

D.   Mesih’in Elemlerinde Kutsal Ruh

Burada gizemli bir bölüme geliyoruz. Bu konuyla ilgili sadece bir metin vardır ve bu metinde ne söylenmek istendiğini anlamak oldukça güçtür. İbraniler 9:14’te "İsa Mesih’in kendisini sonsuz Ruh aracılığıyla Tanrı’ya sunduğu!" belirtiliyor. Burada, çarmıha gidişinden söz edildiği anlaşılıyor. O korkarak geri çekilebilirdi. Getsemani bahçesindeki olay bunun basit bir şey olmadığını gösteriyor. Bununla birlikte O’nun Kutsal Ruh’un yardımıyla kendini sunmaya hazır olduğunu anlayabiliriz. Hatta bu O’nun ölümüyle ilgili olduğunu da akla getiriyor. Bizler için bu bir giz olarak kalacaktır; ama Kutsal Ruh burada da etkin olmuştur.

E.   Mesih’in Yüceltilişinde Kutsal Ruh

Yükseliş, aşağılanmanın en alt noktasından sonra, diriliş ile başlamaktadır.

1.   Kutsal Ruh’un İsa’nın dirilişinde payı
   vardır

Bu durum yeniden dirilişi bir güç eylemi olarak gösteriyor.
Romalılar 1:4: ”O, Kutsallık ruhu açısından ölüler arasından dirilerek yeterli güçle Tanrı’nın Oğlu atanan Rabbimiz İsa Mesih’tir.”

O aynı zamanda haklı çıkarma (Mesih’in doğruluk getiren) eylemidir. Romalılar 4:22-25: ”Bu nedenle,  imanı kendisine doğruluk sayıldı. Kaldı ki, ”Kendisine sayıldı” sözleri yalnız onun (İbrahim) için yazılmış değildir. Bu sözler bizim için de yazılmıştır. Rabbimiz İsa’yı ölüler arasından diriltene iman eden bizler için de iman doğruluk sayılacaktır. İsa bizim suçlarımız için ölüme teslim edildi ve doğruluğumuz için ölümden dirildi.” Aynı şekilde 1.Timoteos 3:16: ”Tartışmasız tanrısayarlığımızın gizi büyüktür. O bedende açıklandı, Ruh’ta doğrulandı, meleklere göründü, uluslar arasında adı yayıldı, dünyada O’na iman edildi, yücelik içinde yukarı alındı.”

Diriliş İsa’nın doğruluğunu gösteriyor. Doğru kılınmak sadece kötülük yapmış olanlar için değil, doğru sayılmayan suçsuz olanlar için de gereklidir. İsa Mesih çarmıhta tüm haksızlığı üzerine alarak herkesin gözü önünde haksız kılındı. Suçsuz olduğu halde, O’nun doğru kılınması gerekliydi. Bu durum dirilişte, Kutsal Ruh’ta doğrulanmakla gerçekleşti.

Böylece İsa Mesih’in dirilişi bizim doğru olabileceğimizi (haklı çıkabileceğimizi) olanaklı kılıyor demektir. İsa hiç günah işlemedi, tam tersine O tümden doğruydu; buna rağmen O’nun ölümü başkalarının suçu için oldu. İşte bizim doğrulukla donatılmamız, haklı çıkarılmamız ancak bu yolla olanaklı kılındı.

2.   Kutsal Ruh göğe çıkan tarafından
   gönderilmiştir

Yuhanna 14:16: ”Ben de Baba’dan isteyeceğim. O size, sonsuza dek sizinle birlikta kalsın diye başka bir Avutucu verecektir!”
Yuhanna 15:26: ”BENİM Baba’dan sizlere göndereceğim Avutucu, Gerçek Ruhu gelince – ki O Baba’dan gelir –  bana tanıklık edecektir.”
Yuhanna 16:7: ”Ama size gerçeği söylüyorum. Gitmem sizin için daha iyidir. Çünkü gitmezsem Avutucu size gelmez. Ama gidersem, O’nu size gönderirim.”
Titos 3:6: ”Tanrı Kutsal Ruh’u kurtarıcımız Mesih İsa aracılığıyla bollukla üzerimize döktü.”

3.   Kutsal Ruh yüceltilenin hizmetinde
   bulunmaktadır

Yuhanna 14:26: ”Baba’nın adımla göndereceği Avutucu – Kutsal Ruh – size her şeyi öğretecek ve tüm söylediklerimi anımsatacaktır.”
Yuhanna 16:13-15: ”Oysa O – Gerçek Ruhu – gelince sizi tüm gerçeğe yöneltecektir. Çünkü kendiliğinden konuşmayacak, duyduklarını söyleyecek ve ileride olacakları size bildirecek. O beni yüceltecek, çünkü benim olandan alıp sizlere bildirecek. Baba’nın her nesi varsa benimdir. Bu nedenle benimkinden alıp sizlere bildirecek dedim.”
Romalılar 8:2: ”Çünkü Mesih İsa’da yaşam veren Ruh’un yasası beni günah ve ölüm yasasından özgür kıldı.”
Vahiy 3:1: ”Sardis’teki kilise topluluğunun meleğine yaz. Tanrı’nın yedi Ruh’unu ve yedi yıldızı kendinde bulunduran şu sözleri bildiriyor: ’Yaptıklarını biliyorum. Sanki yaşıyorsun gibi bir adın var ama ölüsün.’”

Bugün Kutsal Ruh tekrar ve tekrar İsa Mesih’i işaret etmektedir. Bugün İsa yücelerdedir, Kutsal Ruh ise burada, yeryüzündedir. O, İsa Mesih’i işaret ediyor. İsa Mesih yeryüzündeyken Baba’yı işaret ettiği gibi.

Kutsal Ruh İsa Mesih’e ilişkin iki noktaya işaret etmektedir.

İnanlı olmayanlara:

Yuhanna 15:26-27: ”Baba’dan sizlere göndereceğim Avutucu, Gerçek Ruhu gelince – ki O Baba’dan gelir – bana tanıklık edecektir. Siz de tanıklık edeceksiniz. Çünkü başlangıçtan beri benimle birliktesiniz.”
Yuhanna 16:8-11: ”O gelince dünyayı günaha, doğruluğa ve yargıya ilişkin eleştirecektir. Günaha ilişkin, çünkü bana iman etmezler. Doğruluğa ilişkin, çünkü Baba’ya gidiyorum, artık beni göremezsiniz. Ve yargıya ilişkin, çünkü bu dünyanın başkanı yargılandı.”
Yuhanna 16:14: ”O beni yüceltecek, çünkü benim olandan alıp sizlere bildirecek.”
Habercilerin İşleri 1:8: ”Ama Kutsal Ruh sizlere geldiğinde güç ile kuşanacaksınız. Yeruşalem’de, tüm Yahudiye’de, Samiriye’de ve dünyanın en uzak köşesine dek benim tanıklarım olacaksınız.”

İnanlı olanlara:

1.Korintoslular 12:2-3: "Biliyorsunuz, uluslara bağımlıyken dürtülerinizin sürükleyişiyle dilsiz yabancı tanrılara yöneltildiniz. Bu nedenle, bilmenizi isterim ki, Tanrı Ruhu’yla etkilenen hiç kimse ”İsa’ya lanet olsun” demez. Kutsal Ruh’la etkilenmeyen de ”İsa Rab’dir” diyemez".

2.Korintoslular 3:18: "Hepimiz açılmış yüzle Rabbin yüceliğini aynada yansıtırcasına, bir yücelikten bir yüceliğe geçerek, aynı görünüme dönüştürülüyoruz. Ruh olan Rabbin etkisidir bu!"

1.Yuhanna 5:5-10: ”İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olduğuna iman edenden başka kim dünyaya üstün gelebilir? Suyla ve kanla gelen O’dur. Yalnız suyla değil, suyla ve kanla gelen İsa Mesih’tir. Buna Ruh da tanıklık eder. Çünkü Ruh gerçektir. Tanıklık eden üçtür: Ruh, su ve kan. Üçü de uyumdadır. Eğer insanların tanıklığını kabul edersek, Tanrı’nın tanıklığı bundan üstündür. Tanrı’nın tanıklığı Oğlu’na ilişkin ettiği tanıklıktır. Tanrı’nın Oğlu’na iman eden, bu tanıklığı varlığında taşır. Tanrı’ya iman etmeyen O’nu yalancı çıkarmış olur. Çünkü Tanrı’nın Öz Oğlu’na ilişkin ettiği tanıklığa iman etmemiştir."

















Bölüm IV

VAAT EDİLEN KUTSAL RUH’UN GELİŞİ


A.   Vaat edilen Kutsal Ruh’un Gelişi Söz
   Konusudur Burada

Eski Antlaşma’da Kutsal Ruh tekrar ve takrar insanlara geldi, Mesih’in üzerine ise özel bir şekilde geldi. Şimdi kendisinden söz edeceğimiz Kutsal Ruh’un gelişi üç kilit noktayla işaretlenmiştir.

Habercilerin İşleri 1:4-5’de Vaad’den söz ediliyor: ”Kendileriyle bir aradayken onlara Yeruşalem’den ayrıl¬mamalarını, Baba’nın vaadini beklemeleri için buyruk verdi: Siz bu vaadi benden duydunuz. Bildiğiniz gibi Yahya su ile vaftiz etti, ama bir kaç gün içinde siz Kutsal Ruh'la vaftiz edileceksiniz.”

Bu söz bir zaman sınırlaması koyuyor. Gelecek olan Ruh’un gelişi özel bir türde olacaktır ve daha önceki geli¬şinden ayrıcalığı farkedilecektir. İsa, Babasının Kutsal Ruh’u vaadettiğinden söz ediyor. Eski Antlaşma’da pey¬gamberler aracılığıyla bu vaat bolca verildi, çünkü orada sadece Mesih’in değil Mesih’in Ruhu’nun da vaadi var¬dır. Vaftizci Yahya da O’nu vaadetti. İsa’nın kendisi di¬ğerlerinden daha çok  Kutsal Ruh’tan söz etti.

Bu bir vaaddi. Şimdiye dek  bu vaat gerçekleşmemişti. Bundan sonrası bu vaadle ve bu vaadin yerine gelmesiyle ilgiliydi.O güne kadar Ruh’un gelişiyle ilgili olarak her ne kadar söz edilmiş ve aynı terimler kullanılmışsa da şimdi gelecek olanın aynısı değildi. Burada özellikle her bölümün üzerinde durup, dikkatlice bakmalıyız ve bir yere takılıp kalmadan tüm bölümlerin yardımıyla açık bir fikir edinmeliyiz.

Galatyalılar 3:14: ”İbrahim’in kutluluğu İsa Mesih’te uluslara ulaşsın diye oldu bu. Öyle ki, vaat edilen Ruh’u iman aracılığıyla alabilelim.” Burada Pavlos’un Eski Antlaşma’nın orta yerinde durduğunu görüyoruz. O ileri¬ye bakıp “Tanrı İbrahim’e Mesih’le ilgili bir vaat verdi” diyor.

Bu vaat İbrahim’in soyu içindi. Yalnız İsrail halkı için değil, aynı zamanda diğer uluslardan olan inananlar için¬di. İnsanlar neden İsa Mesih’in vaadini almalı ve Sevinç Getirici haberden yararlanmalıdır? ”Ruh’un vaadini” ala¬bilmeleri için. Vaat edilen Ruh ancak Mesih aracılığıyla gelebilirdi. Önce Mesih kendisi geldi sonra Kutsal Ruh. Daha önce ise Kutsal Ruh’un vaadinden söz ediliyordu.

Efesoslular 1:13’de Pavlos düşünceleriyle Yeni Antlaşma’da dururken, bakışlarını eskiye çevirdiğini  gö¬rüyoruz. Okuyucuları İncil’i kabul ettiler ve Ruh’u aldı¬lar. Burada Pavlos ”Vaat edilen Ruh” deyimini kullanı¬yor, çünkü vaat yerine geldi ve Ruh şimdi buradadır.

B.   Bu Vaadin Gerçekleşme Şekli ve Yeri

Bu gelişin irdelenmesiyle hangi deyimler kullanılıyor?

1.   Yeruşalem’de

Habercilerin İşleri 1:4-5’te İsa Ruh’un yakında gelece¬ğinden söz ediyor. Bu verilen vaat birçok güne kalmadan da gelmiş olacak. Daha sonra bunun on gün olduğunu görüyoruz. İkinci bölümde gelecek olanın O olduğu söy¬lenmediği halde bunu birinci bölümde ve Petros’un sonraki sözlerinden anlıyoruz.

Habercilerin İşleri 1:4-5’te ”Ruh’ta vaftiz”den söz ediliyor. Vaat  Ruh’ta olan bir vaftizle gerçekleşiyor.

8. ayette yine Kutsal Ruh’un geleceğinden söz ediliyor. İsa, ”O üzerinize gelince” diyor. Burada da bir vaat ola¬rak söylüyor. O insanların üzerine geldiğinde vaat ger¬çekleşmiş oluyor.

Habercilerin İşleri 2’de Ruh’un gelişi artık gerçek¬leşmiştir. Petros bu olayı açıklıyor. Özellikle 33. ayet ilginçtir. Petros diyor ki, ”İsa, Tanrı’nın sağına yükseldi. Baba’dan aldığı Kutsal Ruh’u tanrısal vaat uyarınca gördüğünüz ve duyduğunuz biçimde sağanak gibi döktü!" Burada sağanak gibi ”dökülmek” sözkonusudur. Eski Antlaşma peygamberleri Kutsal Ruh’un gelişinden söz ettiklerinde bu sözü sıkça kullanmışlardır. Peygamber¬lerin vaadi ile İsa’nın Baba’dan aldığı vaat o sabah da bir dökülme biçimiyle gerçekleşmiş oluyordu.

Habercilerin İşleri 2:38-39’da günahlarından dönenler Kutsal Ruh’u armağan olarak almışlardır. Petros diyor ki, "Bu vaat sizleredir, siz Kutsal Ruh armağanını ala¬caksınız.” Şu halde Yeruşalem’de ifade edilen dört deyim var: Kutsal Ruh’la vaftiz olmak, Kutsal Ruh’un insanla¬rın üzerine gelmesi, Ruh’un dökülüşü ve Ruh’un verilişi.

2.    Kayseriye’de

Kayseriye’deki olay üç metinde açıklanıyor: H.İ.10:45-47; 11:15-18; 15:7-9. Burada meydana gelen olay Yeruşalem’deki olayın bir benzeri olduğuna işaret ediliyor. ”Başlangıçta bizde olduğu gibi, bunlar da bizim gibi Kutsal Ruh’u aldılar.” Vb. Burada da vaadin gerçek¬leşmesi devam etmektedir.

Burada kullanılan Ruh’un gelişiyle ilgili deyimler şunlardır:
– Ruh geliyor, çünkü O dökülmektedir.
– Ruh insanların üzerine geliyor (düşüyor).
– Ruh’ta vaftiz.
– Ruh verilmiştir.
Görüyoruz ki, Yeruşalem’de kullanılan bu dört deyim burada da geçiyor.

3. Samiriye’de

Habercilerin İşleri 8’de iki deyim kullanılıyor:
Ruh veriliyor.
Ruh insanların üzerine geliyor (düşüyor).

Bu deyimler Yeruşalem’de olduğu gibi Kayseriye’de yi¬neleniyor. Burada da mı vaatten söz ediliyor? Kayseriye’de olduğu gibi burada bu pek belirgin değildir. Metni dikkatli bir şekilde okuyacak olursak şu izlenimi edinmiş oluyoruz: Buradaki inanlılar Yeruşalem’deki inanlıların arkasında durmamalıdırlar. İnanlılar arasında bir grup yukarıda, diğer grup aşağıda olmamalıdır. İsa Mesih inanlılarının tümü aynı düzeyde olmalıdır. Önemli olan Kutsal Ruh’a sahip olmaktır. Kutsal Ruh’taki düzey hakkında daha sonra söz edilecektir.

4.   Efesos’ta

H.İ.19:1-7

Burada armağan edilen Kutsal Ruh’u almaktan söz edilmektedir.
Ayet 3-6 arasında bundan söz ediliyor ve Kutsal Ruh üzerlerine geldi deniyor. Eğer Luka ”Ruh’u almak” deyi¬mini önceden bu anlamda kullandıysa, burada da aynı amaçla yazdığını kabul etmek gereklidir.

Burada Kutsal Ruh’un gelişiyle ilgili iki deyim vardır: O insanların üzerine geliyor ve onlara veriliyor. Aynı de¬yimler Samiriye’de, Kayseriye’de ve Yeruşalem’de de söyleniyor.

Diğer üçünde olduğu gibi bu dördüncü olayda da aynı şey söz konusudur. Sanırız bu yüzden bu olay  kısaca ifade edilmiştir. Bunun vaat ile ilgili olmadığını düşünmek için geçerli bir neden olmalıdır.

Yıllar sonra Pavlos Efesos’taki Mesih inanlılarına yazdığı mektupta, ”Sizler de Gerçeğin sözünü, kurtuluşunuzla il¬gili Sevindirici Haber’i duyunca buna iman ederek Mesih bağlılığına alındınız. Tanrı’nın vaat ettiği Kutsal Ruh’la mühürlendiniz” (Efes.1:13) dedi.

Burada söz konusu olan Kutsal Ruh’u almaktır, çünkü Efes.1:14’te ”Güvence” kavramı kullanılmaktadır; bu ar¬mağan anlamını taşıyan başka bir sözdür. Şimdi buna ek olarak beşinci bir kavram daha ortaya çıkıyor: İnsanlar Kutsal Ruh’u aldıklarında O’nunla ”mühürlenmiş” oluyorlar.

5.   Başka paralel ayetler

1.Petros  4:14,16: ”Eğer Mesih adına bağlılık yüzünden aşağılanırsanız mutlusunuz. Çünkü yüceliğin Ruh’u, Tanrı’nın öz Ruh’u üzerinizde dinleniyor... Öte yandan, Mesih inanlısı olduğu için işkenceye düşen, bundan hiç utanç duymasın, aksine bu Ad’a bağlılıkla Tanrı’yı yüceltsin.”

Mesih adı meshedilenle ilgilidir. ”Mesih İnanlısı” da aynı anlama gelmektedir. Rabbimiz gibi biz de meshe¬dilmiş kişileriz. Ruh’la meshedildiğimiz için Ruh üzeri¬mizde bulunmaktadır. Burada ”üzerine gelmek” deyimi eşanlam taşıyor. Yeruşalem’de olduğu gibi diğer olaylar¬da da Kutsal Ruh insanların üzerine geliyor. Bu ”üzerine gelmek” kavramına ‘meshedilmek’ de deniliyor.

1.Korintoslular 12:13’de şöyle deniliyor: ”Biz hepimiz aynı Ruh’tan içirildik.” Bu sadece ”armağan etme” sö¬zünün başka bir açıklama şeklidir. İçine dökmek anlamı¬na geldiği için, bu deyimin güçlendirilmesi sayılır.

6.   Özet

Ruh’u almak ile ilgili olarak aşağıdaki deyimler kullanılmaktadır:
–    Ruh’ta vaftiz edilmek
–    İnsanların üzerine gelmek
–    Meshedilmek
–    Ruh’un dökülüşü
–    Ruh’u vermek / Ruh’u almak
–    Ruh’tan içirilmek
–    Ruh’la mühürlenmek

Bütün bu deyimler aynı olayla ilgilidir: Ruh vaadedildiği gibi gelmiştir. Bu olayla ilgili olarak aynı ifadeyi belirten bu deyimler çeşitli anlarda kullanılmaktadır. Neden bu kadar çok değişik deyimler kullanılıyor? O kadar büyük ve çok yönlü bir olay olduğu için. Bu deyimlerin her biri büyük olayı anlamamız için katkıda bulunuyor.

C.    Kutsal Ruh’un Gelişiyle Bağlantılı
   Değişimler

Ruh’un gelişinin anlamı nedir? Mesih’ten gelen Ruh – Vaat edildiği gibi – ne yapar?

1.   Kutsal Ruh kurtuluş getiriyor.

Kutsal Ruh geldiğinde Rab İsa Mesih’in sağladığı kurtu¬luşu getiriyor. Bu da çok çeşitli şekillerde söylenebilir:

Romalılar 8:2’de ”Ruh beni özgür kıldı” diyor.

Matta 3:10-12. Vaftizci Yahya’nın asıl söylemek istediği ayet 11’de bulunuyor. Bunu belirgin etmek için iki resim kullanıyor. Biri önde duruyor, diğeri de arkada. Her iki betimde de iki ayrı şeyden söz ediliyor: Kurtarıştan ve yargıdan. Kurtarış esirgemek demektir. Yaşam korunmaktadır.

Birinci örnek, bir meyve bahçesidir. Ürün vermeyen bir¬kaç ağacın kesilip atılması gerekiyor. Yahya, ”İşte balta şimdiden ağaçların dibinde duruyor” diyor. Ağaçlar İsraillileri, bahçe İsrail halkını ve bahçenin sahibi de Tanrı’yı simgeliyor. O, bahçıvanı, İsa’yı eyleme geçmesi için gönderiyor. Fakat O eyleme başlamadan önce bah¬çeye ne olacağını önceden bildirmek üzere haberci Yahya’yı gönderiyor.
Ve Yahya onları bir karar verme aşamasına getiriyor. Bahçenin sahibi Mesih geliyor.  Sizlerden bazıları yerin¬de kalacak ve meyve vermeye devam edecek. Diğerleri kesilip atılacak. Şimdi istediğinize göre karar verecek¬siniz. Bunun için tek şart bahçe sahibinin önünde eğilmek ve O’na meyve vermektir. Burada kurtuluş mu isteniyor, yoksa yargı mı?

İkinci örnek: Hasat zamanı gelmiş. Buğday toplanmış, harman yerine götürülmüş ve dövülmektedir.  Burada İsrailliler buğday ve samana benzetiliyor. Vaftizci Yahya soruyor: Siz Tanrı’nın ambarına mı gelmek, yoksa ateşe mi atılmak istiyorsunuz? İstediğiniz seçimi yapabilirsiniz, fakat şimdi hasat zamanıdır. Mesih geliyor ve hesaplar çıkartılacak. Mesih’te  şimdi karar vermelisiniz. Bu örnek yine kurtuluşu ve yargıyı gösteriyor.

Eğer on birinci ayetle birlikte bu iki ayet kurtarıştan ve yargıdan söz ediyorsa, Yahya’nın ortadaki ayette aslında dile getirdiği  gerçeğin buna uygun olduğu sonucuna varabiliriz. O, Mesih’in ne yapacağını anlatıyor: Mesih Ruh’ta ve Ateş’te vaftiz edecektir. Kendi vaftizimizi seçebiliriz, ama herkes vaftiz edilecektir. Ateş yargıdır, Ruh kurtuluştur, yaşamdır. O halde Ruh’ta vaftiz kurtuluştur.

Romalılar 8:10: ”Ama Mesih sizde yaşıyorsa, günahlı olan bedeniniz ölü, doğrulukla donatıldığınızdan, ruh da diridir.” Mesih inanlısı aynı zamanda bu her iki durumu kabul ediyor: Yaşam ve ölüm; günah ve doğruluk. Beden henüz kurtuluşa kavuşmamıştır. Onda hâlâ ölüm vardır. Daha sonra aynı bölümde Pavlos, ”beden de bir gün kur¬tuluşa kavuşacaktır, fakat o şimdi ölümü tatmaktadır” açıklığını getiriyor. Ölümün onda olması ve ölüme doğru gitme zorunluluğu nedeniyle bu anlamda o ölüdür. İsa beden için de öldü; beden için yaşam sonra gelecektir.

İnsansal ruh (içsel insan) için yaşam şimdiden buradadır. Bu yaşam Kutsal Ruh’tur. 9. ayete göre Ruh bizde ise, 10. ayette Pavlos, ön şart olarak İsa Mesih’in de bizde ol¬duğunu belirtiyor. Ruh bizdedir çünkü İsa bizdedir. An¬cak bizim aklanmamızdan sonra, doğruluk nedeniyle Ruh bizde oluyor ve Ruh bu doğrulukta yaşayabilmemiz için yardım ediyor. Kutsal Ruh bize geliyor çünkü biz ak¬landık - doğrulukla donatıldık, diğer yönden de Kutsal Ruh yaşamımıza doğruluk getiriyor.

Ruh yaşamdır, Ruh’u alan yaşama kavuşmuş olur.

Titos 3:4-7: ”Ama kurtarıcımız Tanrı’nın iyi yürekliliği ve insanlığa sevgisi belirdiğinde, doğrulukla yaptığımız işlere karşılık değil, acımasına yaraşır biçimde bizi yeni¬den doğuş yıkamasıyla ve Kutsal Ruh’un yenilemesiyle kurtardı. Tanrı Kutsal Ruh’u kurtarıcımız Mesih İsa ara¬cılığıyla bollukla üzerimize döktü. Öyle ki, O’nun kayra¬sında doğrulukla donatılmış olarak, sonsuz yaşam umudu uyarınca mirasçılar olalım.”

4.ayette Pavlos, Tanrı insana olan sevgisini açıkça gös¬terdi, çünkü Tanrı bizim kurtarıcımızdır, diyor. 5-7. ayetler arasında kurtuluşu getiren Kurtarıcı’dan söz edil¬mektedir. O’nun kurtarışı nasıl göründü? Kurtarıcı, Oğul şeklinde. Sonra bizi nasıl kurtardığı şöyle açıklanıyor: “Doğrulukla yaptığımız işlere karşılık değil, acımasına yaraşır biçimde  kurtardı.” O ne yaptı? Bizi yeniden doğuş aracılığıyla  kurtardı! Yeniden doğuş bir yıkanışa benzetiliyor. Suyla yıkanış (vaftiz) yeniden doğuş değildir. Yeniden Doğuş suya girmeyle, yıkanmayla kar¬şılaştı¬rılıyor. “Ve” ile “Yeni Doğuş” İbranice’de olduğu gibi anlaşılmalıdır: Ruh’un yenilemesi Yeni Doğuşun açıklaması oluyor. Kutsal Ruh içten yenilenmeyi sağlamaktadır.

Bu yenilenme, bu yeniden doğuş ne zaman oldu? Ruh’un üzerimize dökülüşüyle. Kurtarıcı Tanrı bizi Kurtarıcı İsa’yla kurtardı ve İsa Mesih de bizi Kutsal Ruh aracı¬lığıyla kurtardı. Burada tanrısal üçlübirliğin kurtarışa ka¬tılımı açıkça görülüyor. Ruh’un dökülüşüyle bir kimsenin yeniden doğuşunda ne oluyor öyleyse? O aklanıyor, doğ¬rulukla donatılıyor (ayet 7). Ve biz doğrulukla donatıl¬dığımız için aynı zamanda da  mirasçılarız.

2.   Yeniden doğuşla ve güçle donanma

”Güç ile Donanmak” konusunu ”Yeniden Doğuş” konu¬sundan ayıramayız. Güç ile donanmak kişisel kurtuluşa sahip olmakla gerçekleşir.

”Ve size yeni yürek vereceğim ve içinize yeni ruh koyaca¬ğım ve taş yüreği bedeninizden çı-karıp bir kenara koy¬dum ve size etten bir yürek verdim. Ve Ruhumu içinize koyacağım ve sizi kanunlarımla yürüteceğim ve hükümle¬rimi tutacaksınız ve yapacaksınız” (Hezekiel 11:19-20).

Verilen Kutsal Ruh nedeniyle yeni yürek oluşuyor; bu yeni Ruh Tanrı’nın Ruhu’dur. ”O zaman benim yollarım¬da yürüyeceksiniz.” O zaman insan Tanrı’nın isteğini yerine getirebilir. Bunun için gerekli gücü Tanrı’nın Ruhu’nu aldığımız anda, Tanrı’nın Ruhu içimize girdiği ve yeni yüreğe sahip olduğumuz anda alıyoruz.

Yeniden doğuştan sonra insanın daha çok güç ala¬bileceği başka bir deneyim yoktur.

Habercilerin İşleri 1:8’de İsa şöyle diyor: "Kutsal Ruh üzerinize inince güç alacaksınız; tüm Yahudiye ve Samiriye’de ve dünyanın dört bir bucağında benim tanık¬larım olacaksınız.”

4. ve 5. ayetlerin devamı olan 8. ayet de yine Ruh’un geleceğiyle ilgilidir. 8. ayette, ”Ruh üzerinize gelecek” diyor. Bu, ”Siz Ruh’u alacaksınız” deyiminin başka bir ifade şeklidir. Şimdi de ”Ruh üzerinize geldiğinde siz güç alacaksınız” deniyor.

2.Timoteos 1:7: ”Biz... Ruh’un gücünü aldık.” Ruh güçtür. Neden? Çünkü O Tanrı’dır ve Tanrı bizim gücümüzdür.
Eski Antlaşma da böyle yazıyor: Tanrı halkını kurtaran güçtür. Halkına yardım etmede Tanrı’nın ne verdiği değil, Tanrı’nın ne olduğu söz konusudur.
Düşmanları karşısında İsrail nasıl kurtarılıyor? Tanrı’nın kendisi gelip düşmanların işini bitiriyor. Tanrı bizi nasıl kurtarıyor? Yaşamımıza girerek bizi kurtarıyor. O kurtuluştur.
Tanrı yüreğimizde olup da güce sahip olmamak olanaksızdır. O gücü hissetmek gerekli değil. Güvenme¬li ve O’na sahip olduğumuzu iman ile Kutsal Kitap’ın sözlerinden kabul etmeliyiz. Ruh zayıflığımızdan kurtuluşumuzdur.

3.   Tanrı’yla yeni bağlantı

Yuhanna 15:1-5; 1.Korintoslular 12:12-13: Tanrı’yla yeni bir bağlantıya sahip oluyoruz. Mesih ile bir oluyoruz, bu bizim kurtuluşumuzdur.

Mesih İsa ile bir olma öğretisi inancımızın önemli bir ilkesidir. Bu durumda ”bağlantı” şudur: Tanrı bizdedir ve biz Tanrı’dayız. Bu bağlantı Kutsal Ruh aracılığıyla oluşuyor. Kutsal Ruh içimizde, biz de Kutsal Ruh’ta olduğumuzda üçlübirlik birbirinden ayrılmıyor, ter¬sine Tanrı’nın bütünüyle birlikte oluyoruz ve bu bi¬zim kurtuluşumuzdur.

4.   Oğullar olarak durumumuz

Romalılar 8:15; Galatyalılar 4:1-7: Biz oğulluk hakkını aldık. Bu, Tanrı’nın çocuğu olmaktan da ötedir. “Evlatlık“ kavramı da isabetli değildir. Burada söz konu¬su olan Ruhsal Yasa’dan özgür olmaktır, artık köle değil oğullarız.

Artık bizler için Ruhsal Yasa etrafımızı çevreleyen bir çit değil, tersine, Yasa Koyucunun kendisi içimizde yaşıyor ve biz de O’nda. Ruh kurtuluştur. Ruh’ta olan, artık Ruhsal Yasa altında değil, Tanrı ailesindedir.

D.   Vaat’in Gerçekleşme Zamanı

Burada söz konusu olan zamandır: Vaadedilen Ruh ne zaman gelecektir? Bu sorunun iki şekilde yanıtlanması gerekir.

1.    Genel kurtuluş tarihi çerçevesindeki
   zaman

Ruhsal gözle yatay tarih çizgisine şöyle bir bakalım. Sol başta yaratılışı, hemen sonra da günaha düşüşü görüyo¬ruz. Kurtuluş tarihi de bundan sonra başlıyor (Tekvin 3:15). Bu yatay çizginin sonunda yeni yaratılış, kurtuluş tarihinin sona erişi. Ortada Mesih’in kurtarışını simgele¬yen çarmıh! Bu çizgide Kutsal Ruh’un vaadi nerede gerçekleşti?

a.   Vaat Pentekost gününde gerçekleşti

Habercilerin İşleri 1:4-5: ”Birkaç güne kadar” sözünden sonra Vaat gerçekleşmiş oldu. Burada İsa’nın Pentekost gününü düşündüğü apaçıktır.

Habercilerin İşleri 2:16: Bu arada Ruh geldi ve Ruh’un gelişiyle oluşan olaylara Yeruşalem’deki insanlar şaştılar. Petros bu fırsatı kaçırmadı ve vaaz vermeye başladı. Yoel’den bir metin alarak, ”Bu Budur” dedi. Yoel’deki vaatlerin hepsi bu gün gerçekleşti demedi. Sadece Yoel’den alıntı yaparak ”Bu budur” dedi. Kutsal Ruh’un İsrail’in üzerine gelişinden söz etti. Metindeki olaylar bir kenarda duruyor, ama metnin Ruh’u artık buradadır.

İsa’nın gelmesiyle Tanrı İsrail’e Mesih ile ilgili Vaadi ye¬rine getirmeye başladı. Mesih’in iki kere gelmesi gerekir.

Eski Antlaşma’da öyle görünüyor ki, O sanki sadece bir kere gelecek ve yapması gereken şeylerin hepsini bir vu¬ruşta gerçekleştirecek.

Yeni Antlaşma’da ise her şeyin bir zamanı olduğu, hatta bunun zamana bölündüğü açıkça görülüyor. İsa bile Nasıra sinagogunda Yeşaya’dan Mesih’e ilişkin bir pey¬gamberlik sözünü okudu ve cümlenin ortasında duruverdi (Luka 4:17-21). Neden? Çünkü (buradaki peygam¬berliğin) sadece ilk bölümü gerçekleşmiş oluyordu. Okumaya devam etseydi şunu diyemeyecekti: ”Bugün bu metin gözlerinizin önünde gerçekleşti.” Çünkü metnin ikinci yarısı ancak İsa’nın ikinci gelişinde gerçekleşmesi gerekir.

Yoel’de aynen öyleydi: Yoel aracılığıyla konuşan Ruh, Pentekost gününde geldi. Burada ve Zekerya 12. bölümde sözü edilen olaylar daha sonra gerçekleşeceklerdir. Şurası kesindir: Gelmesi gereken vaat, Pentekost günü özde gerçekleşti.

Habercilerin İşleri 2:33: Petros açık ve net bir şekilde, Kutsal Ruh’un gelişiyle ilgili vaadin şimdi gerçekleştiğini belirtiyor burada.

b.   Bu vaat (Ruh’un) ilk dökülüşünden sonra gerçekleşti

Nerede? Yeruşalem’de – aynı günde.

Habercilerin İşleri 2:38-39: ”Bu vaat sizin için geçerlidir.” Vaat bir kere gerçekleşmişti ve tekrar yine gerçekleşecektir.

Sonra Kutsal Ruh Samiriye’ye, Kayseriye’ye, Efesos’a da geldi ve son günde de İsrail’e gelecek (Zekerya 12:9-10). İsa Zeytinlik dağına geldiğinde İsrail kurtuluşa kavu¬şacaktır, Pavlos’un Romalılar 11’de yazdığı gibi. İnsanın kurtuluşu Kutsal Ruh aracılığıyla olanaklıdır. Bu nedenle Zekerya Ruh’un geleceğinden söz ediyordu. O bunu dökülüş olarak adlandırıyor. (Bkz. Hezekiel 36:24-28; 37:1-15 ve 39:25-29). Ve her yerde, Tanrı’nın bugünlerde insanları kurtardığı her yerde Ruh geliyor: (Romalılar 5:5; Titus 3:4-7).

c.   Vaat Pentekost’tan önce gerçekleşmiyor

Yuhanna 3:3-15. Önce çarmıhın gelmesi gerek. Sonra yeniden doğuş oluşabilir. Çarmıh aracılığıyla da kurtuluş olanağı doğar.

14 ve 15. ayetler Nikodimos’un sorusuyla ilgilidir. İsa’nın Nikodimos’un o gece kurtuluşa kavuşacağını bek¬lemediği görülüyor. İsa henüz çarmıha çakılmamıştı. Bu¬rada Yuhanna 7’ye benzer bir durum var.
Yuhanna 7:39: ”Bunu, kendisine iman edenlerin alacağı Ruh’la ilgili olarak söylüyordu. Ruh henüz verilmemişti. Çünkü İsa henüz yüceltilmemişti.”
”O bunu Ruh’la ilgili olarak söylüyordu...” Burada çağrı¬nın ancak İsa yüceltildikten sonra gerçekleşebileceği açıklıkla görülüyor. İsa büyük şölen gününde davet etti. O günlerde O’na gelen ve kendisini izleyenlere dahil ola¬cak, çarmıhtan ve dirilişten sonra Ruh gelip hemen susuz¬luğu giderecektir. Nikodimos’ta olduğu gibi.

İsa, Nikodimos’un yeniden doğuşa ihtiyacı olduğunu belirtiyor. Yeniden doğuş ancak Kutsal Ruh’un gelişiyle olanaklıdır. Ama Ruh henüz gelmemişti. Yeniden doğuş ancak Ruh’un gelişiyle sağlanabilir.

Yuhanna 16:7: ”Size gerçeği söylüyorum, benim gidişim sizin yararınızadır. Gitmezsem, Yardımcı size gelmez. Ama gidersem O’nu size gönderirim.”

İsa önce göğe çıkmalıydı, ancak bundan sonra Ruh gele¬cekti. İsa göğe çıkmadan vaat gerçekleşmeyecekti.

Habercilerin İşleri 1’de göğe alınış günündeyiz ve Ruh henüz vaat edildiği gibi gelmiş değildi. Ama İsa bunun yakında olacağını - O’nun tez geleceğini söyledi. Ve on gün sonra da Petros, Kutsal Ruh geldi ve döküldü, dedi.

Öyleyse Yuhanna 20:20-22’yi nasıl yorumlayacağız? Burada 10 haberci Kutsal Ruh’u aldılar mı?  Metinde bu yer almıyor. Düşünülen, hatta öğretilen, habercilerin o anda yeniden doğuşu almış olmaları yolundadır. Haber¬cilerin İşleri 1:8’de belirtildiği gibi, Habercilerin İşleri 2, ikinci ruhsal deneyim olarak tanımlanmaktadır. Böyle bir ayrımı kabul edemeyiz. Biz İsa’yı kendisiyle çelişkiye düşer bir duruma getiremeyiz. Kurtuluş için Kutsal Ruh Pentekost günü geldi. Vaat edilen Kutsal Ruh, İsa yukarıya alındığı sırada bile henüz gelmemişti (H.İ.1).
O halde burada (Yuhanna 20’de) Kutsal Ruh’u almış ve yeniden doğmuş olamazlardı.   

Onların gerçekten Kutsal Ruh’u alıp almadıklarını kesin olarak bilemiyoruz. Yazılanların dışında birşey söyleye¬meyiz. Ancak tahminlerde bulunabiliriz ve burada iki olasılık söz konusudur. Bir taraftan onlar Kutsal Ruh’u aldılar, diğer taraftan da onlar Kutsal Ruh’u almadılar denilecek.

Bazıları şöyle diyor: ”Yazıldığı gibi, onların üzerine üfledi,” ama bununla Ruh’un onların üzerine geldiği söy¬lenmiyor. Onlara göre İsa’nın burada yaptığı, daha önce söylemiş olduğu sözlerin bir onayı, onların Kutsal Ruh’u beklemeleri gerektiğiydi: O gelecektir ve siz O’nu alacaksınız.

Diğerleri ise, onlar Kutsal Ruh’u aldılar ama Pentekost gününde olduğu gibi değil, diyorlar. Bu olanaklıdır. İsa öğrencilerini bir keresinde kendisinden önce gönderdi; onlara cinleri çıkarma ve hastaları sağlığa kavuşturma yetkisini verdi. Öğrenciler O’nun yanındayken Kutsal Ruh’tan yararlandılar, O’nu gönendiler. İsa Ruh’la doluy¬du ve onlar O’nun zamanında (İsa’nın yanıda) bundan yararlandılar, çünkü İsa ”O sizdedir” dedi.

Kutsal Ruh öğrencilerle birlikteydi; çünkü O İsa’yla bir¬likteydi. İsa, gitmek istediği köylere, öğrencilerini önce¬den gönderdiğinde, olasılıkla Kutsal Ruh’u onlara eşlik etsin, yol göstersin diye verdi. Bu Eski Antlaşma’daki peygamberlere benzetilebilir; onlara da Ruh eşlik eden bir kişi olarak verilmişti.
Diriliş ve Pentekost günleri arasındaki dönemde İsa sürekli olarak onlarla değildi. Olasılıkla çoğu kez  yanla¬rında bulunmuyordu. O tekrar ve sık ortaya çıkıyor, ama onlar çoğunlukla yalnız kalıyorlardı. Bu nedenle olanak¬lıdır ki, İsa bu süre için öğrencilerine kendi Ruhunu refakatçi olarak vermişti. Bu ancak Eski Antlaşma’daki geçici durumun bir benzeri olabilir. Bu asla Pentekost gü¬nünde meydana gelen olayın benzeri değildir.

Ne olursa olsun, hiç bir şekilde Habercilerin İşleri 1:4-5’e karşı bir çelişme olmamalıdır! Biz Kutsal Ruh’un vaade¬dildiği gibi Pentekost gününde geldiği gerçeğinde kalma¬lıyız. Yuhanna’nın, Yuhanna 7’de söylediği gibi, İsa’nın önce yüceltilmesi gerekir, bundan sonra Ruh’u simge¬leyen su kurtarışa gelir.

Ya da Çıkış 17’de olduğu gibi, önce Kaya’ya vurulması gerekir; ondan sonra kurtuluş suyu gelebilir. Ya da Yuhanna 1:29,33’de belirtildiği gibi, önce günahın orta¬dan kaldırılması gerek, ondan son¬ra o Kutsal Ruh’la Vaftiz edebilir. Bundan önce kesin¬likle günahın ortadan kaldırılması gerekir.

2.    Günümüzde kişilerin tövbe ile ilgili olan
   zamanı

Kurtuluş sırasında kişilere Kutsal Ruh ne zaman geliyor? Tövbeden önce mi, tövbe ile mi, tövbeden sonra mı? Vaat edilen Ruh’un gelişiyle ilgili değişik anlatıları bir daha araştıralım:


a.   Pentekost gününden önce İsa’nın öğrencileri
   olanlara Kutsal Ruhun gelişi

Yuhanna 1:11-13: ”Kendi halkına geldi, ama kendi halkı O’nu kabul etmedi. Kendisini kabul edenlerin tümüne – O’nun adına iman edenlere – Tanrı’nın çocukları olma yetkisi verdi. Onlar doğal kan ilişkisinden, bedenin iste¬ğinden ya da insan isteğinden doğmadılar; Tanrı’dan doğdular.”

Onlar az idiler, ama bir kaç kişi İsa’yı kabul etmişti. Bun¬lara bir hak verildi, Tanrı’nın çocukları olma hakkı. İnsan ne zaman Tanrı’nın çocuğu olur? Yeniden doğuşla. İnsan ne zaman yeniden doğar? Kutsal Ruh ile, O’nun gelişiyle. Pentekost’tan önce İsa’nın izleyicileri olanlarda yeniden doğuş Kutsal Ruh’un onlara gelişiyle gerçekleşti.

Yuhanna 7:37-39: İsa susamış olan herkesi kendisine gel¬meleri için davet etti. Fakat Yuhanna onların Kutsal Ruh’u henüz almadıklarını söylüyor. Ve bununla henüz susuzluk giderilmiş değildir. İsa ancak yüceltildikten sonra Ruh gelebilecek ve susuzluk giderilebilecekti. Pentekost gününde böyle inanmış olanlar vardı ve artık İsa’ya gelmişler ve O’nu hayatlarına almışlardı; ne var ki ancak Pentekost gününde Kutsal Ruh’u alabilmişlerdi.

Eski Antlaşma zamanında Mesih’e inananlar, örneğin Musa (İbraniler 11:24), atalar ve diğerleri, Vaad’i bekle¬diler ama ölmeden önce O’nu asla göremediler.

Buna benzer, İsa’nın öğrencileri Pentekost’ta hayatta ve tövbe etmiş durumdaydılar. Kurtuluşla ilgili Pentekost ta¬rihi, yaşamlarının bu kısmına aittir. Onlar tövbe etmişler¬di, ama daha sonra yeniden doğuşlarını yaşayacaklardı. Çünkü yeniden doğuş ancak Kutsal Ruh’un gelişiyle olanaklıdır.

b.   Pentekost günündeki üç bin kişinin iman etmesi

Tövbe tarihleri göz önüne alınırsa Kutsal Ruh’u ne za¬man aldılar? Tövbe ettiklerinde Kutsal Ruh’u almadıkla¬rını düşünmek için hiçbir neden yoktur.

c.    Tövbe etmeleri ilişkisinde Samiriyeliler (H.İ.8)
   Kutsal Ruh’u ne zaman aldılar?

Tövbelerinden sonra Ruh’u aldıkları açıkça görülmekte¬dir, kuşkuların olmasına karşın. Samiriyeliler’in tövbesi de Simon’unki gibi sahte miydi? El koyma sırasında mı tövbe ettiler?
Önyargısız olarak metne bakacak olursak, Luka’nın bize Samiriyeliler’in sözü edilen tövbelerinin gerçek olduğunu söylemek istediği izlenimini ediniyoruz. Büyük çoğunlu¬ğun tövbesi Simon’unkinden farklı olduğu apaçıktır. Simon’un tövbesi gerçek değildi. Diğerlerinin tövbesinin gerçek olduğundan şüphe etmek için bir neden yoktur. Ayrıca bu metinde, el koymadan az önce ya da el koyma sırasında bu insanların tövbe ettiklerini gösteren hiçbir belirti yoktur (yani böyle bir şeyi iddia etmek yersizdir).

Ne var ki, bununla ilgili bir sorun ortaya çıkıyor. Bu nedenle metin keyfi olarak hiçbir zaman yorumlanamaz. Kutsal Kitap’taki sorunlarla uğraşmamız gerekir. İlk önce Kutsal Kitap’ın neler dediğine bakmalıyız. Önce şunu bilmeliyiz: Bu insanlar tövbe ettiler, hatta İsa Mesih için vaftiz edildiler, önceden yazıldığı gibi tövbe ettiklerini de beyan ettiler, ama Kutsal Ruh’u almadılar. Kendileri bizzat bu son duruma katılmadılar. Onların bunda bir suçu, imanlarında, tövbelerinde bir eksiklik yoktu. Luka bunda sakıncalı bir durum ortaya koymadı.

Neden Kutsal Ruh’u almadılar? Bu yazılı değil. Kutsal yazıların sustuğu yerde biz konuşamayız. Ama biz dikkatli olduğumuz sürece ve Kutsal Yazılara bağlı kala¬rak tahminlerde bulunabiliriz. Orada, Samiriyeliler ile Yahudiler arasındaki gerginliği öğreniyoruz. Filipos’un Tanrı Sözü’nü müjdelemesiyle birçokları İsa Mesih’e geldiklerinde Kutsal Ruh onların dışında kaldı. O kendini onlara sunmadı. Samiriye’deki olaylar İsa’nın işlerinden sorumlu habercilerin kulağına geldiğinde Petros’la Yuhanna oraya gönderildiler.

Tanrı’nın egemenliğinin anahtarını İsa’dan almış olan Petros’un gelmesiyle kapı genişçe Samiriyeliler’e açıldı. Diğeri, Yuhanna, gökten Samiriyeliler’in üzerine ateş in¬mesini isteyenlerden biriydi. İkisi gelip birlikte ellerini koydular. ”Siz bizim gibisiniz, siz tamamen bize eşitsi¬niz” dediler. Onlar için dua ettiler ve onlar Kutsal Ruh’u aldılar. Kutsal Ruh’un gelmesiyle Yeruşalem’deki iman¬lıların seviyesine getirilmiş oldular.

Kutsal Ruh’u ne zaman aldılar? Tövbe etmelerinden sonra.

Kayseriye: Yukarıda üç metinden söz edildi. Bunlar Kutsal Ruh’u ne zaman aldılar? İsa Mesih’e içtenlikle iman ettiklerinde (H.İ.10:43-44 ve 11:17-18). Hemen sonra da vaftiz edildiler. Ne vaftizle ne de tövbeden önce Ruh’u aldılar, tersine, tövbe ile, ama vaftizden önce. Vaftiz tövbeden sonra gelmelidir. İkisinin arasında zorun¬lu olarak kısa bir süre bulunuyor. Vaftizle Kutsal Ruh’u alsalardı, tövbede alamazlardı. İman, tövbe, Kutsal Ruh’u almanın gerekli şartıdır.

Efesos: (H.İ. 19) Bu adamlar tövbe etmeleriyle ilgili ne zaman Kutsal Ruh’u aldılar? Muhtemelen Pavlos onlarla konuştuktan sonra tövbe ettiler. Onlar Yahya’nın öğrenci¬siydiler ve bu anlamda onların belirli bir tövbeleri olmuş¬tu, ama onlarda eksik kalan İsa Mesih’e dönüşleri, O’na iman etmeleriydi.

Şöyle ifade edilmemelidir: ”Bizim Kutsal Ruh’un varlı¬ğından haberimiz yoktu.” Grekçede ifade tarzı bazen dar bir kapsamda kalıyor. Aynı anlatış biçimini Yuhanna 7:39’da görüyoruz, Yuhanna, ”Çünkü, İsa daha yüceltil¬mediğinden, Ruh verilmemişti” diyor. Yuhanna, Kutsal Ruh, gelmesi gerektiği şekilde henüz gelmemişti, demek istiyor. O kendisi İsa Mesih’in ağzından Kutsal Ruh hak¬kında birçok şey yazdı ve Yuhanna Eski Antlaşma’dan da Ruh’un varlığını biliyordu. Habercilerin İşleri 19’daki on iki adam da Eski Antlaşma’yı bilen İsrailli’ydi. Onlar dindar İsrailliler’di. Kendi Kutsal Kitap’larını bilmeleri gerekirdi. Buna göre de Kutsal Ruh’un varlığından haber¬leri vardı. Vaftizci Yahya’nın özellikle kendisi Kutsal Ruh’tan söz ediyor. Şunu göz önüne almalıyız, onlar Ruh’un Pentekost’taki gelişini bilmiyorlardı ama Ruh’un varlığını biliyorlardı.

Efesos Yeruşalem’den oldukça uzaktadır ve bu on iki adamın Efesos’taki Yahudiler’le sıkça bağlantıları olma¬dığı belirgindir. Pavlos’un kendisi de Efesos’taki sina¬gogta bulunmuştu. O günlerde Akila ve Priskila orada hizmet ettiler. Ama bu on iki adam demek ki açıkça onlarla birlikte değillerdi. H.İ. 20’de Pavlus, Efesos’taki ihtiyarlara kendisinin gerek açıkta gerek evden eve dola¬şarak ders verdiğini söyledi. O halde Pavlos değişik evle¬ri dolaşmıştı.

19. bölümde herhangi bir nedenle biraz çekimser kalan ”Adamlar buldu.” On adam kendi Yahudi topluluğunu kurabilirdi ve burada on iki idiler. O halde açıkça onlar yalnız başlarına tapındılar. Pentekost olayına ilişkin onla¬rın henüz bir haberleri yoktu. Pavlos konuşmasıyla onları İsa Mesih’e inanmaya yaklaştırmıştı. İman etmelerinden sonra vaftiz edildiler, ama bununla birlikte yine de o anda Kutsal Ruh’u almadılar.
Tövbe ile vaftiz arasındaki zaman süresini bilmiyoruz. Vaftizden sonra Pavlos ellerini üzerlerine koydu. Bunu neden yaptı bilmiyoruz. Belki bu geleneksel bir şeydi. Pavlos belki Samiriye’de olduğu gibi Kutsal Ruh’u alma¬ları için bunu yapıyordu. Unutmayalım ki, her şeye rağmen Pavlus bir haberciydi. Pavlus onların üzerine el¬lerini koyduğunda Kutsal Ruh’u aldılar – tövbelerinden sonra.

Diğer Bölgeler: Pavlos Efesos’ta kalmadı. Birkaç yıllık bereket dolu işlerinden sonra bölgeden bölgeye, ülkeden ülkeye dolaşıp durdu. Bundan sonra yeni tövbe edenler Kutsal Ruh’u nasıl alıyorlardı? Halen öyle mi oluyordu? Bazen tövbe ile, bazen tövbeden sonra, bazen vaftizden önce, bazen de vaftizden sonra mı Ruh’u alıyorlar? Bu soruları yanıtlarken bazı noktalara dikkat edelim.

Kutsal Yazılar vahiy yoluyla yavaş yavaş oluştu. Hazır bir kitap halinde gökten inmedi. Tanrı zaman zaman Kutsal Ruh ile, kutsal adamlar aracılığıyla bize bu yazıları verme lütfunda bulundu. Kutsal Yazılar’ın oluşu¬mu sırasında eldeki Kutsal Yazılar’a başvurulurdu. So¬nuçta ortaya çıkan da Tanrı Sözü idi.

Bazen söylenmiş olanlar devam etti. Bazen yeni Kutsal Yazılar’la bazı yenilikler oldu. Örneğin, İsa geldiğinde Ruhsal Yasa’da bazı yenilikler oldu. Ama Eski Antlaşma bir tarafa bırakılmadı (geçerliliği yitirilmedi), tersine Tanrı’nın yazdırdıkları korundu. Yasa’yla Tanrı’nın ne düşündüğünü öğreniyoruz. Yasa’yı tanıdığımızda, İsa’nın çarmıhının ne kadar anlamlı ve ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Bununla Tanrı’nın yazdırdığı yazılar öne¬mini yitirmiş olmuyor. Biz İncil’de yazılı olan her bir sözle yaşıyoruz (Matta 4:4). Ama biz Kutsal Yazı’nın parça parça meydana geldiğinin bilincinde olmalıyız.

Şimdi Pavlos Efesos’a geldi ve Habercilerin İşleri 19’daki olaylar, Pavlos’un oraya gelişinden kısa bir süre sonra meydana geldi. Pavlos, Efesos’ta Korintoslulara ilk mektubunu yazıp gönderme fırsatını buldu. Bu mektup sadece Korintos’taki inanlılar için düşünülmedi. Pavlos bu yazısında söylediklerini her yerde, her bölgedeki tüm Mesih inanlılarına yöneltti ve (1.Kor.1:2) Rab İsa Mesih’in adını her yerde anan herkesin bunu bilmesini is¬tedi. Tövbe eden kimse Tanrı’nın adını anmaktan kendini alıkoyamaz. İman yaşamının tümü aynı zamanda bir dua yaşamıdır. Ama bu tövbe edip Rab İsa’ya iman etmekle başlar.

Pavlos’un, okuyucunun kişisel geçmişini bilmeye ihtiyacı yoktu. ”Her yerde” kim Tanrı’nın adını çağırırsa o kimse Kutsal Ruh’un tapınağıdır (1.Kor.6:19). O kimsenin aynı Ruh’ta vaftiz edilmesi ve aynı Ruh’tan içmesi sağlandı (1.Kor.12:13). İsa’ya gelip tövbe eden ve O’na iman eden Kutsal Ruh’u alır. Pavlos bu mektubu Kutsal Ruh’un yönetiminde yazdı. Pavlos, ”Size yazdıklarım Rabbin buyruğudur” dedi (1.Kor.14:37). O halde bu kelimesi kelimesine Tanrı’nın Sözü’dür! O yeni Tanrı Sözü’ydü. İlk başta Korintoslular bu mektubu okudular. İleri bir za¬manda çoğaltılıp her tarafa yayıldı. Dünyanın her yerinde bir inanlı bunu okuduğunda, ‘Ben tövbe edip İsa’ya iman ettiğimde Kutsal Ruhu aldım’ diyecektir.

Şimdi artık kuraldışı durumların (istisnaların) kalma¬dığını biliyoruz. Daha önce herhangi bir özel nedenle bu istisnalar vardı, çünkü Tanrı bazı şeylere açıklık getirmek istemişti; ama bundan böyle bu yoktur! Bundan sonra in¬san tövbe eder etmez Kutsal Ruh’u almış olacaktır. 1.Korintoslular 12:13’e göre inanlıların tümü O’na bağ¬lanmış, O’nunla ve bütün inanlılarla Ruh’ta bir beden ol¬muşlardır, Ruh da onların içindedir. (Bugün Mesih’e iman eden biri, iman eder etmez Kutsal Ruh’u alır).

Daha sonra Pavlos Korintos’a geldi. Oradan Romalılara mektubu yazdı. Pavlos Roma’da hiç bulunmamıştı. Roma’da kalmak da istemiyordu. Romalı inanlılar onun bir süre İncil’i müjdeledikten sonra İspanya’ya gitmesine yardım etmeliydiler.
Pavlos’un neden Roma’ya gitmeyi önemli gördüğünü çok iyi anlayabiliriz. Pavlos’un stratejik düşündüğü görülü¬yor. O insanların çok olduğu ve çok geldiği yere gitmek istiyordu, çünkü onun amacı birçok insanın kurtuluş bul¬masıydı. Roma’da insanlar tövbe ederlerse, bunlar impa¬ratorluğun dört bir yanından Roma’ya gelmiş olan in¬sanlar olabilir, ki bunlar tekrar memleketlerine dönecek¬lerdi. Böylece Müjde hızlı bir şekilde yayılmış olacaktır.

Pavlos’un Romalılara yazdığı mektup çok önemlidir. Pavlos çağrılmış olan insanlara yazdı (Romalılar 1:7). Çağrılanlar arasında iki tür insan vardır. Kutsal Kitap’tan öğreniyoruz ki, çağrı bütün dünya içindir. Her insan İsa’ya gelmesi için çağrılıyor, ama herkes çağrıya uymu¬yor, O’na gelmiyor. Ama gelen ise hemen ”çağrılan” etiketini alıyor. Bunun anlamı: O çağrıya evet dedi, tövbe etti, Mesih’in çağrısına uydu.

Romalılara mektup tövbe eden insanlara yöneliktir. Pavlos, Romalılar 5:5’te, "Bu umut utanç getirmez. Çün¬kü Tanrı’nın sevgisi bizlere verilen Kutsal Ruh aracılı¬ğıyla yüreklerimizde dolup taşmaktadır” diyor. Pavlos’un burada da bireylerin geçmişlerini bilmesi gerekmiyor. Onun mektubunu kim okursa (Korintoslulara yazdığı mektuptaki gibi) ‘Ben İsa Mesih’in çağrısına uyduysam Tanrı’nın Ruh’u bendedir, benim içime dökülmüştür’ di¬yebilecektir. Romalılar 8:9 bunu daha da belirgin bir şekilde ifade ediyor: ”Mesih’in Ruhu’nu taşımayan kişi O’nun sayılamaz.” Dayanağımız bu olmalı.

Ayrıca sürekli iddia edildiği gibi bugün bu türden durum¬lar yoktur. İddia şudur: Eğer bir kişi yeniden doğmuşsa, onun için ikinci bir deneyim vardır. Buna kanıt olarak da Habercilerin İşleri 2; 8:19’daki olaylar gösterilmektedir. Ne var ki, bu bölümlerde konu edilen insanlar henüz ye¬niden doğmuş kişiler değillerdi.

Yeniden doğuş ilk önce Kutsal Ruh’un gelişiyle meydana geldi (Hezekiel 36:26-27). Birbirinden ayrı duran bu olaylar yeniden doğmak ve Ruh’u almak değil, tersine, tövbe etmek ve Ruh’u almaktır. H.İ.2; 8; 19’da sözü edilen bu durum günümüzde artık söz konusu değil¬dir. Günümüzde, eğer bir kimse tövbe ederse hemen yeniden doğar, çünkü o kişi tövbe ettiği anda Kutsal Ruh’u alır. Kişilerin tövbe ettiklerini, ama  daha yeniden doğmadığını nasıl bilebiliriz?

3.   Özet:

Vadedilen Ruh ne zaman geldi? Büyük Kurtuluş tarihin¬de ilkin İsa’nın gelişi, ölümü, dirilişi ve göğe alınışından sonra geldi. İsa Mesih’in görevinin önce tamamlanması gerekiyordu.

İnsanların kişisel durumlarıyla ilgili olarak başlangıçta çeşitli zaman dilimleri içerisinde geldi. İlk öğrencilere Kutsal Ruh, tövbe ettiklerinden sonra geldi. Böyle olma¬lıydı. Başka şekilde olamazdı. Pentekost günü tövbeliydi¬ler. O zaman vaat edilen Ruh’u aldılar. Vaadedilen Ruh yeni bir yürek getirdiği için öğrenciler değiştirildiler, yeni bir yaşama kavuştular ve Ruh’la Vaftiz olmakla bir beden oldular;  bunların tümü bir anda oldu.

Samiriye’deki öğrencilere de öyle olmuştu. Tövbelerin¬den sonra Pentekost günündeki öğrenciler gibiydiler: Tövbe etmişlerdi ama Kutsal Ruh’u henüz almamışlardı.

Efesos’taki öğrencilerin durumu da buna benziyor. Kısa bir süre önce – Pavlos’un onlarla konuşmasıyla – tövbe etmişlerdi. Ardından Kutsal Ruh’u aldılar.

Pentekost gününde üç bin kişinin tövbe etme olayı ile Kornelios’un evinde gerçekleşen tövbe olayı  farklıdır. Onlar tövbe ettikleri sırada Kutsal Ruh’u aldılar. Ger¬çekte  Pentekost’tan itibaren böyle olması gereti. Petros Kornelios’un evindeki olaylara tanık olduğunda bunun farkına varmıştı. Pentekost’tan beri böyle bir olay henüz meydana gelmemişti.

Pentekost’tan sonraki bu iki olayın herhalde özel bir anlamı vardır. Samiriye’deki anlam bellidir: Değişik uluslardan olan inanlıların aynı düzeyde olmaları gerekir. Görünüşte bizler ırk, cinsiyet, dil, kültür açısından fark¬lıyız, ama Pavlos’un dediği gibi, kurtuluşta fark, ayrım  yoktur (Gal. 3:28).

Efesos’ta Kutsal Ruh’un neden çekimser kaldığını açık¬lamak biraz zordur. Bunun anlamı muhtemelen İncil’in yayılmasından sonra bir Yahudi ”Adası” bulunmamasıy¬dı. Bu tehlike başlangıçta her zaman vardı.

Yahudiler zaten halklar arasında bir Ada’dır. Tövbe ederlerse Tanrı’nın ailesi ile bir olurlar. Çoğunlukla bu böyle; Yahudilikten gelen inanlıların kendi toplulukları içine kapanma tehlikesi vardır.

Öyle görünüyor ki, Kutsal Ruh Efesos’ta, ”Bunu istemi¬yorum!” dedi. Bu on iki insan çevredeki diğer inanlılarla bir olduklarını bilmeliydi. Pavlos, Tanrı Yahudilerden ve Yahudi olmayan uluslardan bir topluluk, bir halk yaptı (Efes. 2:11-22) dedi.
Eğer İsrail son günlerde Kutsal Ruh’u alırsa, bu bizim bugünkü durumumuzdan farklı olmayacaktır. Bundan do¬layı o gün özel bir ”Pentekost” günü olmayacaktır. Onlar İsa Mesih’i görecekler. Bu elbette bu güne göre farklıdır, buna rağmen bir özelliği yoktur.
Başlangıçta İsa görüldü ve bundan dolayı iman edilip tövbe edildi. Tövbe etmede İsa’yı görüp görmemenin bir ayrıcalığı yoktur. Gerçi bugün İsa’yı görmüyoruz; buna rağmen imanla O’na dönmek mümkündür,çünkü O’nunla ilgili güvenilir kaynaklarımız var.

İsa Mesih tekrar geldiğinde insanlar O’nu görecekler. Ve İsrail’e sonradan doğru yolu bulma, Mesih’e iman etme ve Kutsal Ruh’u alma armağanı verilecektir. Orada bir dökülüşten söz ediliyor, bizim Kutsal Ruh’u alışımızda olduğu gibi (Titos 3:6).

Bugün pişmanlık duyup İsa Mesih’e gelen ve O’nu Kur¬tarıcı olarak kabul edenin durumu ne olacaktır? Aşağıda sayılanların tümü aynı anda gerçekleşecektir.
İman eden kişi, Kutsal Ruh’u alacaktır. Bu vesileyle,

–    O Ruh’ta Vaftiz edilecektir,
–    Ruh üzerine inecektir,
–    Kutsal Ruh’la meshedilecektir,
–    Kutsal Ruh üzerine ve  içine dökülecektir,
–    Ruh’la mühürlenecektir,
–    Kurtarılacaktır,
–    Yeniden doğacaktır,
–    Doğrulukla donatılacaktır,
–    Kutsal kılınacaktır,
–    Tanrı’ya ait olacaktır,
–    Üçlü Birlik’te olacaktır,
–    Tanrı’nın topluluğunda olacaktır,
–    Güç ile donatılacaktır,
–    İsa Mesih’te var olan her şeyi Tanrı şimdi bize
   vermek istiyor.

E.   Belirtiyle İlgili Soru

Kutsal Ruh’un bir kimseye gelişinin belirtisi var mı? Herhangi bir şekilde bu belirti tanınabilir mi?
Başlangıçta düşünce ve duygularla ilgili belirtiler vardı. Bir şeyler görülüyor, duyuluyor ya da hissediliyordu. Rüzgar, alevden diller, yeni dillerle konuşma gibi belirti¬ler vardı. Bunlar Pentekost günüyle birlikte Ruh’un geli¬şiyle ilgili belirtilerdi.

Samiriyeliler’de belirtiyle ilgili bir şey görmüyoruz. Onların Kutsal Ruh’u almadıkları izlenimi var ama bunun nasıl tanımlanacağı belli değil.

Kayseriye’de yine belirtiler oldu. Dillerle konuşuldu. Herhalde bilmedikleri dillerle Tanrı yüceltildi. Bu belir¬tiyle şu sonuca varılıyor: ”Bunlar şimdi açıkça Kutsal Ruh’u aldılar.” Yeruşalem’de de öyle olmuştu. Ama on¬lar hiçbir zaman Kutsal Ruh’u alan her keresinde dillerle konuşmalıdır sonucuna varmadılar, böyle bir şey demediler.

Topluluklarda dillerle konuşmanın ne ölçüde yaygınlaştı¬ğını bilmiyoruz. Pavlos bununla ilgili ayrıntıları 1.Korintoslular 14’te yazıyor. O diyor ki, bu bir belirtidir, ama sadece bir belirti olmakla kalmıyor. Burada birçok değişik konudan da söz ediliyor.
Oluşumu açısından mucize olan üç ruhsal armağan vardı. (Mucize, Tanrı’nın maddi varlıklar alanında, yaratılış ala¬nında etkin olduğudur.) Şifa, mucize yapabilme olanağı ve öğrenilmediği halde yabancı bir dil konuşabilme yeteneğiydi. Bu doğal oluşumdaki mucizeler hangi amaca hizmet ediyordu?
Bunlar habercilerin Mesih’ten Müjde’yi doğrudan aldıkları ve haberin tanrısal kaynaklı olduğunun onaylan¬ması gerektiği yerde meydana geldiler (yani, habercilerin gerçek haberciler oldukları, söyledikleri sözlerin de Tanrı Sözü olduğu nereden bilinecekti? Onlara verilen özel yetki ve armağanlardan!). Bir şeyler görüldü ve buna inanılması gerekiyordu. İbranilere mektubun yazarı bunların kendi zamanında geçmişe ait olduğunu yazıyor (İbr.2:3-4). Bununla bilinmeyen dillerde konuşmanın de¬vamlı olarak geçmişe ait olduğu sonucunu çıkarmamız gerekir. Tanrı doğa üstü olayları tekrar ve tekrar yinele¬yebilir, fakat başlangıç zamanı yenilenemez.

Kutsal Ruh’u almanın en önemli belirtisi dua etme yete¬neği ve kutsal bir yaşamdır. Hıristiyan olmayanların bunu gördüğünde inanmaları gerekir. Günümüzde söz konusu olan görüntü değil daha çok ruhsal belirtilerdir.





Bölüm  V

İMANLILARIN YAŞAMINDA KUTSAL RUH’UN ETKİSİ


A.    Kutsal Ruh’la Dolu Olmak

Burada üç soruya yanıt vermek istiyorum:

1.    Kutsal Ruh’la dolu olmak nedir?

Yuhanna 10:10; 15:5; Efesoslular 3:16-19; 5:18

a.   Esas anlamı Tanrı’yla dolu olmak

Kutsal Ruh Tanrı’dır. Baba olan Tanrı, Oğul ve Kutsal Ruh birdir. Biri neredeyse, diğerleri oradadır. Biriyle dolu olan diğerleriyle de dolu olur. Hem Mesih’le ilgili, hem de Kutsal Ruh’la ilgili öğretide olsun üçlübirliği asla gözardı edemeyiz.

b.   Tanrı’nın egemenliği konusu

Habercilerin İşlerinde, insanların öfkeyle dolu oldukları söyleniyor. Yuhanna 12:3’de, “Meryem çok değerli ka¬tıksız sümbül kokusundan bir litre alıp İsa’nın ayaklarına sürdü, sonra da saçlarıyla ayaklarını kuruladı. Tüm ev sümbül yağının kokusuyla doldu” deniyor. Bu evin her yerine, istediğiniz odaya girin, her yer bu kokuyla doluy¬du. Ruh’la dolu olan, Tanrı’nın kokusuyla da doludur. O hayatın bütününe hükmeder. Öfkeyle dolu olan, öfkenin yönetimi altında - Ruh ile dolan da Ruh’un yönetimi altındadır.

Pavlos Kutsal Ruh’la dolu olmanın karşısına alkolü getiriyor, ”Şarapla sarhoş olmayın” (Ef.5:18) diyor. Ge¬nel olarak Tanrı vergisiyle de sarhoş olunmamalıdır. Tanrı’nın yarattığı her şey - yiyecek, içecek, duyulacak ya da tat alınacak her şey - bizi sarhoş edebilir! Ama ayık olarak düşünmekten asla vazgeçmemeliyiz.

Alkol ile sarhoş olan, alkolün yönetimi altına girer. Ruh’la dolu olan tamamen Tanrı’nın egemenliği altında¬dır. Düşünceleri, duyguları, hareketleri tümden Tanrı’nın etkisi altındadır.

c.   Tanrı’nın yardımı konusu

Tanrı yardımcımızdır, kurtuluşumuzdur. Tanrı’yla dolu olan Tanrı’nın yardımıyla da doldurulmuş olur. Yaşamı¬mızda Tanrı’nın bize yardım edemeyeceği hiç bir alan yoktur.

Zor duruma düştüğümüzde Tanrı bize yardım eder. Birbi¬rimizle konuşmakta zorluk çektiğimiz zaman da  Tanrı bize yardım eder. Karekterim açısından diğerleriyle ko¬nuşmakta zorluk çekiyordum. Bunu başardığımda gözle¬rim yaşarırdı. Rab, küçük ya da büyük, her sorunumuzda, her alanda bize yardım etmek istiyor. Kutsal Ruh’la dolu olmak demek, O’nun yardımıyla da dolu olmak demektir.

Pavlos  alkolün yıkım getirdiğini söylüyor. Kurtuluş ya¬şam demektir. Kurtulmamak ise yıkım ve ölümdür. Alkol yıkıma, mahva götürür. Kutsal Ruh yapıcıdır, bizi Tanrı’nın benzerliğine dönüştürmeye çalışır. Kutsal Ruh, Tanrı tarafından görevlendirilmesiyle hayatımızda etkin¬liğini sürdürür.

Özet olarak:
Biz Tanrı tarafından Kutsal Ruh ile doldurulmuş isek, O’nun için varız demektir, çünkü O bizim Rabbimizidir. Diğer taraftan O, bizimle olan Tanrımız’dır, çünkü bizim yardımcımızdır. Kutsal Ruh’la dolu olmak demek, Tanrı’nın yardımı ve O’nun egemenliğiyle dolu olmak demektir.

d. Sürekli doldurulma konusu

Efesoslular 5:18, eylemin sürekliliğiyle ilgilidir. Bunu şöyle yorumlayabiliriz: ”Daima Ruh’la dolu olun!” As¬lında bu kendiliğinden anlaşılan bir şeydir. Başka türlü olması da mümkün değildir. Tanrı’yla dolu olmadığımız günler olabilir mi? Tanrı’nın egemenliğinden uzaklaşa¬bilir miyiz? O’nun yardımından, tatile çıkar gibi uzakla¬şabilir miyiz? Hayır! Bu olanaklı değildir. Kendi kendi¬mizi aldatmayalım. Biz her zaman O’nun egemen¬liğinin altında bulunuyoruz ve devamlı olarak O’nun yardımına muhtacız.

e. Aniden doldurulma vardır

Burada bir anlık zaman söz konusudur. İsa’nın öğren¬cileri Pentekost gününde Kutal Ruh’u aldılar. Biz ise tövbe ettiğimiz anda Kutsal Ruh’u alıyoruz. İsa’nın öğ¬rencileri Kutsal Ruh’u aldıklarında onunla doldular. Bunu kanıtlayamam, ama sanırım bizde de bu böyledir. Kişi tövbe ettiğinde Tanrı kendini bütünüyle ona verir. Böylece Tanrı ona el koyar ve bırakmaz.

Ama biz bunun daha sonra nasıl devam ettiğini biliyoruz. Kutsal Ruh, hayatımızda kendimizin yönetmek istediği odaları bize gösterir. Biz bir ev gibiyiz. Biz İsa’yı kapı¬dan içeri aldık, O bizde ikamet ediyor ve belki de biz O’na oturma odasını gösterdik. Ve biz O’na, ”İsa otur, burada karar senin” diyoruz. İsa burada yer alıp burayı dolduracaktır. Şimdi iş günü başlıyor ve İsa’nın benim  olduğum çalışma odasının kapısına vurmakta olduğunu hissediyorum ve İsa soruyor: ”Burada ne okuduğunu gö¬rebilir miyim?” Ah, aniden gözlerim açılıyor. Burada ev¬de bulundurmamam gereken bazı eşyalar var. Sonra fark¬ediyorum ki, İsa, bulunduğum başka bir odanın kapısına vuruyor. Bu odada ben belki radyo veya kasetçalar dinli¬yorum. Sonra İsa, ”Sen burada ne dinliyorsun” diyor. O, bu odayı da doldurmak, düzenlemek ve burada da bana yardımcı olmak istiyor. Sonra yatak odasına gelip kapıya vuruyor. O, burada da Rab ve yardımcı olmak istiyor. Daha sonra iş yerime geliyor ve burada da etkin olmak istiyor. Sonra benim paramın bulunduğu odaya geliyor.

Böylece hayatımın odaları genişletilmiş ve bir anlamda ben Ruh’la daha fazla dolmuş oluyorum. Bu bir süreç, ama Mesih’e yöneldiğim gün gerçekleşen aniden ve göre¬li dolma olayından başlamıştı.

Habercilerin İşleri 4’te Petros Müjdeyi bildirdi ve kötürümü sağlığına kavuşturmasıyla halkın dikkatini çek¬tiğinden geceyi hapiste geçirdi. Ve bu olayların ertesi günü sorgulama başlatıldı. Petros için bu yeni bir şeydi ve şimdi kendisine gözdağı verilebilirdi: İsrail’in büyük beyleri de hazırdılar. Fakat Luka durumu anlatırken şöyle diyor: “Kutsal Ruh’la dolan Petros onlara şöyle dedi...” (H.İ.4:8)

Biz Petros’un o anda Kutsal Ruh’la dolu olduğu izleni¬mini ediniyoruz. Petros daha önce Kutsal Ruh’la dolu değil miydi? Suçlu duruma düşecek bir şey mi yapmıştı? Hayır. O itaatkardı. Böyle durumlarda o henüz büyüme¬mişti, ama Tanrı büyüktü ve Tanrı Petros’ta yer aldı (yani, bu durum Petros’un kapasitesini aşan bir durum¬du). Ama Tanrı Petros’u doldurdu.

Bir örnek: Siz arabanızın lastiklerinin daima yeterli havayla dolu olmasına dikkat edersiniz. Normal olarak lastiklerinizin belirli bir basınca ihtiyacı vardır. Ama şimdi siz uzun bir yolculuğa, tatile çıkacaksınız. Araba¬nızı tamamen yüklediniz ve arabanıza bindiniz. Bir de baktınız ki arabanızın lastiklerindeki hava epey inmiş. Bu durumda arabanızın lastiklerinden hava mı kaçtı? Kesinlikle hayır! Arabaya fazla yük yüklendi ve daha önceki normal şartlarda olan lastiklerdeki hava yeterli gelmedi. Lastiklerde daha önce bulunan hava, aynen yerinde duruyor; yani daha önce tekerleklerdeki hava 2.2 ise, şimdi de aynıdır. Ancak bu hava arabaya vurulan yüke az geldi. Ama şimdi lastiklere biraz daha hava bas¬mak gerekir. Dışarıdan gelen basınç ne kadarsa içerideki basınç da o kadar olmalıdır. Dışarıdaki basınç fazlaysa, o zaman daha çok hava almalısınız! Ruhsal alanda da du¬rum buna benziyor. Ruhsal anlamda Tanrı kendisi havayı oluşturuyor ve kendisi bu direnci sağlıyor.

Kişilerin aniden Kutsal Ruh’la dolduğu başka durumlar da var. Bu bir kimsenin günah işledikten sonra tövbe et¬mesi durumu değildir. Bunlar yeniden güçle donanmak da değildir. Günlerce dua ve oruçtan sonra da meydana gelmedi. Bu inanlılar itaat yolundaydılar. Tanrı onları yeterince güçlü olmadıkları durumlarla karşılaştırdı. Tanrı bize sıkça taşıyamayacağımız ağırlıklar yüklüyor, bununla kendisine yönelmeyi öğrenmemizi ve muhtaç olduğumuz gücün doğaüstü bir şekilde olduğunu görebil¬memizi sağlamak istiyor.

Habercilerin İşleri 4. bölüm son kısım. İnanlılar, sadece habercilere karşı değil, tüm inanlılara karşı olduklarını – sıranın kendilerine de geldiğini anladılar. Bunun üzerine Rabbi çağırmaya başladılar ve Rab de onları güçlendirdi.

Habercilerin İşleri 7. bölümün sonu: Stefanos’u taşlayarak öldüreceklerdi. Stefanos’un bu ölüm acıların¬dan geçebilmesi için ölmeden önce Kutsal Ruh’la doldurulmuştu.

Habercilerin İşleri 13. bölümün başında Elimas ile karşı¬laşıyoruz. Şeytanın temsilcisi olarak İncil’in duyurulma¬sını engellemek istiyor. Pavlos’un böyle bir durumla ilk kez karşılaştığı anlaşılıyor.

Kutsal Ruh için bu ilk kere olmuyordu. Pavlos bu durumun üstesinden gelebilmek için Kutsal Ruh’la dol¬muştu. Bölümün sonuna doğru yeni inanlıları görüyoruz. Baskılar nedeniyle Pavlos ve Barnabas gitmek zorunda kalıyorlar; ama yeni inanlılar orada kalmak zorundalar. Bu durumu Tanrı sağlıyor. Şimdi onların bir çobanı yok, ama Tanrı onları terk etmiyor. Onları güçlendiriyor. Ken¬di Ruhu’yla onları dolduruyor.

Bunlar bizlere itaat yolunda aniden Ruh’la dolmayı anla¬yabilmemize yardımcı olabilecek harika örneklerdir.

Hep Mezmur 23’ü düşünürüm. Adımlarımızı çobanla birlikte atarsak, çayırlara, sakin suların üzerine, hak ve adaletin yolu üzerine güneş doğunca, belalar uçurumunun kenarında bile, O’nun bizimle olmasını beklemeye hak¬kımız olur.

2.   Kutsal Ruh’la dolu olmak ne değildir?

Kutsal Ruh’un gelişinden sonra aradan yaklaşık 2000 yıl geçti. Bu arada kayda değer çeşitli görüşler elde edildi. Bu nedenle biz sadece Ruh’la dolu olmanın ne demek olduğunu değil, ne olmadığını da söyleyebilmeliyiz. Bu¬nunla ilgili bir listenin tamamını değil, sadece birkaçını vereceğim:

a.   Kutsal Ruh’la dolu olmak, Kutsal Ruh’u
   almak değildir

Önceden sözü edildiği gibi, Kutsal Ruh’la dolmak Ruh’u almakla aynı zamana rastlayabilir. Bir çok şey aynı anda olabilir, ama özde aynı şey değildir. Örneğin, pencere açıldığı anda içeri hava girer. Buna rağmen bu farklı iki olaydır. Pencereyi açmak olayı ayrı şeydir, içeriye giren hava ayrı şeydir.

Kutsal Ruh tövbe ile  insana gelir ve onu doldurur. Ama sonra insan, ya daha çok güce ihtiyacı olduğu için ya da günah işleyip yaşamında tekrar Rabbe yer vermek istediği için yeniden Ruh’la dolar. Kutsal Ruh’la dolu ol¬mak inanlının yaşamı boyunca devam eden bir şeydir, ama Kutsal Ruh’u almak sadece bir kereye özgüdür! Bunlar farklı iki olaydır, birbiriyle karıştırılmamalıdır.

b.   Kutsal Ruh’la dolmak, Kutsal Ruh’la vaftiz
   olmak değildir

Bu iki kavram daima birbiriyle karıştırılmaktadır. Kutsal Ruh’la vaftiz olmak asla bir buyruk olarak verilmedi. Tanrı bize Ruh’la vaftiz olmayı asla emretmiyor, ama bize Ruh’la dolmamızı emrediyor (Efesoslular 5:18). Kutsal Ruh’la Vaftiz olmak  Mesih’te olan yerimizle ilgi¬lidir, Ruh’la dolu olmak ise kendi durumumuzla ilgilidir.

c.    Kutsal Ruh’la dolmak, Kutsal Ruh’la meshedilmek değildir

Meshedilmek Ruh’u almakla ilgilidir. Bazen kulakların ya da dudakların ”Meshedilmesi” için dua ediliyor. Mes¬hedilmiş vaizlerden ya da vaazlardan da söz ediliyor. Bununla beraber Ruh’la meshedilmek Ruh’u almaktan başka bir şey değildir. İnsan asla  yeniden meshedilmez.

d.   Kutsal Ruh’la dolmak güçle donanmak değildir

Güç Tanrı’dır ve Tanrı Mesih aracılığıyla Kutsal Ruh ile yaşamımıza girer. Bu nedenle ben Tanrı’nın gücüyle donanmışımdır.

Uzun bir süre için stok yapmak üzere alış veriş yaparız. Özellikle alışveriş merkezinden uzak bir yerde oturuyor¬sak, kente ya da köye geçici bir süre gelmeyeceksek, bir günlük ihtiyaçtan fazla, hatta bir aylık ya da birkaç aylık ihtiyaçlarımızı alır, stok ederiz. Şimdi bu stoklar evdedir ve alış veriş yapmaya artık ihtiyaç yoktur. Çünkü her şey evde mevcuttur. İhtiyaç duyulan her şey buradadır. Eğer Tanrı hayatımda bulunuyorsa ihtiyaç duyduğum tüm güce sahip olmuş oluyorum. Benim sadece itaat eden biri olmam gerekiyor. Bunu yaptığımda güç derhal bende yer alır. Bu her zaman hissedilmez.

Bazen kendimizi tamamen halsiz ve güçsüz hissedebili¬riz; ama bunun Tanrı’nın gücünün eksikliğinden kaynak¬landığını düşünmemeliyiz. Bunun onunla  ilgisi yoktur.

Olabilir ki siz kalkıp vaaz verdiniz ve bu vaaz sadece bir kekelemeydi. Sadakatle Kutsal Kitap okunup dua edildiy¬se ve buna rağmen Tanrı bunun böyle olmasına izin ver¬diyse, insanın bu nedenle kendisini suçlu görmesi gerekmez.

Biz güçlü olduğumuzda bunu hissetmek zorunda değiliz. Sadece güvenmemiz gerek. Gördüğümüz şey önemli şey değildir! Biz Tanrı’nın ne yaptığını çoğunlukla bileme¬yiz. Bu her zaman gözle görülüp tanınmaz. Bu nedenle hizmetimizi imanla, güvenle sürdürüyoruz, sonucu görmesek bile.

Ne ölçüde güçlü olduğumuzu her zaman bilemeyiz. Nasıl, hangi dinamikle etkilediğini hiç bilemeyiz. Ama bir gün  bunu öğreneceğiz.

İnsan her zaman yeniden donatılmaz. Yeni bir donanım için tam yetkiyle ve bütün bir güç ile de dua etmek gerekmez. Biz zaten donatılmışız!



e.    Kutsal Ruh’la dolmak Tanrı’nın özel kutsaması
   değildir

Kutsal Ruh’la dolu olmak Tanrı’dan fazladan alınabilecek bir kutsama değildir. Günümüzde sıkça Tanrı’dan daha çok almaktan söz ediliyor. Diğer bir taraftan tövbe edip yerimizde durmamak gerek. Tövbe¬den öte bir de büyüme, gelişme var. Biz bununla Tanrı’dan daha çok aldığımızı söylemiyoruz; ama her za¬man tövbe ettiğimizde aldığımızdan daha çoğuna ihtiya¬cımız var denilmektedir. Bir inanlı yaşamında Mesih’ten aldığından daha fazlasını alamaz.

Birkaç Ayet:
Efesoslular 1:3: ”Rabbimiz İsa Mesih’in Babası ve Tanrısı kutlu olsun. Göksel yerlerde bizleri her tür ruhsal kutlulukla Mesih’te kutlu kılan Tanrı O’dur.”

Ruhsal kutsamayla donatıldık. Hatta Mesih’teki bütün kutsamalarla kutsandık.

Koloseliler 2:9-10: ”Çünkü Tanrı’nın kişiliği bütün doluluğuyla Mesih’in insan bedeni içinde konut kur¬muştur. Sizler de yaşam için gerekli doluluğu O’nda bul¬dunuz. O her başkanlığın ve yetkinin Başı’dır.”

Kelime olarak, “Siz dolduruldunuz.” Tanrı’nın bugün bize vermek istediği her şeye Mesih’te sahibiz. Bize ver¬mek istediği bu doluluk Mesih’te bulunuyor. Biz Mesih’e sahip olduğumuza göre doluluğa da sahibiz. Mesih’in ha¬yatımızı nasıl etkileyeceği konusunu kendisine bırakalım. Özel bir kutsama diye adlandıracağımız, daha sonra fazlasını da alacağımız ’ikinci’ ya da ’özel’ bir olay ya da bereket daha yaşamamız gerekir dememeliyiz. (Biz Mesih’e iman eder etmez, Mesih’te her şeye sahibiz!)

2.Petros 1:3: “Kendisine özgü tanrısal güçle, yaşama ve tanrısayarlığa ilişkin her şeyi O bize verdi. Bizleri kendi yüceliğine ve erdemine çağıranı bilme aşamasına gelmemizle bize her şeyi sağladı.”

Mesih’e sahip olduğumuzda düşündüğümüzden çok daha fazlasına sahip oluruz. Bu iman yolculuğu için Tanrı bize her şeyi armağan etti. O bize her şeyi vaadetti. Bizim çobanımız varsa, her şeyimiz vardır. O sürüye bakar.

f.   Kutsal Ruh’la dolmak ruhsal yaşamın üst düzeyine
    getiren “ikinci bir deneyim” değildir

Bu görüş çok yaygındır. Bunun değişik örnekleri vardır.

Ruhsal yaşamımızın ilk bölümü, İsrail’in Kenan diyarına yolcuğu ile karşılaştırılıyor. Mısır’dan göç bizim dönüşü¬müz, tövbemiz olmuş oluyor. Bunu çöldeki yürüyüş takip ediyor. İsrail’in çocukları tekrar ve tekrar yenilginin acısını çektiler ve hayatları bu yenilgilerle simgelenmiş oldu. Fakat Ürdün’ü (Şeria)  geçtiklerinde bu durum de¬ğişmişti. Bizim de ”Ürdünü geçmeye” ihtiyacımız vardır, deniyor.

Gerçi çölde yoksulluk çekildi, ama zafer de kazandılar ve sadakatle Rabbin Toplanma Çadırını  yaptılar, fedakârlık¬la günbegün itaatkârlıkla gittiler, bulut ve ateşten sütun onlara yol gösterdi. Daha sonra Kenan diyarında  zaferin yanında başarısızlık da vardı.

Şöyle bir iddia ileri süremeyiz: Sen gerçekten tövbe ettin ama başlangıçta yükselişler ve alçalışlar olabilir. Sen daha Ürdün’den geçmelisin ki daha sonra zafer dolu bir yaşamın olsun. İncil’in hiç bir yerinde böyle bir iddia (öğreti) yer almıyor.

Romalılar 6:8, bu modelin hizmetine sokulamaz. Burada da Kutsal Yazıların dışına çıkmamayı öğrenmeliyiz. İncil Ürdün’den (Şeria’dan) söz ettiğinde bu daha çok ölümün resmidir; bundan sonra da göksel diyara gireceğiz (İbraniler 4:1).

Bazı çevrelerde ”inanç huzurundan” söz ediliyor. Bir de¬nemeden geçip bu denemede Rabbe tam inancımız olma¬lı. Ondan sonra bir ruhsal huzur evresine gireriz, deniliyor.

Bu bir yanılmadır. İnandığımızda iç huzuruna kavuştuğu¬muzu tekrar ve tekrar yaşarız, ama bu kayda değer ikinci bir tecrübe değildir. Hayatımızın sonuna kadar inançsız¬lığa karşı mücadele etmeliyiz ve yaşamımızın sonuna kadar  yeniden güvenebilmeliyiz.

Ayrıca benliğimizin çarmıha gerilmesinden de söz ediliyor. İnanlı iman yaşamında olan tembellik ve cansız¬lık günahından ikna olup bir sınıra, sona dayanır ve piş¬manlık duyarak tövbe edermiş. Buna da bir nevi ’kendini haçlamak’ deniyor. Kişi kendini haçladıktan sonra, özel bir şekilde kendini ”Mesih’le birlikte çarmıha gerilmiş” gördüğünde Kutsal Ruh’la dolmaktadır, deniliyor.

Bu da özel bir olay sayılıyor. Bu bağlamda tekrar ve tekrar Galatyalılar 2:19-20 gösteriliyor: ”Mesih’le birlikte çarmıha gerildim, artık yaşayan ben değilim, bende yaşa¬yan Mesih’tir." Ama Pavlos’un çarmıha gerilmesi kendi iman yaşamında değil, orada, her imanlının çarmıha gerildiği, Mesih’in bizim için çarmıha gerildiği yerde meydana geldi. Mesih hepimiz için öldü ve her inanlı Mesih’in çarmıhında öldü. Bunu her zaman imanla hatırlamalıyız ve bunun etkisiyle günahı bırakmalıyız. Tövbede bu ilk kez meydana gelir.
Mesih’in bizim günahlarımız için öldüğüne inandığımız¬da bizim eski yaşamımız son bulmuş olur ve  yeni bir ya¬şam başlar (2.Kor.5:17). Bu, insanın hatıra defterine mut¬lulukla kaydedebileceği bir olaydır. Mesih’le birlikte çarmıha gerildiğimizi hiç unutmamalıyız (Rom.6:11). İnsan genellikle unutmaya meyillidir. Ama bu nedenle in¬san tekrar çarmıha gerilmez. Bunun yerine buna tutunup unutmamalıyız ve buna tutunduğumuz ölçüde de Kutsal Ruh yaşamımızda yer alacaktır.

g.   Kutsal Ruh’la dolmak aranabilecek bir tecrübe
   değildir

İnanlılar sıkıntı anında aniden Ruh’la dolmayı aramaz. İnsan bunu ister, ama bunu tecrübe edinmek için dene¬mez. Kendisi de bunu sağlayamaz. Bu Tanrı’nın elinde olan bir şeydir.

Ruh’la dolmak aranan bir tecrübe değildir, tersine, elde edip saklamaya çalışılan bir durumdur.
Eski Antlaşma’da bile Kutsal Ruh’la dolmak aranmadı.




3.   Kutsal Ruh’la dolmak için nasıl bir katkımız
   olabilir?

Birkaç yanıt:

a.   Bazı şeyler düşünülmelidir

Tanrı çok şey yaptı. Ruh’la dolmak istendiğinde, Tanrı’nın neler yaptığını akla getirmek gerekir. Gerçekte sahip olduğumuz şeyi aramaktan korunmuş oluruz böy¬lece. Efesoslular 1:3; Koloseliler 2:9-10’a baktığımızda insanın her şeyden önce teşekkür etmeye başlaması gerekir.

Tanrı’nın yardım etmek için bizi zayıflığa yöneltmek gibi bir yöntem kullanacağı akılda tutulmalı. Tanrı bütün o¬nurlara sahip olmak ister. Biz kendimize çok fazla önem verirsek O layık olduğu onuru almaz. Şu ayetler üzerinde düşünmeliyiz:
Mezmur 102:24; 2.Korintoslular  12:9-10; 4:7 vd.

2.Korintoslular 1:8-10: ”Kardeşlerim, Asya bölgesinde çektiğimiz acıdan habersiz kalmanızı istemiyoruz. Aşırı oranda – gücümüzün üstünde – sıkıntıya düştük. Öylesine ki, yaşamaktan umudu kestik. Gerçekten, ölüm yargısının üzerimizde olduğunu düşündük. Ama kendimize değil, ölüleri dirilten Tanrı’ya güvenelim diye oldu bu. O bizleri böylesi ölümcül bir deneyimden kurtardı; kurtaracaktır da. Kendisine umut besliyoruz, bizi yine kurtaracaktır.”

Pavlos aşırı oranda sıkıntıya düştü. Tanrı ona bir yük yükledi ve onun bunu taşıyacak gücü yoktu, öleceğinden  korkuyordu (9. ayet). İnsani açıdan ölüm kesindi. Bu¬nunla beraber Tanrı onu kurtardı. O halde Tanrı onu neden bu duruma düşürdü? Yanıt: Kendi kendine güven¬memeyi öğrensin diye.

Ona yardım eden onu ölümden kurtaran Tanrı’ydı. Tanrı için, ölümden önce ya da ölümden sonra kesin bir ölüm¬den kurtarmak arasında bir fark yoktur. ”Bu gömüyü top¬rak kaplarda taşıyoruz. Öyle ki, aşırı oranda açıklanan güç bize değil, Tanrı’ya özgü olsun!” (2.Kor.4:7). Neden? Bizim değil, Tanrı’nın gücü olduğu bilinsin diye. Topraktan kap uzun zaman dayanmaz. Biz Ruh’la dol¬mak istediğimizde ne kadar zayıf olduğumuzun farkına varmalıyız.

b.   Güvenmeliyiz, O’nun yardımını beklemeliyiz

Mezmur 23:1: ”Rab çobanımdır, benim eksiğim olmaz.”

O buradaysa eksiğim olsa bile benim eksiğim olmaz, çünkü eksiklik sözünün anlamını Tanrı tanımlıyor. Eksi¬ğim olduğunda O’nda her şeyim vardır. Göklerde başka kimim vardır? Yeryüzünde senden başkasını istemem” (Mezmur 73:25) diyor Mezmur yazarı.

Üzerinde durabildiğimiz bazı vaatler var. 2.Korintloslular 12:7-9’da Pavlos, “Bedenimde bir diken, beni yumrukla¬mak için bir şeytan meleği verildi” diye yazar. Pavlos, bu dikenden kurtulmak istedi, ama İsa Mesih ona, “Kayram sana yeter” yanıtını verdi. Bu bir buyruk değil, bir vaatti.

O’ndan hangi yardımı, desteği kesin olarak bekleyebi¬liriz? Ben bunu en az düzeyde belirteceğim. Şunları kesinlikle hesaba katabiliriz. Baskılar çok büyük olabilir. Üzüntü, düşmanlık, mahrumiyet gerçek olabilir. Şu iki temel gerçek yıkılmaz, yıkılmamalı. 1. İman, 2. Sevgi.

1.   İman. Her zaman Rab’be güvenebilirim. Güvenmek bizi İsa Mesih’e bağlayan zincirdir. Bu bizim O’nunla olan ilişkimizin anahtarıdır. Pavlos, ”Ne üstümüzdeki ne altımızdaki dünyanın güçleri, ne de kurulu düzende başka bir etken bizleri Rabbimiz Mesih İsa’da açıklanan Tanrı sevgisinden ayırabilir” diyor (Rom.8:39). Burada onun imanını görüyoruz. Ayrılık, güvenin yıkılması demektir. Bu güveni yıkmaya hiç bir baskının gücü yetmez. O’na güvenebilmem için kendimi Rab’be bırakmalıyım. Bunun için yeterli kayra olacaktır.

2.   Sevgi. Bu bizim Rab’le ilişkimizin özüdür. İman, ilişkide anahtardır, taşıyıcıdır. İlişki için iman gereklidir. İlişki sevgiden oluşur. Bu sevginin azalması gerekmez. Hiç bir şey bizi Mesih’in sevgisinden ayıramaz. Ne bizim O’na ne de O’nun bize olan sevgisinden.

Diğer Vaatler: Efesoslular 3:20; Filipililer 4:13; Koloseliler 1:29; Yakup 4:6.

c.   Tanrı egemenliğine girerken bu güvende itaatli
   olmalıyız

Her zaman O’nun bizim Tanrımız olduğunu bilmeliyiz! Kutsal Ruh’la dolmak isteyen kimse her zaman O’nun egemenliğini kabul etmelidir.

İtaatimiz neye doğru yöneliyor? Tanrı’nın Sözü’ne. İtaatli olmak isteniyorsa, yapılması gereken bilinmelidir. Bunu bize Kutsal Kitap’ın bütünü söylüyor. Kutsal Kitap’ın bütünü Kutsal Ruh’un Sözü’dür. İsa topluluklara konuş¬tuğunda, ”Bunu Kutsal Ruh bütün topluluklara söylüyor” (Vahiy 2 ve 3) der. Kim ne yapması gerektiğini bilmek istiyorsa Kutsal Kitap’ını okusun. Bu çalışma asla bit¬mez. Bir imanlının işsiz kalması anlaşılmaz bir şeydir. Onun her zaman yeterince işi vardır! Kutsal Ruh’un isteği Tanrı’nın Sözü’nde kendini ortaya koyuyor: Yuhanna 16:13-15.

İtaatkarlığın hangi şekilleri vardır?

Yasada bu, ”Yapmalısın” ya da “yapmamalısın” demektir.
Eğer ”Sen Yapmalısın...” direktifine uyulmadığında Tanrı’nın isteğine karşı gelinmiş olur. Ve Tanrı ”Yapma¬malısın” dediğinde ise itaatsizlik yapıldığında, yasa çiğ¬nenmiş olur.

İlkinde yeterince ileri gidilmemiş, diğerinde ise çizgi aşılmış olur. İncil’de de bu böyledir. Tanrı bizim bazı şeyleri yapmamamızı, bazı şeyleri de yapmamızı söyler. 1.Selanikliler 5’te birkaç emir vardır ve bununla ilgili 19. ayette Ruh’u söndürmekten söz ediliyor. Söndürme konu¬sunda ya bir ses ya da bir ateş düşünülebilir. Efesoslular 4:25-32’de yasaklardan söz ediliyor. 30. ayette Kutsal Ruh’un üzülmesinden söz ediliyor.





B. İmanlıların Yaşamında Kutsal Ruh’un Etkinlik Şekli

1.   Kutsal Ruh yaşamın ve kurtuluşun Ruhu
   olarak etkinlik gösterir

Kutsal Yazılardan Bölümler:
Romalılar 8:2: Burada Kutsal Ruh, ”Yaşam veren Ruh’un yasası” diye adlandırılır. O yeni yasadır. Yasa Koyucu ise Tanrı’ydı. Eski Antlaşma’daki yasalar O’nun düşün¬cesinin, isteklerinin ifadesiydi. Yazılmış olan yasalar İsrail’in etrafında bir çit gibiydi. Hiçbir İsrailli bu yasayı tutamıyordu.
Kişi yaşamında sadece bir tek buyruğa dahi uymadığında, ölümle suçlanmış olurdu. Şimdiyse İsa geldi ve bu suçu kaldırdı. Pavlos 3. ayette bunun üzerinde duruyor.

Üçüncü ayette söylenenler kronolojik olarak 2. ayetten öncedir, yani 2. ayetin belirtmek istediğinin temeli ve açıklamasıdır. Suç kaldırıldıktan sonra Tanrı yeni bir ya¬şam verebiliyor. Bu yaşam Tanrı’nın kendisidir ve Ruh olarak içimizde yer alıyor. O bizde olan yaşamdır ve O bu yaşamın kuralıdır.

O yaşamın ve sürekli kurtarışın Ruhu’dur. ”O beni özgür kıldı” sözü geçiyor. İlkeye göre kurtuldum. Şimdi O sü¬rekli olarak Mesih İsa’nın yaşamını yönetiyor. Mesih İsa’daki yaşam söz konusudur, ve Ruh Mesih İsa’da bulunan o yaşamın Ruhu’dur. Öyleyse O, biz kurtulmuş olanların yaşamında kurtuluştur.

Biz artık kurtarılmış bulunuyoruz ve kurtarılacağız. Biz üç kez kurtarılacağız.
1. Yeniden doğuşta (kurtuldum), 2. Şimdi devamlı olarak kurtuluyorum (günlük yaşamda günahın etkisinden, zayıflıklardan kurtuluyorum), 3. Her şeyin sonu geldiğin¬de kurtulacağım. (O zaman hayatımda hiçbir günah olma¬yacak. Ölümden kurtulacağım).

Romalılar 8:10’da Kutsal Ruh’un bizim hayatımız ol¬duğu belirtiliyor. Kurtuluş yaşam ve ölümden korun¬mak de¬mektir.
16.ayette daha başka düşünceler bulunuyor: O bizim kur¬tulduğumuza dair kesin bilgiyi veriyor. Metinde, ”Ruh’un kendisi bizim ruhumuzla birlikte Tanrı çocukları olduğumuza tanıklık eder” deniyor. O halde O ruhumuz¬dadır ve bizim ruhumuzla birlikte etkinlik gösterir. O’nu hissetmemize gerek yok,  ama düşüncelerimizde O kendi¬ni hissettirir.

Bizim Mesih İsa ile bağlantımız sağlıklı ise Kutsal Ruh’un düşüncelerimizi etkilemesini bekleyebiliriz. Sev¬giyle insan Tanrı’nın Sözü’ne ilgi duyar, aynı zamanda bunlar kurtuluş sözleridir, çünkü bu sözler Ruh’un söz¬leridir. Daha sonra kesin olarak Tanrı’nın çocuğu olduğu¬muzu anlarız. Dua ettiğimizde de bunu görüyoruz, 15. ayet bundan söz ediyor. İsa’nın gökteki babasına ”Abba” (Babacığım) dediği gibi.

Bu, Tanrı O’nunla senli benli idi demektir. Bizim sahip olduğumuz Kutsal Ruh, İsa’nın sahip olduğu Ruh’un ay¬nısıdır. O, Rabbimizin Tanrı’ya dua ettiği gibi bizim de aynı şekilde Tanrı’ya dua etmemizi sağlıyor.

Şimdi biz doğrudan doğruya – sözlü olarak – ”Baba” demesek de İsa’nın güvendiği kadar biz de O’na güven¬meliyiz. Ortada bir engel olmayıp ruhsal bir özgürlük içinde bulunduğumuzda sade bir şekilde babamıza dua edebiliriz. O zaman bütün bunların bizde bulunan Kutsal Ruh tarafından geldiğini biliriz.  Kutsal Ruh bizim ruhu¬muzla birlikte etkinliğini gösterir ve Tanrı’nın bir çocuğu olduğumuzu anlarız.

13.ayette Kutsal Ruh’un bizi kutsallığa götürdüğü bil¬diriliyor. O ruhumuzda ve vicdanımızdaki hata ve günah¬lara dikkatimizi çeker. O zaman harekete geçmeliyiz. Ne var ki Kutsal Ruh hiç bir zaman zorla harekete geçirmez. Yapmalı değil, yapabiliriz; O teşvik eder ve güç verir. Harekete geçmesi gereken ise biziz. Böylelikle iki ruh birlikte çalışır; Tanrı’nın Ruhu ve bizim ruhumuz ya da basitçe, Tanrı ve biz.

Kutsal Ruh  üç kat kurtuluş bilgisi verir:
–   Tanrı Sözü’nü tanıtan temel bilgiler verir.
–   Duada özgürlük verir.
–   Bizi kutsallaştırılmış bir yaşamda yönetir.

2.   Kutsal Ruh yetkinliğin Ruhu olarak etkinlik
       gösterir

O bizim gücümüzdür, bize güç verir ve işimizde bizi yetkin kılar. Kutsal Ruh, Tanrı’nın isteğini yerine getir¬memize olanak sağlar.

Hezekiel 36:26-27: Tanrı’nın Ruhu O’nun yolunda yürü¬yebilmem için benim ruhumda yer alıyor.
Matta 10:19-20: Sorguya çekildiğimizde söylememiz ge¬reken doğru sözü Kutsal Ruh bize bildirecektir. O yanıt vermek için kişiyi yeterli kılacaktır.
Habercilerin İşleri 1:8: ”Kutsal Ruh sizlere geldiğinde güç ile kuşanacaksınız.”
1.Korintoslular 12:4-11: Ruhsal armağanlarla ilgili sözler.
Efesoslular 3:16: ”Babamız öz yüceliğinin zenginliği oranında, Ruh aracılığıyla sizleri iç yaşamınızda egemen kılacak güçle donatsın.”
2.Timoteos  1:7: ”Çünkü Tanrı bize korkaklık ruhunu vermedi; güç, sevgi, ağırbaşlılık esinleyen ruhu verdi.”

Bu çabucak söyleniyor, ama insanın kendi bilgi ve gücü¬ne güvenmemesi gerektiğini, kendi yaşamında bunu öğre¬nebilmesi uzun bir zaman alır.

3.   Kutsal Ruh öğretici ruh olarak etkinlik
   gösterir

Ruh, Yuhanna 14-17 arasında üç kez gerçeğin ruhu ola¬rak tanımlanıyor. Ruh yalan üzerinde değil, gerçek üze¬rinde etkinlik gösterir.

Habercilerin İşleri 15: Burada Kutsal Ruh’un oradaki kardeşlere nasıl yol gösterdiği belirtilmiştir. 28. ayette şu sonucu görüyoruz: ”Kutsal Ruh ve bizler, gerektiğinde daha ağır bir yükü size yüklememeyi uygun gördük.”

Diğer ayetler:
Yu.14:16-17; 23-26; 16:13-15; 1.Kor. 2:12; Efes. 1:17-18; 1.Yu.2:20-27.


4.    Kutsal Ruh paydaşlık ruhu olarak etkinlik
   gösterir

2.Korintoslular 13:13: Kutsal Ruh bizi iki türlü paydaş¬lığa teşvik ediyor; birincisi dikey, diğeri de yatay ilişkiler.

Dikey olanlar: Tanrı’yla olan paydaşlığımız. O ilk önce bizim göklerdeki Babamızla paydaşlığa teşvik ediyor. O bizim dua etmemizi sağlıyor (Rom. 8:15,16,26,27). Bu anlamda biz Ruh’un bir tapınağıyız (1.Kor.6:19). Tapınak ise içinde tapınılan bir evdir. O halde Tanrı’ya tapınma bizde olmalıdır (1.Kor. 3:16-17).

Efesoslular 2:18: ”Çünkü her ikimiz de Mesih aracılı¬ğıyla tek Ruh’ta Baba’nın katına kabul edilmeye yetkimiz vardır.”
Kurtuluşumuzdan söz eden ayetlerden sonra, kurtuluşun bize niçin verildiğini anlıyoruz: Dua edebilmemiz için. Barışmak demek, daha önce bizim Tanrı’yla düşman olduğumuz anlamına geliyor. Biz birbirimizle konuşma¬dık. Ama şimdi biz birbirimizle konuşabiliyoruz. Dua iman yaşamının temelidir. Efesoslular 6:18’de şöyle di¬yor: ”Her tür dua ve dilekle, Ruh bağlılığında her vakit dua edin. Kutsal yaşamlıların tümü yararına sürekli bağ¬lılık ve yakarışla bu uygulamada uyanık durun."
Yatay olanlar: Birbirimizle olan paydaşlığımız. Ruh Tanrı’nın sevgisidir ve bu sevgi aramızdaki ilişkiyi teşvik ediyor. Romalılar 15:30’da şöyle diyor: ”Size yalvarırım, kardeşlerim! Rabbimiz İsa Mesih ve Ruh’un esinlediği sevgi adına, benimle birlikte çaba göstererek Tanrı’ya dua edin.”
Efesoslular 4:3-6: ”Ruh’un sağladığı birliği barış bağın¬da korumaya çalışın. Tek beden vardır, tek Ruh vardır. Nasıl ki, aldığınız çağrı da bir tek umuda çağrıdır. Tek Rab, tek iman, tek vaftiz vardır. Hepimizin tek Tanrısı ve Babası vardır. O hepsinin üstünde, hepsini yöneten, hep¬sini doldurandır.”

Yanlış bir ruhsal hareket imanlılar arasında her zaman ayrılıklar getirir. Tanrı’dan kaynaklanan ruhsal hareket, gerçeğin temeli üzerine birlik, beraberlik ve sevgi getirir. Yanlış bir birlik gerçeğe önem vermez. İnsan hangi öğre¬tiyi temsil ediyorsa, neye inanıyorsa bu hep aynı biçimde (tekdüze) önemsiz olmamalı. Birlikteliğin temeli için olaylar ve tecrübeler yeterli değildir.

Diğer ayetler: Efesoslular 3:5,6,16-18; 5:18-21.

5.    Kutsal Ruh tanıklığın ruhu olarak etkinlik
   gösterir

Kutsal Ruh ağzımızı açmamıza yardım eder. Kutsal Kitap’tan ayetler: Yuhanna 15:26-27; 16:7-15; Haberci¬lerin İşleri 1:8; 2. Timoteos 1:6-9; 1.Yuhanna 5:6-9.

6.   Kutsal Ruh bizi yönetir ve bize şekil verir

Kutsal Ruh hayatımızı etkileyip bize yol gösterir. O bizi gitgide Tanrı’nın şeklinde biçimlendirir.
2.Korintoslular 3:18: ”Hepimiz açılmış yüzle, Rab’bin yüceliğini aynada yansıtırcasına, bir yücelikten bir yüce¬liğe geçerek, aynı görünüme dönüştürülüyoruz. Ruh olan Rab’bin etkisidir bu.”

a.   Kutsal Ruh hayatımızın yönünü gösterir

Yaşamımız Tanrı’nın Sözü’nden belirlenir ve Söz Ruh’un Sözü’dür. Bazen nereye gideceğimizi bilemiyo¬ruz. Kutsal Ruh’un bu durumda da bize yardım edebi¬leceğini İncil’den öğreniyoruz. Pavlos bunu yaşadı ve biz Mesih inanlıları bunu yine ve yine yaşarız.
Bunu sadece bir duygu olarak düşünmemeliyiz, belki bu daha çok Tanrı’nın bize bir açıklık getirmesi için ateşli bir şekilde dua etmemizdir. Biz Rabbin isteğinin ne oldu¬ğunu incelemeliyiz (Rom.12:1-2).

Zamanla düşüncelerimizde ışık görünmeye başlar. Aynı zamanda bu düşüncelerimizde bir iç huzurumuz oluşur ve bu konuda bir endişemiz de olmaz (Fil.4:6-7). Sonra da şunu diyebiliriz: ”Sanırım Tanrı’nın beni götürmek iste¬diği yol budur.” Yanıldığımız zaman eğer ciddiysek  bu trajik  bir şey olmayacaktır. Bununla bir şeyler öğrenmiş oluyoruz. Bütün bu süre içerisinde biz zaten Tanrı’nın elinde bulunmaktaydık. O bizi reddetmez. Biz hataları¬mızla birlikte Rabbin önüne gelip O’ndan bağışlanma dileyebiliriz. Ama bu, başlangıçta  düşüncesiz davrana¬biliriz anlamına gelmez.

Kutsal Yazılardan ayetler: Habercilerin İşleri 16:6,7,10
Romalılar 8:14: ”Tanrı’nın Ruhuyla yönetilenler Tanrı’nın oğullarıdır.”
Galatyalılar 5:16,18,25: ”Şunu demek istiyorum: Vakti¬nizi Ruh yönetiminde geçirin. Böylece bedenin gereksiz isteklerini doyurmakla uğraşmazsınız... Ama Ruh’la yöneltiliyorsanız, ruhsal yasa altında değilsiniz... Eğer Ruh uyarınca yaşıyorsak, yaşam yolunda yürüyüşümüz de Ruh uyarınca olsun.
b.   Kutsal Ruh düşüncelerimize şekil verir

Düşünmek Kutsal Kitap’ta çok önemlidir. Orası (düşün¬me alanı), Tanrı Sözü’nün ilk ulaştığı yerdir. Düşünce, Filipililer 1:9’a göre sevgi ve anlayış ile birlikte gelişme¬lidir. Bu da ancak kendisi sevgi olan Kutsal Ruh’un ger¬çekte bizim yüreğimize gelmesiyle – bize geçmesiyle – olanaklıdır. Düşüncemizde (aklımızda) kararlar alınır, orada araştırılır. Pavlos bize ‘Ruhunuzu tamamen yenile¬yin’ diyor (Efes.4:23). Böylece Tanrı’nın isteklerini tanı¬ma yeteneğine sahip oluruz. Ruh’un düşüncelerimize şe¬kil verdiği konusu Kutsal Kitap’ın bazı ayetlerinde yer alıyor:

Habercilerin İşleri 1:28: ”Kutsal Ruh’a ve bizlere yararlı göründü.” Onlar sadece dua edip içlerinden gelen belirli bir sesi duymayı beklemediler, tersine, enine boyuna dü¬şünüp taşındılar. Düşünceler belirtildi ve herkes düşünce¬sini belirtmekte özgürdü. Yeruşalem’deki ihtiyarlar ve hatta kardeşlerden söz edilmekte. Yeruşalem’deki her inanlı konuşmalara katılabiliyordu. Her biri diğerinin kardeşiydi. Haberciler de kardeştiler ve bu nedenle her şey kardeşçeydi. Her biri Ruh’un ne söylemek istediğini anlayıncaya kadar diğerlerini dinledi. Herkes kendi görü¬şünün benimsenmesi ve önde tutulmasın gerektiğini ileri sürmedi. Kutsal Ruh’un yönetimini hiç kimse kiralık olarak kendi tekeline alamaz. Ruh diğer kardeşleri de yönetebilir.

2.Korintoslular 1:24, Pavlos’un Ruh’la yönetildiği sırada ne düşündüğü hakkında bir örnektir. O Ruh’la doldurul¬muş, Ruh’un tüm düşüncelerini de doldurmasını istiyor. O, ”Bu, imanınıza egemen olduğumuzdan değildir” diyor. Hiç bir inanlı diğer bir inanlıya, ”Bu Tanrı’nın ke¬sin isteğidir” diyemez. Her inanlı Kutsal Ruh’a sahiptir. Yuhanna, 1.Yuhanna 2:27’de, bizim öğretmenlere bağım¬lı olmadığımızı belirtiyor: ”Kimsenin öğretmesine gerek¬sinmemiz yoktur.” Bu bizim öğretmenlere ihtiyacımız olmadığı anlamına gelmez. Çünkü İsa Mesih kendisi öğretmenleri atadı. Yuhanna bunun sonuçta nasıl görün¬düğünü söyleyebilecek karakterdedir. Aslına bakacak olursak bir öğretmene bağımlı değiliz. İsrail’de öğretmen bir otoriteydi. Bu nedenle o ”Rabbi” diye çağırılırdı. Bu¬nun anlamı ”Benim Rabbim” demektir. Bu anlamdaki bi¬zim öğreticimiz İsa’dır, rablerimiz yok. Bizim sadece Tanrımız ve öğretmenimiz Rabbimizdir.

İsa topluluğa öğretmenler atadığında onlar orada gerçe¬ğin, doğruluğun yardımcıları olurlar. Herhangi bir toplu¬luğun öğretmeni, ”Sevgili kardeşler, siz ne derseniz de¬yin, bu böyledir” diyemez. Biz inanlılar kardeşler arasın¬da kardeşiz. Diğer inanlıların her biri de Kutsal Ruh’a ve aynı İncil’e sahiptir. O halde biz kendi aramızda yardım¬laşmalı ve bir kimsenin öğüde ihtiyacı olduğunda onu al¬malıyız. Pavlos öyle yapıyor. O Roma’ya geldiğinde Ro¬malı inanlılardan bir şeyler almaya hazırdır (Rom.1:12).

Efesoslular 1:17: ”Öyle ki, Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrısı ve Yüceliğin Babası kendisini bilesiniz diye sizlere bilge¬lik ve açıklama ruhunu versin.”
Efesoslular 4:23: ”Aklınızı ve ruhunuzu tamamen yenileyin.”
Romalılar 8:5-6 ayetleri çok önemlidir. Ruh’un istemi bedenin isteklerine uymaz. Biz Kutsal Ruh’un düşündüğü gibi düşünmeyi öğrenmeliyiz. Bu, yaklaşım ve bakış açımızla ilgilidir.
c.   Kutsal Ruh vicdanımızı etkiler

Bir örneği Romalılar 9:1’de görüyoruz. Pavlos şöyle diyor: ”Mesih’te gerçeği söylüyorum, yalan konuşmuyo¬rum. Kutsal Ruh’un aydınlattığı vicdanım bana tanıklık ediyor.”

Kutsal Ruh ve vicdan iki ayrı şeydir. İnsan tövbe etti¬ğinde vicdanı hala kusurludur. Vicdan Tanrı Sözü’yle ve Kutsal Ruh’la  sağlığa kavuşmalıdır;  olgunlaşmalıdır. Böyle olursa Kutsal Ruh vicdanı kullanabilir.

d.   Kutsal Ruh karakterimizin tamamını etkiler

Galatyalılar 5:16-22: ”Şunu demek istiyorum: Vaktinizi Ruh yönetiminde geçirin. Böylece bedenin gereksiz istek¬lerini doyurmakla uğraşmazsınız. Çünkü bedenin istekleri Ruh’a, Ruh’un istekleri de bedene karşı çıkar. Bunlar birbirine karşı direnir. Öyle ki, özlediğiniz işleri yapama¬yasınız. Ama Ruh’la yöneltiliyorsanız, ruhsal yasa altın¬da değilsiniz. Bedenin gereksiz isteklerine gelince, bunlar belirgindir: Zina, iğrençlik, soysuzluk, yalancı tanrılara tapıcılık, büyücülük, düşmanlık, kavgacılık, kıskançlık, öfke, sürtüşme, bölücülük, ikilik, çekememezlik, sarhoş¬luk, içkili_gürültülü eğlence alemleri ve bunlara benzer işler. Daha önce uyardığım gibi, sizi yeniden uyarıyo¬rum: Bunları yapanlar Tanrı hükümranlığını miras almayacaklar. Bunlara karşı Ruh’un ürünü sevgi, sevinç, esenlik, sabır, iyi yüreklilik, iyilik, içten bağlılık, yumuşak huyluluk, tutkulara üstünlüktür.”
2.Korintoslular 3:18: ”Hepimiz açılmış yüzle, Rab’bin yüceliğini aynada yansıtırcasına, bir yücelikten bir yüce¬liğe geçerek, aynı görünüme dönüştürülüyoruz. Ruh olan Rab’bin etkisidir bu.”
Romalılar 8:29: ”Çünkü Tanrı önceden bildiği kişileri, Oğlu’nun benzerliğinde olsunlar diye önceden kararlaş¬tırdı. Öyle ki, Oğul birçok öbür kardeşin arasında ilkdoğan olsun.”

e.    Kutsal Ruh tümden sorumlu davranmayı öğretir

O bizi küçük çocuklar olarak bırakmaz. Olgunlaşıp nefsi¬mize, kendimize hakim olabilmeliyiz. Çocuklar küçük iseler onların elinden tutarak götürmek gerek. Yaşları ilerleyip büyüdüklerinde çabucak ellerini vermezler. Bu da tamamen normaldir. 17 yaşındaki birini 5 yaşındaki biri gibi elinden tutup götürmek yanlıştır.

Kutsal Kitap’tan bölümler:

Romalılar 8:13-15; Galatyalılar 5:22: (Nefse hakimiyet). Kutsal Ruh bize karşı bir eldiven veya bir robot gibi davranmaz. Tanrı’yla karşı karşıyayız (Yaratılış 1:27 ). O bizi çağırıyor, bize görevler veriyor ama bize karşı bir kuklaya davranır gibi davranmıyor. Biz daha çok Tanrı’ya uymak, O’na sorumluluk içerisinde hizmet et¬mek için çağrıldık.

Efesoslular 3:16 ”Babamız öz yüceliğinin zenginliği ora¬nında, Ruh aracılığıyla sizleri iç yaşamınızda egemen kılacak güçle donatsın.”
Burada aynı düşünceye sahibiz: İç varlığımızdaki güç. İnsan kendi kendini yönetmeyi öğreniyor.
2.Timeteos 1:7: ”Çünkü Tanrı bize korkaklık ruhunu ver¬medi; güç, sevgi, ağırbaşlılık esinleyen ruhu verdi."

Düzence (disiplin) burada ağırbaşlılık anlamına da gelir. Öyle ise ağırbaşlılık düzencede olmaya da yardımcı olur. O düşüncede kök salmıştır. Düzenceli olarak doğru kararı verebilmek için insanın bilgiye ve karar verme yetene¬ğine sahip olmaya ve isteğinde yeterince güçlü olmaya ihtiyacı vardır.





Bölüm   VI

İMAN ETMEYENLERİN YAŞAMINDA KUTSAL RUH


A.    Kutsal Ruh Ve İman Etmeyenlerin
   Durumu

Romalılar 8:9: Mesih’in Ruhu’nu taşımayan kişi O’nun sayılamaz.
Yuhanna 14:17: ”O, dünyanın kabul edemediği Gerçek Ruhu’dur. Dünya O’nu kabul edemez; çünkü O’nu gör¬mez de, tanımaz da. Ama siz O’nu tanırsınız; çünkü O sizinle kalıyor ve içinizde olacaktır. Kutsal Ruh dünyaya gelmiyor. O yalnız Mesih’e ait olanlara geliyor. Dünya¬nın O’nda gözü yoktur, ilgisi de yoktur.

İmanlı olmayanların durumu şudur: İmanlı olmayan Kutsal Ruh’a sahip değildir ve Kutsal Ruh ile ilgisi de yoktur. O kördür (Efes.4:18), Tanrı’nın işlerini bilmez (1.Kor. 2:14). Çok üzücü bir durum!
Kutsal Ruh Tanrı olduğu için burada da iman etmeyen insanların Tanrı’dan ne kadar uzakta yaşadıkları görülü¬yor. Kutsal Yazılar’ın hiç bir yerinde Efesoslular 2:12’de söylenen, “Siz dünyada tanrısızdınız” sözleri gibi acıklı sözlerin olduğunu sanmıyorum. İnsan dünyadadır, yaşı¬yor, ama Tanrısız.



B.    İman Etmeyenlerde Kutsal Ruh’un
   Etkisi

Dünya belirli ölçüde Kutsal Ruh’un etkisini hissedebilir. Bu onlara bir çağrıdır, ama bu Kutsal Ruh’u aldıkları anlamına gelmez.

Yuhanna 16:7-11: Kutsal Ruh habercilere geliyor. Bunun önkoşulu ise habercilerin Ruh’un gücüyle dünyaya Mesih İsa’nın tanıkları olarak gitmeleridir (H.İ.1:8). Bu öğren¬ciler dünyada Mesih’in tanıklığını yapacaklar anlamına gelir.

Kutsal Ruh yalnız habercilerde değil, aynı zamanda günaha, doğruluğa ve yargıya ilişkin eleştirmek için Sevinç Getirici Haber’i işitenlerde işleyecektir (bkz. Yuhanna 16:8).  Bunu sağlamak için tanıklık etmemiz de gerektir.
2.Selanikliler 2:13’de, ”Ruh’un kutsaması aracılığıyla... Tanrı sizi ta başlangıçtan kurtuluş için seçti”  diyor. Se¬çilmişlik sadece sonsuzlukta oluşan bir şey değildir. Seçilmek sonsuzlukta öngörüldü. Ama seçilme olayı şim¬diki zamanda yerine gelir. Burada söz konusu olan Tanrı’nın dokunmasıdır. O bize dokunuyor ve bizden yeni bir insan yaratıyor. O bunu Kutsal Ruh aracılığıyla yapıyor.

1.Petros 1:2’de de aynı düşünceyi görüyoruz. 1 ve 2. ayette Kutsal Ruh aracılığıyla seçilip kutsal kılınmaktan söz ediliyor.

Ben Kanada’nın bir köyündenim. Gençliğimde bazen at üzerinde sığırları otlaktan getirirdim. İnekler birazcık da¬ha usluydular. Nereye gitmeleri gerektiğini biliyorlardı, ama sürüdeki danalar bazen sürüden ayrılıp özgür olmak isterdi.

Bir keresinde çok akıllı bir atımız vardı. Büyük kapıyı kendi başına açabiliyordu. Ben bu ata bindiğimde o ken¬diliğinden büyükbaş hayvanların peşinden giderdi. Sürü¬den ayrılan bir danayı çevirip getirmek istediğimde o he¬men onun peşinden koşardı. Ama dümdüz peşinden git¬mezdi. Yoksa dana daha uzaklara itilirdi. Bir yay çizerek dananın tekrar geriye gelip sürüye katılmasını sağlardı. Kutsal Söze  göre düşünürsek, at danayı kutsamıştı, yani sürüyü  düzene koymuş oluyordu. Eğer o yolunu şaşırırsa dışarıda kalır, yanlış tarafa yönelmiş olur.

Biz bu genç büyükbaş hayvan gibi yolumuzu şaşırmışız. Şimdi göksel ”kovboy” geliyor, bizi geri götürüyor ve bi¬zi Tanrı’ya ve kendi sürüsüne  bağlayarak kutsuyor. Ruh’un kutsaması tövbeden önce başlar. Biz O’ndan söz etmezken, Tanrı bizim için çaba harcar. Bu tövbede baş¬lar ve tövbeden sonra da devam eder.

İnanlı olmayanlarda Kutsal Ruh’un etkisi, ekilen Tanrı Sözü’yle bağlantılı olarak yapılır: Bunlar İncil, İncil’den kitapcıklar, broşürler ve Mesih inanlılarının müjdeleme¬siyle oluşur.

Kutsal Ruh burada yasaya uygun bir şekilde rol alır. Eski Yunanda varlıklı insanların elbette köleleri vardı. Şimdi bu varlıklı adamlardan biri oğlunu okula gönderiyor. Ama bu oğul tehlikelerle karşılaşabilir ya da kendi başına buyruk olmak isteyebilirdi. İşte bu nedenle refakatçı ola¬rak onunla birlikte bir köle gönderilirdi. Bu köle bu oğu¬lun sağ salim okula gidip gelmesini sağlamak zorun¬daydı. Gerektiğinde bu köle onun öğretmeni – eğitimcisi de olabilirdi. Onun adı pedagogdur (eğitimci).

Pavlos Galatyalılar 3:24’de yasa, bizim ‘eve dö¬nüş’ümüzü sağlamaya çaba harcayan pedagogumuz (eği¬timcimiz) oldu diyor. Bu anlamda insan Tanrı’nın Yasası’nı halen kullanabilir (Rom. 3:19).

C.    İnanlı Olmayanların Kutsal Ruh’un
   Kendi Üzerlerindeki Etkisine Karşı
   Tepkileri

Kutsal Ruh’un etkisine karşı dünyadaki tepkiler farklı farklıdır.

1.    Bazıları sempati duymakla tepkilerini
   gösteriyor

Onlar Mesih’in çağrısını duyuyor ve kabul ediyorlar. Yanıt olarak Kutsal Ruh onların yaşamında yer alıyor (Efes.1:13). Artık Romalılar 8:9b onlarla ilgili değildir.

2.    Bazıları hoşlanmayarak tepkilerini
   gösteriyor

Gerçi onlar Mesih’in çağrısını duyuyorlar, ama ya ona karşı ilgisiz kalıyorlar ya da O’nu reddediyorlar. Tanrı onlara olan çağrısını (çalışmasını) sürdürüyor. Bazıla¬rıysa ilgisizliğini sürdürüyor.
3.    Bazıları bilerek direniyor

Sürekli olarak görüyoruz ki, bazıları Mesih’in çağrısına karşı durur, başkaları ise alay eder, Tanrı’ya küfreder (H.İ.7:51; 13:50).

4.    Kutsal Ruh’a karşı edilen küfür nedir?

Bazıları Ferisilerin bu günahı işlemediklerini belirtiyor. Onlara sadece bu günaha düşmemeleri söylendi deniyor. Ama Markos 3:22-30’da görüldüğü gibi onlar da bu gü¬naha düşmüşlerdir.

Burada söz konusu olan günah, bağışlanamayacak olan günahtır. Tabi ki bu ifade şekli oldukça bilinmektedir. Bu yalnız Mesih’le ilgili olarak ortaya çıkıyor. Ne Mesih’ten önce ne de sonra kimse böyle bir şey yapmadı. Bu durum bir istisnadır. Bir insan, Nasıralı İsa, olağanüstü işler ya¬pıyor, Oğul ve Tanrı’nın Mesihi olduğunu iddia ediyor. Ama O yalnız değildir. Tanrı’nın Ruh’u O’ndadır ve Mesih açıklıyor: ”Tanrı’nın Ruhu’yla cinleri kovuyorum.”

Mesih’in ortaya çıkması gerekiyordu. Tanrı, İsa’nın Mesih olarak kabul edilmesini istiyor ve İsa’yla birlikte Kutsal Ruh da buna tanıklık ediyordu. Bu, cinlerin kovul¬masıyla ortaya konuldu, ki bu da ancak Tanrı’nın yapabi¬leceği bir şeydir. Ancak Yazıcılar ve Ferisiler bunu kabul etmediler.
İsa’nın cinleri kovması çağdaşları için açık ve anlaşılır bir şeydi ve bir ruh tarafından kendisine yardım edildiği de kabul edildi. Yalnız bazıları O’nun kötü ruhların efen¬disi olduğu fikrini ileri sürdüler. İsa da bu iddialarının imkansız olduğunu kanıtlıyordu. Böyle bir iddianın ise korkunç sonuçları var.
İsa yalnız kendi adına konuşsaydı onlar bağışlanabilirdi. Buna anlayış göstermek de mümkündür. Tabi ki İsa bir insan görünümündeydi. O dolaştığı yerlerde ”Ben Mesihim” deseydi ve buna inanmasalardı bu da anlaşıla¬bilirdi. Ama kim Tanrı’nın isteğini, kendi Ruhu aracılı¬ğıyla bu Nasıralıyı elçisi ve Mesihi olarak atadığını kabul etmez ve küfrederse, kim olursa olsun, böyle birinin ba¬ğışlanması mümkün değildir.

Dünya tarihinde böyle bir durum sadece bir kere yaşandı. Bundan dolayı bugün bir kimse kalkıp da, Mesih zama¬nında şunun, bunun gibi Tanrı’nın Ruh’una karşı bağışla¬namayacak günah işledim demesin. Zaten Tanrı’nın kur¬tarıcı elini her zaman reddetmek yeterince korkunçtur. Ama insan bu konuda durumunu değiştirebilir. Tanrı’dan yardım isteyip bağışlanmasını dileyebilir. Bu günah Mesih’le bağlantıda ortaya çıktığı halde, insanların ya¬şamlarında da görünüyor. Ama bugün bağışlanamayacak günahtan söz etmek doğru değildir.(Çünkü İsa bedenen bu dünyada değildir).

D.   Geriye Dönüşün Olasılığı

Hava yollarında iletişim genellikle İngilizce yapılır. Bir ”point of no return” deyiminden söz edilir. Okyanus üze¬rindeki bir uçak kalkış noktasıyla varış noktasının ilk yarısındayken, uçakta bir arıza meydana geldiği zaman pilot hemen, varış noktasına mı doğru, yoksa  kalkış nok¬tasına geriye mi doğru uçsun diye düşünmeye başlar. Eğer yarı yolu geçmişse artık geriye dönüş yapmanın bir anlamı kalmaz. Pilot için sadece bir olasılık kalır, o da varış noktasına varabilmek umuduyla ileriye doğru uç¬maya devam etmek. Geriye dönüşün artık bir anlamının kalmadığı bu nokta, geriye dönüşün olmadığı nokta diye adlandırılır.

Şimdi bir insanın yaşamında böyle bir nokta olabilir mi diye sorabiliriz. Bir günahkar böylesine çok Tanrı’ya kar¬şı durabilir mi ki Tanrı onun hayır deyişini ciddiye alsın?
İlk önce şu denilmeli: Tanrı dönüş fırsatını sağlamak yetkisine sahiptir.

Habercilerin İşleri 11:18: Petros Kornelios’un evinde yaşadıklarını anlatıyor. Yeruşalem’deki inanlılar yatışıp Tanrı’yı yücelterek, ”Demek ki, Tanrı uluslara da günah¬lardan dönerek yaşama kavuşmayı sağladı" dediler.

Demek ki böyle fırsatları veren Tanrı’dır. Tanrı’yla oy¬nanmaz. Bir insanın geri dönme fırsatına sahip olup olmayacağına Tanrı karar verir. Bazen bir kimsenin sanki geriye dönüş yapılamaz noktasına gelmiş olduğu görüle¬bilir. Ama burada mutlak bir ifade kullanmak çok zordur.

Burada Eyup kitabındaki ünlü ayeti asla ortaya koyma¬yalım: ”Bütün bunları iki kere, üç kere, Tanrı insanla iş¬ler” (Eyup 33:29). Bunun İncil’i müjdelemekle bir ilgisi yoktur. Ayrıca bunu üç arkadaştan biri söyledi. Onun söyledikleri Tanrı’nın düşüncelerini yansıtmıyordu. Onla¬rın bazı saçma şeyler konuştuklarına Tanrı tanıklık ediyor.

Kutsal Kitap’ta yazılı  başkalarınca söylenen (örneğin, Balam’ın eşeğinin konuşması gibi) sözleri doğrudan doğ¬ruya Tanrı’nın söylediği sözler olarak alamayız. Kutsal Kitap yüzde yüz Tanrı Sözü’dür; ama şeytan ya da günahlı insanlar konuştukları zaman, bu Tanrı’dan gelen sözler olmaz, bunlar aktarma sözlerdir (Mezmur 10:4; 14:1; 53:1). Günahkarlar sadece yanlış şeyler konuşmaz¬lar. Eyup’un dostlarının söyledikleri birçok şeylerden ders alabiliriz. Yalnız bu deyişlere karşı biraz dikkatli olmalıyız ve Eyup’un dostlarının deyişlerinden öğrendik¬lerimizi bir ilke haline getirmemeliyiz.

2.Timoteos 2:24-25: Rab’bin uşağı sürtüşmeye kapılma¬malı, herkese uysal davranmalıdır; öğretebilmeli, kötülü¬ğe katlanabilmeli, direnenleri yumuşak huylulukla düzel¬tebilmelidir. Olabilir ki, Tanrı bunlara günahtan dönüş sağlayıp gerçeği bilme aşamasına getirir.
İbraniler 12:16-17: ”Esav gibi erdemsiz ya da ruhsallığa saygısız biri türemesin. Bu adam kendisinin olan ilk – oğulluk hakkını bir öğün yemeğe karşılık sattı. Biliyorsu¬nuz, sonradan kutsanma mirasını almak isteyince geri çevrildi. Gözyaşları dökerek onu aramasına karşın, yap¬tığı işten dönme olanağını bulamadı.”

Esav başlangıçtan beri kurtuluş tasarısını sürdürmek için seçilmedi, genelde bu ilk doğanların hakkı olduğu halde. Bu durum da herhalde böyle olmamalıydı.

Tanrı’nın neden böyle bir karar verdiğini bilemiyoruz. Ama Yakup’un buna biraz yardım etmek istediği görü¬lüyor. Karşısına çıkan bir fırsatı değerlendirip kutsanma hakkını kendine almak istiyor. Esav eve yorgun geliyor ve Yakup’un kendisine bir çorba pişirmesini söylüyor. Yakup çorbayı pişirmeye hazır ama o bu durumu fırsat bilip Esav’la bir pazarlık yapmaya başlıyor. Bu pazarlık normaldı. Herhangi bir pazarlığı gerçekleştirmek için iki tarafın rızası gereklidir. Tabi Yakup kurnazdı ama adalet¬siz değildi. Buna karşı Esav ahmaktı. Yakup ona, ”Sana ait olan ilk oğulluk hakkını bana ver, ben de sana çorba vereyim” diyor. Bu bir insanın bir sarayı bir kilo tereyağı karşılığında satması gibi bir şeydi. Her iki tarafın rızası olması halinde bu tamamen yasaldır. Ancak bir kilo tereyağına razı olmak akıllıca bir şey değildir.

Pazarlık yapılıp bitmişti. Yakup Esav’ın ilk oğulluk hakkını almıştı. İshak’ın bundan haberi var mıydı,  bile¬miyoruz. Her ne olursa olsun buna göre davranmadı. Bu kişi aynı zamanda Tanrı’nın Rebeka’ya olan sözünde de durmadı. Bu daha da üzücüdür. O Esav’a, ”Ben ölmeden önce seni kutsamak istiyorum” dedi. Esav ise bir şey söy¬lemedi. Onun pazarlık etme zamanı geçmişti. Bu sırada anne devreye giriyor. Öykünün bundan sonraki kısmını biliyoruz. Yakup kutsanmıştı. Daha sonra Esav içeri girdiğinde kutsanma işleminin artık sona erdiğini gördü. O şimdi bütün bu öyküyü geriye alıp başa dönmek istedi, ama artık bu mümkün değildi. O, Tanrı’nın önünde pişmanlık duyabilirdi. Tanrı’yla barışabilirdi. Ancak Yakup’la yapılan sözleşme geri alınamadı. İshak’ın Yakup’u kutsamasını  da geriye almak mümkün değildi. O yüksek sesle ağladı, ama bunun bir yararı olmadı. Tanrı “hayır” dediğinde bunun anlamı “hayır”dır ve Tanrı iki kere hayır demişti: Doğum sırasında ve şimdi de İshak’ta. İbranilere mektubun yazarı bunu ciddiye alma¬mızı söylüyor. Tanrı’nın önerileriyle oynamamalıyız.

Biz herkese İncil’i müjdelemek istiyoruz. Bu müjdeyi kabul etmeleri bizim elimizde değil. Ama insanların tövbe edebilecekleri konusunda da umudumuzu asla yitirmek istemiyoruz. Peki öyleyse düşenlerin durumu ne olacak? İsa Mesih’i kurtarıcıları olarak artık kabul etmek istemediklerini açıkça belirtenlerin durumu ne olacaktır? Bu düşüşler çok değişik şekillerde görülebilir. Öyle ise temel soru şudur: Tekrar dönüp tövbe edilebilir mi?

Eğer İbraniler 10’da, ‘artık başka kurban yoktur’ deniyorsa, bu istendiğinde tövbe edilemez anlamında değil, tersine, talep edilmemekten başka bir imkanı olmadığı anlamındadır. Tanrı’ya giden sadece bir yol vardır, o da İsa Mesih’ten geçer.

Bu yolda yürünmek istenmiyorsa, başka kurban olmadığından, başka bir yol yoktur. İnsan bu tek olanağı kullanmak istemiyorsa, tutumunda da ısrar ediyorsa tabi ki bu durumda insanın kurtuluş imkanı da yoktur. Fakat burada insanın kendi tutumunu değiştirebileceği imkansız görülmüyor.

6. bölümdeki durum nasıldır? Grekçedeki ifade ”Çünkü” mü, yoksa ”O’nu çarmıha gerdikleri esnada” şeklinde mi yorumlanacağı yeterince açık değil. Bunu bilme¬diğimiz için soru yanıtsız kalmalıdır. Eğer biz bunu ”Çünkü O’nu çarmıha geriyorlar” şeklinde yorumlarsak, kurtuluş yolları kapanmış olur. Bir kere düşmek, sonsuza kadar düşmektir. Fakat biz bunu ”O’nu çarmıha ger¬dikleri esnada” olarak yorumlarsak onların fikirlerini de¬ğiştirebilmeleri için bir imkanları daha olabilecektir.

Burada bölüm 10’dakinin aynısı bir ifade görülmektedir: Yalnız Mesih İsa’nın üzerinden geçen yolla Tanrı’ya gidilebilir. Bu yol terkedilirse başka bir imkan kalma¬maktadır. Fakat bu insanın daha sonra fikrini değiş¬tiremeyeceği anlamına gelmiyor. Bir daha tekrar edip sizi yüreklendirmek istiyorum: Bir günahkarın dönüş yolunu bulabileceğini ilan edin, ona dönüş yolunu bulabilmesi için dua edin ve hiçbir zaman umudunuzu yitirmeyin.





Bölüm VII

KUTSAL RUH VE SÖZ


Zamanımızda bu çok önemli bir konudur. Bu doğrultuda çalışmalarınıza devam etmenizi teşvik etmek istiyorum.

A.   Söz Kutsal Ruh İle Ortaya Çıkmıştır

Tanrı Sözü’nün, Kutsal Yazıların ortaya çıkması Kutsal Ruh ile olmuştur. Kutsal Kitap’ın tamamlanmasından ön¬ceki dönemde sözlü bildiriler de Kutsal Ruh aracılığıyla yapılmıştır. Habercilerde olduğu gibi peygamberlerin de söyledikleri sözler Tanrı Sözü’ydü. Ama bunlar geride kaldı. Bugün biz yazılı olan Tanrı Sözü’yle ilgileniyoruz ve bilmeliyiz ki, bu Kutsal yazılar Kutsal Ruh aracılığıyla meydana gelmiştir.

2.Petros 1:20-21: ”İlkin şunu bilmelisiniz: Kutsal Kitap’taki hiçbir Peygamberlik Sözü özel bir kişinin yo¬rumu değildir. Çünkü Peygamberlik Sözü hiçbir zaman insan isteğiyle ortaya çıkmamıştır. Tersine, Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Tanrı’dan konuşmuştur.”

Kutsal Ruh insanları yöneltti, şöyle ki insanların söyle¬dikleri ve yazdıkları Söz’ler Tanrı Sözü’ydü.

1.Petros 1:11-12: ”Mesih'in çekeceği işkenceleri ve bu işkenceler ardından gelecek yüceliği araştırdılar. Kendi¬lerinde bulunan ve önceden tanıklık eden Mesih Ruhu’nun kimi ve hangi çağı belirttiğini soruşturdular. Bu konularda kendilerine değil, sizlere hizmet sundukları onlara açıklandı. Bunlar gökten gönderilen Kutsal Ruh aracılığıyla Sevindirici Haber’i yayanlarca bu dönemde size bildirildi. Melekler bunlara yaklaşıp bakmayı özlerler.”

2.Timoteos 3:16: ”Tüm Kutsal Yazı Tanrı esinlemesidir.” Tanrı konuştu. Bazen ”ilham”dan söz edilir.Ayrıntılara bakacak olursak bu doğru değildir, çünkü Kutsal yazı ”ilham” edilmiş değildir. Kutsal yazılar hazır bir halde ortaya konmuş ve Ruh’la donatılmış da değildir. Şöyle ki, biz sanki mucizevi bir iğneyle bir cesede hayat enjekte etmiş gibi olurduk. Öyleyse  o bizim “ilhamımız” olmuş olurdu. Kutsal Yazı’yı biz bu şekilde yorumlamamalıyız. Tanrı konuşmadan Kutsal Yazılar oluşamaz. Tanrı’nın nefesi sanki kendi ses tellerinin üzerine gider: Tanrı ko¬nuştu, insanlar yazdı. Kutsal Yazı Tanrı’nın konuş¬masının sonucudur gerçekte. Tevrat ve Vahiy gibi bir kaç yer dışında bir dikte örneği görülmemektedir.

O halde Kutsal Ruh birlikte bulunuyordu, çünkü Kutsal Ruh Tanrı’nın nefesinin uzağında olamaz. İbraniler mektubunun birkaç yerinde Eski Antlaşma’dan alıntılar vardır ve ”Ruh şunu diyor” deniyor (İbraniler 3:7-11; 9:6-8; 10:15-17).

B.    Söz Kutsal Ruh’un Hareket Alanıdır

Galatyalılar 3:2,5: ”Sizden sadece şunu öğrenmek isterim: Ruhsal yasada buyrulan işlerle mi, yoksa işitip iman etmekle mi Ruh’u aldınız?... Sizlere Ruh’u sağlayan ve aranızda güçlü işler yapan Tanrı, bunları ruhsal yasada buyrulan işleri yerine getirdiğiniz için mi, yoksa Sevindirici Haber’i işitip iman ettiğiniz için mi yapıyor?”
1.Selanikliler 1:6: ”Siz de bizi ve Rab’bi örnek aldınız. Karşılaştığınız yoğun acıya karşın, Kutsal Ruh’tan kay¬naklanan sevinçle sözü kabul ettiniz.”

Pavlos Tanrı’nın Sözü’yle geldi. Tanrı’nın Sözü’nü aldı¬ğında da Kutsal Ruh geldi. Kutsal Ruh Tanrı Sözü’nün vaaz edilmesi için verildi. Söz ile Kutsal Ruh’un birbi¬riyle bağlantısı burada açıkça görülüyor: Kutsal Ruh’u alabilmek için Tanrı Sözü’nü duymak gerek.

Kutsal Ruh inanlılara yol gösterdiğinde, bunu Tanrı’nın Sözü nedeniyle yapmaktadır (H.İ.15:15,28).

C.    Kutsal Ruh Tanrı’nın Sözü’nü
   Kullanır

Efesoslular 6:17’de ”Ruh’un kılıcı” Tanrı’nın Sözü’dür. Kutsal Ruh bunu kullanır.

Yuhanna 14:26: ”Baba’nın adımla göndereceği Avutucu – Kutsal Ruh – size her şeyi öğretecek ve tüm söyledik¬lerimi anımsatacaktır..”
Yuhanna 16:7,8,13,15: "Ama size gerçeği söylüyorum. Gitmem sizin için daha iyidir. Çünkü gitmezsem Avutucu size gelmez. Ama gidersem, O’nu size gönderirim. O ge¬lince dünyayı günaha, doğruluğa ve yargıya ilişkin eleşti¬recektir. Oysa O – Gerçek Ruhu – gelince sizi tüm gerçe¬ğe yöneltecektir. Çünkü kendiliğinden konuşmayacak, duyduklarını söyleyecek ve ileride olacakları size bildi¬recek. Baba’nın her nesi varsa benimdir. Bu nedenle be¬nimkinden alıp sizlere bildirecek dedim."





4
Artık ağlıyorum Kilisenin haline! Ne hallere düştü Tanrı Kilisesi. Birçok insan ülkemize misyoner diye geliyorlar ve Kilisede patronluk yapmaya başlıyorlar. Şimdi Elçilerin İşlerine baktığımız zaman, bir misyonerin hizmetinin Kilise içinde değil Kilise dışında olduğunu görürüz. Aynı zaman da Pastoral Mektuplar bizlere her şeyi (hizmet konusunda) çok açık bir şekilde gözlerimizin önüne seriyor.

Bir misyoner Kilise içersinde misyonerlik hizmetini asla yapamaz, çünkü misyonerin hizmet alanı Kilise içi değil, kilise dışındadır.

Ayrıca bir misyoner asla Kilisenin iç işlerine karışamaz, çünkü kendi hizmet alanı bu değildir.

Birçok insan ülkelerinde işsiz güçsüz kalmış, bir baltaya sap olmamış ve sonra da bir iki yıllığına bir İncil okuluna gider; sonra da bulunmuş olduğu Kilise topluluğunun desteği ile misyonerlik için Türkiye’ye gelmişlerdir. Ne yazık ki, Türkiye bu türde misyonerlerle doludur. Her nedense bu tür kişiler ilk iş olarak yaşadıkları kendi ülkelerinde misyonerlik yapamıyorlar . İlginç değil mi? Neden acaba?  Çünkü kendi ülkelerinde patronluk yapamıyorlar da onun için. Bu benim büyük bir dikkatle izlediğim ve üstünde durduğum bir konudur;

Bunun dışında çok acı olan bir şey daha var: Türkiye’de sözüm ona pastörler türediler. Bunlar herhangi bir Teoloji eğitimi almamış  ve bağlı olduğu Kiliseden atanmamışlardır. Kendilerini pastör diye tanımlayanlar aslında bu işin püf noktasını kavramamış olanlardır. Bir insanın herhangi bir kilisede görev alabilmesi ya da kiliseyi yönetebilmesi için dışarıdan gelen bir kişinin - yani bir misyonerin cebine bağımlı olmamalıdır. Hizmet ettiği kendi Kilise topluluğunun ayakta durmasını sağlamak için en azından yarım gün bile olsa başka bir işte çalışması gerekir.  Kilisenin diğer ihtiyaçlarını kardeşler kendi aralarında para toplayarak karşılamalıdırlar. İyi bir tanıklık için kişi evinin geçimini çalışarak karşılamalıdır. Ekmek elden, su gölden misali bir yaşam sürdürmemelidir. Tabi ben gerçek ve çağrılmış çobandan söz ediyorum!

Bugünkü durum ise bunu çok acı bir şekilde önümüze seriyor. Türkiye’de sözüm ona kendilerine pastör diyenler ilk önce parasal bağımsızlıklarını elde etmeleri gerekir. Ama birçokları ne yazık ki, yabancı bir misyonerin cebindeki paraya kölelik etmektedir. Böyle olunca da bu türden pastörler asla o Kilisenin çobanı olamazlar. Parayı bastıranın misyoner olması halinde o kimse kendi özgürlüğünü yitirir, o misyonerin her dediğine eyvallah eder. Peki böyle bir durumda o pastörün sağlıklı bir kişiliğinin olması mümkün mü? Ya da böyle biri kendi topluluğuna sağlıklı bir şey verebilir mi?

Para konusunda bağımsız olan bir pastör Kilisesi için örnek olan, gerçekten topluluğu için doğru hizmet eden biridir - paralı çoban değildir.

Ne yazık ki, para yüzünden düşen nice kardeşler gördüm! Böyleleri hem mammona, hem de Rabbe kulluk etmeye çalıştılar; ama bu mümkün değil. Tanrı Sözü de, zaman gelecek imanı ticarete çevirecekler demektedir. İşte bugün olan da ne yazık ki budur!

Kardeşlerim lütfen bu konuyu dua ile Rabbin önüne götürün; Rabbin dediği gibi araştırıcı ruhlara sahip olun. Hangi ruhun doğru, hangisinin yanlış olduğunu araştırın. Bu kesinlikle olmalıdır.

Misyonerlere ise sözüm şudur: sizler Türkiye’de yaşayan insanların ilk önce düşünce yapılarını anlayamazsınız; adet ve geleneklerini köklü olarak bilemezsiniz ve Türkçe dilinide her ne kadar Türkçeyi okumuş ve öğrenmiş olsanız bile bir Türk kardeşin ya da kızkardeşin konuştuğu Türkçenin kaç anlamlı olduğunu bilemezsiniz. Bunun için gerçekten Tanrı tarafından çağrılan bir misyonerseniz, o zaman kendi isteklerinize, kendi düşüncelerinize göre değil Tanrı Sözüne göre hareket edin. Elçilerin İşleri ve tüm pastoral mektupları ciddi bir şekilde araştırarak bu hizmetinizi sevgi ile yapınız; fakat asla bir Kilise topluluğunda patron olarak bu hizmetinizi yapmaya kalkışmayasınız!

Bu yazılarımdan dolayı beni eleştirmek isteyenler olursa beni eleştirebilirler, ancak Tanrı gözünde beni bu konuda eleştirecek olanların önce kendi yaşamlarını bir gözden geçirsinler. Yaptığınız iş için para dilenmeğe gidiyor musunuz?  Gerçekten özgür müsünüz? Özellikle de para konusunda. Bakın kardeşler, Misyonerliğin ne demek olduğunu gerçekten öğrenmek isterseniz, Pavlus’un yaşamını incelemenizi öneriyorum.


Ali Topuksöker

5
Burada koptum şimdi kendisini nasıl tanıtıyor çok ilginç bu adam herşeyi ile yaptığı işlerle tam bir sahtekardır, düzenbazdır ayrıca pastörlüğün yanından bile geçmiş birisi değildir bu adam ilk önce pastoral mektupları bir okusun ve öğrensin pastörün tanımı Tanrı Sözü İncil'e göre nasıldır, Kutsal Kitap böyle sahtekarlar için Tanrı yargısından kaçamayacak olan kişiler olduğunu tam netlikle açıklar ve sen gel ve tövbe et Mesihin yüce isminde, günahlarından dönmemiş tövbesiz birisi pastör olamaz!

Üstelik kendisi Tanrı önünde ağır hasta utanmadan şifa konusunu işlemeye çalışıyor, bu adam insanları aptal yerine koyuyor resmen pes doğrusu böyle yüzsüzlüğe!!!!


http://www.youtube.com/watch?v=WovZXtbAsiY

6
Bu adam tam sahtekar baksana adam daha kendi problemlerini tanımıyor Tanrı ile hiç barışı yok kalkmış insanlara sözüm ona yardım etmeye çalışıyor bu nasıl iştir, bu adamın kendisi tam bir sahtekar ve kendisine yardımı olmayan birisi kaldı ki başkalarına yardım edebilsin, hani derler ya hoca verir talkımı kendi yutar salkımı, Tanrı bu adama inayet etsin ve gerçek kurtuluşu Rab İsa Mesih'te ihsan etsin ve versin amin.

http://www.youtube.com/watch?v=NkFwlYFo19A

7
Kilise ve Misyonerler

Kilise topluluğunda iç yönetimde (başta) patronluk yapan misyonler hakkında daha geniş bir yazımlarımla ne kadar korkunç şeylerin döndüğünü hepinize sevgiyle açıklayacağım tabiki yine Tanrı'mıızın Kutsal Sözüne, İncil'e göre. Ve hepinizden çok rica ediyorum lütfen bir şeyi bilmeden araştırmadan yorum yapmayınız, yıllardır yapılan araştırmalara basit bir sözle üstünü kapatmaya kimsenin hakkı yoktur ortada bir gerçek var ve bu gerçek Tanrı ışığında insanlara yansımalıdır öyle ki Tanrı kilisesi ticaret kapısı değildir (Ceplerini doldurma yeri değildir.)

8
Teşvik edici ruhsal paylaşmalar / Kısa bir teşvik Sözü
« : Haziran 06, 2013, 08:24:57 ÖS »

Günahın bittiği yerde sevgi başlar, sevginin başladığı yerde hikmet başlar hikmetin olduğu yerde ise olgunluk kendisini göstererek ruhsal büyüme ile gelişme başlar!!!

Günahı bitiren Rab İsa Mesihtir, sevgiyi başlatan, hikmetle olgunlukta ruhsal büyümeyi ve gelişmeyi de Kutsal Ruh sağlar..




Ali Topuksöker[/b]

9
Hz. İsa. (Bu ne iştir?) ............ / Sözüm ona
« : Mayıs 25, 2013, 02:18:01 ÖS »

Ne işse Türkiye'de bazı sözüm ona kilise topluluklarda  Hz. sıfatı ağızlarında sakız olmaya başlamış Hz. yukarı, Hz. aşağıya ben bu tür tiplere şunu sormak isterim sözüm ona İncili çok iyi biliyorum diyenlere: Tevrat, Zebur ve İncil'de bu sıfat nerede ve kaç defa kullanılıyor?

Bu tür tipler birşey yaptıklarını zannediyorlar ancak böyleleri imandan ödün veriyorlar ve acı olanı da bunu dahi göremiyorlar!
Sizler dua ederken ve duanınızı bitirdikten sonra Rab İsa Mesih yerine Hz. İsa adına mı amin diyorsunuz?

Kendisini birşey sanan ancak zavallı olan bu tiplere Rab İsa Mesih imanın doğru öğretişini ihsan etsin Kutsal Ruhu ile amin



Ali Topuksöker

10
DİKKAT   DİKKAT   DİKKAT

Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki, artık Hristiyan kuruluşlar, yayınevleri Tanrı Sözünü insanlara uydurmaya başladılar.
Bizim ve herkesin Tanrı Sözüne uyması gerekirken, Tanrı Sözünü insanlara uydurmaya çalışıyorlar.
Bu Tanrıyla ve Onun Sözüyle alay etmek demektir



Şu son zamanlarda Yeni Yaşam Yayınlarının çıkarttığı sözüm ona halk dilinde incil diye bir kitap bastılar ve bu kitabın tüm hristiyanların gündelik ruhsal gıda olarak okudukları İncil'le yakından ve uzaktan hic bir bağlantısı veya alakası yoktur!

Lütfen bu kitabı Tanrı Sözü olan İncil'le karıştırmayın.

Halk dilinde incil denilen bu uydurma kitapta Rab İsa Mesih'i izlemiş olan öğrencilerin (Elçilerin) birer  mürit olduğunu açıklamaktadır, bu çok büyük bir tehlike demektir çünkü Rab İsa Mesih'e iman etmiş olan gerek Elçiler olsun gerekse diğer öğrenciler ve imanlılar olsun bir şeyh tarikatının izleyicileri değildirler tam aksine Tanrı çocuklarıdırlar hamdolsun.

Bu durum karşısında bu kitabın maksadı ortalığı karıştırmak ve düşünceleri allak bullak etmektir.
Tüm Rab İsa Mesih imanlıların bu kitaba karşı açık ve net bir protesto göstermesi ve bu kitabın hiç bir Tanrı Kilisesinde kabulü olmamasıdır ve şiddetle red edilmesidir.


Rab İsa Mesih böylelerine merhamet etsin ve can gözlerini kulaklarını açsın ve Kutsal Ruh'un desteğinde ürün getiren tövbeye malik kılsın dilerim.

Ali Topuksöker


11
Işık hanımın yapmakta olduğu sözüm ona Müjdeleme programında söylenen gerçek olmayan sözler?

Işık hanım burada çok yanlış yapıyor doğruyu konuşmuyor çok yazık çünkü Memduh kardeşimi çok yakından tanıyan biriyim, ancak Memduh kardeşim hiç bir Aktif kilisede Pastörlük yapmıyor şimdi Işık kardeşe sorarım Pastör diye programlarda tanıttığı Memduh kardeşimizin nerede Pastörlük yaptığını burada mutlaka belirtmesi gerekiyor?

1). Işık hanım yaygara yaparak insanlara seni çok seviyorum diyor, ben bunu samimi ve gerçek olduğuna
      inanmıyorum çünkü bir insan diğer insana veya insanlara seni çok seviyorum diyebilmesi için o kişiyi veya kişileri çok
      yakından tanıması gerekir, öyleki daha yüzünü görmediği hiç tanımadığı birine seni çok seviyorum diyemez, desede bu
      gerçekçi değildir ancak yapılan eylem SHOW yani gösteri yapmaktan başka bir şey değildir.
      Rab İsa Mesih bizlere birbirinizi sevin diyor ama abartı yaparak seni çok seviyorum diye asılsızca olan bu sözlerle yaygara
      yapın demiyor.

2). Bir Mesih imanlısı  Tanrı Sözü olan İncil'i nasıl Müjdeler?
     Öncelikle kişinin ağır başlı olması ve kendisi hakkında tanıklıktan başka hiç bir şeye değinmemesidir ancak Işık hanımın
     websitesine girdiğinizde gördüğümüz gibi kişisel varlığını insanlara göstermekle ve ağlarken çekilmiş resimlerle Müjdecilik
     yapılmaz, bunu insanların bilmesi gerekmiyor ben bundan şunu çıkarıyorum ve şunu anlıyorum ve bunu çok üzülerek
     belirtiyorum, Işık hanım İsa Mesih'i değil kendisini Müjdeliyor çok ama çok yazık ve bu çok berbat bir tanıklık doğrusu!


İncil bizlere kadının Öğreti (VAAZ) vermesine  izin vermem sözünü de IŞIK hanım görmemezlikten gelerek, gerek kilise içersinde gerekse bunu toplantılarda İNCİL'e ters düşen bir şekilde yapmaktadır.
Anlaşılan IŞIK hanımın İNCİL'de pastoral mektupların içeriğinden hiç haberi olmamasıdır, benim önerim IŞIK hanımın acil olarak ilk yapacağı şey Müjdeleme yapmadan önce pastoral mektupları dikkatlice derin bir şekilde okumasıdır!



Yapmayın lütfen ya ayıp gerçekten, bu nasıl bir tanıklık?


http://www.youtube.com/watch?v=H6Ve_yCj6IA
http://www.isikabla.com/tr/medya-arsivi/resimler



Ali Topuksöker

12
İnternette sağlıklı öğreti / İnternette sağlıklı öğreti
« : Nisan 17, 2013, 09:51:12 ÖS »
Sevgili kardeşlerim ve kızkardeşlerim ve sevgili misafirlerimiz.

İnternette sağlıklı öğretiyi izlemek isteyenlere tavsiye ve link:


http://incil-iyi-haber.de/video-gallery/
[/color]

13
İncildersi:


Müjde nasıl yayılır - Müjdecilik nasıl yapılır ve bunun özü Kutsal Kitap’ta nasıl olmalıdır?




Bazılarının yaptıkları gibi kendilerini ön safhada tutararak, ya kendi websiterlerinde ki sayfalarında boy boy resimerini sergiler yada vidyo ile yaptıkları işlerde boy göstererek bir şey yaptıklarını zannederler, yaygara çıkararak Müjdeyi vermeye çalışırlar, olsaki bir Müjdecinin hizmet  durumu asla böyle olmamalıdır, kimi Müjdeliyoruz, kendimizi mi yoksa Rab İsa Mesih’in bizzat çarmıh üstünde bizler için canını severek verip uğrumuza kurban oluşunu mu?

Ben ve yaptıklarım mı önde olmalı yoksa Rab İsa Mesih mi?

Olsa ki Tanrı Sözü ve eğitiminde Hristiyan ahlakının biz imanlılarda gerek ailede, kilisede ve toplum içersinde nasıl yansıdığımızdır, ve bunun diğer ismi ise insanların yani görünenlerin hemde görünmeyenler ruhların önünde sergilediiğimiz Rab İsa Mesih’e olan tanıklığımızdır.

Çok üzülerek belirtirim bir çokları bunun farkında bile değiller ve bu da çok ama çok üzücü bir durumdur.

Kendimizi değil yanlızca Tanrı kurtuluşunu en ön planda tutarak Mesih’e derin bir sevgiyle ve alçakgönüllülükle  Tanrı Sözünü yaşayıp insanlığa Müjdelemeliyiz.
Tanrı Sözünü hakikatle yaşamayan biri nasıl sağlıklı bir tanıklığı olur ve Müjde verebilir?

Tam bu konuda Tanrı Sözleri bizlere bakın neleri öğretiyor:




Dersin başlıca ayeti: Matta 28:18-20

18 İsa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi: Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi.
19 Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla vaftiz edin. 20 Size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.
____________________________________________________________________________


16 Gücümü sana göstermek, adımı bütün dünyaya tanıtmak için seni ayakta tuttum.
Mısırdan Çıkış 9:16

Açıklama: (Tanrı’nın sonsuz yetkin gücünü bildirmek için)




22 Adını kardeşlerime duyurayım, Topluluk ortasında sana övgüler sunayım:
Mezmurlar 22:23

(Açıklama: (Tanrının kutsal adını övgülerle duyurmak için)




17 Ey Tanrı, çocukluğumdan beri beni sen yetiştirdin, Senin harikalarını hâlâ anlatıyorum.
Mezmurlar 71:17

(Açıklama: (Tanrının harikalarını anlatmak için)




2 Sevgin sonsuza dek ayakta kalır diyeceğim, Sadakatini gökler kadar kalıcı kıldın.
Mezmurlar 89:2

Açıklama: (Tanrı sevgisinin sonsuzlar boyunca yıkılmayacağını, sadakati ise daimi olduğunu söylemek için)




10 Ey halkım, harman yerinde buğday gibi dövülmüş olan halkım! Her Şeye Egemen RAB'den,
İsrail'in Tanrısı'ndan duyduklarımı  size bildirdim.
Yesaya 21:10

Açıklama: (Tanrı ezilmiş darmadağan olmuş insanların tüm yaşamını kurtarmak ve toplamak  istediğini insanlara bildirmek için)




9 Bakın, önceden bildirdiklerim gerçekleşti. Şimdi de yenilerini bildiriyorum;
Bunlar ortaya çıkmadan önce size duyuruyorum."
Yesaya 42:9

Açıklama:  (Tanrının insanların derinden hiç bilmediği ve yok olmadan önce kurtuluşu önceden bildirdiğini ve bunların sonradan kesinlikle ortaya çıkacağının duyulması için)





5 Körlerin gözleri açılıyor, kötürümler yürüyor, cüzamlılar temiz kılınıyor, sağırlar işitiyor, ölüler diriliyor ve müjde yoksullara duyuruluyor.
Matta 11:5

Açıklama: (Tanrının tüm insanlara, toplumdan dışlanmış, aileden red edilmiş ve ruhları acı acı içten inleyenlerin  Tanrı ile barışı olmayan ve ruhta fakir olanların kurtuluş olan sevinç haberini duymaları için)




18-19 Rab'bin Ruhu benim üzerimdedir. Çünkü O beni, müjdeyi yoksullara iletmek için meshetti.
Tutsaklara serbest bırakılacaklarını, körlere gözlerinin açılacağını duyurmak için, ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak ve Rab'bin lütuf yılını ilan etmek için beni gönderdi
Luka 4:18-19

Açıklama: (Tanrı  biz Mesih imanlılarının tüm insanlığa Rabbin lütfunu  ‘‘lütuf yılını inayet kapısını  kapatmamak  üzere verdiğini’’ duyurup yaymak için)




3 Evet, sizin de bizlerle paydaşlığınız olsun diye gördüğümüzü ve işittiğimizi size ilan ediyoruz. Bizim paydaşlığımız da Baba'yla ve O'nun Oğlu İsa Mesih'ledir.
1 Yuhanna Mektubu 1:3

Açıklama: (Tanrı İsa Mesih’e iman etmiş ve çarmıhını hakikatle sevgiyle, alçakgönüllülükle taşıyan ve Mesihi izleyenlerin Baba’nın ve O’nun Oğluyla birlikte olan paydaşlığının tanıklığının özünü açıklar) 



Ali Topuksöker

14
Teşvik edici ruhsal paylaşmalar / Bana biri dediki:
« : Mart 12, 2013, 11:17:59 ÖS »
Bana biri dediki:

Doğdum kimse bana neden dünyaya geldiğimi söylemedi, geliştim büyüdüm kimse bana neden yaşadığımı anlatmadı, yaşlanınca kimse bana öldüğüm zaman nereye gideceğimi açıklamadı fakat biri var ki bana yaşamın gerçeğini anlattı ve şöyle dedi: sen yaratılmadan önce sana şekil verdim, sen yaratıldıktan sonra hep senin arkandan koştum, fakat ölmeden önce de şunu bilmeni isterim seni o kadar çok sevdim ki sen yok olmayasın diye senin için çarmıhta ben öldüm yine senin için dirildim öyleki sonsuzlarca yaşayasın ve benimle birlikte olasın diye. aminnnnn.

Ali Topuksöker

15
Nihayet Kürtçe İncil Müjdeciliğinin vidyo yayınlarına başladık hamdolsun, bakmak izlemek isteyenler için bir link:

http://youtu.be/2xD_DhAci98


http://www.youtube.com/watch?v=w_CipaaCxTE

http://www.youtube.com/watch?v=K1IgIuxyXaA

http://www.youtube.com/watch?v=6WUOphStdMo

21
1.Yuhanna 4:13


Dünya özelliği.

Konuya şuna dayanarak başlamak istiyorum, dünya tanrısızlığa öylesine yönelmiş bir durumdaki tüm insanları girdap gibi içine çekmek için her türlü şeyleri insanlara sunmaktadır ve bunların başını para, şehvet, hertürlü eğlenceler, dünya zevkleri ve dahası sevgisizlikle dolu olarak merhamet fakirliği ile sabırsızlık, anlayışsızlık, insan öldürme, hırsızlık ve bunun gibi daha çok iğrençlikler başını almış gidiyor ben buna dünyanın özelliği (karakteri) diyorum.
Ayrıca çağımızda olan dünyanın üç ilahına da değinmeden geçemeyeceğim bu dehşetli üç ilahın ismi: PARA, ŞEHVET ve GÜÇLÜ olma hırsıdır (yönetimi altında olmak).
(2.Timoteos 3:1-5)


  Tanrı özelliği. (Tanrı’da kalmanın özellikleri nedir?)

   1). *Tanrı’da kalmak için O’nda kalmayı derin bir şekilde özlemek?
   2). *Tanrı bizde nasıl kalır? / Tanrı bende nasıl kalır?
   3). *Tanrı’nın bizde kalışının kanıtı?

        *Özlem Tanrı’ya olan derin açlığı, O’nun yakınlığını ve içten olarak sevgisini
        yaşamaktır.
        *Mesih’in ikinci gelişini sabırla sadık bir şekilde bekleyen imanlılarda Tanr
        kalmaktadır aynı zamanda  imanlılarda Tanrı’da kalmaktadır.
        *Tanrı’nın Kutsal Ruh’u imanlıları yukarıdaki iki özellikle bütünler ve Tanrı’nın kendisi
        buna tanıklık eder bizlere yüce oğlu İsa Mesih’te verdiği öz Ruh’u ile, buna yeni doğuş
        denir ve Yaşam Kitabı’na ismi yazılır. (Vahiy 21:27)

Bizler, Mesih’in izleyicileri olarak Tanrı Sözü’nü nasıl anlıyor ve yaşamaya çalışıyoruz?
Genelde hep derizki: Mesih’e olan tanıklığım elbette kesin ve gerçektir, evet benimde bundan hiç bir şüphem yok hamdolsun fakat ardımıza atmamamız yada gözümüzden kaçırmamamız gereken bir şey vardır! Mesih tanıklığını yaşamlarımızda nasıl gösteriyoruz veya insanlar önünde yaşamlarımız nasıl görünüyor?


Örneğin:


Canımız çektiği zaman mı kiliseye toplantılara gidiyoruz veya iki pazar günü gidip iki Pazar günü de asıyor muyuz?
Kilise’ye toplantılara giderek yada insanlara iyi davranarak örnek bir sahne sergileyip mi yapıyoruz bunu?

İnsanlar arasında Mesih örneğini yaşamamız zaten Tanrı’ya olan sevgi borcumuzdur yani kimse yüreğinde düşünmesin bak ben ne güzel imanlı yaşam sürdürüyorum diyerek bunlarla kendisi hakkında sakın sakın övünmesin ancak imanlının ismi göklerde yaşam kitabında Mesih’in kutsal kanı ile yazılmış olduğunu çok derin düşünsün ve yanlızca Rab ile övünsün.

Ancak bunların tersini düşünen ve yapan kişi veya kişiler kendilerini yanlış bir teselli avuntarak kendisine veya kendilerine boş bir şekilde moral verme girişimiyle imanlı yaşamının sadece harf üstünde kaldığı gibi olduğu yerde de boşu boşuna bocalar durur.

Peki asıl sorunun nerede olduğunu birlikte çözmeye çalışalım ve bu konumuzla ilgili olarak (1.Yuhanna 4:13) bu ayetin içeriğine çok derin bir şekilde bakalım ve Rabbimiz bizlere neleri gösterecektir.

Her Mesih imanlısı Ruh desteğinde dua ile Ruh aynasının karşısına geçerek ruhsal yaşamına göz atmalıdır. O’nda kaldığımızın ve O’nunda bizlerde kaldığını şundan bilebiliriz diyor Tanrı Sözü: ’’O bize öz Ruh’undan verdi’’ evet ben buna kesinlikle amin diyorum.
Bunun için her Mesih imanlısı Tanrı’nın diri Sözü’ne daha çok ve daha derin bir şekilde yaklaşıp iyice tadına bakması ve iyice ruh yüreğinde ağzında çiğnemesi lazım öyleki, Tanrı’nın bu diri Sözü’nün imanlının iç derinliğine Kutsal Ruh’un gücüyle inebilmiş olsun, peki bununla neyi kast etmekteyim?

İnsanlar yaşamımızda Rab İsa Mesih’e olan tanıklığımızın sağlamlığını ölçüye alaraktan bakıyorlar ve bunun dışında da birde görünmeyen ruhlar aleminin önünde bu tanıklığımız gözlenmektedir, bunu hiç fark ettiniz mi?

İşte böylelikle yaptıklarımızla yaşadıklarımızı ruhta ve hakikatte mi yapıyor ve yaşıyoruz?
Bunun için herkes kendisini Ruh’un aynasında bir yoklasın.
İsa Mesih imanlısının yaşamı Tanrı ile devamlı bir şekilde derin iletişim içersinde olması gereklidir, bu yanlızca dua etmek anlamında değildir fakat dua çok gereklidir ancak Tanrı iradesi şunu istemektedir:  İsa Mesih imanlısının Tanrı sözü’nün yanlızca okuyucusu değil işleyicisi de olması gerektiğini açıklar yani dua ve eylem.

Mesih imanlısının bunları yapabilmesi için nelere gereksinimi vardır?
Öncelikle Tanrı’ya bol zaman ayırması, iç yüreği ile (tüm yürekle) Tanrı’yla konuşması yani dua etmesi ve tam bir samimiyetle herşeyi açıkça konuşup anlatması ve Tanrı’nın yüce iradesinin ne olduğuna dair anlayış dilemesidir ve Tanrı’nın yüce iradesindeki zamanı sabırla beklemesidir yani Tanrı iradesinin imanlıda hayata geçişinin sürecini ümitle şüphe etmeden olacağına iman ederek sabırla beklemesidir.

Bizler bazen isterizki Tanrı’dan dilediğimizin hemen olmasını bekleriz bu kesinlikle yanlıştır çünkü dilenen şeyi bizler değil Tanrı kendi yüce iradesine göre onaylar, biz İsa Mesih imanlıları oğulun yüce ismiyle dileriz ancak dilenen dileğin oluşmasındaki onayı Tanrı’nın kendisi verecektir bizler değil.
Şöyleki, Tanrı her dileği şıp diye oldu bitti dercesine onaylamıyor ancak O’nun kendi yüce iradesine göre olanı onaylamaktadır, daha öncede belirttiğim gibi  en önemli olanı Tanrı’nın kendi yüce iradesidir.

Sevgililer Tanrı’ya gerçekten bol bol zaman veriyor muyuz?
Eğer bu belirttiğim şeyleri gerçekten yapmıyorsak o zaman iman yaşamında geriye doğru gidiyoruz demektir yani dünyaya ve bu bizlere şunları gösterir: iman yaşamında gelişmezliği, cüce kalmayı ve çok derin acıların geleceğinin habercisidir.
Bunun için her İsa Mesih imanlısı çok dikkatli derin düşünerek dua ile adımlar atması gerektiğidir, yoksa bu iş kum üstünde olan bir kayıkta kürek çekmeye çalışan insana bir benzer.

Bakın sevgililer, ne kadar Rab ile iç içe yakın bir beraberliğimiz olursa o kadar çok Rab yüreklerimizde işleyecektir ve ne kadar çok Rabbin yüce Söz’lerini ruhsal olarak yer ve içersek bir o kadarda çok gelişip Rab’de, Sözü’nde büyüyeceğiz hamdolsun.

Böylelikle Rab İsa Mesih’e olan tanıklığımızın GÜÇLÜ ve DİRİ olduğunu hem dünyadaki insanlar (görünenler) hemde ruh alemindeki (görünmeyenler) tanık olacaklardır buna.

Rab İsa Mesih’in hepimize Ruh’un derin sevgisini, itaatini ve imanda anlayış ve kavrayışını ihsan etmesini ve Rab her birimizi bol bol bereketlesini dilerim amin.

AliT

22
Tüm İncildersleri / Vahiy 2:18-29
« : Eylül 24, 2012, 08:50:41 ÖS »

Öncelikle Tiyatira hakkında kısa bir bilgi

Tiyatira isminin manası sürekli kalan sunu demektir ve Tiyatira şimdiki Türkiyemiz’de Manisa’da olan Akhisa’dır.
Bu kent antik haritaya göre batı asyada olan Romalıların Asya eyaletine aitti ve arkoloji açıdan Tiyatira mermer kolonlar caddesi özelliğini taşırdı.
Tiyatira kilise topluluğu İ.S. 95 ile 100 yıllarında kurulmuş olduğu tahmin ediliyor.
Ayrıca Elçilerin İşleri’nde 16:13-15’de ergunavi kumaş ticareti yapan ve Elçi Pavlus’un aracılığı ile iman etmiş olan Lydia isimli Tiyatiralı kızkardeşten söz eder.


Bir Yandan Düzenli, Öte Yandan Düzensiz Kilise Topluluğuna 18-29

   18“Tiyatira’daki kilise topluluğunun meleğine yaz. Gözleri ateşin alevi, ayakları tunç-gümüş alaşımı gibi olan Tanrı Oğlu şu sözleri bildiriyor: 19‘Yaptıklarını, sevgini, imanını, hizmetini ve sabrını biliyorum.
   “‘Üstelik sonraki işlerin öncekilerden üstün. 20Ama senden yakındığım bir sorun var. Çünkü, kendisine peygamber süsü verip uşaklarıma rasgele cinsel ilişkiye girmeyi ve yalancı tanrılara kesilen sunuları yemeyi öğreterek onları kandıran Yezebel adlı kadını hoş görüyorsun. 21Günahından dönsün diye kendisine bir süre tanıdım; ama o rasgele cinsel ilişkilerinden dönmek istemiyor. 22Bak, onun yaptığı işlerden dönmezlerse ona yatakta acı çektireceğim ; kendisiyle cinsel uygunsuzluk yapanları da çok büyük acıya düşüreceğim. 23Bu kadının çocuklarını  ise kırıp geçireceğim. O zaman tüm kilise toplulukları yüreğin isteklerini ve aklın düşüncelerini araştıran ben olduğumu ve her birinize yaptıklarınıza yaraşır karşılığı vereceğimi anlayacak.
   24“Öte yandan, ‘Tiyatira’da geriye kalanlarınıza, bu öğretiyi benimsemeyenlere konuşuyorum. Onların, şeytanın derin gizleri dediği öğretiye sırt çeviren sizlere bildiriyorum: Üzerinize başka yük yüklemiyorum.
   25“‘Yalnız, sizlerde olanı ben gelinceye dek sıkı tutun. 26Yengi kazanana ve sonuna dek işlerimi benimseyene uluslar üzerinde yetki vereceğim. 27Toprak kapları kırarcasına, demir asayla güdecek onları. 28Bu yetki Babam’dan benim aldığım yetki gibidir. Üstelik Çobanyıldızı’nı da vereceğim o insana. 29Kulağı olan, Ruh’un kilise topluluklarına ne dediğini işitsin.’”

Rabbin Sözü’nde Tiyatira kilise topluluğu bir yandan düzenli ama öte yandan düzenini dağıtmış olan bir kilise topluluğu olarak tanımlanıyor, neden?

Rabbin Sözü“nde yazılı olduğu gibi, Rab Tiyatira kilise topluluğunun sevgisini, imanını, hizmetini ve sabrını onaylamakta hatta ruhsal yaşamında evveline göre ileriye doğru olgunluğa adımlar atmış olarak ilerlediği de gözlenmektedir, ancak Tanrı gözünde en iğrenç işlerden olan rastgele cinsel ilişki ve yalancı tanrılara sunulan kurban sunularını yemeği uygun gören ve vicdanda oldukça zayıf düşmüş, Tanrı önündeki sorumluluğu konudunda oldukça gerileyen, ’’ruhsal düzensizliğe uğrayan’’ günah üzerinde kasıtlı olarak duran dünyasal karakteristik yapısı ile dünyaya ve dünya işlerine bire bir yaşam sürdürmesiyle Tanrı’nın şiddetli ağır yargı uyarısına hedef olmuştur Tiyatira kilise topluluğu.

Üstelik tanrısaymaz birisi olan ve hertürlü iğrençlikte önde giden, yalancı tanrılara tapması ve kurban sunularının etlerini yemesi için insanları ve Tiyatira’daki imanlıları ayartan fahişe karakterini ortaya döken ve yalancı peygamberlik yapan izebelin temel yapısına, öğretisine baktığımızda Sayda Kralı Etbaal’sın kızı olan putperest olan ve yalancı tanrıların kahinliğini yapan ve İsrail Kralı Ahab ile evli olan izebelle aynı karakteri taşığını görürüz burada.
17O zaman RAB, Tişbeli İlyas’a şöyle dedi:
18“Kalk, Samiriyeli İsrail Kralı Ahab’ı karşılamaya git. Şu anda Nabot’un bağındadır. Orayı almaya gitti.
19Ona de ki, RAB şöyle diyor: ‘Hem adamı öldürdün, hem de bağını aldın, değil mi? Nabot’un kanını köpekler nerede yaladıysa, senin kanını da orada *yalayacak.’ ”
20Ahab, İlyas’a, “Ey düşmanım, beni buldun, değil mi?” dedi.
İlyas şöyle karşılık verdi: “Evet, buldum. Çünkü sen RAB’bin gözünde kötü olanı yaparak kendini sattın.
21RAB diyor ki, ‘Seni sıkıntılara sokacak ve yok edeceğim. İsrail’de senin soyundan gelen genç yaşlı bütün erkeklerin kökünü kurutacağım.
22Beni öfkelendirip İsrail’i günaha sürüklediğin için senin ailen de Nebat oğlu Yarobam’ın ve Ahiya oğlu Baaşa’nın ailelerinin akıbetine uğrayacak.’
23“RAB İzebel için de, ‘İzebel’i Yizreel Kenti’nin surları dibinde köpekler yiyecek’ diyor.
24‘ “Ahab’ın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek.’ ”
25–Ahab kadar, RAB’bin gözünde kötü olanı yaparak kendini satan hiç kimse olmadı.

1 Krallar 21:17-25


37Kral ölmüştü. Onu Samiriye’ye getirip orada gömdüler.
38Arabası fahişelerin yıkandığı Samiriye Havuzu’nun kenarında temizlenirken RAB’bin sözü uyarınca köpekler kanını yaladı.

1 Krallar 22:37-38


(*) Kan yalamak korkunç bir ölümü temsil eder



Tanrı Sözü’nden anlaşıldığı gibi, yapılan iş aslında tıpkı Vahiy 2:20-23’e kadar olan ayetlerle benzerliği paylaşıyor, daha açıkcası olan şuydu: Tanrı gözünde putperestlik ile zina olan iğrençlik eylemiydi.

Ve rastgele cinsel ilişki ile yalancı tanrılara sunulan kurbanlara hoşgörülü olup gevşek davranan Tiyatira kilise topluluğunun Vaizine/Çobanına Rab İsa Mesih elçi Yuhanna vasıtası ile üzerlerine dehşetli bir şekilde gelecek olan yargıdan  söz ediyordu.

Öyle ki, onlar yanlızca rastgele cinsel ilişki ve yalancı tanrılara, cinlere sunu ile kurban verme işlemiyle kalmayıp üstelik cinlere sunulan kurban etlerinden yenmesiydi.
Bunun tam açıklması şu oluyor: şeytanın yaptığı eylemleri gözle görünür bir şekilde onaylamasıydı.

Üzerlerine gelecek olan dehşetli Tanrı yargısı hayata geçtiği zaman yanlızca izebeli değil izebelle birlikte sözü geçen iğrenç eylemi gerçekleştirmiş ve şeytanın derin gizlerindeki öğretiye boyun eğmiş olanlarıda büyük bir acıyla zinaları üstünde Rab karşılıklarını verecektir onlara.

Rabbimiz, bu iğrençliğe şeytanın derin gizleri denilen öğretiye karşı durmuş ve şiddetle red etmiş Tanrı çocuklarının üstüne sadık olmanın yükünden başka bir yükü yüklemediğini ve bununla birlikte Tanrı çocuklarının imansız-tanrısaymaz olanları tam bir yetkiyle yargılayacaklarını açıklamaktadır.

Ayrıca imanlılara vereceği sabah yıldızı olan Rab İsa Mesih’in gelişindeki  görkem olacaktır yani görkemli bir karşılama.

Dinleyecek Ruh kulağı olan kilise topluluklarına Rabbin ne söylediğini işitsinler


AliT

24
Tüm İncildersleri / Vahiy 2:12-17
« : Eylül 17, 2012, 10:20:20 ÖS »
Bergama isminin manası: Muazzam evlilik yada Yüksek kule demektir


Ödünveren (Bergamada ki) kilise topululuğuna


Ödün Veren Kilise Topluluğuna 12-17

   12“Bergama’daki kilise topluluğunun meleğine yaz. İki ağızlı keskin kılıcı olan şu sözleri bildiriyor:
   13“‘Nerede oturduğunu biliyorum. Şeytanın tahtı olan yerdesin. Adıma sımsıkı bağlısın. Tanığım, güvenilir inanlım Antipas’ın, şeytanın oturduğu yerde, aranızda öldürüldüğü günlerde bile bana imanını yadsımadın.
   14“‘Ama senden yakındığım birkaç sorun var. Orada Balaam’ın öğretisini tutan bazı kişilere yataklık etmektesin. O Balam ki, yalancı tanrılara kesilen sunuları yesinler, rasgele cinsel ilişkiye girsinler diye İsrailoğulları’nı nasıl suç işlemeye sürükleyeceğini Balak’a öğretti. 15Tıpkı bunun gibi, senin aranda da Nikolacılar’ın öğretisini tutanlar var. 16Bunun için, günahından dön. Yoksa, tez elden sana geleceğim ve ağzımın kılıcıyla onlara karşı savaşacağım. 17Kulağı olan, Ruh’un kilise topluluklarına ne dediğini duysun. Yengi kazanana saklı mandan* vereceğim. Ona beyaz bir taş da vereceğim. Bu taşın üzerinde, onu alandan başka hiç kimsenin bilmediği yeni bir ad yazılıdır.’”


"Daha önceki yaptığımız derslerde  olduğu gibi  Kilise Meleğinin anlamı Vaiz/Önderdir."


Elçi Yuhanna’nın burada sözü geçen yakınmasının çok hassas bir konuya değinmiş olması ve bu hassas olan konunun içeriğinin tanrısaymazlık-putperestlik olduğuna parmak basmaktadır.

Tabiki bununla birlikte çok dikkat edilirse, buradaki anlatım bizleri Tanrı Sözü’nün bizlere Eski Ahit’e olan çok dehşetli ve iğrenç işlerin tam ortasına götürmektedir.

Orada neler olmuştu?


Balak tarafından Balam’ın İsrail’e lanet okumasının istemi

1.) 6Böylece Balam Balak’ın yanına döndü. Onun Moab önderleriyle birlikte yakmalık sunusunun yanında durduğunu gördü. 7Sonra şu bildiriyi iletti: “Balak beni Aram’dan, Moab Kralı beni doğu dağlarından getirdi. ‘Gel, benim için Yakup soyuna lanet oku’ dedi, ‘Gel, İsrail’in yıkımını dile.’

Sayılar (Çölde Sayım) 23:6,7.


2.)  28Omri ölüp atalarına kavuşunca, Samiriye’de gömüldü ve yerine oğlu Ahab kral oldu.
Ahab’ın Krallığı
29 Yahuda Kralı Asa’nın krallığının otuz sekizinci yılında Omri oğlu Ahab İsrail Kralı oldu ve Samiriye’de yirmi iki yıl krallık yaptı.
30RAB’bin gözünde kötü olanı yapan Omri oğlu Ahab, kendisinden önceki bütün krallardan daha çok kötülük yaptı.
31Nevat oğlu Yarovam’ın günahlarını izlemek yetmezmiş gibi, bir de Sayda Kralı Etbaal’ın kızı İzebel’le evlendi. Gidip Baal’a hizmet ederek ona taptı.
32Baal için Samiriye’de yaptırdığı tapınağın içine bir sunak kurdu.
33Ayrıca bir Aşera putu yaptırdı. Ahab İsrail’in Tanrısı RAB’bi kendisinden önceki bütün İsrail krallarından daha çok öfkelendirdi.

1. Krallar 16:28-33


Balak Tzipporsun oğlu Moabın Kralıydı ve İsrail kavmının çölde gezindiği o dönemde gelişti bu olaylar.

Eğer bu konuyu daha detaylı olarak anlamak istersek o zaman tek önerim herkes Kutsal Kitabını açarak kendisine uzun bir zaman ayırıp okuyabilir çünkü üç bölüm okunması gerekiyor.    ’’Sayılar (Çölde Sayım) Bölüm 22, 23 ve 24.’’


Şeytanın tapınağı olan Bergama:

Yüksek tepe üzerine kurulmuş (kult) bir şehirdi sapık bir inanç olan imparatorların kendisine tanrı olarak tapınıldığı tapınaklardan bir tanesidir (imparatorlar tanrısının tapınağı) ayrıca bu kult iğrenç bir tarikattır çünkü her tür iğrençlik onda/onlarda mevcuttur işte bunun içindirki oraya şeytanın tahtı deniliyor.


PUTPEREST ÖĞRETİ

Balam’ın öğretisi:

Baal ilahına/ilahlarına ve çeşitli aşerlere tapması, taptırtması ve öğretmesi ile yapılan her tapınma ve bunlara kurbanlar sunma rituelleri ile putperestlik öğretisi içersinde diğer mitolojilerde de yakından tanınan ahlaksızca rastgele cinsel birleşmelerin yanısıra hertür iğrençliği insanlara aşılamaktaydı.
Bunların içinde ise en dehşetlisi olanı da Tanrıya olan derin düşmanlıktı.
Bergama’da sözü geçen şeytanın tapınağındaki öğreti buydu.

Hiç bir kimse lanetin üstüne sevgi bina edemez bunun gibi Tanrı kilisesini acilen uyarmaktaydı zira kilisenin içersine yaban öğretinin girmesine asla hoşgörülü davranamazdı yüce Tanrı.

Bunun gibi o çağda olduğu gibi bu çağda da buna benzer ve daha beterleri dünyamızda malesef mevcuttur, örneğin: (Nehir Kilisesinde Erman Güçlü'nün yaptığı gibi)

Bununla Tanrı bizlere şunu da öğretmek istiyor:
Verileni/verilmek isteneni acele ile düsünmeden tartmadan vicdanında eleştirmeden kabul etme ancak o düşünce, yorum veya öğretiyi elercesine elekten geçirerek analiz etmektir.
Bunları yaparken tek bir şeyi düşünerekten yapmalıdır imanlılar Tanrı yüceliğini gözetmektir.

Bu bizlere Tanrı’ya olan sevgimizin içimizde, vicdanımızda olan derin bir sorumluluğudur.


AliT

25
Vaazlar / İsa Mesih’in Vahyi
« : Eylül 13, 2012, 12:44:17 ÖS »

YAPIM aşamasında


26
Teşvik edici ruhsal paylaşmalar / TANRI SEVGİDİR
« : Eylül 01, 2012, 07:35:04 ÖS »

TANRI SEVGİDİR, YAKLAŞIMI SEVGİYLEDİR


“Tanrı sevgidir” (I Yuhanna 4:8,16). Tanrı öncesiz çağlardan beri var olduğundan sevgi O’nun ezeli niteliğidir. Akla çok doğal bir soru gelir: Kurulu düzen ve olan varlıklar yaratılmadan önce var Olan Tanrı bu sevgiyi kime doğrultabilirdi? Nesnesi olmayan bir eylem eylem sayılamaz! Kısacası, Sevgi olan Tanrı öncesiz çağlarda sevgisini acaba kime gösteriyordu? Allah’ın vahid özelliğini sürekli olarak vurgulayanların bu sorunda güçlüğü belirgindir. Tanrı’nın yanında her zaman sevebileceği biri olmadan O’nun sevgi niteliğinden söz edilemez. Bu çelişkide Allah, herhangi bir varlık yokken sevgisiz bir kuramdı. Çünkü sevilecek biri olmaksızın sevgi bir varsayımdan öte gidemez. Ne var ki, ezellerden bu yana var olan Tanrı aynızamanda ezellerden beri sevgidir, sevendir.

Evet, Tanrı öncesiz çağlardan bu yana sevendir. Öyleyse kimi seviyordu? Bu köklü sorunun doğal yanıtını İsa Mesih’in Baba’ya yükselttiği hamttan ve duadan öğrenelim: “Çünkü Sen beni dünyanın kuruluşundan önce sevdin” (Yuhanna 17:24b). İsa Mesih aynı dua konuşmasında Baba’ya içtenlikli dileğini yükseltti: “Şimdi, ey Baba, dünya olmadan önce yanında taşıdığım yücelikle katında beni yücelt” (17:5). Bu belirgin sözle Mesih’in zamansız öncelerden —daha doğrusu öncesizlikten— Baba Tanrı’yla birlikte varlığı apaçık kanıtlanır. Tanrı Sözü’nün birçok kesiminde belirtildiği gibi, İsa Mesih zaman-mekan kavramı olmayan çağlarda daima Baba Tanrı’yla birliktedir. O’nunla bir arada yücelenmektedir. Baba Tanrı tarafından kusursuz sevgiyle sevilmekte, O da Baba Tanrı’yı kusursuz sevgiyle sevmektedir. Bu ezeli Baba-Oğul ilişkisinde sevgi olarak bilinen bağlantının karşılıklı, aralıksız kararlılığını, özgülüğünü, inişi olmayan doruğunu görmekteyiz. Sevgi sorumluluğunda falsolu davranışlarla bocalayan adamoğulları somut ve işlerlikli sevgiye bakarak mest olsun!

İncil bu canlı konuyu sürekli geliştirir: “Baba Oğul’u sever. Her şeyi O’nun eline vermiştir” (Yuhanna 3:35). “Baba tüm yargılamayı Oğul’a vermiştir” (5:22,27). “Ne diyeceğimi ne konuşacağımı beni gönderen Baba buyurdu” (12:49). Görünüşünün değiştiği metamorfoz (başkalaşma) dağında İsa Musa’yla, İlyas’la buluşunca, buluttan gelen bir ses şöyle konuştu: “Sevgili Oğlum budur; O’ndan hoşnutum. O’nu dinleyin” (Matta 17:5). İsa’nın yeryüzündeki yaşamı, hizmeti her an Baba’ya taşıdığı kopmaz-değişmez sevgiyle belirlendi: “Ama dünya Baba’yı sevdiğimi anlasın diye, Baba’nın bana verdiği buyruk uyarınca iş görüyorum” (14:31). İsa Tanrı yetkisiyle konuştu: “Her şey bana Babam tarafından verildi. Oğul’u Baba’dan başka kimse bilmez. Baba’yı da Oğul’dan başkası bilmez. Bir de Oğul’un kendisine Baba’yı açıklamak istediği kişi O’nu bilir” (Matta 11:27). “Ben Baba’dayım, Baba da bendedir” (Yuhanna 14:10).

Tanrı’yla Oğlu Mesih arasında ezellerden bu yana süregelen özel bağlantı kavranmazsa egemen Tanrı’yı tanıyabilme çabası havanda su dövmekle eşittir. Sadece Baba Oğul’u insanlığa açıklar, öte yandan da Oğul Baba’yı dileyene açıklar (11:25, 26). Tanrı bilgisine erişmek ancak Oğul’u bilmekle gerçekleşebilir. Oğul’u bilmek de sadece Baba’nın bunu bireye açıklamasıyla aydınlığa çıkabilir. Ne Baba, ne de Oğul din öğretileriyle, felsefe araştırmalarıyla, kutsal sayılan yerlere koşmakla, tasavvuf (gizemcilik) yoluyla bulunabilir. Din yorumcularının Baba Tanrı ve Oğul Tanrı bilgisini kavrayamaması bu eksiklikten kaynaklanır (bkz. Yuhanna 6:57). Baba’yla Oğul arasındaki ezeli-ebedi sevgiyi tanımamak, bireyi sevgi gönencinin bütünlüğünden yoksun bırakır. Aynızamanda o kadını ya da erkeği sevilmeyen birer yetim durumuna getirir.



Baba’nın Sevgisini Oğul Getirdi


Baba’yla Oğul arasında sürüp giden sevgi, sevgisiz insan soyuna aktarılmasaydı sevgi bir varsayım olmaktan öteye gidemezdi. “Hiçbir vakit hiç kimse Tanrı’yı görmedi. Ancak Baba’nın bağrında olan Biricik Oğul O’nu bildirdi” (Yuhanna 1:18). Oğul’un Baba’yı insana bildirmesi uygulamalı, işlerlikli sevgiyledir. “Biz daha günahlı iken Mesih bizim yerimize öldü. Tanrı bize sevgisini bununla kanıtlıyor”
( Romalılar 5:8 ). Tanrı’nın insana sınırsız sevgisini yaşam deneyimiyle bilmek O’nun Oğlu Mesih’in günahımıza karşılık kefaret niteliğinde öldüğünü kabul etmekle gerçekleşir. Bunun dışında, “Tanrı beni sever” demek felsefi bir kuram olmaktan öteye gidemez. Zaten İsa’yı tanımadan Tanrı sevgisinden söz edilemez.  “Sevgi bundadır. Biz Tanrı’yı sevmedik. Doğrusu O bizleri sevdi ve günahlarımızı gidermesi için bağışlamalık olarak öz Oğlunu gönderdi” (I Yuhanna 4:10).

İncil’in belki de en iyi bilinen, sayısız insan tarafından bellenen ve benimsenen bildirisi şudur: “Çünkü Tanrı dünyayı o denli sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, her kim O’na iman ederse nahvolmasın. sonsuz yaşama kavuşsun” (Yuhanna 3:16; bkz. I Yuhanna 4:9). Tanrı katında en tiksindirici yaratık eylemi günahtır. Hiç kimse din yoluyla, hayır-sevapla, kişisel uğraşlarıyla günahından arıtılamadı şimdiye dek. Canın kurtuluşu sadece Tanrı’nın şaşırtıcı sevgisinden kaynaklanır. Günah tutsaklığında çırpınan insan soyuna İncil’in değişmez müjdesi budur. Canın günahtan arıtılışı Tanrı kayrasıyladır (inayet), Tanrı’nın salt İsa Mesih aracılığıyla bize erişen sevgisi yoluyladır. Tanrı’nın insana karşı o görkemli sevgisi İsa Mesih olmadan bilinemez, bunun gönencine gelinemez: “Bizleri karanlığın egemenliğinden Tanrı kurtardı ve çok sevdiği Oğlu’nun hükümranlığına aktardı” (Koloseliler 3:13).

İsa Mesih inanlılarına bu sevginin sınırsızlığını sonsuzluğunu şöyle tanımladı: “Baba’nın beni sevdiği gibi ben de sizleri sevdim. Sevgimde kalın” (Yuhanna 15:9). Baba’nın Oğul’a taşıdığı sevgi, Oğul’un inanlısına taşıdığı sevginin örneğidir. Bu sevgide yaşamayan, yeryüzü çöllüğünde yitik, yetim bir yolcudur. Hem de sonsuzu karanlık! Çünkü insana bollukla açıklanan Tanrı sevgisini tatmamıştır. O’ndan sürekli sevgi kaynayan Mesih’i muhtaç yaşamının Baş’ı yapmamıştır. “Bedenin —kilise topluluğunun— Başı’dır O. Her şeyin başlangıcıdır, ölüler arasından ilk-doğandır. Öyle ki, her şeyin en önde bulunanı olsun”(Koloseliler 1:18).

İsa Mesih Baş’tır. Bilindiği gibi ademoğlunun her işi uğraşı, eylemi baştan kaynaklanarak yönetilir. Ne var ki. günahlı insanın başı çok kez yanlış ve zararlı, hatta yıkıcı kararlar verir. Günahsız, kutsal Mesih topluluğunun Başı olunca, o Baş’tan hiçbir bozuk-düşük yöntem çıkamaz. “O’nun sağlayışıyla bedenin değişik parçaları birbirine uymakta ve tüm beden eklemlerle bağlantıda tutulmaktadır. Böylece her değişik parça kendine düşen işi yaparken bedenin büyüyüp gelişmesine ve bir yapı gibi kendisini kurmasına sevgi aracılığıyla katkıda bulunmaktadır”(Efesoslular 4:16). Bu Baş günahlı insan için yaralandı, hak etmediği ölüme yargılandı. Bunu seni sevdiğinden yaptı. Böyle bir Baş’ın yönetimine gelmek varlığı besleyen sevginin kanatlarıyla uçmak, sürekli sevinçte ve gönençte mest olmaktır.

Yeryüzünde sevgisiz, babasız, Başsız bocalayan ademoğullarına Tanrı’nın belirgin sevgisi ‘Beden kuşanma’ olgusunda erişti: “Tanrısal Söz beden oldu, kayra ve gerçekle dolu olarak aramızda yaşadı. O’nun yüceliğini Baba’dan gelen biricik Oğul’un yüceliği niteliğinde gördük” (Yuhanna 1:14). Öncesiz çağlardan bu yana Tanrı’da barınan sevgi beden aldı, erden kız Meryem’den doğdu, insan olarak yaşadı: Günahsız bozuksuz yaşam. Sevgiyle dolu yaşam. Sağa sola koşarak mucizeleriyle insanın yardımına koşan yaşam; çobansız ademoğluna Çoban, yetime Baba, yitik insana Baş olabilen egemen.



Sevgi Kitabı İncil


İncil sevgi belgesidir. Kinle, öç alıcılıkla oluk oluk kanla, savaşla, cihatla, terörizmle, sen sen, ben ben çatışmalarıyla nefes alamayan şu günahlı soya İncil’in sevinç ulaştıran müjdesi biricik panzehirdir. Tanrı’nın sevgisi O’nun biricik Oğlu İsa Mesih aracılığıyla tüm insanlığa kurtuluş sağlayışıyla belgelendi. İnsan kavramını aşan sevgi yaşam sağlayan, sonsuz güvenliğini kanıtlayan sevgidir. Tanrı İsa Mesih’i ‘günahlıların dostu’ kıldı (bkz. Luka 7:34). İnsan sevgisi ayrım yapıcı, seçicidir; Tanrı’nın sevgisi her soydan her boydan herkesi kucaklayandır. Bunu değerlendiren ‘Tanrı çocuğu’ yetkisiyle donatılır (bkz. Yuhanna 1:12). Buna karşı Tanrı sevgisini yadsıyan ‘tanrısal öfkenin çocuğu’ dur (bkz. Efes. 2:3), ‘iblisin çocuğu’ dur (bkz. Yuhanna 8:44). Tanrısal kucaklamayı tepen ve yeniden doğuşu değerlendirmeyen, Tanrı düşmanıdır, kincidir. Budur ademoğlunun doğal durumu. Yeniden doğan can Tanrı sevgisinin kavramına ve kıvancına gelir. İsa Mesih’in sevgisiyle donatılan, insan kardeşini kendisi gibi sever. Düşman olarak bilineni, kendisine baskıda bulunanı sever. Sevgiyi gösterirken İsa’nın bağlısı olduğuna tanıklık eder, eylemiyle bunu sergiler (bkz. Yuhanna 13:35).

Budur İsa’ya bağlılığın göstergesi. Ne törecilik ne de biçimcilik; tersine tanrısal sevgiyi işlerliğe koyuculuk. Din kitaplarında, insanlık edebiyatında sevgiyle ilgili en gerçekçi ve düşündürücü tanıtma İncil’dedir (bkz. I Kor. 13). Bu, din şartlarının, şeriat icaplarının toplamını solda sıfır bırakır, bunların karşısında Everest zirvesi gibi yükselir. Bu belgede Mesih’in öz varlığı, Tanrı’nın temel niteliği O’na iman edene aktarılır; Mesih bağlısının mülkü ve gönenci olur. Tanrı sevgisi ayrıntılı din kuralları değil, bütünüyle insanın varlığında kişileşmedir. Tanrısal Söz beden oldu, aramızda yaşadı. Mesih’in sevgisi O’na iman edende beden olur; et, kan, deri alır, insanlar arasında yaşar. Bu tür parlak gelişimi özlemeyen düşünülebilir mi? “Mesih İsa bağlılığında olana ne sünnet edilmenin, ne de edilmemenin bir yararı vardır. Önemli olan, sevgi yoluyla etkisini belirten imandır” (Galatyalılar 5:6).

İncil Sevgi Kitap’ıdır; çünkü İsa Mesih’i insanlığa tanıtan tanrısal yazıdır. İsa Mesih’in temel özelliği ve niteliği, insanların kurtuluşu ve sonsuz esenliği için kutsal canını seve seve kurban etmesidir. “Kimsede insanın dostları yararına canını vermesinden daha üstün sevgi yoktur” (Yuhanna 15:13). Mesih’in kayıp insan yararına canını vermesi anlaşılamayan gizemli sevgidir. Olabilir ki, ademoğlu insan kardeşi için ölümü göze alır. Yakınını tehlikeden, belki de ölümden kurtarmak için canını gözden çıkarır. Ama bu eylem insan kardeşi Tanrı yargısından, gelecek başka saldırılardan kurtaramaz. Yine ayrı bir insanın vatan sevgisiyle canını vermesinden de söz edilebilir. Ne var ki, bununla o vatan sarsılmaz, kesin güvenliğe oturmuş sayılamaz. Mesih her günahlıyı dostu yerine kor. Kimse, “Aman bir kurtarıcı çıksa da suçlarımı ödemek için ölse!” demeden Mesih öncesiz sevgisiyle günahlıyı kurtarmaya geldi, öldü, dirildi. Buna karşın, bazı kuşaklarda İsa Mesih’in ölümü, dirilişi bile yadırganmakta, yadsınmakta!

Ademoğulları bu tür çelişkili, aldatıcı tutumla Tanrı’ca sunulan inanılmaz sevgiyi tepmekte. Tanrı sevgisini dışlayanı Tanrı yargısı bekler. İsa Mesih bu günahın Kutsal Ruh’a karşı sövgü olduğunu, o insana bağışlama olanağı kalmadığını anımsatır (bkz. Luka 12:10). Mesih’in sevgisinden kaynaklanan tanrısal kurtuluşu geri çevirenin tanrısal yargıyla çok nahoş bir buluşması ileridedir.

Tanrı’nın sevgisini tatmayan Tanrı’yı anladığını savunamaz. İncil’de açıklanan Tanrı sadece sevgisi ilişkisinde bilinebilir. Bunun dışında din yoluyla Tanrı’yı kavramaya çalışan, dökme suyla değirmen döndürmeye çabalar. İncil’de insana tanıtılan Tanrı, sevgiyle herkese yaklaşan, yaralarımızı sevgiyle sarandır. Buna karşı, Allah-ü-ekber çığlıklarıyla kanlı eylem yapanların kendisini İncil’de açıklayan Tanrı’dan zerre kadar haberi yoktur. Bunlara sevgiyle, acımayla, İncil’deki sevgiyi işlerliğe koyan diri Tanrı’yı tanımakla yaklaşılsın! İsa Mesih’in öncesiz-sonrasız Babası.. Baba’nın bağrından yeryüzüne inen Tanrı Sözü, Tanrı sevgisi İsa Mesih’in insanlığa açıkladığı Tanrı’dan başka Tanrı yoktur. O’nu tanımak sonsuz yaşamı görmektir (bkz. Yuhanna 17:3).

Dinsel eylem yapanlar, canlı bombalar suçsuz insanlara ölüm getirir, işkence çektirir. Öte yandan, seven Tanrı’nın eylemi suçlu insanlığın kurtuluşu-esenliği yararına işkenceler çeken öncesiz-sonsuz Mesih’in haçta canını vermesidir. Varlığında taşıdığı sevgiyi ve yaşamı kurtardığı canlara bollukla sağlayan.. Sevgi Tanrı’nın öz niteliğidir. Annenin evladına beslediği sevgiden çok daha derindir bu (bkz. Yeşaya 49:15, 66:13). “Evet, seni ebedi sevgi ile sevdim” der O (Yeremya 31:3). İncil’de tanıtılan Tanrı sevdiği kişide herhangi bir dinsellik, iyilik, geçerlilik, yararlılık arayıp bulduğu için değil, doğallıkla kendiliğinden sever. En değersiz insana değer biçip onu sever, kurtarır, seven-sevilen biri kılar (bkz. Yasanın Tekrarı 7:7).

Öz niteliği sevgi olan Tanrı’nın karşısına beraberindeki günah-kin çıkınıyla çıkamazsın. O’nun sevgi sunusu Tanrı Kuzusu Mesih dururken niçin çıkasın? Tanrı sevgisi ötesinde hiçbir barınağa bel bağlama. Varlığını sınırsız sevgiyle dolduramayan yeteneksiz icaplara, törelere, kişisel meziyetlere umutlanma, seni sevgiyle kucaklamak isteyen Mesih’in yaralı ellerine imanla teslim ol! O seni arıtır, kurtarır sonsuz yaşama kavuşturur.



Thomas Cosmades

27
Teşvik edici ruhsal paylaşmalar / EVRENİN KAVRAMI-DİDEROT
« : Eylül 01, 2012, 07:13:13 ÖS »

EVRENİN KAVRAMI – DİDEROT’NUN DÜĞÜMÜ


On sekizinci yüzyılda Fransa’da başlayan ve insanlık tarihine yadsınamayacak katkılarda bulunan Aydınlanma Çağı’nda Denis Diderot “Lettre Sur les Aveugles” adlı kitabını kaleme aldı. Bunda evrenin varlığı-varoluşu anlam taşıyor mu, amaç gösteriyor mu? sorusuyla boğuştu. Sonuç: Hayır! Diderot böyle demiş. Daha önemlisi sen ne dersin? Bu aydın filozofu uğraştıran sorun senin aklını hiç bocalandırdı mı? Varoluşunun genel anlamı, yaşamının enikonu kavramı, varlığının nedeni, sayılı yıllarının içeriği seni hiç düşündürür mü? Niçin geldin, hangi amaca varsın? Buradan nasıl ayrılacaksın? Teist ya da ateistsin, dinini çok öneme alırsın belki ona pek aldırış etmezsin! Mal, mülk, madde düşkünüsün. Bunun tersine, para canlısı değilsin. Bunların hiçbiri soruya aydınlatıcı yanıtı veremiyor. Çünkü bu soru ince eleyip sıkı dokumanı gerektirir.

Filozof Diderot’ya karşı birkaç binyıl önce Tanrı insanı Musa tanıdığı ve inandığı Rabbe şöyle yakarmış: “Günlerimizi saymayı bize öğret ki bilgelik edinelim” (   Mezmur 90:12). Diderot insan aklıyla sonuca varmış; Musa aklın yetersizliğini bilerek tanrısal bilgeliğe seslenmiş. Diderot geçen ya da gelecek günleri sayarken onlardan bir anlam çıkaramamış; Musa günlerini sayabilmek için Tanrı’ca eğitilmeyi özlemiş. Diderot Aydınlatma Çağı’nın buluşlarına bel bağlamış; Musa bilgeliğin kaynağı Tanrı’dan aydınlanma dilemiş. Diderot şu çetin günlerin akışıyla bocalamış; Musa bunalımlı günlerine Tanrı’nın desteğini aramış. Diderot kafalı bir düşünür; bilgide-eğitimde ondan geri kalmayan Musa elden üstün el olduğunu tanımış, gözle görülemeyen Tanrı elinden yol-yöntem dilemiş. Diderot Aydınlanma Çağı’na canla başla hizmet etmiş, Musa bütün çağların insanını aydınlatmış, hem de aydınlatmakta. Diderot’u okuyan aydın olmalı. Musa’nın yazdıklarına bakan sıradan biri salt imanla aydınlanmalı.

Bireyin aklı ne denli keskin olsa kurumlu, kusurlu, kısıtlıdır. Şaşırtıcı buluşların yanı sıra her tür akılsızlık eylemi bangır bangır bağırıyor. Filozof Diderot evrenin varlığı-varoluşu anlamsızdır derken, insan kafasının anlamsız tasarılarına tertiplerine kafa yormuş muydu acaba? Çatışmalar, savaşlar, istilalar, sömürüler, ezip geçmeler, hak çiğnemeler, vb. Ne anlam taşıyabilir bu tür insan eylemleri? İşin bitiminde hangi amaca hizmet eder, hangi sonucu etkiler? Ademoğlu amaçsızlık okyanusunda bocalayan varlık.. Bu yürek burkucu ve başka her türlü eyleme bakanın Diderot’un gözlemine hak verişi geliyor. Çünkü ademoğlu düzensizliğe amaçsızlığa soktuğu yeryuvarlağında anlamsız-amaçsız eylemlerle meşgul. Çevresine somut ve kalıcı anlam verecek yerde düşüncesi uygulaması bir anlam veremiyor, yeryuvarlağını daha da çok anlamsızlığa sürüklüyor.

Evrene anlamsız-amaçsız bir kaza niteliğinde yaklaşmak soruna gerçekçi yönden bakamamanın sonucudur. Böylesi uyum-düzen görkemi tutarlılık, bağdaşıklık hesapsız-kararsız evrim sonucu gelişim midir acaba? Kurulu düzenin tacı insan da evrimin bir baklası mı sayılmalı? Evrenin en üstün yapıtı insan rasgele kendiliğinden mi oluştu? Yaşam gizi nasıl anlatılabilir? Kurulu düzende içeriksiz amaçsız ademoğlu gelip geçici bir düş mü? Bu tür köklü soruların yanıtına giderayak ulaşılamaz. Diderot soruna kafa patlattıktan sonra evrene anlam amaç veremiyor. Oysa olan her şeye anlam verenilen Musa günlerini saymaya gerekli bilgeliği Tanrı’dan diliyor. Diderot sırasından bir aydının kafasında kısıtlı yaratık aklı barınmakta. Öte yandan Tanrı’nın bilgeliği hem sınırsız, hem de her dileyene sonsuz zeka hazinesi. Çok mutludur onu bulan, ondan yararlanan.

Tanrı’nın üstün bilgeliği Oğlu İsa Mesih’in insan bedeni kuşanarak yeryuvarlağına gelişiyle çağlara-boylara sergilendi: “Tanrısal Söz beden kuşandı...aramızda yaşadı” (Yuhanna 1:14). “Mesih Tanrı’ca bizler için bilgelik kılındı” (I Kointoslular 1:30). Bilgeyim derken bilgelikten yoksun ademoğulları bu kişiyi tutuklayıp haça çaktı. Hem de haksız-adaletsiz bir yargılamadan geçirerek. Günün din adamları O’nu ölüme yargılasın diye Vali Pilatos’un önüne getirdi. İsa Vali’ye, “Ben bunun için doğdum” dedi. “Gerçeğe tanıklık edeyim diye geldim. Gerçekten yana olan herkes sesime kulak verir” (Yuhanna 1:37). İsa öğrencilerine yetkiyle kesinlikle konuştu: “Yol da, yaşam da, gerçek de Ben’im” (Yuhanna 14:6). Gerçeğini Musa’nın ağzından duyuran Tanrı bundan daha görkemli eylemle insan bedeni kuşandı, bilgeliğin kaynağı kıldığı Mesih’in sesiyle tüm insanlığa konuştu. O şöyle dedi: “Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacaktır” (Yuhanna 8:32).

Aydınlama Çağı keskin insan zekasıyla bu soyu aydınlanmaya yöneltti. Gelgelelim asıl aydınlanma kaynağını bimezlikten geldi. Tanrı’yı dışlamakla Tanrı bilgeliğini de dışladı; buysa korkunç sonralara yol açtı. Savaşları durduramadı, tersine her tür çatışmanın yoğunlaştığına tanık oldu. Bu çağın geleceği kan dökücülükle ün yapacak. Aydınlanan insan soyu kötülükleri yıkacak yerde yıkıldı. Günümüzde cihat terörizmiyle bıçak kemiğe dayandı. Sağtörenin aktörenin egemenliğini kurması gereken yeryuvarlağında haksızlık-adaletsizlik dizginleri eline aldı. İnsanlığın temel felsefesini oluşturan iyilik-kötülük sorunu yanıtsız kaldı. Genel kötümserlik iyimserliği sürekli alt etmekte. Biçimleşmiş-kalıplaşmış din kafayı çalıştıramadı, asıl yaralara parmağını basamadı. Böyle bir evrenin anlamı olabilir mi? Diderot’un kafasını düğümleyen sorunların bir teki çözülemedi, tam tersine bunlara daha çoğu eklendi. Diderot’ya benzer başka düşünürler sağtörenin egemen olduğu bir dünya düzenini tanıyabilseydi sonuç herhalde başka olurdu.

Ademoğlu tutsaklıktadır; özgürüm derken tutsak. Tanrı’nın herkese bilgelik kıldığı İsa Mesih tutsaklığı şu özlü sözle anlatır: “Günah işleyen herkes günahın uşağıdır” sonra da özgürlüğü şöyle anlattı: “Eğer Oğul sizi özgür kılarsa gerçekten özgür olacaksınız” (Yuhanna 8:34, 36). İsa Mesih’e inanmadan, O’nu tanımadan kesin iyilikle kötülüğü ayırt edebilmek olanaksızdır. O’nun hiç değişmeyen öğretisinde insan özgün ve kalıtımlı günahın uşağıdır. Yaşamın-varlığın gizemini anlayabilmek için yeniden doğmak gereklidir. Bu aşamaya gelmeyen iyilik-kötülük sorunu karşısında şaşırır kalır. İyilik-kötülük hem İsa Mesih’ten öğrenilir, hem de yeniden doğuşla tutsak birey özgür kılınır, iyilikle donatılır. Çünkü günahtan arıtılır. Bu İsa Mesih’in etkin kefaretiyle gerçekleşir. Tanrı’nın atadığı bu aşamaya ve gönence eren O’nun açıkladığı anlam-amaç kavramına kavuşur: “İnsanın temel amacı Tanrı’yı yüceltmek sonsuzlar sonsuzu O’nun beğenisiyle yaşamaktır” (bkz. Yeşaya 43:7).



Thomas Cosmades

28

Kurulu düzeni baştanbaşa sarsan kötülüklerin ön sırasında gelenini ‘yolsuzluk’ diye nitelemek pek de yanlış olmaz. Gitgide azıtan, ülkeleri sarsan, toplumları yozlaştıran, yiğitleri yıkan illet soyumuzun öz yapısını kanser benzeri kemirmekte, sağtöre aktöre erdemlerini tepeden tırnağa çürütmekte. Tarihin her döneminde tiksinti oluşturan, değdiği yeri yakan soysuzluk, kafaları bulandıran hızla yayılıyor. Keskin orağıyla niceleri biçiyor ve toplumun sağlığını berbatlaştırıyor. Vergi kaçakçılığıyla devlet bütçelerini çok yüksek gelir kaynaklarından büsbütün yoksun bırakıyor. Evren çapında kadın erkek bir sürü dolap döndürüyor, hükümetlerden şirketlere bireylere spora din kuşaklarına sıçrıyor, her köşede bunalım ardına bunalım oluşturuyor: “Yöneticileri asilerle hırsızların işbirlikçisi. Hepsi rüşveti seviyor; armağan ardına düşmüş.. Öksüzün hakkını vermiyorlar, dul kadının davasını görmüyorlar” (Yeşaya 1:23). Bu genel suçlama gazetelerde güncel bunalıma ilişkin yazılabilir. Ama günümüzden iki bin yedi yüz yıl öncesini anlatıyor Peygamber. Bu arada sayısız insanın suçluluğunu sergiliyor.

Adalet ilkesinin kurucusu Tanrı’nın zamanı çağları aşan etik ve sağlık kuralları her yanda dışlanıyor, yasa ardına yasa sürekli zorlanıyor, normlar çiğneniyor. Kime ne! Tufandan önceki kötülükler zinciri Tanrı’yı derin üzüntüye düşürdü. Yine de her geçen gün insan yüreğinin düşüklüğü artıyor, bu seçkin yaratığı günah mengene-sinde kıvrım kıvrım kıvrandırıyordu (bkz. Yaratılış 6:5,12). Etik yasalarına saygı duyan, mertçe davranışla onları savunan Yeşaya sırasından peygamberler çağlar öncesi yayınladıkları mesajla halen bağırıyor: “Doğruluk yapmayı bilmiyorlar. Saraylarında zorbalık ve soygunculuk yığın yığın” (Amos 3:10). Günümüzde daha da yoğunlaşan düzensizlik aklın ucuna gelemeyen zayıf bireyleri karanlık dehlizlerde yutuyor. Düne kadar düzgün yaşama saygısı olan niceler ayartıya direnemeyerek dalavereyi kitaba uydurabilirim diyor, yelkenleri suya indiriveriyor. Böylece yolsuzluk canavarı pek çok kişiyi yutuveriyor. Yine Amos’a kulak verelim: “Sizler, hakkı acı pelinotuna dönüştürenler, doğruluğu yerden yere vuranlar... Hakkı zehir, doğruluk ürününü pelinotu kılanlar!” (5:17; 6:12).
Hellen mitolojisinde Hydra adıyla tanınan çok başlı vahşi bir yaratıktan söz edilir. Herkese dehşet saçan başlardan biri ezilince ikisi türüyor. Amansız saldırgan en sonunda Herkül’ün gücüne yenik düşüyor, Herkül güçlü kuvvetli eylemlerine bir yenisini ekliyor. Çağımızda yolsuzluk kurdunun zehirli başını kim ezer? Soruyu başka bir soruyla karşılamak gerekir: Bu zehir nereden kaynaklanıyor?

Varlığında yolsuzluk tutarsızlık olmayan kutsal Tanrı’nın öncesiz-sonsuz Sözü soruna bol ışık saçıyor: “...Tanrı insanı dosdoğru yarattı; ama insan önü alınmayan hile hurda yolları aradı” (Vaiz 7:29). “Yürek aşırı günahlıdır, uçtan uca düşüktür” (Yeremya 17:9). İnsan yüreğindeki yaygın düşüklük bangır bangır bağırmakta. Ama bu kargaşanın, her yanı kasıp kavuran düzensizlikler zincirinin çözümü var: “Öyle ki, hepimiz imanda birliğe ve Tanrı Oğlu’nu bilme aşamasına erişelim, yetkin insanlar olalım, Mesih bütünlüğünün olgunluğuna ulaşalım... aldanış tutkularının ardı sıra koştuktan sonra çürüyüşle noktalanan, geçmiş yaşantı zinciriyle bağlı önceki insanı atın üzerinizden. Bunun yerine, kavramınız ruhsal yöntemle yeniliğe kavuşsun” (Efesoslular 4:13,22,23).

Bu somut çağrıda belirtildiği gibi günah mayasıyla yoğrulu önceki insanın kaldırılıp atılması zorunlu.. Bu, bireyin uğraşı ve çabasıyla gerçekleşemiyor. Din uygulamalarıyla, inanç gelenekleriyle harman edilemiyor. Yolsuzluk labirentinde bocalayan nicelerin dini töresi yerinde. Ne etmeli ki bunlar gerekli DUR sinyalini veremiyor, kişi hem yolsuzluğunu hem de dinsel vecibelerini el ele bir arada sürdürüyor! Sorun dinin erişemediği derinlerdedir. İçerdeki zehirli başın ezilmesi gerekir. İnsanı seven Tanrı kötülüğün çöreklendiği iç dünyayı yeniden yaratıp, kutsallığın tahta kurulduğu doğruluk ürünleri büyüten yeni insanı oluşturabilendir.

Ademoğlu içteki çürüklüğü hiç düşünmeden görünüşünü dıştan biçimlendirmeye çalışır. Bitirim manavın içten çürük elmaları elindeki bezle parlatması gibi. Kandırılan müşteri eve gidince işin içyüzünü kavrar. Ne var ki, hiç kimse Tanrı’yı kandıramaz. Şöyle der Kutsal Söz: “RAB insanın gördüğü gibi görmez; çünkü insan yüze bakar, ama RAB yüreğe..” (I.Samuel 16:7). Bu gerçeği çok iyi bilen Davut peygamber çirkin bir yolsuzlukta yakalanınca içi burkuldu ve içtenlikle Tanrı’ya yakardı: “Bende pak yürek yarat ya Tanrı! Varlığımda doğruluk oluştur” (Mezmur 51:10). Eski insanı hep dürten çürüklükler zinciri neye tanıklık eder? Yatıştırılamayan tamah, mal-para hırsı, madde tapıcılığı, karanlık işleri yalan dolanla cilalama, hakkı adaleti çiğneme, doğruyla yanlışı salata etme, vb.

Tanrı insanlığa Mesih’in getireceği Altın Çağı vaat ediyor. İnanlısının umutla gü-venle gözlediği parlaklık ileride.. Yolsuzluğu yok etmeyi amaçlayan insan yasala-rıyla değil, Mesih’in her haksızlığı ezen ve bastıran egemen gücüyle gerçekleşecek adalet-doğruluk çağı.. Bunu özleyen  sorunu sürüncemede bırakmadan O’na iman eder, her tür yolsuzluğa rest çeker, “Ya Rab İsa, tez gel!” duasıyla O’nu bekler.

“Kötü insan el altından rüşvet kabul eder; Böylelikle adaletin işlerliğini köstekler” diyor sultan-peygamber (Süleyman’ın Özdeyişleri 17:23). Bu ortamda hem o, hem de onun toplumu kargaşalıkta bocalar, çıkmaza sapmış yolda yön arar. Peygamber şaşmayan gerçeği yeniden vurgular: “Kasırga gelip geçince kötü kişi yok olur; Öte yandan doğru kişi sonsuzu kapsayan temeldir... Doğrunun düşünceleri hakka dayanır... RAB kötülerden ıraktır; Öte yandan doğruların duasını yanıtlar” (Sü-leyman’ın Özdeyişleri 10:25; 12:5a; 15:29). Yolsuzlukta ağınanın duası işitilmez.

Zakkay Yahudi inancına bağlı bir gümrük memuruydu; boyu kısaydı. Bu arada Roma güçleriyle işbirliği yapmaktayken her yandan para sızdırıyor, gününü gün ediyordu. Herkes onun ne mal olduğunu biliyordu. Zakkay’ın kendisine özgü mazeretleri vardı elbette. Yolsuzluk ağına yakalanan nicelerin yaptığı gibi: “Şu kurduğum yeni evi hele bir bitireyim! Ne edeyim? Maaşım yetmiyor; geçinemiyorum! Herkesin işini ilerletmek, topluma fena bir katkı değil! Eğriyi ben mi düzelteyim?” Bu sıradan daha bir sürü özür geçer akçadır; nicelere konfor yastığı.. Ama kuşkumuz olmasın; vicdan rahatsızlığı Zakkay’ı kurt gibi kemiriyor, içinde ağındığı yolsuzluktan bir çıkış olanağı aratıyordu ona.

Bu adam İsa Mesih’e ilişkin çok güzel sözler duymuştu; ama O’nu hiç görmemişti. Kendisiyle bir karşılaşabilse ne iyi olurdu! Pek çok kişiyi acıyan, kurtaran Mesih herhalde ona da yardım edebilir, yaşamını düzene sokabilirdi. Zakkay derininde bu tür özlemlerle boğuşuyordu.. Önemli bir ticaret merkezi olan Yeriha kentindendi o. Günlerden bir gün İsa burayı ziyaret etti; çevre halkı O’nun geçeceği caddenin iki yanında birikti. Zakkay’ın da bundan bilgisi oldu. Topluluğun arasında İsa’yı görebilmek olanaksızdı; kısa boylu adamın içine çok akıllı bir çözüm yolu doğdu. Hemen öne seğirtti, yol üstünde bir incir ağacına tırmandı. Ne güzel! En uygun yeri bulmuştu. Tüm ilgisi İsa’ya bir göz atmaktı. Olabilir ki, salt O’nu görebilmek çalkantılı yaşamına melhem sürebilirdi. İsa yavaş yavaş ilerlerken halk çevresine üşüşüyor, O’ndan yardım diliyordu. İşte İsa incir ağacının tam önünde durdu. O anda ne Zakkay’ın ne de halkın hiç beklemediği bir gelişim oldu. İsa gözlerini çevresindeki topluluktan ayırıp incir ağacına doğrulttu ve Zakkay’a adıyla konuştu. “Tuhaf şey! Nereden tanıyor beni!” diye düğümlendi kaldı bu zeki insan. İsa, “Zakkay, çabuk aşağıya in, çünkü bugün evinde konuk olacağım” dedi.

Zakkay neredeyse sevincinden hoplayacaktı. Dikkatli davranarak yere indi, kendisini çağıran İsa’ya coşkuyla yaklaştı. İsa topluluktan ayrıldı, Zakkay’la birlikte onun evine doğru yürümeye koyuldu. Nasıl bir gündü bu! Battı balık yan gider dünyasında sürüklenen Zakkay’a gerçekten gün doğdu. Sınırsız sevinçle o değerli konuğu ağırlamaktayken değişmiş yaşamın gönenciyle çalkalanmaktaydı.

Kurtarıcı’nın günahlıyı değiştirme gücünü kavrayamayan, her an başkalarını suçlamaya can atan halk mırıldandı: “Nasıl oluyor da, O kusursuz kişi böylesi günahlı bir adamın davetini kabul ederek onun evinde ağırlanmaya tenezzül ediyor?” Bireyin kendi yolsuzluğunu başkasında görerek kolayından ötekini kötülemesi olağan huydur. Ne var ki, bu çarpıcı olayda Rab İsa günahlılara sağlamaya geldiği tanrısal kayrayı gösteriyordu. Birçok bakımdan suçu bol Zakkay canının kurtarıcısı önünde günahlarını ikrar etti, arıtıldı, yolsuzlukları içinden gitti, yepyeni yaşamın yolcusu oldu. Zakkay’ın derininde Kutsal Ruh aracılığıyla bütünlenen göksel eylem hemen etkisini gösterdi. Mesih’in sağladığı eşsiz kurtuluşu öylesi içtenlikle değerlendirdi ki, Kutsal Ruh onun içinde çok önemli bir çözüm kararı oluşturdu. O kurnaz ve gururlu insan herkesin önünde ikrara koyuldu, haksızlıklarını düzene sokma doğrultusunda erdemli adımı açık açık bildirdi: “Ya Rab, işte varlığımın yarısını yoksullara veriyorum. Birinden haksızlıkla bir şey kaptımsa da dört katını geri veriyorum.” Yolsuzluk düzensizliğinde topallayan herkese doğrultulan önemli etkili çağrıdır Mesih’in çağrısı.

Ne mutlu bir ziyaretti bu, ne parlak bir gündü o! Değiştirilen yaşamın belirgin kanı-tıydı Zakkay’ın kararı. Adamın karısı da derin sevinçle İsa’yı ağırlıyor, duygusallı-ğını belli ediyordu. Kocasının ne çeşit haksızlıklar işlediğini biliyor, onunla birlikte o da yeni yaşamın getirdiği gönençle çalkalanıyordu. Kadın da eşiyle birlikte gerçek anlamda günahtan dönüyor, yeniden doğuşun güvenliğine geliyordu. Kurtarıcı Mesih bu kutlu dönüşü kesin ve belirgin güvenlik bildirisiyle mühürledi: “Bugün bu eve kurtuluş geldi. Çünkü o da İbrahim’in bir oğludur” (Luka 19:1-9).

Öyledir; yolsuzluk çıkmazında sağa sola koşuşan günahlı insan elde ettiği bütün yararlara karşın mutsuzdur, suçunun ağırlığı altında ezilmektedir. Bu kaldırılmaz yükü giderebilmeye Herkül’den daha güçlü birine gereksinim vardır: Kurtarıcı Mesih’in bağışlamalığına sığınmak, O’nun sunduğu kan kurbanıyla arıtılmak, O’nun adına iman edip yeniden doğmak. Tanrı ancak bu yolla eski insanı atıp varlı-ğı yeni insanla donatır, onu bilinmedik gerçeklerin doruğuna getirir. Tanrısal sağla-yış sana da uzatılıyor. Suç ağırlığı altında çekilemeyen baskıdan tek yolla çıkılır: Kurtarıcı İsa Mesih’in bağışlamalığına sığınmak, O’nun sunduğu kan kurbanıyla arıtılmak, yeniden doğmak, Tanrı’nın eski insanı atıp canı yenilemesine kavuşmak.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

29

Adem hepimizin atası, Havva  annemiz. İnsanlık soyunun evrimle oluştuğunu varsayanlar kendilerine ne ata gösterebilir ne de anne! Oysa Yaratan Tanrı’nın Sözü dünyasal gelişimleri düzen kapsamında bildirir, insan soyunu anaya babaya bağlar (bkz. Yaratılış 1:26; 2:7,18,21-28,25).

Adem’i kendi benzerliğinde ve öz niteliğinde oluşturan Tanrı, baştan sona sağlıklı bir dünya yarattı; onun tacı denilebilecek insanı da kurulu düzenin yöneticisi atadı. Tanrı’nın baş özelliği günahsız kusursuz ölümsüz, kısacası kutsal oluşudur. Evrenin diri egemenidir O. İnsanı özgür karar yeteneğiyle donattı, onu yaratılışa gözetici ve yönetici atadı. Yaratık Yaratan’a uyruk olacak, bu düzende anlamlı-içerikli yaşam yaşayacak, daha şimdiden sonsuzluğun gönencinde olacak. Tanrı atalarımızı Aden bahçesine koydu. Oradaki her ağaçtan yiyebilirler, yaşam ağacından hep yiyerek ölümsüz kalırlar. Ama Aden’de onların yiyemeyeceği iyiliği ve kötülüğü bilme ağacı da bulunuyordu (bkz. Yaratılış 2:17).

Tanrı’nın saf ve günahsız yarattığı insan bu ağacın ürününden ırak durdukça daima iyiliği izleyecek, kötüyü ve kötü eylemleri bilmeyecek, kendisini bunlarla bozmayacak. Ama iyiyi ve kötüyü kendim kararlaştırayım gafletine kapılıp o üründen yediğinde günahlı olacak, ölecek, yargılanacak. Yaratık insanın kesin iyiyi kesin kötüden ayırt edebilmesi, daima iyiyi değerlendirip kutsallık ortamında, iyiliğe bağlılıkta karara uyması yaratık yaşamının belirgin özelliği olacak.

Düşük melek şeytan (iblis) da yaratıktır. Tanrı’nın katında parlak bir melek (Lusifer) iken O’nun yüceliğini kıskandı, O’ndan üstün olmaya heveslendi. Bu ataklık düşüşle sonuçlandı, Tanrı’nın katından yeryüzüne atıldı; O’nun ailesinden dışlandı. İblis Tanrı karşısında bir asidir. Yaratan’ın kusursuz bir düzen yarattığını, insanı da bunun tacı atadığını görünce aşırı kıskançlıkla çalkalandı, atalarımızı Yaratanları’ndan koparmayı kararlaştırdı ve bunu başardı. Çünkü atalarımız Tanrı’nın sağlıklı buyruğunu dinleyecek yerde şeytanın kahredici yalanına kapıldılar.

Yaratıklar arasında en akıllısı olan yılanın ağzından şeytan ilkin Havva’yı kandırdı. ‘Ölmeyeceksiniz’ diye kuyruklu bir yalan savurdu. ‘Tanrı sizi kıskanıyor’ yolunda bir de iftira uydurdu: “Çünkü o üründen yerseniz gözlerinizin açılacağını, Tanrı gibi olacağınızı O biliyor.” Havva bu yaltakçılığa yüreğini kaptırdı. Ardından Adem’i de aynı isyana sürükledi. Her ikisi de iyiliği ve kötülüğü bilme ağacından yedi, kişisel kararıyla günahlı kılındı. İblis yıkıcı ayartışını kesinleştirdi ve sonuçlandırdı. Adem’le Havva Tanrı’dan utandı, gizlendi; Tanrı o kutsal cennette hiçbir bozukluğa katlanamazdı. Kutsalla günahlı bir arada yaşayamaz. Tanrı atalarımızı oradan kovdu. Günahın utanç, yılgı ve kaçış getirdiği herkesçe iyi bilinir.

Tanrıbilimde ‘Büyük düşüş’ denir bu insanlık trajedisine. İnsan soyunu bedeninde taşıyan Adem tüm kuşakları bozdu, kendi günahıyla kirletti. Günah Adem’de de, onun soyunda da ölümü oluşturdu (bkz. Romalılar 5:12; 6:23; Yakup 1:15). Ölümün kargısı günahtır (I.Korintoslular 15:26). Adem’de her can günahlı oldu ölüm yargısı aldı (I.Kor. 15:22). Tanrı’nın ‘yemeyeceksiniz’ diye buyruk verdiği meyveyi atalarımız çekici, gözü büyüleyici ve anlayışlı kılmaya istek uyandırıcı buldular, bu doğrultuda karar verdiler. İlk günah Tanrı buyruğunu bir yana itip insan isteğini yeğlemektir. Günahı işlerliğe koyan üç eylemi Kutsal Söz belirginlikle açıklar: “Çünkü dünyadaki şeylerin tümü –bedenin tutkuları, gözün tutkuları, yaşamın gösterişçiliği– Baba’dan değil dünyadandır” (I.Yuhanna 2:16).

Tanrı ‘Adem neredesin?’ diye seslenince, o yabansı bir yanıt verdi: “Sesini bahçede duydum korktum. Çünkü çıplaktım; bu nedenle gizlendim.” Durum şu ana dek budur. Günah insanı kaçak kılıyor, Tanrı da onu arıyor. Günah Tanrı egemenliğine karşı sancak kaldırmaktır. Bu eylemin öncüsü iblis, insansa onun ardıncısıdır. Soyumuz günahlı, yaralı ve ölümlüdür. Ruhsal hastalık, fiziksel ölüm.. İblisle melekleri insanın düşüşünü hazla kutlamaktayken Tanrı Aden bahçesinde tüm insanlığa Kurtarıcı olarak göndereceği kişiyi iblise açıkladı: “Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu biribirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen de onun topuğuna saldıracaksın” (Yaratılış 3:15). Bu Rab İsa’yla ilgili peygamberlik sözüdür.. Mesih şeytanın başını ezecek, şeytansa O’na amansız düşman kesilecek.

O gün Tanrı bir hayvan boğazladı derisiyle atalarımıza giysi sağladı. Tarihte ilk kurban.. Tanrı Kuzusu Mesih’in gelişini simgeleyen canlı betim. Günaha tutsak insan soyu acı, gözyaşı, ter, kan ve ölüm çalkantısında. Günahın işlendiği gün Tanrı salt insanı değil, doğayı da lânetledi, dikenle çalı yetiştireceğini yargı olarak açıkladı. Hayvan soyu yırtıcı, insansa hayvanların kökünü kazıyıcı. Doğa felâketleri ve daha bir sürü düzensizlik görünümü: Deprem, tsunami, orkan, volkan, tayfun, orman yangınları, vb. Ademoğlu başta olarak tüm kurulu düzen birbirine düşman kesilmiş. Cehennemin kapısı gitgide genişliyor, cennet günahlıları dışta bırakıyor. Soyumuz anlamını-amacını yitirmiş bocalayışta. Dinler, töreler, haclar, ayinler hiç kimseyi günahsız kılamıyor. Mahkûmiyet damgası herkesin alnında.

Yaratan’a karşı günahın ürkütücü sonrası, Kain’in kardeşi Habil’i din ayrılığı sonucu katletmesi oldu.. Ana baba Habil’in soğuk cesedini hüngür hüngür ağlayarak kucaklarken eylemlerinin sarsıcı sonucunu kavrayabildiler. İş işten geçmişti; kadın erkek bugüne dek ağlamakta. Bu üzücü olgular çok önemli bir soruya yol açmakta: Tanrı Adem’i insanlığa peygamber atamış olabilir mi? O peygamberse sana bana yararı, katkısı ne olabilir? Kutsal Söz’de Tanrı’ca tanıtılan peygamber olumlu-yapıcı mesajla, sevgiyle, kanıtlı tövbeye davetle çağrısını herkese yayar. Peygamber Tanrı’nın kutsallığını vurgular, bireyleri kutsal yaşama çağırır, düşük insanı Tanrı’yla barışa yöneltir. Peygamber Tanrı’nın günaha karşı yargısını bildirir, dikkati Kurtarıcı’ya doğrultur. Peygamberlerin tacı Yeşaya hepimize şu somut gerçeği vurgular: “İlk atan suç işledi” (43:27). İncil’de İsa günahlı bireyleri uyarır: “Bırakın onları. Körlerin gözü görmez yöneticileridir onlar. Eğer kör körü yöneltirse ikisi birden çukura yuvarlanırlar” (Matta 15:14).

Demek oluyor ki, ilk atamızın kendi soyuna mirası günah, ardından da ölümdür. Bazıları günahın evrensel sarsıntısını bilmeye karşın, Adem’de tüm insanlığı sardığını, hem de egemen kesildiğini anlayamaz. Özgün ve kalıtımlı günahı görememek güneşi balçıkla sıvamaktır. Bunun kanıtı karşımızdadır: Atamız özgür isteğiyle günah işledi, böylece kendi soyunu günahla kirletti. Adem’in yargılanışında hepimiz yargılandık, onun ruhsal-fiziksel ölümüyle hepimiz öldük.

Yaratan ilk insanı topraktan yarattı, ona yaşam soluğunu üfledi. Adem’se Yaratan’ın düzenini sarstı, sınırı aştı; bunu Tanrı gibi olmayı özleyerek yaptı. Tanrı Adem’i dışladı, yücelerden gönderdiği Mesih’i insanın kurtarıcısı kıldı. Tanrı, Oğlu Mesih’i bir peygamber diye atamadı; beden kuşanan Sözü niteliğinde onayladı. Mesih topraktan yaratılmadı, erden kız Meryem’den insan olarak doğdu. O’nun yersel babası yoktur, sadece bakire annesi vardır (bkz. I.Kor. 15:45-47, 21-22).

Tüm insanlığın iki temsilcisi önümüzdedir: Topraktan yaratılan Adem, yüceden gelen, erden kızdan doğan İsa Mesih. Birbiriyle çelişkili iki insan! Adem’le ilişkiden herkese günah, ölüm ve yargı gelir. İsa Mesih’le özdeşlikten arınma, kurtulma, diriliş ve sonsuz yaşam gelir. Seni bu iki temsilci ilgilendirir. Adem, günah, ölüm ve yargı temsilcin. Tanrı onu peygamber olarak değil, bencil isteklerine yenik düşerek günah işleyen biri niteliğinde tanıtıyor. Günaha karşı başkasını nasıl savunabilsin? Tersine, özgün ve kalıtımlı günahı getiren bir sorumludur o. Hırsız başkasına, çalma diyebilir mi? Tencere yüzün kara! Seninki benden kara.

Adem tüm insanlığın yıkıcısı oldu, kimseye yarar sunamadı. Yeryüzünde her yaratık onun uyruğu, suçtan arınma isteği herkesin bağrındaki yakarı. Adem’in insanlık üzerinde kumar oynayıp bir anda yitiriverdiği özelliği Mesih çarmıha çakılarak ve dirilerek geri aldı. Gerçek belirtiliyor: “Ne var ki, tanrısal bağış Adem’in suç işlemesine benzemez. Bir tek kişinin suç işlemesiyle bunca insana ölüm yargısı geldiği göz önünde tutulsun. Ama Tanrı kayrasının ve armağanının bir tek insanın –İsa Mesih’in–  kayrasında bunca kişi yararına bollukla dağıtılması daha da kesindir. Tanrısal armağan o tek kişinin günahı gibi değildir. Çünkü bir tek insanın suçu sonucunda saptanan yargı suçlu çıkarılma oldu. Tanrısal bağış ise bunun tersine, bir sürü suçtan sonra doğru çıkarılmayı oluşturdu. Bir tek insanın suç işlemesinin ölüm egemenliğini getirdiği ve bunun o tek kişi aracılığıyla olduğu önümüzdedir. Ama kayra bolluğunu ve doğruluk armağanını alanların bir tek kişi –İsa Mesih–  aracılığıyla yaşamda egemenlik sürecekleri daha kesindir” (Romalılar 5:15-17).

İnsanı çok seven Tanrı ademoğullarını günahlı-ölümlü temsilciden özgür kılmak için yücelerden günahsız-ölümsüz temsilciyi gönderdi. Adem’e ya da herhangi bir peygambere bağlı olan tıpkı onun gibi günahında kalacak, sonra da ölecek. Ama kurtarıcı Mesih’e bağlanan günahtan arıtılacak, öldükten sonra da yaşama diriltilecek. Adem ölümü getirdi; İsa Mesih ise dirilişi. Adem’le Mesih arasındaki ayrım ölümle yaşam arasındaki ayrım gibidir. Ne biri peygamberdir ne de öbürü.

İsa Mesih yerimize ölüp dirilinceye dek kurtuluş bilinmiyordu. O’nun dirilişi en parlak müjdedir. Mesih’in ölüp dirildiğini yadsımak karanlık mezarda umutsuz kalmaktır. Ölüm evrensel gerçektir. Onu Adem getirdi. Diriliş de kanıtlı gerçektir. Onu ölüler arasından dirilen Mesih getirdi. Peygamberler ölü, diri olan Mesih ise yücelerde.. “Diri olan Ben’im. Öldüm ve işte çağlar çağı diriyim. Ölümün ve ölüler ülkesinin anahtarları bendedir” (Vahiy 1:17). “Gökte ve yeryüzünde tüm yetki bana verilmiştir” (Matta 28:18). Adem bunu söyleyemez. Başka hiçbir peygamber de böyle konuşamaz. Ölüm salt Mesih’e yeniktir. Ölüme üstün gelen Mesih her güce, yetkiye ve yargıya sahiptir. Mesih ölüp gömüldükten sonra üçüncü gün boş bir mezar bıraktı geride. Budur günahı ve ölümü yenenin özelliği.

Mesih yaşam veren kurtarıcın olsun. Günahsız Mesih günahlı Adem’in soyunu arıtabilir. Günahlı soy için öldü, dirilerek yepyeni bir soyun başı oldu O. Doğal durumda Adem’e bağlısın. Onu peygamber sayman yaşamına hiçbir yarar getiremez. Mesih’in kurtarmalığına, dirilişine iman edersen bu kez O’nun bağlısı olursun, ölümden yaşama aktarılırsın. Seven Tanrı tüm insanlığa böyle birini atadı. O’na iman etsinler ve kurtulsunlar diye. Bunuysa kayrayla, İsa’nın kanıyla sağladı.

Adem’den ne bilgi elde edinebilirsin? Mesih’ten ruhsal gerçekleri öğrenir yaşam güvenliğine kavuşursun. Adem beni sever demek gülünç olmaz mı? Ölü başka ölümlüyü sevemez. Ama Mesih beni sever demek varlığı mutluluğa boğan gönençtir. Temsilcini seç. Adem bir peygamber değilse ona bağlılıktan sıyrıl, Tanrı’nın yücelerden gönderdiği kurtarıcı Mesih’e sarıl; arınmaya, sonsuz yaşama kavuş.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

30

İnsan ticareti (köle alışverişi) tarihin kapkaranlık sayfalarından.. Bazı Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde şimdiye dek kökü kazınamamış. Milyonlarca insan kardeş insafsızlık mengenesinde. Şu kudurgan çağda çirkef dolapları var gücüyle işlerlikte. Tanrı’nın kusursuz yasalarını, özgürlük hakkını, kadın haklarını, Tanrı armağanı çocukların değerini, ruhsal-etiksel kuralları ayaklar altında çiğneyen zulüm kuruluşları her yanda etkin sömürücülüğün haddini aşmış uğraşlarından.. Bu miskinliğin gerisinde savunmasız insanları çalmak zalimliği sırıtmakta. “İnsan çalmayacaksın” (Mısır’dan Çıkış 21:16) yolunda bir buyruk da vermiş Tanrı. Kimin umurunda!

Yürek paralayan konu bizi yaklaşık iki yüz yıl geriye, dert dünyasına umut ışığı yakan bir olguya götürür: Çiftlik ağasının köleleri arasında, Afrika’dan çalınmış Kaf da var. Canını dişine takarak ağanın gelirini şişirmeye kullanılan bir insan kardeş. Kimsenin özleyemeyeceği bu ezici duruma karşın Kaf gözle görülür elle tutulur mutlulukta. İç dünyası kanıtlı sevincin kıvancına erişmiş. Görgülü günleri anlam ve içerikle bezenmiş. Kaf, insafsız koşulların etkileyemeyeceği ortamın gizini kavramış, güncel baskılara üstün gelebilir doğrultuda koşullandırılmış. Somut gönencin bastırılamayan kaynağını bulmuş. Sözün kısası, Kaf imrenilir bir Mesih bağlısı. Şu çileli yaşamın kötü gelişimlerine yenik düşmemeyi öğrenmiş. Baskılar onun bileğini bükemiyor, hiç sarsılmayan imanıyla onları kendisi yöneltiyor. Canının egemeni Mesih güç koşulları nasıl zafere dönüştürebileceğini ona öğretmiş: “İşte bunun içindir ki bezginliğe düşmüyoruz. Her ne kadar dıştan görünen varlığımız bozulmaktaysa da, içteki varlığımız güngünden tazelenmektedir. Çünkü şu gelip geçici hafif acılar, bizde ne sınırı ne de kısıtlaması olan sonsuz yücelik doluluğunu oluşturmaktadır. Gözlerimizi görülenlere değil, görülmeyenlere dikiyoruz. Çünkü görülenler geçicidir; görülmeyenlerse sonsuzdur”(II.Korintoslular 4:16-18).

Önemi sıfıra indirilen kölenin asıl sahibi şu çalkantılı yerde değil, çalkantısız göklerde. Yerdeki acıların bastırıldığı yücelerde (bkz. Yuhanna 16:22; Galatyalılar 6:9; Efesoslular 3:16; Romalılar 8:17). Hiçbir durum ve gelişim Kaf’ın imana dayanan güvenini sarsamıyor. O, iç varlığında çökkünlükten yükselten gücün yönetiminde. Bu özenilir duruma karşı yüzeyde serbest görünenin boyunduruğu ezicidir. Bencillik, yararcılık, acımazlık, ruhsal tutsaklık, hepsi egemen.

Kaf’ı çalıştıran adam aşırı baskıcı sayılamaz. Ama gün gelir paraya ihtiyaç belirince Kaf’ı köle pazarında satışa çıkarır. Acımazlığı, para canlılığı yüzünden okunan meymenetsiz bir ağa Kaf’a alıcı olur. Fiyatta uyuşur parayı sayar, yeni bir köle sağlar. Kaf el değiştirirken önceki sahip bu ağayı aydınlatır: “Çok uysal ve çalışkandır. Kendisine her bakımdan güvenebilirsin; sadece bir özelliği var. Onun en çok sevdiği kişi İsa Mesih’tir. Her gün odasına çekilir, Tanrı Sözü’nü okur, ilahi söyler, dua eder. Bu tapınıştan kendisini hiçbir güç koparamaz.” Bunu duyan yeni sahip küplere biner; bir küfür savurarak, “Benim ağalığım nerede kalıyor?” der. “Kitapla duayla geçirilecek vaktimiz yok. Bunlara paydos! Anlıyor musun Kaf?” Ardından kesin bir gözdağı verir: “Buyruğumu dinlemezsen sonuç kötü olur.” Önceki ağa onu uyarır: “Biraz dikkatli davranmanı salık veririm.”

Kaf yeni bir ağanın eline geçmiş ama düşüncesi göksel sahibinde. Vicdan doğruluğuyla çalışan köleye iş nerede olursa iştir. Para hırsıyla kavrulan efendiyi büsbütün değiştirmeye gücü yeter olan Mesih’e daha da sağlam imanla sarılır. Ağa çok sinirli, hırçın ve katı yürekli. Ne güler ne de acır. Ama Kaf’ın tutumu hep aynı. Tanrı’nın altın yasasını akılda tutar. “Kötülüğü iyilikle yen” (bkz. Romalılar 12:14-21). Çok geçmez katı yürekli ağa Kaf’ın her gün yatağı başında diz çöküp dua ettiğini, ezgiler söylediğini öğrenir. “Sahibin benim” dercesine, “Anlaşılan, köle pazarındaki uyarıma aldırış etmedin” diye kükrer. “Bir kez daha bu saçma davranışlarını duyarsam sonun ne olacağını hesaba al!” Kaf sağduyulu yanıtı verir: “Efendim, Rab İsa Mesih kurtarıcımdır; her gün kendisiyle konuşmamı ister. Senin her buyruğunu severek yapayım; lütfen beni O’nun Sözü’nü okumaktan, dediklerini dinlemekten mahrum bırakma. Dua edince sizi çocuklarınızı daha derin sevgiyle seviyorum, çiftliğinizde kaytarmıyorum. Kurtarıcımla her gün konuşamamak katlanılamayacak yüktür. Nolur beni duadan kesmeyin. Hergün O’nun Sözü bana yeni güç katıyor.” Ama ne gezer! Aklı fikri kazançta dolaşan ağa sağduyulu dilden anlamaz. Granitleşmiş yürekle tehditi sürdürür: “Uyarımı öneme al; bu dayanaksız dualardan vaz geç, kendini senden beklenen işe ver. Buyruğumu saymazlıktan gelirsen sen de burada sayılmazsın.”

Böylesi sert bir çıkışın Kaf’ı belki de gizli duaya iteceği sanılabilir; ama kanışlı bağlılıktan koparılamaz o. Mesih inanlısının karşılaştığı saldırılar zinciri nedir? Aşağılık, kara çalıcılık, gözdağı, baskı, sindirme, toplanmaya set çekme, Mesih’i inkâra itme, ölümle boğuş, kılıç.. Ama bunlar gerçek inanlıyı yıldıramaz; onu sadece günah köstekleyebilir. Sadık köle odacığına çekilir, pencereyi bile örtmeyi düşünmeden korkusuz bir Mesih bağlısına yaraşır tutumla, imanla Daniel peygamber’in yaptığını yapar. Bunlardır Mesih’e inanmanın sonrası.

Daniel de Perslerin imparatoru tarafından diri Tanrı’ya duanın yasaklandığı bunalımlı bir dönemde bundan vazgeçmemişti. İman ettiği Tanrı’ya yakardı, tüm sarayın öfkesini üzerine topladı. Sonunda aslanlar inine atıldı; ama güçlü Tanrı meleğini gönderdi, kudurgan hayvanların ağzını bağladı. Bu mucizeye tanık olan imparator Darius bir femanla Daniel’in Tanrısı’nı tek Tanrı olarak övdü, ona bağlılıktan şaşmayan Daniel’i yükseltti (bkz. Daniel 6).”Tanrı bizimle birlikte olunca, bize karşı kim durabilir?”(Romalılar 8:31). “Rab yanımdadır; korkmam...Çektiğim acıları saydın. Gözyaşlarımı şişene koy. Onlar kitabında yazılı değil mi? Çağırdığım gün, düşmanlarım geri çekilecek” (Mezmur 118:6; 56:8,9).

Kaf bu güvenlikle Kutsal Kitap’ı okur, dua eder, ezgiler söyler. Ama ağa durumu gözlemekte. Sabah erken köleyi çağırır, ateşlenerek onu iyice haşlar. Kölenin özrü yok: “Efendim, doğrudur; dün akşam odamda dua ettim. Ben Tanrı’sız Mesih’siz yaşayamam. Her an Rabbim’in desteğine muhtacım. O’nsuz yüreğim çarpmaz; çalışamam.” Ağa bastırır buyruğu: “Çıkarın gömleğini, bağlayın direğe!” Elinden eksik etmediği kırbaca yapışır, ha babam köleye bindirir. Gözleri hınçla dolu. Dayanılmaz bir patak. Eşi acıya kapılıp ağanın ayaklarına kapanır; yalvarır: “Aman durdur artık!” Ağa kadını paylayarak kovar; o da hıçkırıkla çekilir. Hiç kimse o öfkeyi önleyemez. Takati kesilinceye dek sopayı sürdürür. Gözleri kan tabağı.. Savunmasız kölenin bedeninden kanlar fışkırıyor ölü gibi yere seriliyor. Ağa buyuruyor: “Yaralarını tuzlu suyla yıkayın, gömleğini giydirip işe salın.” Sızıyla kıvranan köle hem çalışıyor hem de derinden basit bir ezgiyi mırıldanıyor:
      Geçer toptan işkence görgüleri,
      Mesih’le gelir sevinç, neşe günleri.

Güveni aksaksız güven. O katlanılmaz acıyı Mesih’in şifa ve teselli yeteneği yatıştırır. Kendisi de kırbaçla dövülmedi mi? Haça asılarak öldürülmedi mi? O bu görgülerden geçmemiş olsaydı Kaf’ı nasıl kurtarabilirdi? Çok uzun sürmez umutlar yeşerir. Ağanın çalkalanan vicdanı gitgide artan yoğunlukla onu sarsar. Köleye bakmamak için ortalıktan çekilir; ama yürek dürtüsü dinmez. Kendi kendine söylenir: “Ne berbat birisiyim! Vahşiliğimi kime anlatabilirim? Adam hırsızlık mı yaptı? Kavga mı çıkardı? Kızlarıma mı sataştı? Ya ne? Yararsız olan o değil, benim.” Vicdan kınayışı dinmez; belini büker. Öylesi kaygılı ki, yatağına koşar; gece olur uyuyamaz. Korkulu hayaller görür; eşini uyandırır. Kadın derin telaşla, “Doktor getirtelim” der. O, “Gerekli değil; ruhum canım hasta” diye yanıtlar. “Ölüp cehenneme gideceğimden korkuyorum. Bana ruhsal yardımda bulunacak, dua edecek kimse var mı?” Karısı şaşırır. “Bu ne başkalık! Ne oldu bu adama?” Çekinerek yanıtlar: “Bu sabah köteklediğin köleden başkasını bilmiyorum!” Adam çekinerek sorar: “Bu yaptıklarımdan sonra Kaf hiç benim için dua eder mi?” Kadın yanıtlar: “Kaf hiç çekinmeden açıkladığı imanı taşıyorsa ona düşman denecek kimse yoktur. Düşmanını sevmesi imanının yöntemi; İsa ona bunu öğretir.” Kocası, “Öyleyse, koş Kaf’ı buraya getir” der.

Kadın yılgınlıkla Kaf’ın kulübesine bir köle salar. Kaf yeniden kendisini patak beklediğini düşünür. Çünkü tam o anda duadadır. Köle, arkadaşıyla birlikte hiç korkmadan ağanın evine varır. Kadın onu kapıda karşılar, meraktan içi eriyen köleyi yatak odasına yöneltir. Ağa uzanmış inliyor; tüm gururu ezilmiş tavus kuşu gibi çekinerek, “Evladım Kaf, benim için Tanrı’ya dua eder misin?” diye sorar. O kabadayılık gitmiş, yüzü sapsarı kesilmiş, gözleri kana bürünmüş. Yatakta oturmaya didiniyor, hıçkırıklarını gizleyemiyor. Yüreği yaralı kölenin yüzünden sevgi ve sevinç coşuyor sanki. Dua onun en önemli gönenci. Dost yararına da düşman yararına da. Mesih’in buyruğu sürekli aklında (bkz. Matta 5:39,44,45,46). Mesih’in bu canlı öğretisi Kaf’ın yaşamını uğraşını yöneltmekte (bkz. Romalılar 12:19-21). Kaf bu örnek yaşamı yansıtmaya atanan bir inanlı. Kudurganlığı kırılan çiftlik ağasını sevgi dolu yürekle avutur: “Tanrı’ya şükürler, efendim” der. “Odama çekileli sizin için dua ediyordum. Duayı şimdi burada sürdürebiliriz.”

Kaf bunları söyleyerek oracıkta diz çöker, en yakın dostuna konuşurcasına dileğini af ve kutluluğun kaynaklandığı yüce kata yöneltir. Efendisi için, tüm ailesi için, hepsinin kurtuluşa ve sevince kavuşması için Tanrı’ya yakarır. Duygulandırıcı bir görünüm. İmanla güvenle dileklerini din bellemeleri değil, kendi basit lisanında diri Tanrı’ya içtenlikli yaklaşım..Yanıtın tez geleceğine imanı kesin. Şafağın sökmesiyle o katı yürekli köle ağasının, hanımının, çocuklarının içinde Tanrı kayrası işlerliğini tümler, yüreğini canlılık esenlik doldurur. O eve Mesih’in kurtarışı erişir. Değişmiş yaşamlar..

O zalim ağa, köle saklamanın, sömürücülüğün tüm çirkinliğini kavrar, kölelerini serbest bırakır. Yukarıdan doğuşun getirdiği sonuçları varlığında görür. Efendi ve köle sevgiyle birbirine kenetlenir. Irk ayrılığı, sınıf düşmanlığı, hınç çirkinliği Mesih’in güneşinde kar gibi erir. Kardeşlik gözyaşları birbirine karışır, yürekler pekişir. Tanrı’nın kurtarıcı İsa’da sunduğu sevgi doğal yönden güç anlaşılabilir, ama sonucu, somut etkisi bu gönence gelenin yaşamında belirir. Varlığında gerçekleşen bu parlak aşamayı herkese tanıtmak isteyen o önceki ağa Kaf’la elele verir, iki eşit kardeş durumunda müjdeyi her yana yayarlar. Mesih’in onlara verdiği yaşam yeniliğini herkese anlatırlar. İman etmenin getirdiği güvenliği başkalarına bildirerek tövbe mesajını yayarlar, günahlıları Mesih’e çağırırlar.

Kurtarıcı Mesih bilinen işkencelerin en korkuncunu ruhunda bedeninde taşırken dileğini yükseltti: “Baba, onlara bağışla; çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar” (Luka 23:34). O’nun sadık inanlısı Stefanos ilk Mesih şehidi onuruyla taşlanmaktayken içerikli bir dua sundu: “Ya Rab, bu günahı onlara sayma” (Habercilerin İşleri 7:60). Hakka bağlılıkla canını veren içindeki parlak karakteri açıklar.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

31

Parası - varlığı bol, namı her yerde duyulmuş, hiçbir eksiği olmayan, öte yandan iyi edilemeyen amansız hastalığa yakalanmış bahtsız birçok insan var. Şifa bulmak için varlıklarının önemli bir bölümünü, hatta bütününü gözden çıkarmaya hazırdır bunlar. Naaman böyle birisiydi. Bu adamın ilginç öyküsünü Tevrat’ta, İkinci Krallar kitabı, beşinci bölümde ayrıntılarıyla okur ve eğitiliriz.

Suriye kralının ordusunda başkomutandır Naaman. Kral tüm yetkiyi ona vermiş. Kazandığı sayısız zaferlerle Suriye’yi iyice yükseltmiş. Yiğitliği, başarısı dillere destan olmuş. Serveti oldukça kabarık. Hem de mutlu bir aile reisi. Her şey yerli yerinde. Ama gelgelelim bu namlı adamın başından aşkın derdine. Hastalıkların en kötüsüne tutulmuş. Onu gece gündüz düşündüren ve mutsuzluğa sürükleyen illetin adı cüzamdır. Kirlilik sayılan, utanç oluşturan korkunç bir bunalım.

Bir savaşta İbraniler’den tutsak alınmış küçük bir İsrail kızı evde hizmetçi. Hanımının ikide bir ağladığını gören kızcağız, “Komutan bey keşke İbraniler’in peygamberi Elişa’nın yanında olsaydı!” der. “Elişa onu iyi ederdi.” Ne kadın, ne de kocası Elişa’nın adını duymuştu. Cana yaşama yararı dokunabilecek kişiye ilişkin bilgisizlik acıklıdır. Naaman hemen kralına koşar, müjdeyi açıklar. Kral buyruğu çıkarır: “Ben İbraniler’in kralına bir mektup yazarım. Armağan olarak yanına çokça altın, gümüş ve bol sayıda giysi al git. Yolun açık olsun!”

İbraniler’in kralı mektubu okuyunca şaşalar, ne edeceğini düşünemez. Korkuyla üstündeki giysiyi yırtar. Ya Suriye kralının isteğini yapamazsa! “Ben Tanrı mı oldum da bu adamın cüzamını iyi edeyim?” der. Sorun siyasete dönüşüyor. Ortaya politik bir oyun doğabileceğinden kuşkulanıyor Kral. Naaman iyi olmak için gerekli kapıyı çalmıyor, olamayacak yerlerden yardım bekliyor. Üstelik hatırnazlık mektubu sunuyor, yığın yığın armağanla Tanrı’dan sağalma bekliyor. Muhtaç bireyin tüm ihtiyacını karşılayabilene yaklaşmaması ne denli üzücü! İbrani kralının çalkantısı peygamber Elişa’ya iletiliyor. Elişa haber salıyor: “Neden giysini yırttın? Bana gönder onu, İbraniler arasında bir Tanrı peygamberi bulunduğunu görsün. Görecektir de..”

Tanrı Elişa aracılığıyla sayısız mucize yapmakta. Bunlar Kutsal Kitap sayfalarını süslüyor. Naaman büyük tantanayla, askerleri uşaklarıyla Elişa’nın  kapısına dayanıyor. Şimdi şifa için gerekli kapıyı çalmakta. Neredeyse o tanınmış adamın bir peygambere yaraşır biçimde koşup onu iyi edeceğini bekliyor. Ama umduğunu bulmuyor. Elişa yerinden kıpırdamıyor, buyruğunu iletiyor: “Ürdün ırmağına uzan, orada yedi kez yıkan; etin eski durumuna dönecek, tertemiz olacak, özgürlüğe kavuşacaksın.” Tanınmış bir komutanı ne kadar yolsuz bir karşılayış, ne tür uygunsuz bir kandırış! Naaman öfkelenir, içinden düşünür: “Ben onun dışarı geleceğini, önümde dikilerek Tanrısı Rabbin adına sesleneceğini, cüzamlı yerin üzerinde ellerini sallayarak hastalığı atacağını sanmıştım. Ne tuhaf bir buyruk! Şam’da fışkıran bunca çekici ırmağımıza ne olmuş? Abana, Farpar. Bütün İbrani ülkesinde bulunan ırmaklar yanında bunların üstünlüğünü işitmeyen kim var? Onlarda yıkanıp temizlenemez miyim sanki!” Ayranı kabarmış, için için mırıldanarak gerisin geri döner. Ne yazık ki, hastalığını da beraberinde taşımakta. Şifaya gerekli kapıyı çalmış ama sağlıklı öneriye içerlemiş, hatta küplere binmiş.

Adamın askerleri şoka uğramış. O denli sevdikleri komutanın durumuna acı duyuyorlar. Ona doğrudan doğruya konuşmak için cesaretlerini toplayarak, “Baba!” diyorlar. “Peygamber sana acayip bir öneride bulunsaydı yapmaz mıydın? Oysa bak, yerinde ve basit bir çözüm yoluyla sana sesleniyor. Yıkan ve temizlen buyruğuyla, Tanrı şifasını dile getiriyor. Niçin bu sağduyulu buyruğa uymaktan kaçınıyorsun? Direnişten ne çıkar? Amaç senin cüzamdan paklanman değil mi? Peygamber de bunu istemiyor mu?” Naaman askerlerinin bu akıllı sözlerini dinliyor. Öfkeden sıyrılıyor. Abana ve Farpar ırmaklarında yıkanırım diyen inatçı direnişi bırakıyor. Gerçek şifa yolunu anlayarak buna iman ediyor, aklının kestirdiği yola rest çekiyor. Yaşamında dönüm noktası olurdu bu fikir düzenleyişi.

Elişa’nın onu niçin Ürdün ırmağına gönderdiğini kavrayan Naaman yönünü değiştirir. Yedi kez Ürdün’ün sularına dalar cüzamı paklanır. Bedeni bir çocuğunki gibi tertemiz olur. Naaman şifa aramaya geldiği doğru kapıdan aldığı doğru yanıta uymanın ödülünü bulur. Tanrı tasarılarının insanınkinden ayrı olduğunu öğrenir. Kutsal Kitap’ta şu ilke belirtilir: “Yol var ki, insanın karşısında doğru görünür; ama onun sonu ölüm yollarıdır”(Süleyman’ın Özdeyişleri 14:12). Komutan askerleriyle, uşaklarıyla Elişa’nın evine döner: “Şimdi artık biliyorum ki” der, “Evrende İbraniler’in Tanrısı’ndan başkası yoktur. Senden dilerim; şu armağanları kabul et!” Bu sözlerle bir sürü göz alıcı para ve giysiyi açar. Ne der Elişa ona? “Rabbin hakkı adına hiçbir şey almam!” Tanrısal sağlayış bedelsizdir, insan ödemelerinden ötededir. Tanrı kayrasını (inayet) kim karşılıkla ödeyebilir? Göksel sevgi, sevecenlik eliaçıklıkla herkese sunulur. Peygamber şöyle der: “Bütün doğruluk islerimiz kirli paçavra gibi değersizdir” (Yeşaya 64:6). ”Sahibi olduğun ne var ki, onu almamış bulunuyorsun. Madem aldın, öyleyse sahip olduğun şeyi almamış biri gibi bu gösteriş neye” (I.Korintoslular 4:7b).

Tanrı vücut cüzamına eşit başka bir cüzama değinir, sonucunu anlatır. Beden sağlığı yerinde olanın düşünmediği bu taşınılmaz dert günah cüzamıdır. Günah temel bunalımındır. Beden cüzamı varlığı yara bereyle doldurur. Ruh cüzamı olan günah kadının erkeğin düşüncesini, sözünü, eylemlerini bozmuş sarsmıştır. Niceler bu yıkıcı bunalımı genellikle hafife alır ya da birkaç din icabıyla, oruçla, sevapla sağlık arar. Gelgelelim, yanılgı köklü. Tanrı tümden kutsal, sense büsbütün günahlısın; hiçbir günahlı kendini O’nun katında paklayamaz. Naaman’ı cüzam sarmıştı; iyi edilme gereksinimini anladı. Sen de günahtan arıtılmaya gereksinimlisin. Günahı doğal durum sanma. İnsanız; günahlıyız! Bu, insanız cüzama tutulmalıyız türünden şeytansal yalandır. Vücut cüzamının sinsilikle geliştiği gibi, günah ta saman altından çirkin etkisini sürdürür, canı mahva ve yıkıma götürür. Günahı gözle göremezsin, ama açtığı yaralar sırıtır, bangır bangır bağırır. Antibiotike direten bakteri hastayı ölüme götürebilir. Günah tekbir getirmekle silinemez. “Kan dökülmeden günah bağışlanması yoktur”(İbraniler 9:27b).

Sevinç Getirici Haber’de şu gerçek vurgulanır: “Çünkü iman ederek, kayrayla kurtulmuş bulunuyorsunuz. Bu kendi başarınız değildir; Tanrı armağanıdır. Hiç kimse övünmesin diye, yapılan işler nedeniyle değildir. Çünkü bizler O’nun yapıtıyız. Mesih İsa’da iyi işler için yaratılmış bulunuyoruz. Tanrı, vaktimizi bunlarla geçirmemizi amaçlayarak, bu şeyleri önceden hazırladı” (Efesoslular 2:8-10). Tanrı hepimize öykülerle, olaylarla, betimlerle konuşur. Bu tarihsel olay somut bir gerçeği simgeler: Cüzam, bedeni yiyip tüketen beladır. Cüzamlı kişiye karşı nasıl davranılacağı Kutsal Kitap’ta şöyle belirtilir: “Üstünde cüzam hastalığı olan insanın giysileri yırtılacak; saçlarını karmakarışık sarkıtacak ve üst dudağını kapayıp bağıracak: Murdar, murdar! Hastalık onun üstünde bulunduğu süre boyunca murdar kalacak. Tecrit edilmiş durumda yaşayacak. Konutu bölgenin dışında saptanacak” (Levililer 13:45,46).

Naaman İbraniler arasında onu iyi edebilecek bir peygamber bulunduğunu öğrenince Elişa’ya koşmakta hiçbir sakınca görmedi. Senin de günahlarını bağışlamaya, ruhunu ve canını gözle görülmeyen cüzamdan arıtmaya gücü olan Kurtancı’ya imanla sığınman gerekir. Bu kurtarıcı insanlığa Tanrı sevgisinin açıklanışıdır. İsa Mesih günahlıları aramaya ve kurtarmaya geldi. Naaman Elişa’yı bilmiyordu. Ama küçük bir kızdan bilgi alınca hemen yola koyuldu. Kralı’ndan hiçbir işe yaramayan aracılık mektubu getirdi. Bunun yararsızlığı anlaşıldı. Günahlı torpile değil ilk yardıma muhtaçtır. Başta beliren sorunun günahtan nasıl arıtılacağındır. Naaman hatırnazlık umdu. Ama Elişa ona Tanrı tasarısını sundu. Bu, kişisel dinsel toplumsal kuramların ötesindedir. Sonunda Naaman öfkeden sıyrıldı, Tanrı düzenine boyun eğdi. Seven Tanrı’nın insanlığa atadığı kurtarıcı Mesih yücelerdedir, senin için aracılık etmeye hazırdır. Günahlarını O’na açık açık bildir, Tanrı’dan seni affetmesini imanla içtenlikle dile. Affın için gerekli bağışlamalık ödenmiş, Tanrı katında geçerli kefaret sunulmuştur.

Naaman Ürdün ırmağına yedi kez dalmayı ilkin gülünç ve yersiz buldu. Ülkesindeki belirli iki suyun her sudan üstün olduğunu tasarladı. Kızgınlıkla, içerleyerek Elişa’nın yanından ayrıldı. Ama askerleri ona öfke ile kalkanın zararla oturacağını bildirdi. Sağduyu kazandı. Naaman cüzamından temizlendi. Ruh cüzamından, yürekte çöreklenen günah ayıbından kurtulman gerekir. Bunun tek yolu İsa Mesih’in senin yerine sevgiyle sunduğu kurtarmalığı imanla kabul etmendir. Günahı Tanrı’ya bağışlatmak için İsa Mesih günahsız canını sundu, kutsal kanını bağışlamalığın kıldı. O kaza sonucu ya da komplo kurucu oyunla haça çakılmadı. Senin hayatına karşı kendi hayatını bedel olarak sundu.

Herkes gibi seni de günah bağlarından kurtarsın, dinsel uğraşlarından özgür kılsın diye Mesih senin yerine öldü. Günahlıyı sadece Tanrı doğru kılabilir. Bunuysa dinsel uygulamalarla değil, Mesih’in haça çakılmasıyla sonuçlar. Buna iman edersen Tanrı sana yeniden doğuş verir, yaşamına yön ve anlam getirir. Kişi şu yol ya da öteki yol daha güzeldir, daha çekicidir demekten kendini alamaz. Ama sen de Naaman’ın yaptığı gibi Tanrı önerisine saygı göster, tutumunu alçalt, yüreğinden gururu at! Egemen Tanrı’nın tek kurtuluş düzenini sevinçle değerlendir. Sana şükürler olsun Tanrım de, Mesih’in sağlayışına güven. Naaman’ın cüzamdan paklandığı gibi, günahlarından arıtıl, kutsal yaşam gönencine kavuş. Naaman’ın şifa aradığı gibi sen de kurtuluşunu ara.

Peygamber Elişa Naaman’ın armağanlarını kabul etmedi. Tanrı kişinin dinsel icaplarına, sevaplarına yüz çevirir; çünkü bunlar O’nun kayrasını geriye itmektir. Armağan başka armağanla karşılanamaz. Nerede kaldı bu eşsiz armağanı cılız uygulamalarla geri tepmek! Tanrısal arıtışın alçakgönülle, uysal tutumla kabulu O’nu hoşnut eder. Naaman Tanrı’dan şifa buldu, paklanmış bir insan olarak, coşkuyla yurduna döndü. Sen de aynı güvenle göklerin zenginliğine kavuşabilirsin.

“Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Çünkü gök altında, insanlar arasında bizi kurtarabilecek verilmiş başka hiçbir ad yoktur” (Habercilerin İşleri 4:12). “Eğer ağzınla İsa’yı Rab olarak açıkça kabul edersen, yüreğinle de Tanrı’nın O’nu ölülerden dirilttiğine iman edersen kurtulacaksın. Çünkü doğrulukla donatılmak için yürekle iman edilir, kurtuluş için de ağızla açıkça tanıklık edilir” (Romalılar 10:9,10). Tanrı’nın bu armağanına sen de sahip çık, gönenç bul. “Ey Canım Rabbi kutsa! O’nun kutsal adına övgüler sun, ey bütün varlığım...İyiliklerinin toplamını unutma! Bütün suçlarını bağışlayan, bütün hastalıklarını iyi eden. Canını ölüm çukurundan kurtaran. Sana sevgi ve sevecenlik tacını giydiren...Bize günahlarımız uyarınca davranmaz O” (Mezmur 103:1.4,10).



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

32
Yeryuvarlağında çocuklara ilgi az değil! Türkiye’de 23 Nisan Çocuk Bayramı’dır. B.M.K. 20 Kasım’ı ‘Uluslararası Çocuklar Günü’ olarak atadı, herkese üstelemeyle çocuk haklarını anımsattı. Belki bilinmiyor; ama çocukları ve çocuk haklarını ilkin İsa Mesih vurguladı ve sergiledi. En önde korunması ve desteklenmesi gereken çocuk soyu, ‘Hakkım, hakkım!’ diye bangır bangır bağırıyor; her yanda eziliyor, istismar ediliyor. Ne denli üzücü!

Hayretlerini her kezinde dile getiren öğrencileri İsa’ya ilginç bir soru doğrulttular: “‘Göklerin hükümranlığında en üstün olan kimdir?’ O da küçük bir çocuk çağırdı, onu ortalarında durdurup şöyle dedi: ‘Doğrusu size derim ki, durumunuzu değiştirip küçük çocuklar gibi olmazsanız, hiçbir koşulla göklerin hükümranlığına giremezsiniz. Bu nedenle, şu çocuk gibi kendisini alçaltan kişi göklerin hükümranlığında en üstün olandır. Her kim benim adıma böyle bir çocuğu kabul ederse beni kabul eder’” (Matta 18:1-4). İsa bu düşündürücü yanıtla insansal görüşün tanrısal ilkelere ne denli ters düştüğünü belirtir. Gerçek bu değil mi? “‘Çünkü benim düşüncelerim sizin düşünceleriniz değil, sizin yollanız benim yollarım değil’ diyor RAB. ‘Çünkü gökler nasıl yeryüzünden yüksekse yollarım da sizin yollarınızdan, düşüncelerim sizin düşüncelerinizden yüksektir’” (Yeşaya 55:8,9).

Yücelerden insan bedeninde aramıza gelen Tanrı Oğlu Mesih, insansal kavramla köklü çelişki oluşturan tanrısal gerçekleri açıkladı. Öncekilerin geçiciliğini sonrakilerinse kalıcılığını belirtti. Birkaçını okumak bilgiyi genişletir (bkz. Matta 5:39,44,24,28,34,37; 6:6,24b,33; 7:13-15). Akla bir soru gelebilir: İsa neden çocuğu büyüklere örnek kıldı? Hükümranlığına girmek için çocuğa benzer olma gereğini niçin vurguladı? Onlara benzer olma çağrısı nasıl anlatılabilir? Çocuklarla ilgili özelliklerin ön sırasında merakları dikkatimizi çeker. Bir çocuk sormuş: “Baba her şeyi Allah yaptıysa, Allah’ı kim yaptı?” Çocuk çevresindeki gizemli dünyaya yaklaştıkça bunlar ha babam onun merağını kurcalar.

Çocuğun aklı, soruları-gerçekleri araştırarak bulmanın örneği ve yöntemidir. Yaratan düşünen akla araştırma-bulma yeteneğini koydu. Filozofların babası Sokrates boşuna dememiş: “Dikkatle araştırılmayan yaşam yaşanmaya değmez.” Her konuyu ve sorunu  enikonu araştırmaksızın uygarlığın, çağdaşlığın böylesi ilerleyişi gerçekleşebilir miydi? Çocuğun aklına-yüreğine araştırma merağını koyan Yaratan, bireyin her tür kalıpçılık ve biçimcilikten sıyrılıp mezara varıncaya dek araştırıcı olmasını buyurur. İlgilenme, çocuğu büyüleyici ufuklara götürdüğü gibi seni de parmağını ısırtan aşamalara yükseltebilir.

Buna ters düşen tutum inanılan Tanrı’nın kişiliğini, niteliğini, düşüncelerini, tasarılarını araştırmaya katlanamayanın hazırlop din katılığına düşüşüdür. Tanrı’ya da, kişiliğe de en büyük haksızlıktır bu. Normal çocuğun araştırması gün geçtikçe yoğunlaşır, yönlenir, yenilenir. Doğa kendini yenilemeseydi durumumuz ne olurdu? Öncesi olmayan diri, seven Tanrı’yla ilişki tazelik ve canlılık getirmezse, insan makineleşmiş bir varlığa, bayat suyla dolu havuza dönüşür. Makinenin dişleri sadece programlaştırıldığı düzende işler. Çocuk hepimize makine benzeri olmamanın anımsatıcısıdır. Ne yazık! Her yanda milyonlarca çocuk tekerlemelerle, ezbercilikle eğitililiyor. İsa Mesih önümüzde yaşam pınarını açtı. Bu çağrı değerlendirilmezse tüm varlık çöl monotonluğunda bocalar ve yol yapmaya çabalar.

Çocuk merak ve hayranlık örneğidir. Bu yüzden Mesih düşünen kişiyi çocuğa benzemeye çağırır. Çocuk alçakgönüllülüğün betimidir. Bencilliğin varlığa egemen kesildiği egotik insan sinirlenir, öfkelenir, hınç taşır, kötü dil kullanır. Gururu zedelenince ne ettiğini bilmez! İnsan soyunun en önemli parçası olan çocuk da elbet günahlılıktadır. Ne var ki, incinmesini hemen unutuverir, güler, sever. İsa’nın çocukluk çağına ilişkin geniş bilgimiz yoktur. Yazar Luka, sadece bir olayı anlatır (bkz. Luka 2:40-52). Bu parçayı okuyan orada örnek çocuğun eğitimini, ilgisini, çekiciliğini görür. Çocuk İsa’dır büyüğü-küçüğü hayranlığa, günahsız insanın özelliğine götüren, herkese olanaklar kapısını açan.

Dilde, çocuk gibi sevinmek sözü çok iyi bilinir. Gelgelelim kudurgan çağımızda ne çocuğun sevinci kaldı, ne de büyüğün. Sevincin yerini hüzün, gözyaşı, korku almış. Oysa Mesih’in kişiliğinde herkese sevgiyle yaklaşan Tanrı, kadını erkeği O’ndan kaynaklanan yaşam pınarına, göksel sevince çağırıyor. Şu karanlık, adaletsiz yeryüzünde hiç son bulmayan barışın ve esenliğin kaynağı salt O’dur. Yürekleri ayna gibi bilen Mesih insanın tasarılarını, orada gelip geçenleri hep tanır: “İsa kendini onların isteklerine bırakmadı. Çünkü hepsini tanıyordu. İnsana ilişkin kimsenin tanıklığına gereksinimi yoktu. Çünkü insan yüreğinden geçenleri biliyordu” (Yuhanna 2:24,25). Mesih Tanrı hükümranlığına girebilmek için kökten değişmeye gereksinimli insanı küçücük çocuk gibi başka bir doğuşa çağırır. Dikkat edilsin, bu fiziksel doğuş değil ruhtan ve sudan oluşan yeni doğuştur. Yukarıdan doğuşun yersel doğuştan apayrı bir sonuçlama, Tanrı’nın gerçekleştirdiği doğaüstü, fizikötesi bir aşama olduğunu İsa belirgin dille anlatır (bkz. Yuhanna 3:1-8).

Tanrısal gerçekleri fiziksel benzetilerle açıklayan İsa, Tanrı hükümranlığına girme koşulunu küçücük bir çocuğa benzerlikle betimler. Simgeler kullanarak açıklanan gerçekler kafaya daha kolay yerleşebilir. Bu nedenle Mesih güncel hayattan aldığı örneklerle konuşur. Bu ilke gereğince Tanrı hükümranlığına Tanrı kayrasıyla, tanrısal bütünlemeyle girilebildiğini belirtir. Kutsal yaşamını tüm insanlık için kurtarmalık kılan Rab İsa Mesih, tanrısal hükümranlık kapısının kendisine iman eden herkese açık olduğunu kesin dille duyurur.

Hükümranlığın kapısından sadece alçakgönüllü kişi girebilir. Mesih’in herkese anımsattığı köklü gerçek, çocuğun bu özelliğidir. Çocuktan öğrenilebilecek önemli derslerden biri.. Kendisini alçaltmayan, o parlak hükümranlığın dışında kalır. Gururlu, kurumlu ve büyüklenendir o. Nasıl? Dinsel başarıları, uygulanan icapları, ardı arası kesilmeyen sevapları, vb. Bu kişi dışarıda kalmıştır. Hak Tanrı’yla alışveriştedir o: Suçum var ama şunları sunuyorum; gel beni bağışla dercesine! Günaha suç katmaktır bu. Tanrı’nın sonuçladığı arınma ve kurtuluş armağandır, kayrayladır. Mesih’in bağışlamalık kanıyladır.

“Tanrısal Söz beden oldu, kayra ve gerçekle dolu olarak aramızda yaşadı” (Yuhanna 1:14). Hiç yozlaşmayan, değişmeyen sevgi beden kuşandı özel bebek durumunda yeryuvarlağına indi. Sadece O, kayra ve gerçekle dolu özellikleri taşıyarak insanlara yaklaştı. Görkemli niteliklerinden biri sevgi olan Tanrı bu şaşılacak sağlayışı her cana eliaçıklıkla uzattı. Dünyaya çocuk olarak gelen gelişen İsa bir çocuğu örnek tuttu, Tanrı’yla sonsuz ilişki gereğini insanlara bununla tanıttı. Konuya yüzeysel açıdan eğilen, dikkatini fiziksel sağlık, gürbüz beden, eğitim, iş, evlilik türünden gereklere doğrultur. Bunlar elbette yerine göre gerekli. Ama Mesih çocuğun tüm kişiliğiyle ilgilenir. Soyumuzun Tanrı karşısında ağır yükümlülüğünü omuzlarında taşıyan İsa bilgiyle, iyilikle dolarak büyüdü, örnek çocuğu kendi kişiliğinde insanlığa tanıttı. O hem eğitim gördü, hem de Meryem’in eşi Yusuf’un marangoz tezgahında çalıştı; emekçi kuşakla özdeşleşti.

Yeryüzünde herkese hizmet etmekteyken çocukları dışta bırakmadı. “İsa’nın yanına dokunsun diye küçük çocuklar getirdiler. Ama öğrenciler getirenleri payladılar. İsa bunu görünce kızarak, ‘Çocukları bırakın bana gelsinler’ dedi. ‘Onlara engel olmayın. Çünkü Tanrı hükümranlığı böylelerindir. Doğrusu size derim ki, Tanrı hükümranlığını bir çocuk gibi kabul etmeyen, ona hiç giremez. Sonra çocukları kolları arasına alıp ellerini üstlerine koydu ve onları bollukla kutsadı... Bana iman eden şu küçüklerden birini kim suça sürüklerse, boynuna iri bir değirmen taşı bağlanıp denize atılması kendisi için daha iyidir” (Markos 10:13-16; 9:42). İsa onların oyunlarını izledi, hatta sürtüşmelerini konu etti (bkz. Luka 7:3). Bir çocuğun yanında taşıdığı yedi ekmekle birkaç balığı çoğaltarak açık alanda binlerce kişiye tanrısal mucizeyle bol yiyecek sağladı, unutulmayan ziyafeti verdi (bkz. Matta 15;32-39). Bilinmeyeni bilen Mesih çocuğun içindeki gizleri tanıdı. Kuşkusuz, ademoğlu Yaratan’ın en parlak yapıtıdır; ama doğuşta cılızdır, desteğe muhtaçtır. Büyüyen  çocuk bir hayranlık alemidir. Mesih’in öğrettiği betimsel gerçek işte budur: Günahlı insan yeniden (yukarıdan) doğuşla Tanrı hükümranlığına giriş yetkisi alsın, kavuştuğu ruhsal yaşamda hiç duraksamadan gelişsin, herkese yararlı olsun. “Yeni doğmuş çocuklar gibi sağduyuyla uyumlu, katkısız sütü özleyin. Öyle ki, kurtuluşta gelişesiniz” (I.Petros 2:2).
 
Çocuğun en sevinçli anı bir armağan alışındadır. Onu evirir çevirir, gönencini sağa sola belirtir. Böylelikle armağana sahip olmanın derin coşkusunu hiç çekinmeden herkese gösterir. Göksel Baba da göksel armağanıyla insanı ihya etmek ister, çocuk hayranlığıyla ve imanla buna sarılacak insanı bekler. O’nun karşılıksız armağanı arınma, sonsuz yaşama kavuşmadır. “Çünkü iman ederek kayrayla kurtulmuş bulunuyorsunuz. Bu kendi başarınız değildir, Tanrı armağanıdır”( Efesoslular 2:8 ). İnsanı seven Tanrı verdiği güvenliği şöyle dile getirir: “Kurtuluş kuyularından sevinçle su çekeceksiniz” (Yeşaya 12:3).

Çocuk armağanı kucaklar, yüreği sevinçten hoplar. O armağanı verense içinde tatmin olur. Tanrı günahlı cana üstün kayrasını içtenlikle uzatır: “Susayan herkes, parası olmayan; sulara gelin...” (Yeşaya 55:1). Armağan var gösterişsizdir, başkası da çarpıcı ve pahalıdır. Krallar krallara gözleri büyüleyici armağan verir. Ama Tanrı’nın düşük muhtaç ve mahkum insanlara sunduğu armağan hiçbir değerle ölçülemez. İnsan soyuna bir bebek olarak doğan İsa’nın haçtaki kurtarmalığıyla sağlanan armağan imanla değerlendirilince tanrısal kayra varlıkta yeni doğuşu bütünler, günahları siler, sonsuz güvencesini belirgin eder. “İman nedir? Umulanların güvencesi, gözle görülmeyenlerin kanıtı” (İbraniler 11:1).
 
Ama dikkat et. Tanrı’ya inanmak O’nun varlığına şahadet etmek değildir! Buna şeytanla cinleri bile inanır, hatta titrer. Ne var ki, onlar cehennem kütüğüdür. Kutsal Söz şunu vurgular: “Tanrı’ya yaklaşanın kendisini arayanları ödüllendirdiğine iman etmesi gerekir” (İbraniler 11:6). Tanrı’nın eşsiz armağanına imanla yaklaşıp çocuğun sevinciyle ona sahip çıkmak mı gerekir, yoksa onu tepmek mi? Göksel sunu şüpheyle, acabalarla, direnişlerle, tepmekle karşılaşınca cana yarar getiremez. Tanrı hükümranlığı şüphecileri etkileyemez. Bu ilişkide çocuğun  büyüğe öğretebileceği dersler çoktur. İsa sözüne şunu da ekledi: “Şu küçüklerden birini aşağı görmemeye dikkat edesiniz. Size diyorum ki, göklerde onların melekleri göksel Babamın yüzüne sürekli bakarlar” (Matta 18:10).

Çocuk verilen vaatlere sarılır. Bireyin sözünü tutmayıp küçüğü düş kırıklığına uğratması üzücü darbedir. Tanrı insana vaatleriyle yaklaşır: “Tanrı’nın tüm vaatleri Mesih’te ‘evet’ ini bulmuştur” (II Korintoslular 1:20). O’nun vaatlerine diri imanla sahip çıkılır. O verdiği her vaadi gerçekleştirir. Kişi tutmadığı vaatlerin üzüntüsünü çeker mi? Belki! Tanrı’nın vaatleriyse verildiği anda gerçekleşir. O’nun yalan bilmeyen iyiliği herbirini tümler. Çocuğun büyüğün Kutsal Kitap’a doğrulup vaatleri bulmaya çalışması canı ihya eder. Kızın erkeğin Tanrı karşısında üstün değerini küçük yaştan onlara öğretmeyen görevini yapmıyor.

Suriye ordularının başkomutanı Naaman’ın evinde savaş sırasında tutsak edilmiş bir İsrail kızı vardı. Naaman cüzam illetiyle boğuşuyordu. Kızcağız diri Tanrı’nın bağlısıydı; evin hanımına Tanrı’dan söz etti: “İsrail ülkesinde Tanrı mucizeleriyle bilinen yüce bir peygamber var. Ne iyi olurdu, efendim Elişa peygamberin önünde olsaydı!”(II.Krallar 5:3). Putlara tapan başkomutanla eşi etkilendi. Naaman katırlarını eşyalarla, giysilerle yükleyip Elişa’nın yurduna giden yolu tuttu. İlkin direndi ama sonradan peygamberin basit önerisine uydu, Erden Irmağı’na yedi kez daldı, ardından sağaldı. Peygambere ödemede bulunmaya kalkınca Elişa Tanrı armağanının karşılıkla verilmediğini ona vurguladı; hiçbir şey almadı. Naaman Tanrı bağlısı oldu, sapasağlam evine döndü.

Bu olayda imanla yöneltilen bir kız komutana sağlıklı armağanı tanıttı. Göksel sevgi büyüğü küçüğü böyle bir armağanla coşturur. Bu olay seni de yüreklendirsin. Tanrı’ca kurtuluş ve yeni yaşamla donatılan, armağanı değerlendiren, geçerliliğini herkese bildirendir. Göksel sağlayış kendine özgüdür; hem şimdiyi hem de sonsuzu kapsar. Günahtan arıtır, cana özgür kılınmış sürekli güvenliği verir. Kurtarıcı Tanrı bunu İsa Mesih’in kurtarmalığıyla sana da sunuyor. Alçakgönülle, imanla onu kabul etmek sağduyu yöntemidir.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

33
Göz. Yaratan’ın en ince yapıtlarından biri. Görebilme yeteneği yüz binden ötede farklı noktalara erişebilir. Kafatasında iki deliğe oturtulmuş, içi boş küresel örgen. Çok hassas retina ile döşeli. Yeni doğan yavruya en gerekli pencere. Çocuk başlangıçta 6.3 santim yakınını görebilir. Elli yaşına gelen 40 santimi görebilir; prespitlik güçsüzlüğüyle yeteneğini yitirmemişse. Gözle doğa güzelliğini içimize sindirir, yönümüzü buluruz, vb. Sana böylesi benzersiz bir örgen sağlayan Tanrı’ya bunun için hamt ettin mi hiç? İki gözü kör insan kardeşin durumunu-ihtiyacını duayla andığın oldu mu?

Atalar, ”Göz var izan var” demiş. Yani, olaylar nesneler hem gözle hem akılla anlaşılır. Keşke tüm işlevler sağlıklı, kurucu, yapıcı olsaydı. Ne yazık! Bedenin parçaları arasında sarsıcı ve yıkıcı eylemlere dürten gözler. İlk günah göz itkisiyle işlendi, akıl yoluyla karara bağlandı. “Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü.  Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi” (Yaratılış 3:6). Üstteki ata sözünün tersi. Günahın niteliğini en doğru biçimde anlatan İsa Mesih şunu belirtti: “Bedenin ışığı gözdür. Bu nedenle görüşün sağlamsa tüm bedenin aydınlıktadır. Oysa görüşün bozuksa tüm bedenin karanlıktadır. Eğer sendeki ışık gerçekte karanlık ise, ne denli korkunçtur o karanlık!” (Matta 6:22,23). Bunun yanı sıra Mesih şöyle der: “Ne mutlu yüreği temiz olanlara! Çünkü onlar Tanrı’yı görecekler” ( Matta 5:8 ).

Annemiz Havva gözüyle günaha sürüklendi, eşini de aynı eyleme dürttü. Tanrı’nın benzersiz armağanlarından biri sayılan göz her tür tecavüze her an hazırdır: Cinsel iştahı kırbaçlayan bakışlar, tamah, kıskançlık, göz dikicilik, göz koyuculuk, gözünü hırs bürümek, gözünü kan bürümek, gözlerinde şimşek, gözü aç, gözünü oymak, gözünün yaşına bakmamak.. İşte bu yürek burkucu liste uzadıkça uzar. Fiziksel gözü olmayanlara karşı bunun beteri ruhsal görmezliktir. İsa Mesih insan bedeni üzerinde pek çok mucize sonuçladı. Bu arada birçok köre görüş sağladı. O günün din kuşakları küplere bindi: Biz Yasa’yı harfi harfine uyguluyoruz; ama O mucizeler yapıyor bu ne iş! Şabat (Cumartesi) İsa bir köre görüş sağladı. Şeriatın harfine tutsak dinciler suçlamayı yapıştırdı: “Bu adam Tanrı’dan değildir; çünkü Şabat’ı tutmuyor” (bkz. Yuhanna 9). Böylece ortalığı patırtıya verdiler; görüşe kavuşanı böyle bir şey olmadı demeye zorlamak istediler. O’nun yanıtı açıktı: “Bildiğim bir şey var. Ben gözleri görmeyen biriydim, şimdi görüyorum.” İsa din bağlılarına betimli yolla konuştu: “Gözleri görmez olsaydınız günahınız olmazdı. Ama şimdi görüyoruz dediğiniz için günahınız olduğu gibi duruyor” (Yuhanna 9:41).

O dönemin din bağlıları ruhsal görmezlikte bocalıyor, telkinde bulundukları halkı da zoraki körlüğe itiyordu. İsa onların içini dışını biliyordu; parmağını yaralarına bastı: “Göksel Babam’ın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir. Bırakın onları. Körlerin gözü görmez yöneticileridir onlar. Eğer kör körü yöneltirse ikisi birden çukura yuvarlanırlar” (Matta 15:13, 14). Her yeri her şeyi görebilen diri Tanrı kanıtlı bağlılık özler:“Gözlerimi aç da Yasan’dan gerçekler göreyim...Kurtarışını, adalet sözünü özlerken gözlerim sönüyor” (Mezmur 119:18, 123). Mesih dirilmişti; ama bağlıları İsa’yı daha ölü biliyorlardı. Oysa O yücelenmiş bedeniyle inanlılarına açıklanmaktaydı. Diriliş günü akşamleyin iki öğrenci kasabalarına dönüyordu. Birisi katıldı yanlarına. Derin hüzünle son günlerin olaylarını tartışıyorlar halen haçlanışın şokunu yaşıyorlardı. Böylesi düş kırıklığında efendilerini tanıyamadılar. İsa onlara Mesih’in bunları çekmesi ve yüceliğine girmesi gerekli olduğunu vurguladı, peygamberlerin sözlerini anlattı. “Bizimle kal” dediler. “Çünkü akşam bastırıyor, gün de sona eriyor.” İsa daveti kabul etti. Sofraya oturdular; O şükür sunduktan sonra ekmeği parçaladı onlara verdi. O anda İsa’yı tanıdılar (bkz. Luka 24:13-35).

Mesih onların fiziksel gözleri ötesine gitti, iç gözlerini açtı, İsa’nın mezarda ölü yatmadığını anladılar, hemen Yeruşalem’e geri dönüp Rabbin dirildiğini derin kanışla ilan ettiler. Fiziksel ortamda yaşayanın, tüm ilişkisi bu düzeyde devinenin Tanrı gerçeklerini kavrayabilmesi olanaksızdır. Tanrı Ruh’tur; sadece Kutsal Ruh’un iç varlığa görüş vermesiyle tanınabilir. O’na iman hiç bilinmedik aşamalara yükseltir canı. Sayısız kişinin temel güçlüğü budur. Dinin fiziksel göze gösterebildiği nesnelerle, törelerle, hac seferleriyle Tanrı’yı anlamaya çalışılıyor. Oysa Tanrı Sözü şöyle der: “Mesih dirilmemişse Sözü yaymamız boş çabadır, imanımız da boştur. Üstelik, bizler de Tanrı’nın yalancı tanıkları durumuna düşüyoruz. Çünkü Mesih’i diriltti diye Tanrı’ya tanıklık ettik. Ölülerin dirilmediğini varsayarsak Tanrı Mesih’i de diriltmemiştir” (I.Korintoslular 2:14,15).

Körlerin gözlerini açan Mesih’in parlak eylemi ruhsal görmezlere Tanrı’yı tanıtmaktır. Öğrencilerinden Filippos, “Ya Rab, Baba’yı bize göster; bu bize yeter!” yolunda bir dilekte bulundu. İsa ona, “Beni görmüş olan Baba’yı görmüştür; sen nasıl, bize Baba’yı göster diyorsun” dedi (Yuhanna 14:8,9). İnsan bedeni kuşanan Tanrı Sözü Mesih kefaretiyle canı tanrısal sevgiye yöneltir: O, “Beni gören beni göndereni görür” diyor. “Bana iman eden karanlıkta kalmasın diye dünyaya Işık olarak geldim” (Yuhanna 12:45,46). “Yüreği temiz olanlar Tanrı’yı görecekler” ( Matta 5:8 ). Tanrı kutsaldır; salt kutsal olanlar O’nu görecek. Mesih’in kurtarmalığıyla Tanrı katında arıtılan, şükran dolu canla Tanrı’nın kayrasına kavuşan! Bunlardır başkasına yardımcı olabilenler; seven Tanrı’yı göremeyenlere O’nu sunanlar. Dinli olsun dinsiz olsun günahlıya verilen yargı şudur: “Yaydığımız Sevinç Getirici Haber’in üstü örtülü kalmaktaysa, mahva gidenler için üstü örtülü kalmaktadır. Tanrı’nın benzeri olan Mesih’in yüceliğiyle ilgili Sevinç Getirici Haber’in ışığı onlara doğmasın diye, bu çağın tanrısı imanı olmayanların anlayışını körleştirdi” (II.Korintoslular 4:3, 4).

Sağlıklı Tanrı bağlılığı din-töre-biçim uygulamalarının ötesindedir. Bu insan uğraşı değil, kutsal Ruh’un gözleri açmasıdır. Değil salt gözlerin, yüreğin de açılması zorunludur. Gece karanlığını başı eğik, küskünlükle geçiren çiçekler güneşin çevreyi aydınlatmasıyla taptaze dinçliğe güzelliğe kavuşur. Ruhsal görüş, yüreğin Tanrı doğrultusunda imanla dolması, evrensel Işık Mesih’in günah karanlığını dağıtmasıyla gerçekleşir. Bırak O içinde çöreklenen karanlığı dağıtsın, hem görüşünü hem de canını açsın, seni Tanrı’nın nuruna kavuştursun.

“Sana şükrederim; çünkü görkemli ve şaşırtıcıdır yaratılışım. Olağanüstüdür işlerin. Canım bunu tümden tanır” (Mezmur 139:14). Davut bu içtenlikli ilahide gizemli varoluşunu kutlar. Bedenin her bir parçası Yaratan’ın kopyası edilemeyen yapıtı. Beyin de bunlardan. Duyum ve bilinç merkezlerini içeren bu eşsiz hazine zarlarla kafatasında korunur. Omurgayla birlikte sinirsel kuruluşun en önemli kesimi beyin. Ağırlığı 1.3 kilo, pembemsi kül rengi, pelte kıvamında bilgi, buluş, belleme merkezi. Hareket, uyku, acıkma-susama, kısacası etkinliklerin toplamını denetleyen yönetim kulesi. En girift bir fileyi andıran beyin yüz milyarı aşkın damarın barınağıdır. Arterleri ayırıp ipliğe dünüştürebilseydik, 500 milyon kilometre uzunluğunda bir tel oluşurdu. Aya ıraklığın yaklaşık üçte biri..

Sevgi, kin, heyecan, hırçınlık, korku, öfke, sevinç. Bu duyguların tümü beyinde biçimlenir ve buradan yönetilir. Hem bedenden hem çevreden aldığı sayısız mesajı beyin sürekli deşifre eder ve eyleme dönüştürülmesine yönerge verir. Aynı anda birkaç düşünceyle ilgilenebilir. Bireyi duyumlu, duygulu, akıllı kılar. Öte yandan herhangi bir aksaklık çok ciddi sorunlar doğurabilir.  Radar, bilgisayar, tıp gereçlerinin birçoğu beyin örnek tutularak işlerliğe kondu. Beynin bilgisayarı salt gözlerden her gün yaklaşık yarım milyar resim alır; bunları işler, etkinliğe koyar ya da yadsır. Beyindeki hücreler bir trilyon. Ne mükemmellik!

Yaratan insanı kendi benzerliğinde ve öz niteliğinde yarattı. O sınırsız, insansa sınırlı. Tanrı sınırsız özelliklerinin bir kesimiyle hepimizi cömertçe donattı. Beynin eylemleri saymakla tükenmez. Anımsama yeteneği en önemlilerinden. Tanrı’nın anımsama yeteneği sonsuzdur. Değil salt öncesiz çağları anımsar, ama sonsuzu da kesenkes bilir. “Tanrı olmuşları arıyor” der Kutsal Söz (Vaiz 3:15). İnsanın günahından söz ederken, Tanrı’nın önemli önemsiz her günahımızı teker teker anımsadığı bir kez düşünülmeli. Tüm çağlarda, bütün insanların günahını bir çırpıda bilir O. Ters durumda Tanrı denemezdi O’na. Biz günahlarımızı enikonu anımsarız. Belki önemli bir kesimini unuttuk, ya da akıl ardı ettik. Ama Tanrı en küçük günahımızı olsun hep anımsar, sonunda gün gibi açıklıkla her birini önümüzde sergiler, tüm suçların hesabını ister. Unutulanların hakkını arayacaktır O.

Tanrı’nın hak yargısından kaçabilen olmayacak. O’na inanıyorum diyen bunu akılda tutsun. Günahlarının çoğunu unutmuş olsa da. Günahlı ademoğlu beğenilir ya da hoşlandırır saydığı anıları geviş getirircesine aklında eğleştirir. Bazısı zararsız olabilir; ama unutmamaya çalıştığı kirlilikler zinciri nicelerin aklına sürekli haz getirir: Bir öç alma olayı, dolap döndürme marifeti, külah kapma ya da külah giydirme, kumar masasında tongaya düşürme, hovardalıkta eğlenerek kurtlarını dökme, vb. Niceler bu türden yakışıksız anıları tespih çekercesine kafasında gezdirir. Evrenin hak Yargıç’ı, olan her şeyi bilir ve biriktirir.

Kutsal Söz günahlı bireyi bu konuda sürekli uyarır:”Derin ve gizli şeyleri ortaya çıkarır, karanlıkta neler olduğunu bilir; çevresi ışıkla kuşatılmıştır” (Daniel 2:22). “Ebedi Tanrı RAB, dünyanın uçlarını yaratan zayıflamaz yorulmaz, anlayışının derinliğine erilmez” (Yeşaya 40:28). Kim erişebilir o anlayışın derinliğine? Gücü yetersiz, görüşü yeteneksiz ademoğlunun Tanrı bildirisiyle münakaşaya kalkması düpedüz küstahlıktır. İnsanın özgün ve kalıtımlı günahla dünyaya geldiğini ve günahın egemenliğinde çırpındığını kabul etmemek, Tanrı’nın kutsallığına karşı laubali çıkıştır. O’nun insana ilişkin öğretisine yan çizilemez. Hem tanrısal esin, hem de insansal kötülük eylemleri gerçeği doğrular.

İnsanı görkemli niteliklerle yaratan, beyin gibi eşsiz bilgi kaynağıyla donattı hepimizi. Günah akla varıncaya dek tüm kişiliği etkiledi: “...bu çağın tanrısı (şeytan) imanı olmayanların anlayışını körleştirdi” (II.Korintoslular 4:4). Yaratan kendisi gibi kusursuz bir varlık yarattı. Onu paklıkla kuşattı. Aklı-zihni bulaşık şeytan Tanrı’nın şaheserini kıskandı, O’nun kusursuz yaratığını akılda kirletti, bozukluğunu ona aşıladı. Kutsallık yerine kirlilik yapısı dikti. Budur Tanrı’nın günahla ilgili yargısı. Bunu tanımayan, gözler kapalı el yordamıyla yolunu seçmeye didinmekte. Düşüşünü Tanrı’nın açıkladığı kapsamda kavrayansa O’nun sevgiyle sağladığı kurtuluş yöntemini benimser. “Ama biz daha günahlıyken Mesih bizim yerimize öldü. Tanrı bize sevgisini bununla kanıtlıyor” ( Romalılar 5:8 ).

Yaratan aklı karışmış insana, bilgeliğin kaynağı günahsız Mesihi’ni kurban-kurtarıcı-bilgelik kıldı. “Tanrısal Söz beden oldu, aramızda yaşladı” (Yuhanna 1:14). Tövbeyle Mesih’e iman eden günahlının aklı O’nun bilgeliğiyle donatılır; kutsalı bayağıdan ayırt eder, kutsal denilebilinen ne varsa onu benimser. Kutsallık kavramına yanlış-yersiz anlamlar takansa onu çelişkili kullanımla soysuzlaştırır. Örneğin, kutsal arkadaşlık, kutsal görev, kutsal iş, vb. Tanrı’nın insana verdiği böylesi parlak bir armağan —beyin— şeytanın cirit attığı miskin tavuk kümesine dönüştürülmüş kirlilik yatağı. Günahlı yürek düşük eylemler enikler, akıl da bunları işlerliğe dürter. O şaheser yapıt böylesi kötülük barınağı kılınmış, her tür çirkin tasarının follandığı yatağa dönüşmüş. Tanrı’nın kendisi gibi pak yaratılan ademoğlu araya günahın girmesiyle Tanrı yörüngesinden iblis yörüngesine kaymış. Bu yüzden uygunsuz-sağlıksız eylemlerin bini bir paraya. Her gün tanığı olduğumuz buluşların kaynaklandığı akıl yürekleri burkan yıkıcı eylemlerin yatağı. İnsanın aklı başından bir karış yukarı. Aklın sağlıksız özelliklerinden biri de alçakgönüllüğe yer bırakmaması.

Kusal Söz’ün yargısı kesin ve belirgindir: “Tanrı’nın önünde hiçbir yaratık gizlenemez. Kendisine hesap vermekle sorumlu olduğumuz kişinin gözünde her şey tüm çıplaklığıyla be-lirgindir” (İbraniler 4:13). “Çünkü eğer yüreğimiz bizi suçlu çıkarıyorsa, Tanrı yüreğimizden üstündür ve her şeyi bilendir” (I.Yuhanna 3:20). Tanrı’nın eşsiz armağanı beyin-akıl, kurtaran Mesih’in tüm varlığı arıtmasıyla O’nu hoşnut eden aşamaya getirilir. “Sana güvendiği için düşüncelerinde sarsılmaz olanı tam bir esenlik içinde korursun” (Yeşaya 26:3). Aklın sağlıksız,  yıkıcı düşünceleri kendiliğinden püskürtebilmesi olanaksızdır. Hiç kimse ona saldıran şeytandan daha güçlü sayılamaz. Akla doğaüstü savunucu gerekir. Bu konuda İncil’in yüreklendirmesi vurgulamalıdır: “Tanrı’nın insan kavrayaşını aşan barışı Mesih İsa bağlılığında yüreklerinizi ve akıllarınızı kale gibi koruyacaktır” (Filippililer 4:7).



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

34
Takvimin her yılını önemli bir insanlık yarasını deşmeye ayıran B.M.K. yerinde bir kararla 2004 yılını Kölelikle Savaşma Yılı ilan etti. Her soydan her boydan, ben insanım diyenin canı gönülden ilgisini bekleyen dürtü. Tanrı Sözü’nde bir isteklendirme duyurulur: “Ağzını dilsiz için, tüm kimsesizlerin davası için aç... Ölüme götürülenleri kurtar. Sendeleye sendeleye ölüme gidenleri esirge” (Süleyman’ın Özdeyışleri 31:8; 24:11). Yürek burkucu eylemler, korkutucu çirkinliklerle çalkalanan çağımızda erdemin, hakkın, adaletin yüzüne tüküren acımasız entrikalardan biri de insan satışı. Yaratan’ın gözünde her canın bensen kadar değeri olan kadın erkek, çoluk çocuk küstahça satılıyor, piyasa malzemesi kılınıyor.

Kölelik iğrençliğinin gerilerde bırakıldığı okullarda öğretilirken, güçsüz savunmasız Tanrı yaratıkları şeyh saraylarında, eğlence barlarında, iş ocaklarında basit birer köle. Dolap döndürmekte baş rol para hırsıyla azıtan sapkınların. Arlanmaz vurguncular bal tutmuşçasına parmağını yalıyor. Ahtapot dokunaçlarının her yana gerildiği gibi, dünya bankalarında kirli para istifleyenler satılık çocuk, kadın-erkek kovalayışında. Yeryuvarlağında ağ atıp ağ çeken kapkaranlık mafiya örgütleri yığdıkları parayı yıkamanın cambazlığında hünerli mi hünerli! Dokunaçlar tavan tabakaya dek tırmanmakta.

Ayrıkotu üreten aklın düşüklüğü nerelerde çöreklenmiyor! Hak Yargıç’ı bir hiç yerine koyanlar ticaretin rağbetinde. “Yoksulu ezen onun Yaratanı’nı hor görür; ama ona acıyan Yaratan’ı yücelendirir” (Süleyman’ın Özdeyişleri. 14:31). Acımasızlık, güçsüz yaratığı kazanç matahı kılıyor. Yeryüzünde yaklaşık yirmi beş milyon insan kardeş ve kızkardeş bu çirkefliğin ağlarında. İncil’de herkese özlü bir uyarı duyurulur: “Tanrı bana hiç kimseye sıradan ya da kirli dememeyi öğretti” (Habercilerin İşleri 10:28b, 34). Günah zincirleriyle bağlı insanı özgürlüğe kavuşturmak için ölen ve dirilen Mesih’in sunduğu kayra tepe tepedir: “Bizleri sevene, kanıyla günahlarımızdan özgür edene..” (Vahiy 1:5b).

Kölelik irinini deşerken, rehinecilik zalimliğine değinmemek soruna sünger çekmektir. İnsanı rehine kılanlar yüklü fidye arar. Buna karşı Yaratan-Kurtaran’ın şaşırtıcı eylemi şöyle tanıtılır: “...yozlaşan gümüş ya da altınla kurtulmadığınızı biliyorsunuz. Tersine, suçsuz ve lekesiz kuzuyu andıran Mesih’in değerli kanıyla kurtuldunuz” ( I.Petros 1:18). Gerçek buyken insan yaşamını kazanç ve sömürü konusu yapan, Tanrı’nın da yersel yetkilerin de yasalarını yere çalıyor. Yine Kutsal Kitap’ı dinleyelim: “Adam çalan onu satarsa ya da kendinde tutarsa, kesinlikle öldürülecektir” (Mısır’dan Çıkış 21:16). Tüyleri ürperten, melekleri ağlatan bu bozukluğun gerisindeki tek çıban başı: Günahtan kaynaklanan acımasızlık. Kahredici illet, bu soruna sıva vuranın içinde. Böylesi düşüklükte, işlenemeyecek adaletsizlik yok. Tamah sağduyulu Tanrı yasasını dışlayınca görünüm matem, yıkım.. Dağlardan daha yüksek kötülükler dünyasında acımasızlık en korkutucu vahşeti döllemekte. Bugün yargıdan kaçabilen Tanrı yargısından kaçamayacak. Bu tür küstahlığa karşı Tanrı’nın hakça öfkesi her yanda kabarmakta.

Her ulusun geçmişi kölelik utancıyla yoğrulu. Kölelik yasadışı ilan edilmiş! Ama insan kötülüğünün dizginini çekmek olacak iş mi? Köle tacirliğinde ne denli iğrenç dolaplar dönmüyor, ne tür çirkeflikler işlenmiyor! Kaçak yollarla savunmasız insanları ülkeden ülkeye aktaranlar. Canını yitireceklerden koparılan kan parasıyla ağzı sulananlar. Sesi soluğu çıkmayan kızları ve erkek çocuklarını çalarak saraylarda halayık, haremlerde hazcılık nesnesi kılanlar. Kandırılmış kızları seks piyasalarında sömürenler. Ekmeğe muhtaç ana-babadan çocukları satın alıp masumları perişan edenler. Uluslararası mafiya oyunlarıyla bebek alışverişini sürdürenler. Kiralık katil tutarak cana kıyanlar. İğrenç liste uzadıkça uzar, canları yakar, yüreği olanları utanca ve yasa boğar. Evrensel kudurganlığa ıraktan bakarak, ben bu çirkin eylemlerden arıyım deyip kendini avutma. Tamah ya da eşitdeğer sorunlarda sen de yüreğini enikonu araştır. Günahın küçüğünü ya da büyüğünü İsa Mesih’in fidyesine getir. Fıkır fıkır günah kaynayan varlığına etkin şifayı tanı. Kim diyebilir, bende hiçbir acımasızlık yoktur diye! Mesih’in göksel öğüdü sana da doğrultulur: “Ne mutlu başkasının acısına ortak olanlara! Çünkü onlar acılarında destek bulacaklar” (Matta 5:7). Sadece O’nun arıttığı can O’nun gibi davranabilir.

Acımasızlık varlığa egemen kesilince o kişinin aklı-yöntemi şeytanın cirit attığı alana dönüşür. Bencil eylemin her çeşidi iblisin buyruğundadır. Yön ondan kaynaklanınca, vicdan uyarısı susturulur, sağduyu sesi kıstırılır. Bu tür alicengiz oyunlarına kapılan, ilerisini öneme alamaz. Dinsel uygulamalarla ya da hayır-sevapla suçunu badanalamaya didinen daha da suçlu çıkarılır. Köle ticaretiyle uğraşan nicelerin dinsel görevlere merağı alemin gözünde sergileniyor. Ama bunlar köle kılınanlardan daha da köle!

Cüzdanımı şişireyim derken acımasızlık mengenesinde sıkıştırılanların dalamayacağı düşüklük tasarlanamaz. O güzel Mezmurlar’ı kaleme alan Davut peygamber de acımasızlık ateşinde cızır cızır kavruldu. Natan peygamber Tanrı buyruğuyla Davut’un günahını gün ışığına çıkarınca yüreğine hançer saplandı. Budur sert insan yüreğinin sayrılıklarından biri. Kaç kez bu tutumla insan kardeşinin hakkını çiğnedin? Kaç kez acımasızca öç aldın? Kaç kez düşene güldün? Gözlerin keskin olabilir; ne var ki, onları odaklamak istediğin yerleri görebilirsin ancak. Canının gözünü iç dünyana doğrult. Bırak, günahlıya acımayla yaklaşan kurtarıcı Mesih o çirkin yaraları deşsin, engebeli varlığını dümdüz kılsın, karanlığı dağıtsın, yüreğine ebedi ışığını saçsın.

Günahı sonucu dizini döven Davut, kayrayla arıtılınca duası şuydu: “Eğer yüreğimde kötülüğe yer verirsem, RAB beni işitmez...Ya RAB, eğer kötülükleri hesaba alırsan, evet, kim dayanabilir ya RAB! Kötülüklerimizi önüne, gizli günahlarımızı yüzünün ışığına koydun” ( Mezmur 66:18; 130:3; 90:8 ). Hem ezeni hem ezileni acıyan, somut sevgisini bağışlamalık ölümüyle kanıtlayan İsa Mesih’e iman, yaşamının dönüm noktası olacaktır.

Boşa harcamak göz göre göre akılsız-hesapsız ziyandır. Çevremiz harcanıyor, doğasal değerler bozuluyor, verimli kaynaklar kurutuluyor, hayvanlar yok oluyor. Buna acı duymamak fütursuzluktur. Ama böylesi har vurup harman savurmanın daha da beteri var: İnsan harcanışı. Yaratılıştan bu yana sudan daha ucuz insan yaşamı! İlk harcama Yaratanı’na hayvan kurban ederek tapınan tanrısever insan Habil’in, kıskanç kardeşi Kain tarafından ilkel bir silahla öldürülmesidir. O gün bu gün her bucakta her kuşakta değerli canlar sürü sürü harcanıyor, ürkütücü aldırmazlık baş döndürürcesine sürdürülüyor.

Yeryuvarlağında kendine özgü yeri-yetkisi olan, beden-can-ruh üçgeni insan, gizemli bir varlıktır. Tanrı benzerliğinde, meleklerden biraz geride sonsuz için yaratılan.. Kurulu düzende Yaratanı’ndan yöneticilik göreviyle yetkilendirilen can. Kurallarına bağlı bulunduğu doğanın koruyucusu olacak, ona hizmet sunacak, doğanın eliaçık sağlayışlarından bollukla yararlanacak. Yönetmeni olduğu çevreye saygıyla, hayranlıkla yaklaşacak; sağduyusunu kullanacak, Yaratanı’nı yüceltecek.

İnsanın günah tutsaklığına düşüşü hem kendisini hem de kurulu düzeni sarstı: “Çünkü yaratılış kendi istemiyle değil, Tanrı’nın istemiyle yozlaşmaya bağımlı kılındı. Ama yine de umut vardır” (Romalılar 8:20). Varoluşçuluk felsefesi umutu yadırgayabilir; ama Tanrı düzeninde imanla bileşik umut gözle görülemeyen kanıttır. Günahlı insana biricik Oğlu’nun haçlanışı ile hem arınma hem de sonsuz yaşam sağlayan Tanrı şu kusurlu doğa üzerinde köklü yenilenişi gerçekleştirecek, her bozukluğa son verecek.

Bunların bilinmesine karşın ademoğlu ardı arası kesilmeden harcanıyor. Çünkü Tanrı karşısında, insan doğrultusunda kişisel sorumluluğuna yan çizenler pek çok. Yaratan’ın insana biçtiği değere karşı sorumluluk bireyi aydınlığa kavuşturur, onu Tanrı’nın iş arkadaşı kılar. Ama bunun tersine tanığız. İnsan yapıcı olacak yerde yıkıcılığı yeğlemiş! Harcama listesi ne yazık ki çok uzun. Katillikten başlayarak köleliğe-sömürücülüğe varıncaya dek kendi listeni düzenle. Ürkütücü bir sıralama gözünün önünde sırıtacak. Bunun ardından her tecavüzün karşısına Tanrı’ya saygı ve sorumluluğa nasıl yan çizdiğini kaydet. Böylesi harcamanın kökteki nedenine varmakta güçlük çekmeyeceksin. Bunun daha korkutucu boyutlara dayandığını da göreceksin.

Harcama ana rahminden başlıyor. Cinsel ilişkinin zevkini tattıktan sonra döl yatağında oluşan can istenmeyince hemen koş kürtajcıya! Rahimden kazısın dölütü. Bu yolla her yıl yeryüzünde milyonlarla sayılan yavrular gün ışığını göremeden umursamazlıkla harcanıyor. Ne değerler var bunların arasında! Bazı doktorların tüm geliri bu çürük-acımasız  eylemle.  O  analarda  oluşan  ruh  ve  can  sarsıntısı  hiç  unutulamıyor.  Evet, iş gebelikte başlıyor. Bundan sonra soğanın yaprağı gibi katmerleşiyor: HIV virüsü ile doğanlar. Yoksul ana-babanın yavrusunu hiç tanımadığı mafiyalara satması. Ver gitsin! Çocuklar köle pazarlarında, seks dehlizlerinde.. ‘Sokak çocukları’ diye bilinen bırakılmış zavallılar trajedisi. Küçücük yaşta uyuşturuculuk alışkısı dünyasal çapta bunalım. Aç çocuklar, iş tezgahlarında çalıştırılan minicik eller. Sübyan koğuşlarında büyüyenler. Hırsızlığa eğitilen küçükler, intiharlar ve utanç listesi  daha nerelere gider.

Gül gibi kızlar mafiyaların elinde seks malzemesi. Zeki çocuklar eğitimi rüyasında göremiyor. Üniversite bitirenler bilgisini satamıyor. Emekçi kuşağın yitik hakları bangır bangır bağırıyor. Bakıma muhtaç hastalar, sonundaysa kapkaranlık yaşama kapkaranlık bir mezar; belirsiz sonsuzluk. Bunlara bakan niceler soruyor: “Allah varsa acaba ne yapıyor? Bu kahredici bunalımları neden değiştiremiyor? O nasıl bir Allah’tır acaba?” Toplumsal adaletsizlikler zinciri pek çok kişiyi ateizme sürüklüyor (bkz. Eyub 6:14).

İkinci Cihan Savaşı sona erince Naziler’in kurduğu toplama-gazlama kamplarından birinin duvarında şöyle bir soruya rastlanır: “Allah nerede?” Altında başka elle yazılmış bir yazı var: “Burada; yaratıklarının yanında elem çekiyor.” Yeryüzündeki kudurganlıklara bu kavramla bakabilenin düğümleri çözülür, karanlığı aydınlanır. Allah adıyla bildiğimiz Tanrı gerçek ‘Kişi’ dir. İnsan elemlerine ve harcanışına ne kayıtsızdır, ne de çaresiz. Hangi yolla eğildi insanın bunalımına? Bunu Kutsal Söz’den duyalım: “Bu nedenle, çocuklar nasıl etle kana paydaş oldularsa, O kendisi de bu doğayla özdeş oldu. Öyle ki, ölümün güçlü egemenliğini kendinde bulunduranı, yani iblisi ölümüyle ezsin. Ve ölüm korkusu yüzünden yaşam boyu tutsak olanları özgürlüğe kavuştursun” (İbraniler 2:14,15).

Budur Tanrı-insan tarihinin en düşündürücü gizemi: “Tanrısal Söz beden oldu, kayra ve gerçekle dolu olarak aramızda yaşadı. O’nun yüceliğini Baba’dan gelen biricik Oğul’un yüceliği niteliğinde gördük” (Yuhanna 1:14). İsa Mesih insan bedeni kuşandı, insan yavrusu olarak erden kızdan doğdu, insanın acılarını üstlendi, onları taşıyarak gözyaşları döktü, günahı yüklendi, günaha yaraşan ağır cezayı haç üzerinde hem ruhunda hem de bedeninde taşıdı. Hepimize atanan ölümü öldü. Şükürler olsun! Mezar O’nu tutamadı. Görkemle dirildi, göklere yükseldi, Baba Tanrı’nın sağında oturdu, kurtarışına iman edenin meyancısı-bağışlayıcısı oldu. Onları yanına almak için egemen güçle geleceğini kesinlikle belirtti. Elem çeken her Mesih inanlısı O’nun parlak gelişini beklemekte. Evet, Mesih harcandı; öyle ki harcanan kadın-erkek kazanılsın, sonsuzun görkemine kavuşsun. Mesih’e iman edip O’nu kabul edenin iç dünyası baştanbaşa değişir.

Günah köleliktir. İsa Mesih günaha tutsak insanın durumunu böyle anlattı, köle pazarından fidyesiyle onu satın aldı. Mesih’e iman edenin gönenci sonsuzdur. Bu insan sahip değiştirmiştir. Önceki çağlarda köle pazarı en hareketli yerlerdendi. Çoğu kez köle insan bir zalimden başka bir zalime satılırdı. Buna karşı, İsa Mesih kanıyla satın aldığı günahlıyı Tanrı’nın ve kendisinin ebedi bağlısı kılar. “Ama şimdi günahtan özgür kılındınız, Tanrı’nın uşağı oldunuz” (Romalılar 6:22). Kişisel kararıyla bu yetkili aşamaya gelenin gönenci kendine özgüdür. Bilinen kölelik kahredici bela, Tanrı’ya ve Mesih’e kölelikse içaçıcı balsamdır. Bu özgürlüğü sen de seçmek istemez misin?



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

35

İsrailoğulları’nın tarihinde en ünlü olgu YOM KİPPUR’dur. İbranice bu sözün anlamı BÜYÜK KEFARET GÜNÜ’dür. Tevrat’ın Levililer kesimi 16 ve 17’nci bölümlerinde kefaret konusu geniş çapta belirtilir. TALMUD’un Yoma kesiminde din öğretmeni, bilgin Rabbiler’in vurguladığı gerçek şudur: "Kan kurtulmalığı dışında kefaret düşünülemez." Kanın önemi yadsınamaz.

Adem’le Havva günah işleyince Tanrı katından kovuldular. Çıplaklıklarından utanç duydular, giderayak incir yapraklarıyla kuşandılar, ayıplarını gizlemeye çalıştılar. Günahın sonrası utanç ve örtbas çabasıdır. Kendi buluşları olan ağaç yapraklarının yetersizliği hepimize belirgindir. "RAB Tanrı Adem’le karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi" (Yaratılış 3:21). Bu önemli olayda hayvan kanı aktı. Böylece ilk günaha karşı ilk kurtulmalıkla karşılaşırız.

Onların iki çocuğu oldu. Kain toprağın ürününden RABBE sunu getirdi. Habil ise sürünün ilk doğanlarından ve yağlarından sundu. RAB Habil’in sunusunu saydı, ondan hoşnut oldu. Kain’e bakmadı, onun sunusunu saymadı (Yaratılış 4:3-5). Çünkü Kain Tanrı düzenini öneme almadı, O’nun kuralını hiçe saydı. Tanrı’ya kan sunusuyla yaklaşacak yerde toprağın ürünleriyle yaklaştı. Onları kendi eliyle yetiştirmişti. Buna karşı, Tanrı’ya kan sunarak yaklaşan Habil şöyle anlatılır: "İmanla Habil Tanrı’ya Kain’inkinden daha üstün kurban getirdi ve bununla doğru kişi olduğu onaylandı. Tanrı onun armağanlarına ilişkin tanıklıkta bulundu. O öldürüldü ama imanı nedeniyle bugüne dek konuşmaktadır" (İbraniler 11:4). Günahlı cana günahsız canın kanı..

Tanrı günahlı soyu mahvederken Nuh’la ailesini tufandan kurtardı. Kurtuluşun Tanrı’dan kaynaklandığına iman eden Nuh, karaya ayak basınca sunak kurdu, kurban sundu. Tanrı bu sunudan hoşnut oldu, gök kuşağını çizerek Nuh’la değişmez antlaşmasını saptadı, bir kez daha su tufanı göndermeyeceğini kanıtladı (Yaratılış 8:20,21; 9:11-14). Tanrı’nın antlaşması sadece kanla mühürlenir. Nuh bu kurala uydu, onu değiştirmeye kalkmadı.

İbrahim Tanrı’nın vaat ettiği ülkeye varınca ilk sunağı kurdu, kendisini kayrayla açıklayan Tanrı’ya sunu sundu (Yaratılış 12:7). Bundan sonra her gittiği yerde İbrahim bir sunak kurarak kan kurtulmalığıyla Tanrı’ya yaklaştı (Yaratılış 12:8; 13:4,18). Birgün Tanrı İbrahim’den biricik oğlu İshak’ı kendisine sunmasını istedi. İshak İbrahim’le eşi Sarah’a yaşlılıklarında verilmişti. Hacer’den doğan İsmail’e antlaşmada yer verilmedi. İbrahim Moriya tepesine çıktı, Tanrı’nın buyurduğu yerde sunak kurdu, sevgili oğlu İshak’ı bağlayarak odunların üstüne yatırdı. Onu boğazlamak üzereyken RABBİN meleği yetişti, "Elini çocuğa uzatma!" dedi. İbrahim’in Tanrı’ya iman ve bağlılığının denenmesi sayılan bu çarpıcı olayların ardından, İbrahim geriye bakınca çalılıkta boynuzlarından yakalanmış bir koçu gördü. İshak’ın yerine koçu kurban verdi, oraya ilginç bir ad koydu: Yahveh Yire. Anlamı, RAB Sağlayacak. Tanrı İshak’ı ölümden kurtardı, sunu olarak yerine koçu sağladı (Yaratılış 22:1-14).

Musa’yla peygamberlere açıklanan Tanrı Sözü İsrailoğulları’nın bugüne dek okuduğu, inandığı Eski Antlaşma’dır. İbrahim aracılığıyla kendisine özel bir halk seçen Yaratan, Musa aracılığıyla İsrailoğulları’na yüceliğini kanıtladı, kapı süvelerine serpilen kanla Mısır’daki kölelikten onları kurtardı. Tanrı günahlı insanın bağışlamalığını hayvanların kanından daha etkin ve üstün değeri olan Mesih’in kurtulmalık kanıyla kesinleştirdi. Bu gelişimi peygamberleri aracılığıyla önceden açıkladı: "Nasıl ki, ilk antlaşma kansız yürürlüğe konmadı. Çünkü ruhsal yasanın her buyruğu Musa’nın ağzından tüm halka bildirilince, Musa danalarla ergeçlerin kanını ve suyu alıp kırmızı yün ve zufa otuyla hem Kitap’a, hem de tüm halka serpti. ‘Tanrı’nın size buyurduğu antlaşmanın kanıdır bu’ dedi. Aynı biçimde Çadır’a ve ruhsal görevle ilgili tüm kaplara kan serpti. Ruhsal yasa uyarınca hemen her şey kanla arıtılır. Kan dökülmeden günah bağışlaması yoktur" (İbraniler 9). Günahlı cana günahsız canın kanı..

Eski Antlaşma’nın çok iyi bilinen peygamberi Yeremya İsrailoğulları’na şu gerçeği vurgular: "Çamaşır sodasıyla yıkansan, bol kül suyu kullansan bile, suçun önümde yine leke gibi duruyor; Egemen RABBİN Sözü...Ey Yeruşalim, yüreğini kötülükten arındır ki, kurtulasın" (Yeremya:2:22; 4:14).

İsrailoğulları’nı kendisine özel halk seçen Tanrı, Antlaşmayı sarsan her tür günahın, düzensizliğin kan serpmesiyle giderilebileceğini vurguladı; Musa’ya şu kuralı belirtti: "Çünkü bedenin canı kandadır. Ben onu sunakta canlarınıza kefaret etsin diye verdim. Çünkü can için kan kefaret eder... Çünkü her bedenin canı kandadır" (Levililer 17:11,14). İsrail yasasında maden ateşle, giysiler suyla paklanır (Çölde Sayım 31:22-24). Ama ruhsal kirlilik, günah, suç sadece kanla arıtılır. Tanrı’nın İsrailoğulları için ve tüm insanlık için saptadığı evrensel kural çağlar boyu budur.
   
YOM KİPPUR gününde Tanrı’nın yaşam ve ölüm yargısı tüm Israiloğulları’nı kapsar. Inancına bağlı Israilliler mezarlığı ziyaret ederek ölülerden bile af diler. Bazıları bir dost ya da komşudan otuz kez kırbaçlanır. Yoksullara yardım eli uzatılır. KAPORET ayini uygulanır: Erkek bir horoz alır, kadınsa bir tavuk. Hayvan o insanın başı üzerine yükseltilince şu içtenlikli dua söylenir: “Bu yerimi alsın; o ölüme gidecek, bense sonsuz yaşama!” O yıl içinde suç işlenenlerden af dilenir. Günahlar bir yere yazılır, o günde sekiz kez okunur. YOM KİPPUR’da uzun uzun dualar edilir, oruç tutulur. Yaşlılar beyaz KİTTEL giyer. Bu, parlaklığı, beyaz kefeni anımsatır. Sinagogta günah ikrarı çoğul eklerle yapılır. Çünkü İsrailoğulları’ndan herbiri öbürü için sorumludur. Bu anlamlı tören kantor ve cemaatın ilahisiyle kapanır: “Kapıyı aç bizlere. Evet, kapanırken bile aç. Gün geçiyor, böyle geçiyor. Güneş ufuğa dayandı, gün geçti. Sonunda senin kapılarından girebilelim.” İşte önemli sorun! Tanrı’nın kutsal kapılarından girmenin yolu ve yanıtı ne olabilir?

Dünya çapında tanınan bir filozof yaşam araştırmasını üç soruyla özetler: Ne bilebilirim? Ne yapmalıyım? Ne umabilirim? Aklı işte güçte olan bir işadamına en son ay tutulmasını görüp görmediğini sorarlar. “Doğrusu yerde öylesi çok işim var ki” der, “Gökyüzüne bakacak vaktim yok!” Malı, namı, parası bol olan Davut yaşama bambaşka açıdan eğilir: "Ya RAB, çadırına kim konuk olabilir? Kutsal dağında kim oturabilir?" Ve sorusunu şöyle yanıtlar o: "Kusursuz yaşam yaşayan, adaletle davranan, yürekten gerçeği söyleyen" (Mezmur 15:1,2). Ardından da güvenliğini vurgular: "Ama ben doğrulukla senin yüzünü göreceğim; uyanınca suretini görmekle doyacağım" (Mezmur 17;15).

İsrail topluluğunu özel halkı olarak seçen Tanrı, Eski Antlaşma’da halkının günahından yakınır, onların günahlı yaşama tutsaklığını eşine ihanet eden kadının kötülüğüne benzetir. (Hoşea peygamberi okuyun.) Yeşaya peygamberse Tanrı bildirisini şöyle açıklar: "Suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi işittiremez oldunuz" (59:2). "Tanrı insan bulunmadığını gördü,aracı olmadığını dehşetle karşıladı. Pazısı kendisi için kurtarış getirdi, doğruluğu kendisine destek oldu" (59:16;63:5).

İsrail’in şanlı kralı Davut aynı zamanda bir şair ve müzisyendi. Mezmurlar’ı niceleri yüreklendirir, Tanrı’nın görkemini belirtir. Yaratan’ın kurulu düzeni parmaklarıyla oluşturduğunu dile getirerek şaşırır kalır o. (bkz. Mezmur 8:3). Öte yandan Tanrı günahlı insanı arıtıp kurtuluş sağlama gereğiyle karşılaşınca, bu eylemi pazısıyla bütünledi (bkz. Yeşaya 59:16). Öncesiz Söz’ü Mesih’i insan bedeninde insanlığa gönderdi. Mesih Tanrı’nın akıl almaz gücünü yaşadı. Haça çakılarak öldü, gömüldü, dirildi, göklere yükseldi.

Tanrı Mika peygamber aracılığıyla Mesihi’nin gelişini şöyle açıkladı: "Ey Yahuda aileleri arasında sayılmaya çok küçük olan, Beytlehem Efrata! İsrail üzerine hükümran olacak kişi bana senden çıkacak. Onun çıkışı eski vakitten, öncesiz günlerdendir... Duracak, RABBİN gücüyle, Tanrısı RABBIN adının yüceliğiyle sürüsünü güdecek. Güvenlikte yaşayacaklar. O, yerin uçlarına dek yüce olacak. O, esenliğimiz olacak" (Mika 5:1-5). Mesih’in Beytlehem kasabasında doğuşundan yaklaşık 700 yıl önce peygamber O’nun öncesizliğine, sonsuzluğuna ilişkin bunları belirtti. Yeşaya peygamber de aynı dönemde şunu bildirdi: "Çünkü bize bir çocuk doğdu, bize bir oğul verildi. Yönetim onun omuzlarında olacak. O’nun adı Şaşılacak Öğütçü, Güçlü Tanrı, Sonsuzluk Babası, Esenlik Önderi çağrılacak" (9:6).

Tanrı Yahuda kralı Ahaz’a şunu bildirdi: "RAB kendisi size bir belirti verecek: İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını Immanuel (Tanrı bizimledir) koyacak" (Yeşaya 7:14). Eski Antlaşma’da İsrail’in beklediği Mesih’e ilişkin üç yüzü aşkın peygamberlik sözü tek kişinin yaşamında gerçekleşti: İbrahim’in soyundan, Yahuda kuşağından, Davut ailesinden gelen İsa Mesih. Yeşaya peygamber Mesih’in bağışlamalık olacağını, işkenceler çekeceğini bildirmişti (bkz. Yeşaya 52:13; 53:12). Isa çarmıhta asılırken, "Ey Baba, bunları bağışla, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar" dedi (Luka 23:34). O’nun Tanrı Oğlu olduğuna şiddetle direnen biri bunu okuyunca, “Yeter” dedi, “O gerçekten Tanrı’nın Oğlu’dur. Düşmanları için böyle dua edebilecek başka hiçbirini duymadım!”

Yeni Antlaşma’da İbranilere mektup ilginçtir. Orada vurgulanan gerçek şudur: "İsa Mesih’in bedeninin bir tek kez sunulmasıyla Tanrı istemi uyarınca kutsal kılındık... Çünkü tek sunuyla kutsal kılınanları sürekli yetkinliğe erdirdi" (10:10,14). "İsa’nın kendini birçok kez sunması söz konusu değildir. Böyle olsaydı, dünyanın kuruluşundan bu yana O’nun birçok kez işkence çekmesi gerekirdi. Ama gerçekte çağların kapanışında bedeninin sunulmasıyla günahın ortadan kaldırılması için bir tek kez göründü" (9:26). Bu senin için oldu.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

36

İçilebilen suya ‘tatlı su’ denmemiş boşuna! Su bütün çağlarda uygarlıkları, gelişimi, ilerleyişi en çok etkileyen değerdir. Hidrojenle oksijenden (H²O) oluşan su, Yaratan’ın önde gelen armağanlarındandır. Susuz yaşam olamaz, susuz meyvecilik-sebzecilik tasarlanamaz, susuz yıkanılamaz, su sporları yapılamaz, su akmadan barajlar çalışamaz. Göğün nimetine bereket, kısıtlığına kuraklık-kıtlık derler. Su gibi aziz ol, türünden bir dilek ne denli güzel! Endüstrinin gelişmesi suyla olur, tarım verimliliği suya bağlanır. Su olmaksızın bilim sadece yerinde sayardı. Yararsız verimsiz olana, suyu çekilmiş değirmene dönmüş derler. B.M. Genel Sekreteri şöyle diyor: “Gelişen ülkelerde hastalıkları önlemeye, yaşamı dinçleştirmeye en belirgin gerek sudur.” Su yetersizliği, beden mekan kirliliği milyonların varlığını zehir zıkkım etmekte. İşte bu nedenle B.M. Kurulu geçmekte olduğumuz yıllardan birini Tatlı Su Yılı olarak nitelendirdi. Sen de bunu tanı, sorumluluğum ne? diye sorarak paçaları sıva.

Dünyanın kuruluşunda ne kadar su bulunuyorsa, bunca çağ sonrası tek damla olsun artmadı kurulu düzendeki su. Altı milyarı aşkın insan kardeşin 1.1 milyarı temiz sudan yoksun. 2.4 milyar kişi temizlenme nedir bilemiyor. Her gün 6.000 çocuk susuzluktan, temizlik-sağlık yetersizliğinden boşu boşuna can veriyor. Bu yıkım yirmi dev uçak yolcusunun mahvıyla eşit bir felaket olarak belirtiliyor. Gelişmemiş ülke halklarını biçen mikrop ve hastalıkların  yüzde 80’i temiz su yokluğundan. Giderilemeyen kirliliğin önde gelen kurbanları kadınlarla çocuklar. Insanlığın astronomik rakamlara tırmandığı şu zamanda aşırı su yokluğu birçok ülkede süregen olmuş. Gelişebilelim diye didinen ülkelerde kirli suların yüzde 90’ı giderayak yolları sokakları kaplıyor. Buralarda türeyen mikroplar bir düşünülsün. Taa derinden su pompalayalım derken su tabakası zorlanıyor, sonundaysa çorak su çekiliyor. Düşük döşem (tesisat), kaçağından su çekme, fütursuzca su akıtma türünden bozukluklar en azından suyun yarısını heba ediyor. Tuvalet sifonunu bir kez çekmek sayısız insanın bir günlük su kullanımıyla eşitdeğer! Bir de sel, tayfun, siklon türünden doğa felaketlerinin getirdiği zarar ziyan..

Yeryuvarlağının yüzde yetmişi suyla kaplı olmaya karşın  bunun sadece yüzde 2.5’i taze su. Bununsa çoğu buzullarda birikmiş. Ademoğlunun kullanabileceği su kısıtlı. Fakirlikten, yoksulluktan bol söz edilen şu dönemde gerekli su olmadan sorunun çözülebilmesi olanaksız. İnsanlığa genel bir su devrimi gerekli. Dökme su ile değirmen dönmüyor. Nerede bu devrimi gerçekleştirebilen?

Tanrı Sözü’nde bir sürü parlak mucizeye rastlanır. İsrail toplumu Musa’nın yönetiminde çöl yolculuğu yaparken, Tanrı kayadan su getirerek halka içirdi (bkz. Çölde Sayım 20:11; Yeşaya 48:21). Yine Hacer’le İsmail çölde susuzluktan kırılırken Tanrı onların önünde bir kuyu açtı, ikisini de ölümden kurtardı (bkz. Yaratılış 21:19). Davut Tanrı doğrultusunda derin özlemini canlı bir betimle dile getirir: “Canım kurak yer gibi sana susamıştır” (Mezmur 143:6). Ve başka bir benzeti aynı derin arayışı duyurur: “Geyik akarsuları nasıl özlerse, canım da seni öyle özler, ya Tanrı! Canım Tanrı’ya, diri Tanrı’ya susadı” (Mezmur 42:1,2; bkz. 63:1; 84:2). Ve O’nun sağlayışını sevinçle kutlar: “RAB beni yemyeşil çayırlarda yatırır, dingin suların kıyısına götürür” (Mezmur 23:2).

Bu Tanrı’nın susuzlukta kıvranan insan canına sağladığı kutluluk kendi tahtından yeryüzüne gönderdiği kurtarıcı İsa Mesih’tir. O, bir kuyu başında su çekmeye çalışan bir kadına şöyle dedi: “Bu sudan içen herkes yeniden susayacaktır. Oysa benim vereceğim sudan her kim içerse sonsuza dek susamayacaktır. Vereceğim su sonsuz yaşam sağlamak için onun iç varlığında kaynaklanan bir pınar olacaktır... bana iman eden kişinin içinden diri su ırmakları kaynaklanacaktır” (Yuhanna 4:13,14; 7:38). Tanrı’dan yeryüzüne inen Mesih kesin güvenlikle kadına erkeğe seslenir: “Bana iman eden hiçbir zaman susamayacaktır” (6:35). Böylesi kesin yetkiyle konuşanı bir peygamber yerine koymak aldanıştır: “Yaşam ekmeği benim... Ben dünyanın Işığı’yım... Tanrı’nın Oğlu’yum... Ben Mesih’im... Yol da, gerçek de, yaşam da Ben’im... Ben yukarıdan geldim... Diriliş ve yaşam Ben’im... İlk ve Son Ben’im” (6:35; 9:5; 10:6; 4:26; 16:4; 8:23; 11:35; Vahiy 1:17).

İsa Mesih’in sunusundan yararlanmak O’na imanla gerçekleşir. Her cana yeterli kutluluğuyla inanlısını ihya eder O. Fiziksel suya susayanların yanı sıra bunun kadar şiddetli başka bir susuzluğa değinerek onu nasıl karşılayacağını belirtir: “Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara! Çünkü onlar doyurulacaklar” (Matta 5:6). Günahlıyı affetmek, Tanrı’yla barıştırmak O’nun üstün bütünlemesidir. Bunun yanı sıra, ikinci kez gelişinde kuracağı barış-esenlik yönetimini hepimize vaat eder. Orada ne susuzluk, ne kuraklık, ne kıtlık bulunacak. En önemlisi her tür haksızlığın kökünü O kazıyacak: “Çünkü tahtın ortasındaki Kuzu onların Çobanı olacak ve onları yaşam sağlayan suyun pınarlarına yöneltecek. Tanrı, gözlerinden tüm gözyaşlarını silecek” (Vahiy 7:17).

“Hepimizin ölmesi kararlaştırılmıştır. Yere dökülen ve bir daha toplanamayan su gibiyiz. Ama Tanrı canı çekip almaz. Sürdüğü insan kendisinden ırağa atılmasın diye çözüm tasarlar” (II.Samuel 14:14). Evet, insan yaşamı da tıpkı su gibi harcanıyor. Buna ne denli acı duyulsa azdır! Kökende günah sorunu sırıtıyor. Buysa ölümü, ardından yargıyı getiriyor. Tanrı kendisine özgü çözümü tasarladı ve bunu sonuçladı. Çağlar boyu yazarlar, ozanlar, din yayanlar salt düşüncede var olan, insan soyunun bunalımlarını mutlu sonuca bağlayan birini araştırdılar, sonuç çıkaramadılar. Yaratık kuşaklarından gelebilmesi olanaksız kişiyi Tanrı yücelerden insan bedeninde aramıza gönderdi. O, sürgün insanı arayıp bulmaya, Tanrı’ya yararlandırmaya geldi.

Tekoalı düşünür bir kadının Tanrı esinlemesiyle kral Davut’u aydınlattığı gibi, yere dökülerek harcanan su gibiyiz. Hiç kimse onu toplayamaz. Seven Rab’bin yitik canı yeniden toplayarak yaşam yeniliğine ve dinçliğine yükseltmesi Kutsal Söz’de bu çarpıcı simgeyle anlatılır. Doğa düzeyinde harcanan sular toplanabilse, yeni baştan kullanıma getirilebilse ne iyi olurdu! Su sorunu çözülürdü. Harcanan suyun geri dönüşüm yoluyla yararlığa getirilmesi çevre sağlığıyla uğraşanların temel kovalayışlarından. Kim bilir, belki de bilim kuşakları şaşırtıcı bir buluşla bunu başarabilecek, Nobel ödülünü kazananlar olacak.

Geri dönüşüm yoluyla suları yenileme çabası hızlanıyor. Ama harcanan yaşamı kim yenileyebilir? Bereket denen suyu ademoğlu çoğu kez vurdumduymazlıkla harcıyor, değerini hesaba almıyor. Ne var ki, nice yaşam hiçe gidiyor. Günah-düşüklük eylemleriyle: Bozuk çarpık uğraşlar, rasgele cinsel ilişkiler, HIV (AIDS) virüsü, sigara-alkol-esrar-eroin ve ölüme götüren daha bir sürü düzensizlik.. Su gibi yere dökülüp bir daha toplanamayan varlığı egemen Tanrı aklı durduran sevgiyle arıtıyor, yeniden doğmuş yaşam düzeyine yükseltiyor.

Tanrı kayrasıyla kesinleşen olgu yetkiyle vurgulanır: “Çünkü atalardan kalma boş yaşayışınızdan, yozlaşan gümüşle ya da altınla kurtulmadığınızı biliyorsunuz. Tersine, suçsuz ve lekesiz kuzuyu andıran Mesih’in değerli kanıyla kurtuldunuz. O, dünyanın kuruluşundan önce bilinmişti...” (I.Petros 1:18-20).

Bozukluk-günahlılık iç varlıkta mayalanıyor. Kutsal Söz’ün yargısı şöyle belirtilir: “Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, aşırı oranda düşüktür. Onu kim anlayabilir?” (Yeremya 17:9). Kim böyle bir yüreği kötüden iyi edebilir? Şu ilerleme çağının akla hayale gelmeyen sayısız başarılarından biri kalp naklidir. Günümüzden binlerce yıl önce Tanrı günahlı insanı şöyle bilgilendirdi: “İsyanlarınızı kendinizden uzaklaştırın. Yeni bir yürek, yeni bir ruh edinin” (Hezekiel 18:31). Kalbinin etkinliğini yitiren hastaya uzman doktor, “Yeni bir kalbe gereksinimin var!” deyince o insanın biricik kaygısı bu işin sonuçlandırılmasıdır. Uzmanla tartışmaya kalkarak kalbinin dinçliğini savunmaya kalkarsa bu akılsızlığın sonu felakettir. Operasyonu bütünleyecek uzmanın başarısına kendisini güvenle bırakması sağduyu buyruğudur.

Günümüzde on binlerce insan armağan edilmiş sağlıklı yürekle yaşayabiliyor. Hepsi kalp uzmanının tanımını değerlendirmiş, onun eliyle bıçağa yatmayı kabul etmiş. İstemeyen, olanaklar çağında erkenden ölüveriyor. Tanrı tanımı günahlılık tutsaklığına itiraz ederek bin dereden su getirmeye kalkan sadece kendini kandırıyor, Tanrı gerçeğini değiştiremiyor: Günahlısın, yeni ruh yeni yürek almalısın. Harcanan varlığını arıtmaya ölen ve yeniden dirilen Mesih verir bunu. O’nun kurbanı dışında kurtuluşa eremezsin. Tanrı, “Neden ölesin?” diye seni uyarıyor. Çünkü Mesih kurtulmalığın olarak senin yerine öldü.

Unutulmasın ki, nakil yoluyla elde edilen kalp yozlaşıyor, sonundaysa duruyor. Buna karşı Yaratıcı’nın yeniden doğuşla sağladığı armağan yürek hiç eskimiyor. Mesih’in kayrasal kurtarmalığıyla arıtılan insan sonsuzun parlaklığına götürülüyor. O’na iman eden kadın ya da erkek yepyeni yaşam gönenciyle donatılıyor. “Çünkü her kim Mesih bağlılığındaysa yeni bir yaratıktır. Eskisi geçip gitti, işte yepyeni oldu” (II.Korintoslular 5:17). Kişiyi arıtıp affetmek için diri yaşam pınarını açan Tanrı, çağrısını sunusunu değerlendirmeyene ilişkin şöyle yakınır: “Çünkü halkım iki kötülük yaptı: Beni, diri suların pınarını bıraktı, kendilerine sarnıçlar, su tutmayan çatlak sarnıçlar kazdılar” (Yeremya 2:13). Gür suyla suyu bulanık çatlak sarnıç arasındaki ayrım neyse, yenilenen yaratıkla dinsel uygulamalara bel bağlayan kişi arasındaki çelişki aynıdır.

Bozuk yaşamı İsa Mesih’in kurtarmalığıyla düzene koyan Tanrı, yine O’nun aracılığıyla evrensel hükümranlığını kuracak, bozuk çevreyi kökten yenileyecek. Bunun müjdesi şudur: “Melek bana Tanrı’nın ve Kuzu’nun tahtından akan billur gibi parlak yaşam suyu ırmağını gösterdi” (Vahiy 22:1). Mesih şimdi yaşamını yenileyebilir, seni de hükümranlığına kavuşturabilir. İstersen.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

37

Spor alanında koltukları kabartan zafere kalıcı denebilir mi? Elden üstün el var! Seçim sandığından çıkan zafer son söz olabilir mi? Ne gezer! Ticaret ilişkilerinde rakiplere üstün gelen zafer kazanç sürekliliğini kesinleştirir mi? Yüzü hep gülen talih kuşu değildir kazanç. Piyango, Loto numaralarıyla beliren zafer mutluluk kilidi sayılır mı? Kazanıp da perişan olanların sayısı az değil! Kılıç gücüyle kaydedilen zafer tarih yöntemini çizebilir mi? Güya! Zafere zafer katan okul-üniversite başarıları güvenlik getirir mi? Belki! Kanser türünden bir hastalığa karşı kazanılan zafer kalıcı sağlığı garantileştirir mi? Keşke! Aden bahçesinde iblisin atalarımıza rest çektirdiği zafer son ve kesin damgasını taşır mı? Böyle olabilirdi; eğer ondan üstün bir zafer gerçekleşmeseydi..

Bu sorunun ardından tarihin en etkin, somut ve parlak zaferine yöneltir dikkatimizi egemen Tanrı. Ne olabilir bu zafer? Sonsuz Tanrı’nın sonsuzları kapsayan, çağlara ışık saçan zaferi. Özellikleri kendine özgü: Ön sırada kılıçsız zafer. Yenilgiden yengi çıkaran. Kini hıncı sevgiyle alt eden. Ölümü yaşamla etkisiz kılan. Yargıyı afla, kayrayla karşılayan. Günah kangrenini arıtmayla durduran. Cehennemi cennet kılan. Güvensizliği sonsuz güvençle bastıran. Kim gerçekleştirebildi böyle bir zaferi? Öncesiz çağlardan bu yana Tanrı’yla bir arada tapınılan. İnsanı kurtarmak için insan bedeni kuşanan. Zamansızlıktan zamana bağlanan. Ölümsüzken ölümlü olan. Günahsızken, akıttığı kanla insanın günahını kaldıran. Yargıç iken suçlu gibi yargıyla yargılanan. Sevgi kaynağı iken üstüne kin-nefret yağdırılan. Iki eşkıya ortasında haça çakılan. Bu çarpıcı olayda Baba Tanrı’ca yadsınan. Ruh-beden işkenceleri çekerek ölüp gömülen. Üçüncü gün ölümün zincirlerini parçalayarak dirilen. Yeryüzünde insan olarak yaşadıktan sonra oradan geldiği göklere yükselen. Kurulu düzeni taptaze düzene koyması kesinlikle beklenen. Zaferiyle kan sellerini, yenilgileri barışa ileten..

İnsansal savların sağa sola düştüğü ortamda özlü-anlamlı biricik gerçeği duyurdu O: "Kılıcını kınına koy; çünkü kılıç tutan herkes kılıçla yok olacaktır" (Matta 25:52). Bu benzersiz ilkeyle parlak çağı açan Rab  Mesih. O’dur kılıçsız, sürekli ve kalıcı zaferi gerçekleştiren. Bu yüzden, O’na bağlanan O’nun zaferinden yararlanır; "Bende esenliğiniz olsun diye size bunları söyledim. Dünyada acı çekeceksiniz, ama yürekli olun. Ben dünyayı yendim" (Yuhanna 16:33). Budur O’nun bağlısını hiç yitirilmeyen zafere ileten esenlik-güvenlik. İlk gelişinde güçsüz bir bebek olarak önemsiz bir hayvan yemliğinde belirdi. Ikinci gelişinin görkemine İncil’de 319 kez değiniliyor. Evrenin hükümranı olarak Davut’un krallık tahtına oturacak: Yasaman, Yargıç, Yönetmen.. İlk kez ölmeye ve dirilmeye geldi. Ikinci kez, ölmüşleri diriltmeye gelecek; bazılarını yaşam dirilişine başkaları da yargıya (bkz. Yuhanna 5:29). Somut zafer ne fatihlerinkidir, ne de siyaset erbablarının. "Bizleri seven aracılığıyla...kesin zafer bizimdir" (Romalılar 8:37).

Bu dönümde haçla kılıç arasındaki ayrım belirgin olur: Haç el yapısı kılıç gücünü ezen zafere götürür. Kılıç her yanı virana dönüştürdükten, oluk oluk kan döktükten sonra utançla susar. Çoğu kez, kazandığı zafer zehir zıkkım olur. Haça karşı el yapısı kılıcı yeğleyenler bunalımlarda çalkalanıyor. Kılıcın etkisi acımasızlık, hırs, öç ve ölümdür. Haçın etkisi sevecenlik, sevgi, kayra, yaşamdır. Kılıç yıkar, haç kaldırır. Kılıç vicdanı dağlar, haç sağduyuya bağlar. Kılıç yerinde yenik düşer, haç hep yener; yenilgi bilmez. Haçta Mesih’in kazandığı zafer süreklidir. Barış zaferi.. Haçı dışlayarak kılıca sarılan, geçici bir zafer sağlayabilir; ama kılıç kendinden üstün güçten yılar. Korku-kuşku güncel kaygısıdır. Haç her gücü alt eder. Ne diyor Mesih? "Size söylüyorum, dostlarım: Bedeni öldürüp ardından daha beter bir şey yapmaya gücü yetmeyenlerden korkmayın. Kimden korkacağınızı söyleyeyim size: Öldürdükten sonra cehenneme atmaya yetkisi olandan korkun. Evet size söylüyorum, O’ndan korkun" (Luka 12:4,5).
Haçın anlamını soysuzlaştırarak onu kılıçla yoldaş yapan hüsrana uğrar. Şövalyelik taslayan haçlı seferleri gibi. Haç din savaşı, cihat, fetih sırası maceraları hep dışlar. Bunlar ruhsal güçten mahrumların yöntemidir. Mesih’in vurguladığı düzgü unutulmasın. Kılıçla haç geceyle gündüz, karayla ak, acı ile sevinç ayrımıdır.

Kılıç güçlüyü kutlar, haç güçsüze güvenlik sağlar. Kılıcın hayranları, “Saban demirleri kılıç olsun” der. Haçın bağlıları, “Kılıçları saban demiri kılın” der. Kılıç tüm eylemlerini et ve kemik kafayla yönlendirir. Haç daima Ruh’un yönetimine dayanır. Kılıç, “Hiç acımayacaksın, yaşama kıyacaksın” der. Haç, “Mesih’e tanıklık nedeniyle canını da yitirebilirsin” der. Kılıç kullanan kılıcın hakkını savunur. Haça bağlanan öncesiz-sonsuz hakla esinlenir. Kılıç günaha tutsak akla ayak uydurur. Haç günahtan arıtılmış yürekle kutsallığa sarılır. “Kılıcın hakkı” sözü bol keseden savunulur. Yazıklar olsun! Kılıçla hak arasında ne bağdaşlık ne de yakınlık düşünülebilir.

İkisi arasındaki ayrım Kutsal Söz’de belirtilir: "Bedenin gereksiz isteklerine gelince bunlar belirgindir: Rasgele cinsel ilişki, iğrençlik, soysuzluk, yalancı tanrılara tapıcılık, büyücülük, düşmanlık, kavgacılık, kıskançlık, öfke, sürtüşme, bölücülük, ikilik, çekememezlik, sarhoşluk, içkili gürültülü eğlence alemleri ve bunlara benzer işler. Daha önce uyardığım gibi, sizi uyarıyorum: Bunları yapanlar Tanrı hükümranlığını miras almayacaklar. Bunlara karşı Ruh’un ürünü sevgi, sevinç, esenlik, sabır, iyi yüreklilik, iyilik, içten bağlılık, yumuşak huyluluk, tutkulara üstünlüktür. Bunlarla ilgili ruhsal yasa kısıtlaması yoktur" (Galatyalılar 5:19-23). Beden Tanrı’ya ve O’nun ilkelerine karşı savaşarak ruhu alt eden varlıktır. Tanrı günahın tutsağını düşük eylemlerden özgür edip ruha zafer verir. Bağlılığın neyedir, kimedir? Kin, nifak, ölüm kaynağı kılıca mı, kılıçsız zaferi tümleyen Mesih’e mi?

Ulusların tarihi düşmanlarına taş çıkartan üstünlüklerle dolar taşar; ezici zaferler tantanalı kutlamalara dönüşür. Bunlara karşı başı yere eğen yenilgiler de bol! En kesin denebilecek zafer ne olabilir? Kuşkumuz olmasın, kurtarıcı İsa Mesih’in bütünlediği kılıçsız zaferdir tarihin parlak yengisi. Buna eşit olan ikinci zafer her yenginin doruğundadır: Çağımızın sonunda hükümran Mesih’in ikinci gelişi ve her şeyi ayaklarına bağımlı kılışı. En görkemli kutlamayı getirecek olan benzersiz zaferin gerçeklenişi..

Egemen Tanrı’nın kesinleştirdiği vakit dolunca hak ve adaletli hükümran yeryuvarlağına inecek. Kimine sevinç, kimineyse hüsran getiren insan zaferleri noktalanacak. Mesih’i imanla bekleyen kadına erkeğe, hem de tüm doğaya —kurulu düzene— ardı kesilmeyen çoşkuyu getirecek O. En sevindirici zafer daha bütünlenmedi. Tanrı bunu belirtiyor. Hüsranla boyalı uluslar panoramasının en sevindirici gelişimi Mesih’in tümleyeceği o ikinci zaferdir. Elle tutulur gözle görülür barış, kusursuz düzen, kalıcı sevinç evrensel hükümranlığın kuruluşunda gerçekleşecek.

İsa yaklaşık iki bin yıl önce Beytlehem’de bir hayvan ağılında Meryem’den doğdu. Doğumu göklerde beliren melekler ordusunca çobanlara bildirildi. (bkz. Luka 2:14). Tanrısal vakit kesinleştiğinde Mesih o kente yakın zeytinlik dağına inecek: Tanrı’nın borusuyla, başmeleğin seslenmesiyle (bkz. I Selanikliler 4:16), meleklerin kutlayışıyla (bkz. Matta 16:27; 24:30,31; 25:31). Bu muzaffer hükümranın önünde ölü-diri her diz çökerek Isa Mesih Rab’dir ikrarıyla kendisine uyruk olacak. Bu yüzden her canın O’na Rab niteliğinde iman etmesi kendi boyun borcudur (bkz. Filippililer 2:10,11).

Göklere yükselişinden bu yana, günahından dönen insan yararına aracılıkta bulunan, tövbe eden herkesi Tanrı ailesine katan Mesih hükümranlığının açıklanacağı günü bekliyor; O’na iman eden de bekliyor. Türkiye’de soyadı yasası çıkınca bir inanlı Bekleyen adını seçti. Kimlik dairesindeki memurlar kimi beklediğini sorunca, “Yücelerden gelecek hükümranım Mesih’i bekliyorum!” diye yanıtladı o. İçlerinden biri, “Ne mutlu sana!” ünlemini dile getirdi. Mesih’i bekleyen inanlı ilelebet mutludur. Kudurgan ortamın ötesindeki somut gelişimi bekleyen sevinçli insan.. Aldatıcı beğenilerden süreklilik çıkarmaya çalışanların bilemeyeceği mutluluk. Varoluşçuluk felsefesi mutluluk diye bir şey olamaz der. Haklıdır. Bu yorumu benimseyen, kurtarıcı-hükümran İsa Mesih’e iman edebilseydi kalıcı mutluluğu bulmanın sevincinden coşardı. Niceler dinden şeriattan yakasını silkiyor. Bunlar bireye sadece kuşku-korku getiriyor.

Mesih gerçeğin kaynağı olduğunu kanıtladı. Ha babam sürtüşen çatışan ademoğullarına fırtınasız yaşam gizini tanıttı, dileyeni bu gönence kavuşturdu. Hükümranlığı oturunca tüm evreni bu aşamaya yükseltecek, dünyamızı RAB görkeminin bilgisiyle dolduracak: Suların yeryüzünü kapladığı gibi.. (bkz. Yeşaya 11:9; Habakkuk 2:14). Yetki ve yeterlik Mesih’in yönetiminde belirecek. Kutsal Söz’ün kanıtlayışı şudur: "Tanrı’nın bütün vaatleri O’nda Evet’ini bulmuştur" (I.Korintoslular 1:20). Mesih’i küstah bir din adamı yerine koyanlar sözlerine kulak asmadı. "Ölüp gömüldükten sonra dirileceğim" demişti O. Bu vurgulamayı kulak ardı edenler kendisini çarmıha astı, ama dirilince yalan dolanla gaflarını örtmenin yollarını aradı. Mesih’i evrenin hükümranı, egemen Rabbi olarak kabul edemeyen, O gelince kaçamak yolu bulamayacak. O’nun gelişi her alanda etkinliğini gösterecek. Değil yalnız ademoğulları üzerinde, doğada da. Kurulu düzeni çürüyüş boyunduruğundan O özgür kılacak. Tanrı çocuklarını yenilediği gibi doğayı da kuruluşundaki tazeliğine geri getirecek (bkz. Romalılar 8:18-21).

Çevre bozukluğuna içi sızlayanlar Yeşiller diye bilinen partileri kurdu. Birçok alanda uğraşları takdirle karşılanıyor. Ne yazık ki, kovalayışlarını gerçekleştiremiyorlar! Nedir amaçlarına set çeken engel? Kirlilik dıştan çok iç yaşamdan kaynaklanıyor. Ademoğlunun içi yeşerebilirse çevresi de yemyeşil olur. Temizlenen yüreğin tutumu davranışı paklanır, yeni yaratığa özgü güzellikle donatılır. İçinde kirlilik çöreklenen insandan pak eylem beklenemez. Marksizm yeni bir düzen kurmanın kovalayışıyla devrime atıldı. Sonunda çöktü. Naziler bin yıllık Yeni Nizam diktasını kuracağız dedi. Ama ölüm ve enkaz bıraktı. Yeşiller’in ciddi çabalarına karşın çevremiz giderek yozlaşıyor. Yaratılıştaki o ilk çekiciliği yeni baştan hükümran İsa Mesih geri getirecek. İlk gelişinde Tanrı Kuzusu’dur O, ikinci gelişinde Yahuda soyunun aslanı (bkz. Vahiy 5:5). İblis ataklıkla O’na karşı çıktı; ikinci gelişte Mesih iblisi bin yıl boyu bağlayarak evrensel etkisini kuracak (bkz. Vahiy 20:2,3). Bu parlak döneme yeniden kurulacak çağ, evrensel yenileme vakitleri denecek (Matta 19:28; Habercilerin İşleri 3:21).

Hem melekler hem de yüceliğe alınan inanlılar, yeryüzünde sıkıntı ardına sıkıntı çeken bağlılar, güvensizlikte bocalayan uluslar hep birarada o parlaklığı görecek (bkz. Vahiy 11:15). O bebek olarak bir hayvan yemliğinde belirdi. Hükümran olarak gelişinde yetkisiyle şimdiki çağın hükümranlıklarını yönetecek. Bazıları yarım ağızla O’nun yeniden gelişine değinir; ama kendisini Rab olarak tanımaz, sonsuz zaferi gerçekleştiren kişi niteliğinde tanımaz. Korkutucudur böylesi ikiyüzlülüğün ötesi. "Kalk parla, çünkü Işık’ın geliyor. RABBİN yüceliği üzerine doğuyor" (Yeşaya 60:1). "Size, adımdan korkanlara doğruluk güneşi, kanatlarında şifa taşıyarak doğacak. Çıkacaksınız, ağıldan salınmış buzağılar gibi sevineceksiniz" (Malakya 4:2).

"Galileli arkadaşlar! Neden durmuş göğe bakıyorsunuz? Sizin aranızdan göğe alınan bu Isa’nın göğe gittiğini nasıl gördünüzse, O öyle gelecektir" (Habercilerin İşleri 1:10). Günahtan arıtıldın mı? O’nu kurtarıcın-hükümranın olarak karşılamaya hazır mısın?



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

38
Tarihin korkutucu, yürek burkucu görünümü giderek kötüleþen haksızlıklar zinciriyle daha da çok boy alıyor. Bir adaletsizlik öncekini bastırıyor. Akla doğal bir soru gelebilir: Parlak denebilecek bir sayfayı oluşturmayan tarihin en sarsıcı ve ağlatıcı haksızlık olgusu acaba nedir, kime olmuştur? Bu konuda çeşitli düşünceler var. Ama kötü insanın en iyi insana uyguladığı o üzücü adaletsizlik eylemi hiç kimsenin dikkatinden kaçamaz. Tanrı Sözü şu açıklamada bulunur: "Ama biz daha günahlıyken Mesih bizim yerimize öldü. Tanrı bize sevgisini bununla kanıtlıyor" ( Romalılar 5:8 ).

Tanrı sevgisinin somut ve köklü kanıtı budur: Hakka adalete hiç saygısı olmayan din bağnazı insanların yargılamasıyla ölüme gönderilen Mesih, şu haksızlık dünyasında Tanrı sevgisinin etkin belgesi ve göstergesidir. Isa Mesih insanların günahı için ölürken altı saat süreyle çarmıhta ruh ve beden işkenceleri çekti. Ne demekti, tüm çağlarda tüm insanların günah yargısını taşımak? Haç üstünden yedi kez konuştu. Bunların ilki şudur: "Ey Baba, onları bağışla; çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar!" (Luka 23:34).

Tarihin bu en belirgin haksızlığını bilgisi egemenliği tartışma kaldırmayanTanrı hak ve adalet yöntemine dönüştürdü. Budur, aklı sarsan Tanrı eylemi! Kurtarıcı Isa düşünceyi sarsan insan kötülüğünü Baba’ya yükselttiği bu duygulandırıcı dilekle karşıladı. Bununla Tanrı sevgisini, affetme gücünü sergiledi. İdam yargılısı iki eşkıyanın ortasında asılmıştı O. Bu da öbürler gibidir dercesine! Ne yazık! Asılı haydutlardan biri haçta adalete uyanırken, öbürü gözlerini yumdu, yüreğini sertleştirdi, adaletsizliğinde öldü. Hakkı çiğnemeye eninde sonunda hak yargı yaraştığını kavramak istemedi.

Iki haydut yaşam boyu haksızlık hamuruyla yoğrulmuştu. Bireyin hak ve adalet ölçüsünü yitirmesi en acıklı düşüştür. Her ikisi de haçın üstünden lanet yağdırıyordu.  İsa’ya da.. Bütün bunlara karşı sevgi örneği Mesih ne direndi, ne de kimseyi lanetledi. Iki yargılı çarmıhta birer barut fıçısı kesilmiş. Biri, "Mesih değil misin?" dedi. "Haydi, kendini de bizi de kurtar!" Beden ve ruh işkencelerinin yanı sıra alay ve hakaret saldırıları.. Budur değerleri yitik ademoğlu! Kötülüğün her çeşidini işle, sıkışınca kolay bir çıkış yolu ara. Nasıl olabilir ikrarsız, tövbesiz kurtuluş? Yitirilmiş değerlerin ön sırasında adalet ölçüsünden sapmak belirir. Adalete saygıyı pazara çıkaran günahlı insan Tanrı adaletini nasıl zorladığını düşünebilirse titrer!

Tam bu sırada iki eşkıyanın birinde büsbütün şaşırtıcı bir aydınlanma oldu. Yüreğinde tanrısal ışık parladı, hak adalet ilkesini kavradı. Ölümün kapkaranlık sonsuza götüren dikenli yol değil, sonsuz ışığa ileten kayrasal geçiş olabileceğini imanla kabul etti. Mesih’in gelecek parlak hükümranlığına sığındı. Ne iyi olurdu, sığınmacılığı arayan herkes o görkemli hükümranın kanatları altına sığınsa! Şu adaletsiz, güvenliksiz dünyada kendine sığınılacak bir ülke özleyen herkese o şanlı ülkeden bir çağrı geliyor. İsa Mesih, "Ey bütün yorulanlar ve ağır yük altında yıprananlar" diye her suçluya sesleniyor. "Bana gelin; sizleri dinlendiririm" (Matta 11:28).

Rab İsa o anda yepyeni yaşama kavuşan tövbeliye şu güvenliği bildirdi: "Doğrusu sana derim ki, bugün benimle birlikte cennette olacaksın" (Luka 23:39-43). O mahkum insan  pasparlak bir aşamaya geldi. Adaletsizlikten adalete götüren yol Tanrı sevgisinden kaynaklanan iman taşlarıyla döşeliydi. Toplumun dışladığı insanı İsa kabul etti, önünde esenlik yolunu açtı. Bunu seçen yargılı sonsuzun gönencine kavuştu.

Öbür yargılı kendisini haçtan indirebilecek bir kaçış yolu arıyordu. Belki de gidip haksızlığına haksızlık katsın diye.. Gerçek kurtuluşa kavuşan yargılı ötekini kınadı: "Senin Tanrı’dan korkun yok mu? Kendin de aynı yargıyla ceza görmektesin. Bizimki hak edilmiş cezadır. Yaptıklarımıza yaraşan karşılığı alıyoruz. Ama O hiçbir yolsuz iş yapmadı! Ya İsa, hükümranlığına geldiğinde beni anımsa!" (Luka 23:33-43). Böyle bir ikrar peygamberlik bildirisini duymuş bir günahlının ağzından çıktı. Duyduklarına, bildiklerine oracıkta iman etti; yaşam boyu işlediği günaha rest çekti, tüm haksızlıklarını Mesih’in sağladığı adaletle değiş tokuş etti. Budur günahlının dönüşü: İsa’yı kurtarıcı olarak ikrar etmek, O’nun şimdiki ve gelecek hükümranlığına sığınmak.

Ne olabilir İncil’in temel mesajı? Hak İsa haksızlar yararına öldü. Tanrı sevgisinin sevindirici göstergesi budur. Bir yanda suçsuz İsa, öbür yanda idam yargılısı suçlu. Eşkıya ölürken günahlarınına yaraşan sonsuz yargıyı kavrayarak titriyor. Günahsız Mesih’i Tanrı’ca sağlanan kurbanı olarak tanıyor, o anda kesinlikle O’na kurtarıcı olarak  iman ediyor. İsa onu bağışlıyor, sonsuz cenneti veriyor. Öz niteliği sevgi olan göksel Baba bu özelliğini biricik Oğlu’nun ölümüyle mühürlüyor.

Şimdiki yaşamda günah affına, sonsuz güvencine kim kavuşabilir? Çok iyi olan mı? Çok dinsel olan mı? Bol bol hayır sevap işleyen mi? Serpuşa, libasa, saça sakala, tespihe özel dikkatle eğilen mi? Ne var ki, sonsuz vaadını ve güvenliğini alan suçlu bunlardan hiçbirini yapmadı, hem de yapamazdı! Kapkaranlık sonsuzun yolcusuyken haksızlıkların, adaletsizliklerin cezasına kurtulmalık olarak sunulan kurtarıcı Mesih’in kayrasına sığındı. Ne yazık! Öbür yargılı Tanrı sunusunu alayla tepti. Ademoğulları tez elden şüphe ve yadsıma tepkisi gösterebilir; özgürdür. Ama insanın katı yürekliliğiyle imansızlığı Tanrı eylemine sünger çekemez, ilerideki yargıyı gideremez. Evrenin yargıcı tüm haksızlıkları hak olan Kişi’ye yükledi, hak olanın kusursuz adaletini haksıza verdi. Kurtarıcıya iman edip günahından ayrılan suçluya.. Sen de Mesih’e imanla bu kişilerin arasına katılabilirsin. Evrende kalıcı tek sağlayış Tanrı armağanıdır. Kurtuluşun tatlılığı günahın acılığını bastırır. Bu çabasal değil, kayrasal gönençtir.

Nedir kitap yakma türünden erdeme, sağduyuya, gerçeğe rest çekeni etkileyen dağıtıcı gücün etkeni? KIZGINLIK, ÖFKE.. Başka yolla başa çıkamadığı bilgiye, inanca, görüşe çok sert bir eylemle yıkıcılığı sancağı kılmak.. Çünkü bu öfkeye set çekebilen gücün yeterliliğini tanımamış o!  Kızgınlık bardağından içki içen pişmanlık yatağında kan kusacaktır. Öfke, hiddet, kızgınlık aynı ocakta kaynamış zehir zıkkım insan tepkisidir. Bunun getirdiği zarar, üzgü, yıkım dille anlatılamaz. Sevgiyi, acımayı, hoşgörüyü, bağışlayıcılığı kökten dışlayan çirkinlik alemidir öfke.

Tarih boyunca öfke sonucu ne denli savaşlar, soykırımlar, katliamlar oldu; oluyor da.. Ademoğlunun temel tutsaklığı öfkeyedir. Uygarlığın doruklaştığı şu döneme ‘Öfke Çağı’ dememiz hiç de yanlış olmaz. Bir futbol takımı oyun yitirir, yanlıları küplere biner, huligan yıkımını enikler. Toplumuna karşı bazılarının kanı başına sıçrar, ormanları ateşe verir ya da içerleyişini başka taşkınlıklara yöneltir. Terörizm eylemini esinleyen, yönelten duygu elbette yanıp tutuşan öfkedir. Bunun en belirgin, kahredici göstergesi, 11 Eylül 2001 cinnetidir. On dokuz kişiye öfke öylesi egemen olmuş ki, değerlerin tümünü —kendi canlarına saygıyı da— bir yana itiyor. Ve bu eylem Allah’a yükletiliyor!

Eski çağın insanı kızgınlığı kişileştirerek onu ürkü alevleri saçan bir tanrı biçimine sokuyor. Kızgınlık var masmavi gökte beliren bulutçuk gibi hemen dağılır, başkasıysa yıkıcı kasırgalar getiren kapkaranlık bulutlara dönüşür. İncil’de şu Tanrı buyruğu vurgulanır: "Öfkeye kapılınca bunu günaha dönüştürmeyin. Öfkenizin üzerine güneş batmasın. İblise fırsat vermeyin" (Efesoslular 2:26,27). Barış Başkanı İsa Mesih şu uyarıyı duyurur: "Size derim ki, kardeşine öfkelenen herkes yargılanmayı hak edecektir" (Matta 5:22). Rab, yıkıcı, dağıtıcı, ağlatıcı öfkeden söz etmekte. Günahı arıtıp varlığa egemen olunca O, öfke bulutlarını kesenkes dağıtır. Karşısındakini çamura toprağa batıran, galiz sövmeleri bastıran, gözdağı savuran ya da bıçağa sarılan kızgınlık, iblisin fırsatı ele alarak çaresiz kişiyi yönetmesinin belirgin örneğidir.
Bu dönümde, insan kızgınlığından apayrı özellikle beliren Tanrı kızgınlığına eğilmek yararlı olur. Bu kızgınlık Kutsal Söz’de şu sözlerle anlatılır: "Tanrı adil bir yargıçtır; güngünden öfke saçar... Kızgınlığının gücü üzerimden geçti; korku beni yedi bitirdi... Eriyip tükeniyoruz öfkenden; kızgınlığından dehşete düşüyoruz" (Mezmur 7:11; 88:16; 90:7). Ademoğlunun okşadığı, hiç bırakmadığı günaha karşı güngünden öfke taşıyan Tanrı, kişiye kesin ve belirgin uyarıda bulunur. Şaşmaz değişmez adaleti herkesi hakça yargılar. O’nun adaletini kendi kaprislerine, dinsel yorumlarına, öç alevlerine, kişisel büyüklenmelere alet yaparak günahını örtbas edenlere yaraşan yargı öfkeyle dolu Hak Yargıç’ın elinden yaraşan cezayı almaktır. Tanrı’nın hak kızgınlığı O’nun kutsallığından kaynaklanır, insanınkiyse cehennem alevlerinden beslenir.

Birçok ilişkide ölçüsüz ademoğlu, kızgınken ölçüsüzlüğünü tüm çirkinliğiyle sergiler. İnsanın öfkesi kötü ilişkileri, yıkımı enikler. Öte yandan Tanrı’nın kızgınlığı her durumda kendi adalet ilkesini savunur. Insansal öfke bencil çıkarcı duygulardan beslenir. Hıncı, kıskançlığı, çekememezliği, güvensizliği, kuşkuyu, korkuyu içerleyişi ve bu türden aşağılık duygularını dışarıya verir. Adil Yaratan-Kurtaran bunlardan bir tekiyle etkilenemez. O’nun öfkesi her durumda kutsallık-doğruluk sınırı içinde işler. Tanrısal kızgınlığın tek ereği, günahlının sarstığı evrensel düzen ve erdem ilkelerini savunmak, sarsılan dengeyi saptamaktır.

Temizliğe saygısı olan, her tür kirlilik karşısında iğrenti duyan kişi Tanrı’nın günah doğrultusunda taşıdığı kızgınlığı daha iyi kavrayabilir. Kutsal Tanrı öz varlığıyla çelişki oluşturan hiçbir bozukluğa sünger geçirmez. Ters durumda egemenliğinin ayaklar altında çiğnenmesine göz yuman biri olurdu. Hayır! O’nun adaleti tamdır, öfkesi korkutucudur. Musa peygamber günahlının sarsıntısına değinerek Tanrı’ya şöyle yakınır: "Bütün günlerimiz Senin gazabında geçiyor; Yıllarımızı bir soluk gibi bitirmekteyiz" (Mezmur 90:9). İşin şaşırtıcı yönü, günahı öfkeyle karşılayan Tanrı öte yandan sevgisini de kısmaz. O günahtan nefret eder, bunun yanı sıra günahlıyı sevdikçe sever. İnsan öfkesinden başkalığı budur. Öfkeyle eyleme koyulanda zerre kadar sevgi yoktur; tek etkeni öfkedir. Ama Tanrı öfkelenir, yanı sıra da sever, Tanrı sevgidir (I.Yuhanna 4:8,16). Yalnız Tanrı’dır öfkeyle sevgiyi bağdaştıran, bunları kesin uyumda tutan.

Günahlı kişi korku ıstırabı altında işkence çekmesin. Tanrı’yı hem öfkesi hem de sevgisi kapsamında tanıyan O’nun gerçek niteliğini kavrayabilir. Ademoğlunun öfkeye set çekebilmek için akılları durduran özveriye koyulması hiç düşünülebilir mi? Oğlu öldürülen bağrı yanık baba katile, "Sen oğlumu öldürdün, ama ben senin bu suçuna karşı mahkemede fidye olarak canımı sunacağım; böylece hem öfkemi noktalayacağım, hem de adaletin ödün vermez dileğini karşılayacağım" diyebilir mi hiç?

Tanrı tam bu eylemi sonuçladı. Adaletinin dileğini karşılamak, böylece taşkın öfkesini gidermek için biricik Oğlu İsa Mesih’i yerimize sundu. Bu çetin soruna yaratık açısından değil, Yaratan-Kurtaran açısından yaklaşan, aklını düğümleyen sorunların teker teker çözüldüğüne tanık olur, ve bundan sevinç bulur. Dinden vecibeden önce günahaf konusuna eğilmek en önde yer tutan gerekçedir. Bundan ötesi ayrıntı, çoğu kez de çalkantı faslıdır. "Günahlıyım. Tanrı’nın adaletini zorladım, O’nun kutsallığına karşı çıktım. Göksel Baba’yı mağdur etmiş bir suçluyum. Bunu kendim onaramam. Mesih’in benim yerime kurbanını kabul ediyorum, katında tövbeyle iman ediyorum. Bana verdiği sonsuz güveni için O’na binler binleri teşekkür sunuyorum."



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

39
Buz mu güçlü, çelik mi? 14/15 Nisan 1912. Karanlık bir gecede vaktin en büyük ve sağlam gemisi daha ilk seferini yaparken bir buzdağına çarparak okyanusun dibini boylayıncaya dek herkes çeliğin buzdan daha güçlü olduğunda hemfikirdi; buna şüphe eden yoktu. Tersini savunana belki de geri kafalı derlerdi. Bu felaket, denizcilik tarihinin en acıklı olayları arasındadır. Son yıllarda filmcilik bezirganları o unutulmaz batışın aşkla karışık bir filmini de çekti, bol para döktü; daha bol para kırdı!

Gemiye verilen ilginç ad, onun sağlamlığını, dayanıklılığını belirtmekteydi: Titanik. Satürn gezegeninin en büyük uydusu, insanlıktan üstün! Günün en başarılı mühendisleri, en usta gemi işçileri en sağlam kalite çeliği kullanarak bu muazzam gemiyi derin gururla suya indirdi; parlak törenler düzenlendi. İngiltere’den Amerika’ya, iki kara parçasının en seçkin yolcularını taşıyan gemi tam güvenle yola koyuldu. Herkes doyasıya eğleniyor, yiyor, içiyor, tarihsel olayı kutluyor, karaya varınca çekici planlar tasarlıyordu. Gemi New York’un 1600 mil kuzeydoğusunda hızla ilerlerken, bir anda en güçlü gök gürlemesinden daha korkunç bir gümbürtü herkesin ödünü patlattı, müzik ve bando seslerini bastırdı. Zevk-eğlence bir anda paniğe dönüştü.

O parlak yapıtın çelik gövdesi var güçle buzdağına bindirince, yüz metreden aşkın bir yarık açıldı. Ön taraf hemen sulara gömüldü. Tüm çabalara karşın iki buçuk saatte insanlığın övüncü karanlık sularda kayboldu. Yaklaşık 2200 yolcudan sadece 705 can kurtulabildi. Buz çelikten üstün çıktı; nice kişi utançla, hüzünle başını yere eğdi.

Korku işaretleriyle çevrili yaşam yolculuğuna yakın tarihin sayfalarından aktarılan bu unutulmaz felaket dizi dizi gerçekleri anımsatmakta. Kuşkusuz, bunlardan ders edinmekle ilgilenen kadına erkeğe, gence yaşlıya. Sen de her insan gibi yolculuktasın. Hiç kuşku yok; esenlik-güvenlik limanına ulaşmakla iligilenirsin. Buysa, nasıl bir gemide yolculuk yaptığına bağlıdır. Titanik’i yönetenlerin düşünemediği buzdağları gittiğin yolu döşemekte. Onlar gafil avlandı. Aynı oyuna düşebilirsin! Olabilir ki, sağlam saydığın araç canını sonsuzluğun parlak kıyısına iletebilecek güçte ve dayanıklıkta değil! Yolculuğunu nasıl sürdürüyorsun, onu nelere dayıyorsun? Kader, kısmet, alın yazısı, tecelli, inşallah-bismillah ve bu türden başka tekerlemeler ilerinin kapkaranlık bulutlarla örtülü olduğuna tanıklık eder. Kesin güven sağlayamayan sonsuz kesin kuşku göstergesidir.

Geminin sağlamlığını, yolun güvenliğini, karanlığı bastırabilecek ışığın sürekliliğini iyice düşünmek herkes gibi senin de boyun borcundur. Dayandığın gereç nedir, nasıl kurulmuştur? Bunun en iyi kaliteli çelikten yapıldığını düşünebilirsin. Titanik’i en itinalı ustalıkla kurup kesin kanışla onu okyanusa salanlar, bu işin püf noktasını düşünemedi. Insan yapısı çelikten daha güçlü buzdağları bulunduğunu kestiremedi. Buzdağı çeliği paramparça edince, bu yanlıştan geri dönülemedi. O denli insanın yanı sıra kocaman geminin de sulara gömüldüğünü görenler gözüne inanamadı. Kutsal Kitap’ta şu uyarı duyuruluyor: “Öyle yol var ki, insana doğru gibi görünür, ama sonu ölümdür” (Süeyman’ın Özdeyişleri 14:12; 16:25). Nicelerin sarılageldiği dayanaklar sonunda tuzla buz olur.

Tüm varlığının temel sorunu, o değerli canını güvenlikli sonuca iletebilecek gerece ihtiyaçtır. Geriye kalan herşey geçici zamana, sınırlı mekana kısıtlıdır. Yaşam çok önemli bir yolculuktur. Kuşkusuz, bu yolculuğa en sağlam ve denenmiş araç gerektir. Ademoğlu çıktığı yolculuk üzerinde düşünür, taşınır, araştırır. Birçoğu hedefe ulaşır. Ama Titanik yolcuları gibi ulaşamayanlar da çoktur. Zevkten dört köşe olan yolcular bir anda çürük tahtaya bastığını anlayıverdi. Geminin karşısında hiç bilinmedik tehlike bekliyordu. Bu gelişimde kusurlu ademoğlunun yanılgısı belli oldu.

Yaşam yolculuğu buzdağlarıyla çevrili. Varlığın her köşesinde sırıtan günah hem yolculuğa çelme takıyor, hem de sonsuz güvenliğini yok ediyor. Ademoğulları kendine özgü araçlar bulmuş, bunlarla oyalanmakta, kurtulma olanakları aramakta: din, töre, görenek, libas-serpuş, saç-sakal, tespih, bayram-seyran ve daha neler! Gelgelelim, bunlar günah buzdağını yok edemiyor, yolculuğa güven veremiyor. Dincilik-biçimcilik bu okyanusu aşabilseydi yeryüzü azizlerle dolardı. Ne var ki, bunlar herkese azizlik ediyor. Bu acıklı öykü sürüp gitmekte, insanın yaşamını ve akıbetini çizmekte. Ne gam!

İsa Mesih’in sayısız mucizesi Incil’in sayfalarını donatır. Birine değinmek fırtınalarla yüklü yaşam yolculuğunda asıl gereksinimin niteliğini daha iyi anlatabilir: „Onlardan ayrıldıktan sonra dua etmek için dağa gitti. Gece bastırdığında tekne denizin ortasındaydı. İsa da yapayalnız karadaydı. İsa öğrencilerinin kürek çekmekte zorlandıklarını gördü. Çünkü rüzgar onlara karşı esiyordu. Sabah üçle altı arası, İsa denizde yürüyerek onlara yaklaştı. Yanlarından geçmek istedi. O’nun denizde yürüdüğüne tanık olunca, bunun bir görüntü olduğunu sanarak avaz avaz bağırdılar. Çünkü hepsi de O’nu görmüş ve korkmuştu. O zaman İsa onlarla konuştu. ‘Yüreklenin’ dedi, ‘Ben’im, korkmayın!’ Tekneye, onların yanına çıktı. Rüzgar dindi. Öğrenciler şaşkınlıktan donakaldılar“ (Markos 6:46-51).

Önceki dünyanın tayfun gibi azıtan günahını o ürkütücü tufanla yargılayan evrensel Yargıç, hakka adalete dayanan ilkelere sarılan Nuh’la ailesini kurtardı. Kendi önerisiyle kurulan gemide.. Bu Tanrı kadına erkeğe güçlü bir kurtarıcı, bir kaptan gönderdi. İsa Mesih insan bedeni kuşandı, günahlarımıza karşı haçlandı, gömüldü, ölümden dirildi, yücelere yükseldi ve yeniden gelişinin güvenliği insanlığın parlak bekleyişi oldu. O, „Yol da, gerçek de, yaşam da Ben’im“ dedi, „Ben aracı olmadıkça hiç kimse Baba’ya gelemez“ (Yuhanna 14:6). Her sözünü eylemleriyle kanıtladı ve gerçekleştirdi O.

Buzun ağırlığı nasıl giderilir? Tartışma istemeyen eritme işlemiyle. Uçakların buzla örtülmesini önlemek için çok önemli bir bakım gerekçesi uygulanır: Buzu eritip çözen bir sıvı (etilen glikoz) serpilir uçağa. Bu önlem alınmazsa buz baştanbaşa uçağı sarar, her yanında gittikçe kalınlaşan sert bir tabaka oluşur. Bu gereksiz ağırlık tehlikeye çağrıdır. Koşuya koyulan sporcu hiç ağırlık vermeyen incecik iplikten dokunmuş  bir fanila giyer. En önemsiz sanılan ağırlık bile koşucunun üstünde yüke dönüşür. Tenis türünden sporlara katılanların vücut ağırlığını sürekli olarak denetlemesi zorunludur. Ters durumda çeviklik ve tetiklik yitirilir. Her alanda fazla ağırlıktan kaçınılır. Beden ağırlığını kilo vermeye dönüştürebilenin yararı elbette çoktur. Fazla kiloların zararı her yerde belirtiliyor. Bunlar çeşitli hastalıklara neden olabilir.

Fiziksel ilişkilerde gözlenen bu ilkenin ruhsal ilişkilere uygulanması şöyle betimlenir: “Her tür ağırlığı ve kolaylıkla kuşatabilen günahı üstümüzden atalım. Önümüzdeki koşuyu katlanışla koşalım. Gözlerimiz imanımızın Önder’i ve yetkin kılıcısı İsa’ya bakar olsun” (İbraniler 12:1,2). Varlıkta Tanrı düzenine ters giden, ona karşıt düşen günah ağırlığı en baskıcı yüktür. Yaşamındaki günahın böylesi bir yük olduğunu hiç düşündüğün oldu mu? Kafanda yüreğinde taşıdığın büyük küçük her günah eninde sonunda canını sonsuz mahva sürükleyecek olan korkutucu yüktür. Bundan sıyrılmanın gereği Tanrı’nın senden kesin isteğidir, çünkü günah Tanrı’ya iğrençliktir.

Can tatlıdır. Kişi onu tehlikeye atmak istemez. Ama gelgelelim varlığı sarsan, onu uçuruma iten yıkıcı etken her an karşında duruyor, sinsi sinsi sırıtıyor, ruhunu içten kemiriyor. Özvarlığı kutsallık olan Tanrı’yı en önde üzen bozukluk, günahlılığın ve günahındır. Günahın kaynağı kökeni şeytan, yani iblistir. Canın düşmanı. Yaradan’ın her işine ve eylemine karşı savaşan iblis O’nun özgür yarattığı insanı yıkıma sürüklemeyi amacı kıldı, kurnazlıkla ona günahı soktu, Yaradanı’ndan kopardı.

Günah, kaldırılamayacak kalınlıkta buz tabakası gibi tüm varlığını sarmış. Aklın, düşüncen, görüşün günahla kaplı. Canın günahla dolu. Ağzın günah sözleriyle yüklü: Yalan, düzen, yemin billah, iftira, lânet, sövgü, aldatı, her çeşit dolap ve daha neler! İşin, davranışın günahla yüklü. Başarabildiğin övünçlü ve geçerli işlere karşı bir sürü kötülük ve yolsuzluk çirkin yüzünü göstermeye her an hazır! Acıklı gerçek, günah ağırlığının güngünden yoğunlaşmasıdır. Öte yandan, Yaratanı’yla sağlıklı ilişki özleyen ruh içerde inim inim inlemekte.
Giderek kalınlaşan günah tabakasını nasıl eritebileceksin? Günah kavramı geneldir. “Günahımız  yoktur  dersek  kendi  kendimizi  kandırırız  ve  gerçek  bizde  barınmaz” ( I.Yuhanna 1:8 ). Dinler töreler günah tutsaklığının istenmeyen bir kötülük olduğunu tanır, kendine göre bir kefaret yolu öğretmeye çalışır. Ama şimdiye dek hiçbir din kendi bağlısına günaha karşı kesin yengi sağlayamadı, işlenen günahların silindiğini, insanın özgürlüğe kavuştuğunu, sonsuz yaşam güvenliğinin kesinleştiğini bildiremedi. Çünkü Tanrı karşısında olanaksızdır bu.

Öylesi ağırlığı taşıyarak uçmaya başlayan uçaklara kötü sonuçlar getiren buz tabakası gibi günah da aklı, dili, eylemleri çelmiş, hem de her gün, her an kalınlaşmakta, yüreği baştanbaşa nasırlaştırmakta. Çoğu kez kişi bundan bilgisiz; çünkü varlığın derininde günah pinekleşmiş. Hayır sevap, din-töre, elbise, şapka, sakal, bıyık günahın bulucusu ve etkileyicisi şeytana vız geliyor; “Oyalanın siz bunlarla” diyor, “Ben işimi nasıl sürdüreceğimi iyi bilirim!” İblis böyle tiye alıyor savunmasız insanı. Bazıları bedenine ıstırap çektiriyor, bir çözüm getirebilir düşüncesiyle şeytanı taşlıyor. Kısır döngü sürüyor. Bazı gafil gençler Satanist oluyor. Günah, korkunç bir kasırga gibi her yanı kasıp kavuruyor. Nedir toplumun, kişinin çektiği çileler zinciri? Tümünün gerisinde günahın amansız egemenliği har vurup harman savurmakta.

Kimi emekçi kardeşin uğraşı hamallıktır. Ağır yük altında ezilenin durumu elbette üzücüdür. Kimi yaşam boyu borç ağırlığı taşır, borçtan sıyrılamaz. Kimi yaşam boyu her tür başarısızlığın ağırlığı altındadır. Elini neye sürse bir sonuç bulamaz. Acırız bu kişilere. Kardeşi Habil’in etkin inancına karşı ayranı kabaran Kain Habil’in canına kıydı; ilk katil oldu. Bu adam yaşam boyu kan akıtıcılık suçunu taşıdı. Daha bir sürü ağırlık vardır. Ama en korkunç ağırlık günahtandır. Ve işin üzücü yönü, ademoğlu bu ağırlığın farkında değil! Özgür kılınmayı aramaz. Oysa Tanrı’nın kişiye önemle vurguladığı gerçek, günah ağırlığının cana sonsuzlar boyu işkence çektireceğidir.

Karbon monoksitin öldürücü gaz olduğu gibi, günah da ruha ölüm sıkan kahredici şırıngadır. Ademoğlunu her tür armağanla donatan Yaradan’ın sağladığı yaşam en üstün değerdir. Kurtarıcı Mesih insan yaşamının tüm dünyadan daha üstün önem taşıdığını vurgular. Öz niteliği kutsallık olan yüce Tanrı’yı en çok üzen sorun kişinin öz yapısını kemiren  günah bozukluğudur. Gücüne, yeterliliğine yaraşan eylemlerle günaha karşı akılları şaşırtan kurtulmalığı sundu O. Yücelerden, öncesiz Sözü, biricik Oğlu İsa Mesih’i insan bedeninde dünyamıza gönderdi. Günahsız Mesih senin günahın için de öldü. O kalın buz tabakasını kaldırmak, varlığını kutsallıkla donatmak Mesih’in temel isteğidir. Tanrı’nla kesin barışa sadece böyle kavuşabilirsin. Ölüler arasından dirilen Rab İsa Mesih’in günahı arıtma gücü kesin ve tümdür. Elbette O’nu imanla değerlendirene: “Çünkü atalardan gelme boş yaşayışınızdan, yozlaşan gümüşle ve altınla kurtulmadığınızı biliyorsunuz. Tersine, lekesiz kuzuyu andıran Mesih’in değerli kanıyla kurtuldunuz. O, dünyanın kuruluşundan önce bilinmişti, ama çağların sonunda sizin yararınız için açıklandı” (I.Petros 1:18-20).



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

40

Çok sık duyulan bir savunma sözü: “Dinimiz tolerans dinidir.” Ve ardından kendi kendini kutlama.. Müsamaha ya da hoşgörü anlamına gelen bu kullanımın kökenbilimi, ayrımlı kanış ya da inanca izin vermek, onu serbest bırakmak, ona katlanmaktır. Şu dönemde sık sık duyulan bu uygulamanın gerisinde neler saklıdır? Yerine göre başka başka anlama çekilen bu görüş her dilenen uca esnetilebilir, sağlıklı tutum sanılırken çok sağlıksız sonuçlara yol açabilir. Toleransla ne demek istendiğini kavrayabilmek için konuya Tanrı Sözü’nün ışığı altında eğilmek yararlıdır.

İpin ucu bu sözü kullananların elindedir: “İşime geldikçe kanışında sana serbestlik tanıyorum; ama onu kesebilme hakkı ve yetkisi daima elimde.. Üstünlüğümü tanı, hakkı veren de çekebilen de ben olduğumu anımsa!” Tolerans sözü hakça davranışa saygısı olanın hiç kullanmaması gereken, alt yanı karanlık bir yöntemdir.

Öte yandan özellikle aktöre, sağtöre (etik) değerlerinin kayıp gittiği şu çağda, her eyleme ya da davranışa bile bile göz yumarak ‘eyvallah’ demek toleransın yeni bir kuşanımı. Hiçbir atılımı kınamayacaksın. Kısıtsız seks özgürlüğü mü? Kafaya estiği gibi bir kadını bırakıp başka kadını almak mı, ya da çokevliliği kucaklamak mı? Kumarcılık, içkicilik, uyuşturuculuk, şovenizm, ırkçılık mı? Sanat maskesi altında her tür çirkinlik mi? vb. Tolerans günlerindeyiz, başkalarının işine karışamazsın!

İşte toleransın iki uca çekilen esnekliği! Sağlıksız, sevgisiz, tutarsız.. En üstün erdemleri belirten, bunlara yükselebilmek için günahlı bireyi yeniden doğuşa, kökten değişmeye, pak yaşama, taptaze gönence getiren Rab İsa Mesih gerçek özgürlüğü sağlar, hiç kınanamayan ilkeleri bağışlar. inanlısında konut kuran Kutsal Ruh doğruyu eğriyi aydınlığa çıkarır, kişiye sağlıklı değerleri tanıtır. O insan ne dininin toleransçılığıyla övünür, ne de toleranslıyım diye giderayak ters tutuma ve eyleme gözünü yumar ya da onu alkışlar. Kişisel karardan esinlenen toleransın esnekleştirilebildiği, verilip yine geri çekilebildiği keyfi bir çağdayız. Sorumlu kişi tanrısal kavramla düşünsün, tutumunu düzene soksun! İsa Mesih’in vurguladığı yaşam ilkesi şudur: “Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Çünkü onlar yeri miras alacaklar. Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara! Çünkü onlar doyurulacaklar. Ne mutlu başkasının acısına ortak olanlara! Çünkü onlar acılarında destek bulacaklar” (Matta 5:5-7).

Kim yetki veriyor sana insan kardeşinin kendi görüşünle bağdaşmayan inancını, görüşünü, düşüncesini sence onaylanan ya da onaylanmayan tutum diye değerlendirmeyi ve işine gelmeyince yetkini kullanarak toleransı kesivermeyi? Eksik olsun böyle tolerans! Ama sorun burada bitmiyor. Gidelim öbür uca. Yine kim yetki veriyor sana oturmuş, kesinleşmiş erdem ilkelerini zorlayan, nicelerin başına belayı berzah yığan tutumlara eylemlere hiç tınmaksızın kişisel onayını yapıştırmayı? Sağlıklı aktöreleri ayak altına alanları onaylamayı.. Haksızlığa, baskıya, bozukluğa, düşüklüğe, utanca karşı tınmazlıktan gelmeyi.. Değer yargı her yanda hakkını aramakta.

Kimya, fizik, matematik kurallarını zorlayana göz yumulmaz. Buna kalkışanın yetkisini, sorumluluğunu kesenkes noktalarlar. Ama öylesi kayganlığa düşmüş bir çağdayız ki, çevremizde ne olursa olsun bunlara omuz silkelim, hiç aldırış etmeyelim! Çünkü toleranslıyız.. Tanrımız kutsaldır; günah O’nun öz varlığına meydan okuyan küstahlıktır. Tanrı günahlıyı sever, onu günahtan özgür kılmak ister. Katlanışı bizimkinden kat kat üstündür. Ama günaha karşı hiç toleransı yoktur: “Sen bunları yaptın, ben sustum; beni kendin gibi sandın“ (Mezmur 50:21). “Bu işleri yapanlara ölüm yaraşır diyen Tanrı kurallarını bilmelerine karşın, bunları yalnız yapmakla yetinmezler, üstelik yapanları da onaylarlar“ (Romalılar 1:32). Kesin yargı budur. Evet, hak Tanrı herkese sevgiyle davranır; bu eşsiz sağlayışı değerlendirene yaşamanın güzelliğini gösterir.

İsa Mesih’i çekemeyen, tanrısal eylemlerini gördükçe küplere binen din adamları tolerans ipini diledikleri gibi zorlardı. Para mal canlısı haksızlık erbapları deveyi hamuduyla yutar, buna karşı sudan sivrisineği süzerdi. Hiç ara vermeden İsa’yı adım adım izlerler, kadına erkeğe doğaüstü hizmetlerini şu ya da bu yolla kınarlardı. Aradıkları bir fırsatı buldular: Cinsel uygunsuzlukta yakaladıkları savunmasız bir kadını yaka paça Isa’nın önüne dikip, „Musa’nın yasası uyarınca bunun taşlanması gerekiyor“ dediler. “Sen ne dersin?“ (Yuhanna 8:1-11). İpin ucu ellerindeydi.

Dolap çevirme üstatlarının içini de dışını da çok iyi bilen İsa yere eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu — belki adlarını (bkz. Yeremya 17:13). Suçlayıcıları suçluyordu İsa: “Aranızda kim günahsızsa kadına ilk taşı atsın!“ Çil yavrusu gibi dağıldı seciyesizler. Kadını tek başına bıraktılar. “Ey kadın, seni yargılayanlar nerede? Kimse seni suçlu çıkarmadı mı?“ “Hiç kimse ya Rab!“ deyince o, İsa, “Ben de seni suçlamıyorum; git ve bundan böyle günah işleme!“ diyerek günahlı kadını affa kavuşturdu.

Tolerans sorununa isa Mesih açısından eğilen köklü biçimde aydınlanır. Hayır; İsa’da tolerans yoktur, günaha göz yumma hiç yoktur. Günah ne kalıpta açıklanırsa açıklansın onu yargılar; öte yandan da tutumunu değiştiren günahlıya acır, onu sever, onun yerine haça çakılan günahsız kurtarıcı olarak affeder. Bir daha günah işlememeye yetenek verir, arıtılmış yaşamı gerçekleştirir. Olayda görüldüğü gibi tolerans bin bir düzenle zorlanan, kişinin işine yaradığı biçimde kalıplanan esnek bir iptir. Başkasına tolerans veriyorum diyerek koltukları kabaran, derisine sığmayan insan iç dünyasındaki düşüklüklerle ilgilensin. Değişmeyen ilkesinden kıl payı ödün vermeyen Hak Yargıç’ın karşısında dikilecek, orada ne tolerans, ne de kayırmacılık bulacak.
      
   Genç ekonomist seçkin Ekonomi Okulu’nu başarıyla bitirmiş, prestijli bir şirket onu hemen işe almış, omuzuna geniş sorumluluklar yüklemiş. Kısa zamanda yükselmiş, şirketin yönetim kurulunda oturmaya çağrılmış. Tüm kararların orada verildiği kurul.. Şirkete çok çekici bir iş önerisi geliyor; herkes heyecanlı. Sözleşme gerçekleşirse gelişim çok parlak. Bu önemli işi getiren, sözü geçer iki kişi var heyetin karşısında. Onlarca karakterli ya da karaktersiz olmanın hiçbir önemi yok! Yeter ki para kırılsın. O iki kişi eninde sonunda anlaşmayı bütünlemek için el altından önemli bir bağış diliyor, kısacası rüşvet! Kurulda herkes, ne yapalım iş iştir düşüncesiyle açıktan parayı sunmaya hazır. Sıra genç ekonomiste gelince, „Ben bu karara katılamam“ diyor, “İsa Mesih’e bağlılığım bende temiz karakteri gerektiriyor.” Bir anda tüm kurul üyeleri şaşkın şaşkın birbirine bakışıyor. Oturum dağılıyor, şirket müdürü genç ekonomisti bir kenara çekip konuşuyor: “Şirketin yararı, çıkarı en önde gelen kovalayışımızdır. Sen bunu baltaladın. Başarılı çalışman çok güzel; ama bu yetmez! Bundan böyle yönetim kurulunda yetkin kalmıyor.” Genç ekonomist şirkette kendisine olanakların kısıtlandığını oracıkta anlıyor, başka bir iş aramaya koyuluyor.

Neyle betimlenebilir karakter sağlamlığı? Kış aylarında, özellikle kuzey ülkelerinde saçak buzu, ya da buz salkımı diye bilinen görünüm iç açıcıdır. Kılıcı andıran uzun buz parçaları yapıların saçaklarından büyük birer kalem gibi sarkar. Bunlar tertemiz sudan oluşmuşsa, güneş ışınlarının çarpması çok beğenilen bir görünümü oluşturur. Ama damdan gelen su kirli ve çamurluysa kimse onlara bakmaz.
İnsanı insandan ayırt eden özelliğe eskiden seciye denirdi. Yeni deyimi: Özyapı ya da ıra. Karakter diye bilinen erdem düzeyinden şaşana seciyesiz, ya da karaktersiz denir. Konuşması, tutumu, davranışı kararı okka dört yüz dirhem denebilecek kim vardır? Ademoğlu günahlı yüreğini karakteriyle gösteriyor. Paklığı tartışma kaldırmayan buz salkımı gibi her bozukluktan arı varlığı nerede bulmalı? Tutumu günaha, düşüklüğe daima açık kişinin önüne her gün bir sürü bozukdüzen, hatta karanlık öneri fırlatılır. Sapasağlam iç yapıyla bunları gerektiği gibi göğüsleyebilmenin yolu ne olabilir?

Okullar, üniversiteler bir yarışma alanı. Herkes başarıyı kovalamakta. Kopyacılık en kestirme yol. Karakteri yıkan bu hileye rest çekebilen genç kimdir? Hakkım neyse olana razıyım, diyebilen.. İki arkadaş otolarında giderken mafiya düzenlerini enikonu yeriyor, çamura bürüyor. Yol kenarında çantayla kaçak içkiler, sigaralar süren birine takılıyor gözleri. Fırsat bu fırsat.. Mafiya dolaplarına sen de katkıda bulun, mallarını satın al! Kınaması çok kolay, uygulaması çok güç, değil mi? Niceler karakterli olmayı, karaktersizlikle değiştirmiş. Pak karakterden önde tutulan gerekler enine boyuna sırıtmakta. Elbette, karakterli olmak isteyenler çok; ama ilkin bastıran sorunlarla ilgilenmeli! Bunlar çözüldükten sonra, karakteri iyileştirmeye belki zaman kalır. Ne var ki, kirli damlalar giderek kümeleşir, buz salkımı  çirkinleşir.

Kökten çürük ortamda akıntıya kürek çekenlerdensin sen de. Siyaset alanı bozuk mu bozuk! Ticaret dünyasında sağtöre aktöre pazara çıkarılmış. Eğitim kuşakları sarsıntıda. Spor ilişkileri sarsak sursak. Düzensizlik her yanda egemen! Din kuruluşları bozukluğun önemli bir kesimi..  Parlak karakteri özleyen, bunu arayanlar nerede?

İnsanlık tarihinin geçmişinde geleceğinde günahsızlık, kusursuzlukla beliren tek kişi vardır: Yüceden gelen, yine yücelere yükselen İsa Mesih. Salt O’dur parlak karakteri insan yaşamına getirebilen, bu karakteri yıldızlar gibi her yanda parlatabilen. Kimse irade gücüyle, din görenekleriyle, demokrasiyle, eğitimle, kültürle ve daha ne varsa hiçbir şeyle Tanrı’ca onaylanan, insanlara taş çıkartan karakter tümlüğüne erişemedi şimdiye dek. Bu eylem tanrısaldır, yüceden sağlanan bütünlemedir.

Karakter bozukluğunun gerisindeki etkenler ne olabilir? Bencillik, yalancılık, yararcılık, para-zevk-san arayıcılık, haksızlıkta sakıncasızlık, din perdesi gerisinde her tür çıkarcılık, vb. Kirli su damlalarının birikintisi görünümü yozlaştırır. O kişide kin var, düşmanlık var, sürtüşme var, adaletsizlik var ve daha neler yok! Birey kendini kendi ölçüsüyle ölçer, ama herkesçe görülen köy kılavuz istemez. Karaktersizlik bangır bangır bağırır.

Karaktersiz insanlar pak karakter kaynağı İsa Mesih’i yargıya çektiler. Karşılarında en güçlü orduların üstünlüğünden daha pek yeterliliği olanı görünce ne edeceklerini şaşırdılar. Suçladıkları İsa’nın önünde suçlu-yargılı duruma düştüler. Mesih’in günahsızlığı karaktersizlerin bozukluğuna ayna görevini gördü. Peygamber Tanrı yargısını şöyle dile getirir: „Buğday ektiler dikenler biçtiler. Emek verdiler yarar görmediler. RABBİN aşırı öfkesi nedeniyle ürünlerinden utanacaklar“ (Yeremya 12:13).

İsa Mesih günahlı bireye yeniden doğuş verir, onu yeni karakterle donatır, Tanrı’nın meleklerin karşısında parlak aşamaya yükseltir. Bu kişi bundan böyle karakterini lekelendirmemeye kararlıdır. Karakter parlaklığını benimseyen, başka Mesih bağlılarıyla sürekli paydaşlıktadır; güçlenir ve onları güçlendirir. Günahın, bozukluğun çekiciliğine kapılmaz. Temiz karakterin sürekli paklığı için imanla göksel Babası’na yakarır, karakteriyle oynamanın getireceği acıklı sonuçları göz önünde tutarak, engerekten kaçarcasına bozukluktan kaçar. Ona bu yeterliği kurtarıcısı sağlar. Pak karakter arayan Tanrı’nın koyduğu yasaları yaşamda kurtarıcı Mesih gerçekleştirir. O seni de çağırıyor: „Ben bunun için doğdum, gerçeğe tanıklık edeyim diye dünyaya geldim. Gerçekten yana olan herkes sesime kulak verir“ (Yuhanna 18:37).



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya


41

İnsanlığın başına Demokles’in kılıcı gibi asılı duran nükleer savaş öcüsü yaklaşık on yıldır etkisini yitirdi. Bir bakımdan rahatladık. Ama başka başka kılıçlar, hem de yoğunlaşan hızla güncel yaşamı baskıda, korkuda, kuşkuda kıskıvrak sıkıştırıyor: Uyuşturucular salgını, AIDS virüsü, cinayetler, mafialar, kanlı eylemler, ekonomik bunalımlar, çevre kirlilikleri, nükleer artıkları, asit yağmuru, nüfus patlayışı, işsizlik, eğitimsizlik, sağlıkta bakımsızlık, siyasette yolsuzluk, ve ve ve.. Bunlara doğa felaketlerini de eklersek altı sakat, kaygan yeryüzünde bulunduğumuz o anda akılları oyalıyor.

Bu sorunlar birçok kişiyi düşündürmekle birlikte, onlara karşı umursamazlıkla davrananlar, kayıtsız kalanlar da çok! Günümüzden birkaç bin yıl önce Eyub şöyle demiş: “Ademoğlu sıkıntıya doğar. Tıpkı kıvılcımların yukarıya uçuştuğu gibi... Kadından doğmuş insanın günleri kısadır ve sıkıntıyla doludur” (5:7; 14:1). Genel bunalım yalnız ademoğullarını değil, yaşayan varlıkları ve tüm doğayı etkilemiş. Bu görünüm Kutsal Kitap’ta şöyle anlatılır: “Tüm yaradılışın şu ana dek birlikte inlediğini ve doğum sancısı çekercesine birlikte kıvrandığını biliyoruz” (Romalılar 8:22).

Şu çileli dünyayı kapsayan genel acı ve sarsıntı, İsa Mesih’e inananların güvenlikle beklediği parlak çağı haber veriyor. Karanlık ışığın habercisidir, demiş bir düşünür. Evet, İsa Mesih’in günahtan arıttığı kadına erkeğe O’nun görkemli gelişini güvenle gözleyene, çalkantılı yeryüzünde Bin Yıllık barış ve esenlik hükümranlığını kesin imanla bekleyene sarsılmaz gerçek budur.

Şu bunalımlı çağın ötesindeki durumla tanış olmak, kişinin varlığına karşı en başta beliren sorumluluğudur. Bu konuda Tanrı hiç kimseyi bilgisiz bırakmıyor. Yeryüzüne ilk kez gelip kurtuluş sağlayan Mesih, ikinci gelişinde kendisini bekleyenlere esenlik getirecek. Şimdiki yaşamın ötesindeki gelişimleri öğrenmek somut bilgi edinmektir. Konuya ilişkin Mesih’in anlattığı ilginç bir olay var: “Varlıklı bir adam vardı. Giysileri erguvan çiçeği renginde ince ketendendi. Kapısının önüne Lazaros adında bir yoksulu yatırırlardı. Bedeni baştan başa açık yaralarla doluydu. Varlıklı adamın sofrasından atılan atıklarla karnını doyurmaya özlem duyardı. Köpekler de gelip açık yaralarını yalarlardı. Günlerden bir gün yoksul adam öldü, melekler tarafından Ibrahim’in yanında oturmaya götürüldü. Varlıklı adam da öldü ve gömüldü. Ölüler ülkesinde işkence çekerken gözlerini kaldırınca ırakta İbrahim’i ve yanında oturan Lazaros’u gördü. ‘Ey İbrahim baba!’ diye seslendi, ‘Bana acı. Lazaros’u gönder de parmağının ucunu suya batırsın, dilimi serinletsin. Çünkü bu alevin ortasında acıyla kıvranıyorum.’ Ama İbrahim şu yanıtı verdi: ‘Ey oğul, yaşamında iyi şeylerle gönenç bulduğunu, Lazaros’un ise türlü kötülükler çektiğini anımsa. Ama şimdi o avutuluyor, sense acıyla kıvranıyorsun. Üstelik, bizimle sizin aranızda koca bir boşluk saptanmıştır. Öyle ki, buradan oraya geçmek isteyenler bunu başaramasın; oradan da hiç kimse bizim bulunduğumuz yere geçemesin.’ Bunun üzerine adam, ‘Sana yalvarırım, ey baba!’ dedi, ‘Lazaros’u babamın evine sal. Beş kardeşim var. Onları uyarsın ki, onlar da bu işkence yerine gelmesinler.’ Ama İbrahim şu yanıtı verdi: ‘Musa’yı ve peygamberleri biliyorlar. Onları dinlesinler.’ Adam, ‘Hayır, İbrahim baba’ dedi, ‘Ama ölülerden biri onlara giderse, günahlarından dönerler.’ İbrahim de ona, ‘Eğer Musa’yı ve peygamberleri dinlemiyorlarsa, ölüler arasından biri dirilse bile inanmazlar’ diye karşılık verdi“ (Luka 16:19-31).

Düşünceleri şu geçici yaşamın ötesine, zaman ve mekan kavramının ilerisine, sonsuza, sonsuzun görünümüne taşıyan Rab İsa Mesih canlı bir gelişimi ayrıntılarıyla açıklıyor. O herşeyi bilendir; öncesiz çağlardan geldi, sonsuza yükseldi. O’nun değindiği dönemde de bunalımlar eksik değildi. Adı verilmeyen kişinin tüm kovalayışı yazlıkkışlık evler, parlak giysiler, iştah açıcı yiyecekler, kazanç getiren uğraşlardı. Bunların gönencindeyken acıma duygusunu körletti. Canı kayrasıyla kurtaran, seven ve acıyan Rabbi gerçek kişiliğinde tanımamak, O’na Babam diyememek sevgiyi acıyışı düğümler, yaşama da sonsuza da sağlıklı yaklaşımı engeller. Şu sağlıksız dönem sağlıklı görüşü, sağduyulu yaklaşımı gerektirir. Bunuysa İsa Mesih verir.

Yaşama-sonsuza ilişkin böyle bir kavrama gelmeyenin durumu bencillik derininde çalkantı, geleceği de umutsuzluk karanlığında iniltidir. Varlıklı kişi kısa yaşamın özüne, içeriğine hiç eğilmedi. Kafasında kurduğu giderayak formüllerle yaşam gizinin basitine gitti, akılsızlığın ürününü devşirdi. İşler tıkırındayken günah boyunduruğunu, kurtuluş gereğini, sosyal yükümlülükler çağrısını hasıraltı etti. Gününü gün etmenin aldatıcılığıyla kenetlendi; günlerden birgün öldü ve gömüldü. Parlak cenaze töreni, bol keseden övgü canını gelecek işkenceden kurtaramadı. Mesih’in kurtarışını tepmek onun yaşamına mal oldu. Sayısız kişinin tutumu bu değil mi?

Isı, ışık, elektrik, denge ve devinim kurallarını iyice bilmeyenin fizik dalında çalışmaya heveslenmesi yanlışlar zincirini oluşturur. Kimya etkilerini ve bileşimlerini kavrayamayanın formüller simgelemesi gülünç sonuçlar doğurur. Bunlara benzer olarak sağlıklı yaşam görünüşüyle ilgili aktöre, sağtöre, etik, erdem, özveri, sevgi, sevecenlik, yararlılık ilkelerini benimsemeyenin Allah konusunu etmesi, laf cambazlığıyla uğraşmaya eşitdeğerdir.

Tanrı’ya beğenilen, insan kardeşi sevindiren yaşamı belirten ve apaçık sergileyen İsa Mesih, kişinin temel gereksinimlerini güneşin nesneleri parlattığı gibi, tüm şüphe bulutlarını dağıtırcasına tanımladı. Yeryüzündeki parlak hizmetine başlarken bir dağa çekildi, kırk gün kırk gece oruç tuttu, dua etti O. Doğallıkla bu uzun süre sonunda açlık duydu. Günahsız İsa’yı günaha kışkırtmayı kendine amaç edinen iblis, bulunmaz fırsatın ele geçtiğini sandı. Kirli düşüncesi binlerce yıl geriye, Aden bahçesine gitti. Yaradan’ın kusursuz-günahsız yapıtı Adem’le Havva’yı ustalıkla nasıl tongaya getirmişti! O yenginin tadı daha anısındaydı. İnsan soyu o gün günaha tutsaklanarak, Yaradanı’yla sağlıklı ilişkiden koparılarak cennetten atılmamış mıydı? Ama şeytanın oyunu karşısında çaresiz kalmayan Tanrı şimdi Kurtarıcı’yı gönderiyordu.

İsa’yı sıradan bir kötülüğe dürtmekle değil, O’nu yasal sayılan eylemlerle bozabileceğini tasarlayan iblis insanlığın kurtarıcısına aynı sinsilikle yaklaştı. İblis Mesih’i gerçek amacından saptırabileceğini sandı. “Eğer Tanrı’nın Oğlu’ysan” dedi, “Söyle şu taşlar ekmek olsun!” Mucize işleyen İsa’ya bundan daha doğal bir öneri gelebilir miydi? Ne var ki, yeryüzüne gelişinin amacını ve sonuçlayacağı eylemin sonucunu çok iyi bilen Isa böyle bir oyuna gelemezdi. Hemen şeytanı yanıtladı: “İnsan yalnız ekmekle yaşamaz, Tanrı’nın ağzından çıkan her Söz’le yaşar” (Matta 4:1-4).

Tanrı’nın hiç eskimeyen, değişmeyen ilkelerini insanlığa anlatan Mesih, sağlıklı amaca ulaşmak için doğal sayılan gereksinimlerin bile ikinci sıraya itilmesi gerektiğini belirtti. Taşları somunlara dönüştürüp açlığını gidermek İsa’ya en kolay işti elbette. İki ayrı durumda birkaç ekmekle balığı çoğaltarak binlerce insanı doyuran O değil midir? Kırk yıl süreyle çölde susuz ekmeksiz dolaşan İsrail toplumunu yüceden gönderdiği manayla besleyen kimdi? Ama çıkarcılığa, yararcılığa hiçbir durumda ödün vermeyen Mesih, iblisin çirkin önerisine uyarak eyleme başvurmadığını insanlara ve meleklere gösterdi.

Yiyeceğe gereksinim yaşamda ilk sırayı mı tutar? Belki! Ama belirli durumlarda bunun kişiyi bencil davranışa götürdüğü de yadsınamaz. Oburluk, açgözlülük, pisboğazlık, tıka basa atıştırarak mide fesadına uğramak da bambaşka konu. Bunların yanı sıra, tok acın halinden anlamaz, tok evin aç kedisi, acından ölmek gibi deyimler açlıktan kırılanları anımsatan uyarıcı, eleştirici kullanımlardır. Insanlık ailesinde altı kişiden birinin açlıktan kıvrandığı, her geçen gün kırk beş bin çocuğun açlık ve hastalıktan öldüğü, insan kardeşin çöp tenekelerinden yiyecek aradığı utandırıcı bir dünyadayız. Kutsal Kitap’ta şu gerçek belirtilir: “Yemekler mide içindir, mide de yemekler için. Tanrı onu da, ötekini de ortadan kaldıracak. Beden de rasgele cinsel ilişki için değildir, Rab içindir. Rab da bedenin esenliği içindir” (I.Korintoslular 6:13).

Doğal düzeyde doğan, yetişen ve yaşamını sürdüren ademoğlu bir sürü isteme tutsaktır. Insan bedeni kuşanarak insanlar arasına gelen kurtarıcı Mesih, somut ve sağlıklı değerlerin doğal düzey ötesinde bulunanlar olduğunu gösterdi. Maddi şeylere bağlılık, çıkarcılık, bencillik, rüşvetçilik, açgözlülük puta tapıcılıkla eşit tutulur Kutsal Kitap’ta. Bu tutsaklıklardan özgürlük doğal gereçlerle, dinsel göreneklerle sağlanamaz. Böyle köklü bir aşamaya ruhsal-göksel güçle varılır. Tanrı Mesihi’ni bunu gerçekleştirmeye gönderdi.

Yaradan toprağı suyu yaptı. Toprağı suya gereksinimli kıldı; suyu da, toprağı sulamaya.. Suyun toprağı sulaması sevindiricidir. Günaha tutsak ademoğlunu kurtarmaya, ona yepyeni yaşam sağlamaya gelen Mesih, insanın sadece para kazanmakla, mal mülk yapmakla, uyku uyumakla, zevk, keyf, seks ardından koşmakla yaşam amacına ulaşamayacağını vurgular. İsa, Tanrı’nın ağzından çıkan her Söz’le kişinin canını doyurması gerektiğini belirtir.

İsa Mesih’in şu bildirisi seni de içerir: „Insan tüm dünyayı kazanır da canını zarara uğratırsa ne yararı olur? Ya da, insan canına karşılık ne ödeyebilir?“ (Matta 16:26). Temel değerlerin sürekli kaydığı, hep altüst edildiği ortamdayız. Yaşamda en üstün saydığın değer ne olabilir? Kurtarıcı  Mesih’in vurguladığına göre, bu kendi canındır. İsa bunu bir kuram, yorum, görüş olarak öne sürmedi. Canın kurtulsun diye kendi canını kurtulmalık kıldı. Tövbeyle, imanla O’nu değerlendirmek Tanrı ve melekler karşısında en sağlam karardır.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

42

Bazıları eğlenirken müziğe ayak uydurur, dansla hoşça vakit geçirir. Birçoğu dansın eğitici-estetik özelliğini geliştirerek onu herkese beğendirir. Dans inceliğini öğreten enstitüler bu kolu sürekli geliştirir. Bunlar sanatın inceliğiyle ilgilenen gençleri ha bire eğitir. Bale sanatını biçimlendirenlere, adımları figürleri düzenleyenlere korograf denir. Sahnede ince eğitimini sergileyerek düzenli beden devinimlerini ustalıkla uygulayan oyuncu alkışlanır, başarılı artistlerden sayılır.

Saygıya desteğe değer bu yapıcı sanata ters yönden koşut düşen yıkıcı bir oyun her geçen gün her köşede sahneye koyuluyor. Bir toplumbilimci buna düşündürücü adı takmış: Ölüm Dansı. Kovalama, sapmış kafaları mahvedici yöntemleri işlerliğe koymak, hükümetlerin, medyanın, toplumların tüm dikkatini kendisinde odaklandırarak davasına kaydırmak. Amaç, ölüm saçmaktan yıkım getirmekten daha da geniş boyutlu.. Tek eylemle her yana dehşet saç, bunun ötesinde acaba ne var sorusuyla herkesi uğraştır. Böylece korku dağları beklesin! Tüm ülkeye hatta dünyaya, duygusal psikolojik çalkantıyla elektrikleştirilen fırtınayı salıver: Canlı bombalar, yolcu uçaklarıyla saldırılar, uçurulan trenler, yeraltı taşıtları, köprüler, kamyon patlayıcıları, otomobil bombaları, okullarda öğretmenlerin öğrencilerin kanıyla grafiti gölleri, askeri birikimlerde kıtaller, vb. Kuşku, şüphe, güvensizlik tayfunları estirerek bütün âlemi tiril tiril titreten ölüm dansçıları gizlilikte hazırlanan planlarını her kara parçasında gözlerin önünde bütünlüğe götürüyor, kahredici amacına erişiyor.

Ürküten, tüyleri ürperten bu bambaşka dans yöntemi, güncel dünya sorunlarının ön sırasında. Düşük insan soyunun başlangıcına uzanan ölüm dansı son elli yılın canları yakan kanseri. Buna sürüklenenler, katılmaya zorlananlar da genç erkekler ve evet, kızlar! Yapıcı, kurucu, toplayıcı alanlarda başarıya ulaşabilecek gençler öldürücü gereçlere kalıplanmakta. Terörizm canavarının eğiterek tükettiği, aç mideye yem sağladığı yöntem! On yaş altında ağzı süt kokan körpe yavrular bile ürkütücü oyunun kurbanlarından. Çoğu canlı bombaya dönüştürülürlen, onları bu cendereye dürten yıkıcı güç ve etki her türünden sinsiler sinsisi amacı benzinlemekte.
Kendilerini terörizmin çirkin ağına kaptıran gençler gizli eğitimle derse çekiliyor, en şeytansal planlayıcıların nasırlaşmış yüreğinden kopan esinle robotlaştırılıyor. Sevgi, acıma, koruma duyguları ve daha her ne varsa tümünü pazara çıkarıyor. Bunların yerine kinle, ezmeyle, yıkmayla, saldırıyla aşı alıyor ve kendi canını hor görüyor. Ölüm dansının inceliğini kavrayan, kurnazlıkla her köşeye sokulabiliyor. Eylemlerini özgürlük, bağımsızlık adına yürüttüğünü kuramlarken, bu değerli ilkeleri çöplüğe fırlatıyor. İlgi toplayıcılık, kincilik, zorlayıclık, saldırıcılık, öç alıcılık, tarumar edicilik, kan kusturmacılık egemen kesiliyor. Kaba kuvvet, dehşet, ufuklarda felaket sezisi, depresyon bunalımı oluşturma terörün etkin silahları. Eğitime, buluculuğa, yararlılığa katkıda bulunabilecek gençler sağduyuyu deviren yalanla tavlanıyor; şehit düşme, cennete gitme türünden mangalda kül bırakmayan vaatlerle sinsi atılıma maşa kılınıyor. Azgınlık, kudurganlık canavarı ha bire kurbanlar topluyor; kan ağlatıyor, rüzgâr ekip fırtına biçiyor. Oyunu sahneye koyan felsefe ne? Olan şeyleri yak yık, yok et, öldür, hayal kurduğun ortam muhakkak gelecektir..

Kendileri candan geçmeyi aklının ucuna getirmezken genç değerleri bol keseden harcayan bağnazlar en şiddetli depremi oluşturarak zevkinden gülüyor. Eylemini ‘Mukaddes Görev’ cilasıyla parlaklaştırarak gizli, üstü kapalı terörist grupları biçimlendiriyor. Birçok ülkede karanlık paralarla gizli banka hesapları açıyor; hatta bazılarına ‘Yardımsever Örgüt’ adını bile yapıştırıyor. Harcadığı bin dolara karşı yüz milyonlarca kat zarar ve yıkım oluşturuyor, ulusların bütçesini ha babam kemiriyor, sarsıyor. Ve kasırga tüm evreni kapsıyor. Teröristin görüşü kendisi daima doğru, çevresi dışında kalanlarsa hep haksız hep yararsız! Er geç onun kovalayışı üstün çıkacak, kanısınca yeryüzü onun cenkleşmesiyle cennet biçimini alacak! Bu kanı egemen oldukça terörizmin alt edilebilmesi beklenmesin. Sekiz dokunaçlı ahtapotun hakkından gelebilmeye pek çok para dökülüyor, özel komando birlikleri eğitiliyor; ama terörizmin gücü bastırılamıyor. Buna bambaşka yöntem gerek.

Rab İsa Mesih özü sözü birbirini tutmayan din yetkililerini kınarken onların davranışını şeytanınkiyle koşutlaştırdı: “Siz babanız iblistensiniz ve babanızın isteklerini uygulamak istiyorsunuz. O, başlangıçtan beri katildir; hiçbir zaman gerçekten yana olmadı, çünkü onda gerçek yoktur. Yalan söylerken içinde bulunanı söyler. Çünkü yalancıdır ve yalanın babasıdır” (Yuhanna 8:44). İblisin çift ağızlı silahı aldatıyla katilliktir. Sadece Mesih bastırabilir onları. Kudurganlıkta kavrulan şu korkutucu ortamı O etkisiz kılacak, yalanla şiddetin kökünü O kazıyacak, barış hükümranlığını O oturtacak. Dünyamızın biricik umudu budur.

Niçin Mesih? Çünkü O, Tanrı’ca tüm insanlığa atanan Barış Başkanı’dır. Tanrı’nın çocuğu olma hakkını alasın diye, O kanını kendi isteğiyle kurtarmalık kıldı. Kanlı çağların sonu kapılardadır. Kutsal kanını senin affın esenliğin için kefaret niteliğinde sunan Mesih’in çağrısını dinle, imanla tövbeyle O’na dön, Tanrı’yla barış. İncil’de yazılı olduğu gibi “Bu eğri kuşaktan kurtulun” (Habercilerin işleri 2:40).

Eski çağın insanı savaşı tanrılaştırmış, ona Mars ya da Ares adını takmış. Hem de Mart ayını ona atamış! Roma’da Mars’ı göklere yükselten bir tapınak kurmuşlar, adına törenler, dinsel şölenler düzenlemişler, huyunu eylemlerini göz önünde tutarak Mart ayını yırtıcı kurtla betimlemişler. İşte tüm suçu hayal ürünü tanrılara yükleyen, tıpkı Mars gibi kendine güvenilemeyen ademoğlu.. Barış barış diye bağırırken, barışı överken, silah gücüyle sorunlara yaklaşanlara barış ödülleri dağıtırken her an kan akıtmaya hazır bir soy.. Bunun nedeni Tanrı Sözü’nde tek kelimeyle anlatılır: Acılık kökü. Öldürücü kök derinlerde çöreklenmekteyken kudurganlık barajlanamaz. Bu tehlikeli, yıkıcı ve yakıcı kökü varlıktan kesip atma doğrultusunda şu kanıtlı buyruk verilir: “Dikkat edin, kimse Tanrı kayrasına kavuşmaktan geride kalmasın. ‘Hiçbir acılık kökü büyüyüp kargaşalığa yol açmasın’ ve bununla sayısız insan etkilenip yozlaşmasın” (İbraniler 12:15).

İnsanlığın genel sayısı yedi milyar dolayında. Günah egemenliğinin tahtını kurmasıyla varlığı yönetimine alan acılık kökü, acımasız Kabil’in kardeşi Habil’i çekip vurmasıyla acı ürününü vermeye başladı. Acılık kökü her soydan her boydan tüm insanlığı etkiledi. Acılık kökünün boyutları karşımızda ve içimizde. Bencilliği besleyen bu acı kök inancını da, ideolojisini de savaş ve çatışma aracına dönüştürebiliyor; çünkü acılık kökü iç varlıkta kesin etkinliğini açıklıyor. Allah-ü-ekber bağırışlarıyla terörizm ya da savaş yapanların Allah’ı acaba nasıl biri?

Öz niteliği sevgi olan kutsal Tanrı’yı yıkıcılığa, öldürmeye alet edenlerin kendine özgü felsefesi de eksik değil: “Yok etmenin gerisinde yaratma isteği yatar!” Başkasını yok edeceksin, sonundaysa acılık kökünden yetişen ağacı büyüten bir ortam geliştireceksin. Savaşı körükleyen bir diktatör şöyle demiş: “Bu teknik insanı erkek yapar. Ademoğlunun tıpkı doğa benzeri sert yapılı, kudurganlığa katlanışlı olması gerekir. Erkeklikle kovalanan sonuç böylece elde edilebilir!” İşte terörizmi körükleyen yalan devre felsefesi. Acılık kökünün çirkin, zehirli dikenler yetiştirdiği ortam.. Kutsal Söz’ün eskatologya ile ilgili kesiminde şu çarpıcı peygamberlik bildirisi açıklanıyor: “Kuzu ikinci mührü açınca ikinci yaratığın, ‘Gel!’ dediğini duydum. Al renkte başka bir at çıkageldi. Binicisine yeryüzünden barışı kaldırma ve birbirlerini boğazlasınlar diye insanları ayartma yetkisi verildi. Kendisine bir de büyük kılıç verildi” (Vahiy 6:3,4). Dünyamızdan barış-esenlik uçup gitmiş!

Birçok ağacın kökü yüksekliğine eşittir. Kökün dalları ağacınkinden uzun, çubuğu sürgünü daha bol! Belirgin görevi, bitkiyi dimdik tutmak, gerekli suyu ve madenleri yukarıya aktarmaktır. Yetişkin elma ağacı bir saatte on altı litre suyu emer. Öz niteliği, öz yapısı acı köklerden aktarılan su, bu acılığı olduğu gibi ağaca iletir. Oradan tatlı ürün umut etmek, balığın kavağa çıkmasını beklemektir. İçerdeki acılık kökünü sulayan savaş tanrısı sona dek acılık ve yıkıcılık hevesini körükleyecek. Fetihler, gazavatlar, adaletsizlikler, terörizmler, soykırımlar sürüp gidecek. Kökün özelliği sürekli büyümek ve yayılmaktır; en çabuk gelişen kesim.. Haşaratlara, kemirgenlere yataklık eden çirkin kuru dallar budanabilir; ama azıtan kök budanamaz.

Bireyin toplumda kendine özgü yeri ve etkisi vardır. Bağrındaki duygular, tasarılar, düşmanlıklar, hiç silinemeyen sonuçları enikler. Bunu anımsamalısın. Çevrende bıraktığın etki ve tepki nedir, ne olmalı? Birçok kişi gibi sen de terörizmden tiksinebilirsin. Çoğunluktan yanasın; ama bu seni aklayamaz. Tanrı Sözü’nde şu vurgulanmaktadır: “Yürek her şeyden çok aldatıcıdır; aşırı oranda düşüktür. Onu kim bilebilir?” (Yeremya 17:9). Terörist insanın içindeki kök acı mı acı, giderek de yakınlarını, çevresini etkilemekte. Her günahlının kökü o denli acı olmayabilir; belki ekşimsi ama yine acı. Tanrı Sözü’nde uyarı herkesedir: “Ama yüreğinizde kıskançlık ve sürtüşme zehiri varsa, sakın övünmeyin ve gerçeğe karşı yalancılığa düşmeyin” (Yakup 3:14). “Aranızda kavga, kıskançlık, öfke, sürtüşme, çekiştirme, dedikodu, böbürlenme, kargaşalık olabilir...” (II.Korintoslular 12:20b).

Cana kıyan terörist kudurgan eylemine bu tür acılık birikintisini mayalandırarak, mafiyalaştırarak ulaştı. Hiç kimse hemencecik terörist kesilmedi. “Tam tersine, herkes kendi tutkusunun ayartması ve kandırması sonucu denenmeye sürüklenir. Ardındansa tutku gebe kalır ve günahı oluşturur. Günahın olgunlaşması ise ölümü doğurur” (Yakup 1:14,15). Bireyin ön sırada kafasını uğraştıracağı kişisel sorun günah illetidir. Hem günahtan, hem de bunun ürünü ölümden kurtarabilen İsa Mesih sevgiyle, kayra ve acıma güvencesiyle kalbin kapısını çalıyor: “Bırak içeri gireyim, günahtan, günahı geliştiren tutsaklıklar zincirinden seni arıtayım, düşmanlık kökünü kurutayım sana yaşam vereyim. Bana iman et, beni kurtarıcın kıl!” diyor.

Mesih’i imanla değerlendirene her tür kaba kuvvetin yok edildiği altın çağ vaat ediliyor: "Son günlerde dağların başında RAB evinin dağı pekiştirilecek... Topluluklar O’na akacak. Birçok ulus, ‘Gelin!’ diyecek. ‘RABBİN dağına, Yakup’un Tanrısı’nın evine çıkalım.’ Uluslar üzerinde yargı saptayacak, topluluklar üstünde karar verecek. Kılıçlarını saban demirleri, silahlarını bağcı bıçakları kılacaklar. Ulus ulusa karşı kılıç kaldırmayacak ve artık savaş öğrenmeyecekler" (Mika 4:1-4; Yeşaya 2:2-4). Bu duayı seslenen esenlik bulur: "Amin. Gel, ya Rab İsa!" (Vahiy 22:20).



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

43

Çok yüksek bir gökdelenden alttaki insanlar, araçlar, kısacası herşey küçük görünür. Ademoğlu kendine yakın olan durumlar, sorunlar, bunalımlar ilişkisinde belirgin korku duyar; ıraktaki çalkantılara çoğu kez kılını bile kıpırdatmaz. Ama terörizmle ilgili olaylar herkesi titretmekte. Korku, Yaratan’ın varlığa koyduğu uyarıcı duygudur. Gong görevini sürdüren çığırtkan gibi korkutucu gelişimleri, tehlikenin ciddiliğini bildirir, kişiyi bunları göğüslemeye çağırır.

Hiç kuşkusuz sağlıklı korku var; bir de sağlıksız, gereksiz korku var. İlki yararlı, ikincisi ise işkence çektirici. Çeşit çeşit işkence bilinir. Öcülerin çektirdiği işkence öbürlerinkinden beterdir. “İnsan korkusu tuzağa düşürür; ama RABBE güvenen güvenlik içindedir” diye yazılmıştır Kutsal Kitap’ta (Süleyman’ın Özdeyişleri 29:25). Ademoğlunu titreten öcülerin her biri tutsaklık sürgüsüdür. Pek çok kişi bunlarla yaşama uyanır, bunlarla birlikte gözlerini yaşama kapatır. Canavarın olmadığı yerde canavar arayanların kuşkuculuğu, amansız bir öcünün egemenliğinde bocalamaktır. Birçok kişi öcünün işkencesinden özgürlük dileyecek yerde onu nefis, semirici, doyurucu yiyeceklerle sanki besler!

Bir kişinin yaşamda olgunluğa ulaşıp ulaşamadığı, onun korktuğu şeylere bakıldığında anlaşılabilir. Öcü her an köşededir. Ama yaş ilerledikçe öcünün yöntemi, saldırısı, çeşidi de değişir. Bir öcü çekilir, yerini başkasına bırakır. Çocuk doktordan korkar, berberden korkar, yitirilmekten korkar, karanlıktan korkar, annesinin öleceğinden korkar, başka çocuklardan korkar. Zamanla bu öcüler gider, aklın gerisinde başkaları peydahlanır. Bunlar da insana epey işkence çektirdikten sonra buhar gibi dağılır. Öte yandan bazı korkular giderek yoğunlaşan baskıyla işkencesini sürdürür. Bilinen öcüler sanki güngünden gelişir, her an başa çorap ördürür.

Atalarımız Adem’le Havva korktu. Kesin buyruğa karşı gelerek günah işleyince, çıplaklıklarından utanç duydular, çattıkları incir yapraklarıyla kendilerine önlük tasladılar. Yaratan’ın sesini işittiklerinde gizlendiler. Tanrı bunun nedenini sorunca Adem şu yanıtı verdi: “Sesini bahçede işittim ve korktum. Çünkü çıplaktım” (Yaratılış 3:1-10). Günah atalarımızın içinde korku oluşturdu; korku onları Yaratan’dan gizlenmeye götürdü. Günah, korku, gizlilik.. Bunlar üç yönlü işkence çektiricidir. Öyle kolaylıkla baştan savılamayan.

Suçlu çıkaran günahtır; canı yıpratır, çözümü gizlenmekte gösterir. Bu yüreğin tepkisidir, Hak Yargıç’ın öfkesini ve sert kararını beklemektir. Egemen  Tanrı’nın buyruklarını çiğneyerek O’nu acındıranın derin korkuyla dolması doğaldır. Bahçedeki ağaç tatlı incirlerle dolu. Arkadaşı çocuğa, “Haydi tırmanıp şu incirlerden doyasıya yiyelim” der. Çocuk olmaz deyince o nedenini sorar. “Çünkü babam komşunun ağacına çıkmamamı buyurdu” yanıtıyla karşılaştığında, “Baban iyi bir insandır” der, “Böyle şeylere içerlemez!” Çocuk, “İşte bunun için ağaca tırmanmıyorum” der. “Babamın bana el sürmeyeceğini biliyorum. Ama o ağaca tırmanırsam onu acındırmış, utandırmış olurum. Onu neden acındırayım?” Söz dinlerlik korkuyu dışladı.

Atalarımız Yaratanları’nı acındıracaklarını akıllarının ucuna bile getirmediler. Büsbütün bencil dürtüyle etkilenerek O’nun kutsal buyruğunu çiğnediler. Sonunda korkudan oluşan işkenceyi çektiler. Bencil eylem onları suçladı, korku işkence doğurdu. Tanrı Adem’le Havva’yı cennetten attı. Aynı ataların çocuğu olan sen de Tanrı yüceliğinden, paydaşlığından yoksun kaldın.

O gün bu gün insanlığın korkusu geneldir. Bireyler korkmakta, toplumlar korkmakta, uluslar korkmakta.. Ve korkunun çeşitleri denizin kumu gibi. Kadın erkek her köşede bir öcüyle karşılaşıyor! Bu nedenle günlerini zehir zıkkım ediyor. Bireyler, uluslar terörizmden korkuyor, kişi kişiden korkuyor; parasızlıktan, işsizlikten, hastalıktan, yaşlılıktan, kara talihten, hurafe tehditinden, ölümden, vb! Korku egemen..

İnsanın insana, “Allah’tan korkmuyor musun?” dediği çok kez duyulmuştur. Bireyin içindeki haksızlık, adaletsizlik, acımazlık, bencillik, sömürücülük, baskıcılık Tanrı korkusuna açık çağrıdır. Buna karşı İncil şu kısa ve özlü çözümü sağlıyor: “Sevgide korku yoktur. Yetkin sevgi korkuyu dışlar. Çünkü korkuda işkence vardır. Korkuya kapılan kişi sevgide yetkinliğe erişmemiştir” (I.Yuhanna 4:18). Tanrımız sağa sola korku saçan bir köle ağası değil seven, koruyan, kayıran Rab’tır. Günahın oluşturduğu her tür korkuyu yürekten kaldırmaya biricik Oğlu İsa Mesih’i haçın üzerinde yerimize kurtulmalık sundu. Kurtarıcı İsa Mesih inanlısından korkuyu dışlar. Terörizm korkusunu bile.. Yerine, dille anlatılamayan güvenliği sağlar.

Mesih inanlısını kesinlikle yüreklendirir: “Bedeni öldürebilen, ama canı öldüremeyenden korkmayın” (Matta 10:28). Ve kudurgan çağın verdiği güvensizliği tüm ürkütücülüğüyle belirtir: “Dünyayı saran olayların korkusundan ve önsezisinden insanların yürekleri eriyecek... Korkma küçük sürü! Çünkü Babanız size hükümranlığı vermekten hoşnut oldu” (Luka 21:26; 12:32).

Uyuşturucular şu kudurgan çağın ön belalarından. Cinayetler zinciri yeryuvarlağını sarıyor. Birleşmiş Milletler’e göre her sekiz saniyede bir insan kardeş intihar ediyor. Irkçılık, şovenizm, rasizm insanlığın başına çorap ördürüyor. Ve sahnenin baş oyuncuları genellikle genç kuşak. Psikiyatri uzmanları gençlere bin bir çile çektiren bunalımlar toplamının gerisinde, gelecekten korku etkisi sırıttığını anımsatıyor.

Genç kuşaklarda korku egemen. Yaşam gizinin çeşitli gelişimleri, sorunları, bunalımları genç insanı korkunun eşiğine itiyor, yarına karanlık perde çekiyor: Ailede sevgisizlik, toplumda işsizlik-güvensizlik, akranlarda düzensizlik ve nice tatsız etken genç kadını erkeği korku okyanusunda çalkalandırıyor. Genç kızlar ve erkekler arasında esrar eroin tutsaklığı, giderek yoğunlaşan intihar olayları, satanizme dek giden aşırılık çalkantılarının gerisindeki etken nedir?

Bu çağın sorunları arasında hiç kuşkusuz genç kuşağınkiler başta. Şu huzursuz toplumda genç insana güven ve destek sağlayabilen etken çok az. Gençlik bunalımlarına eğilen ruhbilimciler, gençle daha yaşlı insan arasında sağlıklı bağın koptuğuna değinmekte. Şu hızlı ilerleme çağında birçok koruyucu-savunucu bağ kopmuş! Hiç kuşkusuz, toplum ve aile bir bütündür. Bu parçalanınca genç insanın iç dünyası da parçalanıyor, korku-kuşku egemen kesiliyor.

Pusulanın iğnesi mıknatıs doğrultusunda döner. Genç yaşamın iğnesi nereye yönelik? Yapıcılığa ya da dağıtıcılığa! Gençliği çeken, iştahlandıran, isteklendiren güç ve etkenler nasıl oluşur? Bunlara katkıda bulunanlar ne düşünür? İncil’de şu gerçek belirtilir: “İçimizden hiç kimse kendisi için yaşamaz, kendisi için ölmez” (Romalılar 14:7). Mesih gence yaşlıya yepyeni, arıtılmış, güvenlik bulmuş yaşam vermeye öldü. Doğruluk, düzenlik, sonsuzluk mıknatısıdır O. Sağlıksız çekişlere rest çekebilen, sağlıklı yöne ileten yaşam göstergesi. Mesih sağladığı yeni yaşamdan her tür bencilliği dışlar. “O herkesin yararına öldü. Öyle ki, yaşayanlar bundan böyle kendileri için değil, onların yararına ölüp dirilen için yaşasınlar” (II.Korintolular 5:15). Budur sağlıklı, kusursuz mıknatıs. Yaşam ibresini bu doğrultuya çevirenin bugünü, yarını, sonsuzu sağlam temeldedir. O insanın başkalarına yararlılığı sınavda geçmiş, parlak not almıştır.

Genç birey Tanrı katında, insan karşısında üstün önem taşır. Onun korkuları aşarak güvenlik sağlayan değerleri aramaya, bulmaya ve uygulamaya gereksinimini her sarsıntıya üstün gelen İsa Mesih karşılar. Gençlere egemen kesilen korkular zinciri onları çeşit çeşit sağlıksız bağlılığa, dayanaksız sığınağa sürüklemekte: Uyuşturucular, alkol, evlenmeden bir arada yaşamak, cezaevlerini boylamak, mafia ağlarına yakalanmak, körpe yaştan yolsuz eylemlerin etkisinde kalmak, vb. Bu tür ilişkilerin korkulu sonuçlar getirmesi doğaldır.

Çağımızda her eylemin, devrimin oluşturucusu genç kuşak. Pek çok genç ciddilikle toplumuna yarar sağlamak istiyor. Ne var ki, ters ve yanlış akımlar sayısız genci yutuveriyor. Özgürlük arayışına öncülük eden genç erkeğin, kadının iç dünyası özgürlüğe gereksinimli. Orada belirgin bir boşluk var. Doğa boşluk tanımaz. Boş sanılan yerleri havayla suyla doldurur. Genç yaşam en sağlam ve kalıcı değerlerle dolsun! Ademoğlunun düzensizlikte çalkalandığı acıklı bir görünüm. Uzaya uydular göndermek çağın başarılarından. Ne var ki, bu başarı uzayda bir sürü tehlikeli uydu bırakmış bulunuyor. Yörüngeden kaymış, yararlılığını yitirmiş uydular. Bunlar korku getiriyor. Tıpkı bazıların korkulu serüvenlere atılması gibi.

Beden yarası acı çektirir. Öte yandan ruh yarasıyla kıvranan gençler var aramızda. Önceki iyi edilebilirken sonraki kangrenleşiyor, ilerleyen yaşı etkiliyor. Tanrı’nın kesin yargısı şu: “İnsan yüreğinin düşüncesi gençliğinden başlayarak kötüdür” (Yaratılış 8:21). Başına her tür kötülük gelen erdemli insan Eyub bunlarla boğuşurken Tanrı’ya yakınır: “Bana karşı acıklı yargıda bulunuyorsun. Miras olarak bana gençliğimin kötülüklerini veriyorsun” (Eyub 13:26). Kim ister, videoda gösterilircesine gençliğiyle ilgili o çirkin günahların sergilenişini? En acı, acıklı anıların canlandırılmasını? Katmerli korkuyu oluşturan durum.. Davut şöyle yakarır: “Gençliğimin günahlarını, ayaklanmalarını anımsama, ya RAB! Kayrana göre, iyiliğine yaraşır biçimde an beni!” (Mezmur 25:27).

Günah hepimize korku çektiren terörizmden de beterdir. Öcü hayali oyalayan bir takıntı ya da kuruntu olmaktan öteye gidemez. Ama günah gerçek nitelikle işkence çektiren egemen güçtür. Tanrı bu nedenle gence yaşlıya güçlü bir kurtarıcı, güvenlik sağlayıcı atadı. İsa Mesih’in arıtması köklü, tüm varlığı sağaltması kesenkes etkindir. Elbette, O’nu değerlendirene, günahından dönene.. Tanrı karşısında Mesih’e iman edene.. Gence ya da yaşlıya tanrısal güvenlik şöyle belirtilir: “Korkma! Çünkü utanmayacaksın. Çünkü gençliğinin utancını unutacaksın... Küçüğünden büyüğüne dek tümü beni bilecek. RAB buyuruyor. Çünkü kötülüklerini bağışlayacağım ve suçlarını artık anmayacağım” (Yeşaya 54:4; Yeremya 31:34). Böyle kesindir Mesih’ten kaynaklanan yaşam devrimi. O’nu özlemez misin?



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

44

Tüm peygamberler arasında çarpıcı biridir Yahya. Eski Antlaşma’da onun kurtarıcı İsa Mesih’in öncülüğünü yapmaya geleceği haber veriliyordu. Tıpkı yazıldığı gibi, yaşları çok ilerlemiş bir ana babaya Tanrı meleği bir oğul doğacağını bildirdi, çocuğun ana karnından Tanrı’ya atanacağını açıkladı. Yahya, yabanıl hayvanların bile sıklaşmadığı çöle çekildi. Neden çöle de kentlere değil? O sapa yerden kimleri etkilemeyi umuyordu sanki? Yiyeceği çok basitti. Çekirgeyle yaban balı! Bir harmaniye kuşanmış, beline de bir kuşak sarmıştı. Işte çağrısına ciddilikle sarılanın görünümü!

Yahya oruç tutuyor, dua ediyor, kafasını Tanrı konuları ve tasarılarıyla eğleştiriyordu. Pek çok kişi onun göksel çağrıyı değerlendirdiğini duydu. Kentten kasabadan yanına seğirtenlere yüreği kınayan, aklı eyleme çağıran Tanrı bildirisini duyuruyordu: "Engerekler soyu! Gelecek öfkeden kaçmanızı size kim öğütledi? Günahlarınızdan döndüğünüzü kanıtlayan yaşam ürünü getirin" (Matta 3:7,8). Tanrı’yla bağlantısı çok sağlam olan Yahya, "Engerekler soyu!" diye gürleyince, günahlılar kayaların yarıklarına gizlenmek istedi.

Yahya’yı din kuşağı, kamu görevlileri, askerler ve sıradan kişiler merakla dinledi, ama hiçbiri, "Aman efendim, öyle kıyak bir vaaz veriyor ki, dinlemeye değer doğrusu!" diyemedi. Sana, "Engerekler soyu!" diyerek seslenene ne tepki gösterirdin? Böyle bir uyarıcıyı över miydin, yoksa duygularını zedelediği için ona söver miydin? Kararını vermeden önce yasalarını çiğnediğin kutsal Tanrı katında durumunu gerçekçilikle incele. Günahlarını tart. Bunlara karşılık sevaplarını saymak ataklığına gitme. Hak Yargıç alışveriş işinde değil! Günahlarının kayalardan daha ağır, sevaplarınınsa tüylerden hafif çıkacağını öğrenmek için Yargı Günü’nü bekleme, hayallerle etkilenme.

Yahya günahlı ademoğullarını incitmekten, gocundurmaktan hiç çekinmedi. Kendisinin hiç kimseyle kişisel davası yoktu. Hak Tanrı’nın günahlılarla davasını dile getirdi. Yahya’nın öğretişleri arasında bir tek biçim ya da töre yoktu. Şu din vecibesi, şu biçim gereği türünden ayrıntılara kesinlikle vakit vermedi. Temel konusu, Tanrı kutsallığına çıkış olan yürek bozukluğu, yaşam günahlılığıydı. Çevresine toplananlara, "Dininiz en güzel din, siz de inançta ermiş kişilersiniz!" diyerek kimseyi yağlamadı.

Açık denizlerde azgın fırtınanın içten kaynayarak korkunç zararlara yol açtığı gibi, karşısında sakin ve uysal görünen din adamlarının içten günahla mayalandığını bilen Yahya onlara gerekli ilacı sundu, Tanrı’nın hiç değişmeyen buyruğunu vurguladı. Içerde çöreklenen çıkarcılığı, kıskançlığı, çekememezliği, tamahı, kini, gururu, çirkin istekleri, inadı, göz dikiciliği, çevrilen bin bir dolabı, bencil kovalayışları sergiledi. "Günahlarınızdan döndüğünüzü kanıtlayan ürün getirin" sözleriyle onları yaşam denetimine çağırdı.

Yahya peygamber din kuşağına, töre uzmanına, vaaz yapana Tanrı’nın diri örneğidir. Tanrı ona insan kuramları, törecilik varsayımları değil, yaşam sözü bildireceksin diye buyurdu. Keşke tüm din görevlileri biçim, giyim, ayrıntı inceliklerini değil, Yahya’nın öğütçülük özelliğini öğretebilseydi. Herhangi bir din bilgisinden daha somut ve etkin olurdu bu. Böyle bir öğütçü yeniden doğmuş, Tanrı’nın kendi okulunda eğitilmiş, Kutsal Ruh’tan esinlenmiştir. Tanrı’nın kutsallığını enikonu kavramış, bağlılığında esnekliğe yer bırakmamıştır O. Yahya’nın tutumu okka dört yüz dirhem olmasaydı, ne Tanrı adına konuşabilir, ne de en ufak etkinliği olabilirdi onun. Peygamberliğe çağrısını çıkarcılığa maşa yapmaya çalışmadı bu erdemli insan.

Tanrı Yahya’yı peygamberler çağının doruğunda gönderdi, ona en önemli görevi verdi: Kadını erkeği Mesih aracılığıyla yepyeni yaşama çağırmak.. Yahya’yı dinleyenlerin tanıklığı ne denli çarpıcıdır: "Yahya hiçbir belirti yapmadı. Ama Yahya’nın Isa’ya ilişkin bildirdiği her şey doğru çıktı!" (Yuhanna 10:41). Vaazın ardından pek çok kişi Isa’ya iman etti. Yahya Isa’nın ona doğru gelmekte olduğunu görünce, "Işte Tanrı Kuzusu!" diye bağırdı. "Dünyanın günahını kaldıran. ‘Benden sonra benden üstün olan biri geliyor; çünkü O benden önce var Olan’dır’ diye bildirdiğim kişi budur... Ben de görüp, ‘Tanrı’nın Oğlu budur’ diye tanıklık ettim" (Yuhanna 1:29, 30, 34).

Yahya taban tabakayı da kralı da yılmadan kınadı. Dönemin kralı utançsız, erdemsiz biriydi. Öz kardeşinin eşine göz dikmiş, onu kendisine eş kılmıştı. Yahya kılını kıpırdatmadan, bozukdüzen ademoğluna ödün vermeden Herodes’in çirkin gidişini sergiledi. Kelleyi koltuğa aldığını biliyordu. "Senin o kadınla birlikte yaşaman kötü iştir" diye kınadığı kral, kadının kışkırtısıyla Yahya’yı tutukladı, sonunda kellesini uçurdu. Ama Yahya’nın sonsuz yaşam güvencesi kesindi. Bunu kurtarıcı Mesih veriyordu. Mesih aynı güvenceyi O’na iman edene sunuyor. Çünkü O günahlara kurtulmalık Tanrı Kuzusu’dur.

Evrensel acıyı, bocalamayı dile ve göze aktarmak isteyen bir sinema yazarı geride bırakılan yıllarda çektiği ilginç bir filme çarpıcı bir ad verdi: DÜNYAYI DURDUR, BEN ÇIKIYORUM! "Treni durdur ki dışarı atlayayım" dercesine. Insanın güncel görgüsü ardı arası kesilmeyen gözyaşı, üzgü, ter.. Hepimiz dünya çapı bunalımın ortasındayız; tünelin çıkışı görünürde değil! Neredeyse göründü Sivas’ın bağları diyeceğiz. Durumun sürekli kargaşalığını anlayabilen genç kuşaklar geleceğe baktıkça ürküyor, belki de derin kaygı duyuyor.

Astronomik rakamlara ulaşan dünya nüfusu, patlayan kentler, giderek kötüleşen çevre kirliliği, işsizlik, hastalıkta yaşlılıkta bakımsızlık, hızlı fiyat artışı, yetersiz eğitim ve tümünden kötüsü, nükleer-kimyasal ve başka silahlar.. Üstelik uluslar, ırklar, sınıflar, diller, dinler arasında kopma noktasına dayanan düşmanlık. Kaba kuvvetin yıldırıcı boyutlara gelmesi, uyuşturucu madde salgınlığı, çeteler-mafialar, yeryüzünün her yanında yayılan açlık ve kıtlık, baskıcı yönetimler, sömürmeler, işkenceler ve daha neler! Bu karanlık ortamda ne bekleyeceğini kestiremeyen genç kuşağın DÜNYAYI DURDUR, BEN ÇIKIYORUM! demesi doğal tepki. Ne yazık ki, dünyayı durdurabilecek, ya da durumu esenliğe dönüştürebilecek güç bilinemiyor. Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli demek de olanaksız. Bu deve güdülecek.

İnsanlık ailesinin başdöndürücü, düş kırıcı görünümü eski mitolojide Sisifos’un hiç bitmeyen çilesini anımsatmakta. Bu adı duyduğun hiç oldu mu? Çok zalim bir kralmış o. Tanrılara karşı bir sıra oyun oynadıktan sonra cehenneme atılmış. Orada kendisine çok ağır bir taş verilmiş, bunu dağın tepesine yuvarlaması kesinlikle istenmiş. Sisifos kan ter içinde taşı dağın tepesine çıkarmayı başardığı anda, taş paldır küldür aşağı yuvarlanıyor. Eyvahlar olsun! Tüm emek boşuna gitti. Haydi yeniden.. Sisifos o taşı yine tepeye çıkarıyor, ama bilinmeyen bir güç taşı geri tepiyor, dosdoğru aşağıya yuvarlıyor. Haydi yeniden. Ama hep aynı sonuç, aynı ceza..

Birinci Dünya Savaşı’na tüm savaşları sona erdirecek savaş dediler. Boşa çıkan umutlar! Ardından, daha berbat bir savaş geldi çattı, yıkıcılığı öncekini bastırdı. Ikinci Dünya Savaşı sona erince, derin nefes alan insanlık ailesi çok geçmeden yeni savaşlara gömüldü, bunların oluşturduğu yıkıma, acıya, gözyaşına sahne oldu. Vietnam, Lübnan, Afganistan savaşları on yılları aştı. Ateş alan uçaktan, otobüsten, trenden kaçmak isteyenler pek çok! Ama olayda anlatıldığı gibi, o ağır taş durdurulamıyor, tepetaklak önceki yerine yuvarlanıyor.

Insanlığın kurtarıcısı Isa Mesih çok ağır bir yükle çirkin bir tepeye tırmandı. O, insanlığın çalkantılarını, bunalımlarını bir çırpıda çözmeye gelmedi. Tanrı’ya özgü yetkiyle, "Ey tüm bunalımlar zinciri, buyruk veriyorum artık insanlık ailesini üzmeyin, ona baskı vermeyin!" demedi. Böyle bir iş alicengiz oyununa, sihirbazlığa kaçardı. DÜNYAYI DURDUR, BEN ÇIKIYORUM da demedi. Tersine, insan bedeni kuşanarak şu bunalımlı dünyaya geldi, "Insanlığın acılarına, sızılarına ve ölümüne katılıyorum" dedi. Herkes deprem, tayfun, volkan, yangın olan yerden kaçmaya çalışır. Isa çok sevdiği insanlığın çalkantılarına katılmaya geldi. Soyumuzla birlikte O da acıdı, sızladı, gözyaşıkan döktü. Ve kendisiyle hiçbir ilgisi bulunmayan insan ölümüne katıldı. Hem de nasıl bir ölüm! Bilinenlerin en kötüsü. Tanrı’nın dilediği kurtulmalık ölümden kaçmadı.

Isa dünyaya gelmeden yüzlerce yıl önce peygamberlerden biri O’na ilişkin, ELEM ADAMI sözünü kullanmıştı. Zalim kral Sisifos cehennemde kendi kötülüklerine karşı o ağır taşı dağın tepesine çıkarmaya zorunluydu. Bu taş günaha yaraşan cezayı soyut biçimde tam olarak betimler. Günahlı ademoğlunun şu yaşamda çilesi çetin, gelecek yaşamdaysa durumu ezgin. Bu üzücü gerçek karşısında ne edeceğini bilmeyenler çok. Ama Isa Mesih’i kurtarıcısı olarak değerlendiren, hiç kaybolmayan esenliğe kavuşmuştur.

Acılarımızı yüklenmek, günahlarımızı taşıyarak onlara yaraşan cezayı ödemek için yeryüzüne gelen Mesih, bir insan yavrusu olarak doğdu, tüm çağlarda herkesin ağır yükünü oluşturan o kaldırılmaz kaba haçı kurtulmalığımız niteliğinde Golgota denen dağın ta tepesine taşıdı. Bu dağa çakılan o çirkin haç üstünde, senin günahlarına yaraşan ölümü öldü, Hak ve adaletli Tanrı’ya tarihin en kesin ve etkin bağışlamalığını sağladı, adaleti karşıladı.

Insanlık ailesinin bunalımlarını taşıyan genç insan Isa, o ağır taşın bir daha geriye yuvarlanmamasını kesinleştirdi. Üçüncü gün tam yengiyle mezar taşını kaldırdı, ölümden dirildi. Isa’ya iman ederek bu eşsiz bağışlamalığı değerlendiren kişi günahtan arıtılır, şu çetin yaşamı anlam ve amaç kapsamında sürdürür, akla sığmayan sonsuz parlaklığını şimdiden görür. Böylesi eşsiz benzersiz kayran ve sağlayışın için şükürler olsun Sana ya RAB Tanrı! Oğlun Mesih’in kurbanı benim de kurbanım olsun!



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

45
Satanizm’in Kökeni
Bin bir çeşit aşırılık ve kudurganlıkla beliren şu çalkantılı çağda Satanizm diye bilinen tarikat yeryüzünün her bucağına dal budak salıyor, ahtapot kollarının kenetlemediği yer ya da ülke bırakmıyor. Bu tarikata kapılanların başına bin bir çeşit çorap örülüyor. Satanizm’in önü alınacak yerde giderek daha çok yayılıyor, özellikle genç kızları ve erkekleri pençesinde kenetliyor, onları en kötü eylemlere maşa yapıyor.

En başta şeytanın oyunu ve kandırısıyla Tanrı ilişkisinden kopan ademoğlu, şu ana dek şeytanın elinde bir oyuncak gibi soluk almaksızın sürükleniyor. Güncel gazete haberleri bunun açık kanıtlarından.. Yeryüzünün her yanında ademoğlu şeytanı ve onun yıkıcı etkisini göğüslemeye yollar ve çareler arıyor. Bazıları onu tiye alıcı deyimler kullanıyor: Şeytana parmak ısırtmak, şeytan kulağına kurşun, şeytana uymak, şeytan tüyü, şeytana külahı ters giydirmek, şeytanın yattığı yeri bilmek, şeytanın bacağını kırmak, vb. Şeytanı taşlama türünden törelereyse o herhalde güler, siz bildiğinizi yapın ben işimi bal gibi başarırım, der. Başkaları onun gücünü çok üstün varsayıyor, onunla bir anlaşma yolu bulup işi tatlıya bağlamaya çalışıyor. Ne var ki, bu ödün vericilik derdin acısını çektiriyor.

Bir kez düşünelim; değer yargısıyla yöneltilenin Tanrı’yı gerçek kişiliğinde tanıması gerekmez mi? Hem O’nun, hem de yaratık insanın baş düşmanı olan şeytanı da gerçek kişiliğinde bilmesi sağduyu buyruğu sayılmaz mı? Her yanda Tanrı’yı, öte yandan da şeytanı bir sürü safsataya ve batıl itikata bağlayanların sayısı çok yüksek! Satanizm olarak tanınan, nicelerin kuyusunu kazan sözümona inanç bu bilgisizliğin eniklediği kirli uygulamalardan biridir; açtığı yaralarsa çok derindir. Yeryüzünün birçok yerinde şeytana dönük tapınaklar dikilmiş, aldatı kurbanı kişiler onun önünde tapınmaya koşullandırılmış!

Şeytan Kimdir?
Birçok kişi şeytanı ve onun eylemlerini anlatmaya çalışmıştır. Insan soyunun bu amansız düşmanını en doğru biçimde tüm gerçekliğiyle İsa Mesih anlatır. Ne kendisini, ne de sağlıklı öğretisini çekemeyen kalıpçı, biçimci din yetkililerine İsa şu kesin dille konuştu: "Siz babanız iblistensiniz ve babanızın isteklerini uygulamak istiyorsunuz. O, başlangıçtan beri katildir, hiçbir zaman gerçekten yana olmadı; çünkü onda gerçek yoktur. Yalan söylerken içinde bulunanı söyler. Çünkü yalancıdır ve yalanın babasıdır" (Yuhanna 8:44). Ve Kutsal Söz’de Tanrı bağlılarına şu somut yüreklendirme vurgulanır: "Ayık durun, uyanık olun.  Düşmanınız  iblis kükreyen aslan gibi dolaşarak, yutabileceği birini arıyor" ( I.Petros 5:8 ). "İblisin yöntemlerine karşı durabilmek için Tanrı’nın tüm donatımıyla kuşanın" (Efesoslular 6:11). Tanrı Sözü hem iblisin kimliğini, hem de her tasarıyı aşan kararlılığını, başarılarını açıklıkla belirtir, ona karşı tetikte olmanın, gerekli savunma donatımını kuşanmanın su götürmez yükümlülüğünü yaşamıyla ilgilenenin dikkatine getirir.

Tanrı Yaratan’dır, iblis ya da şeytan yaratıktır. Yaratan hiçbir varlığı bozuk düşük durumda yaratmadı. Böyle bir sav O’nun kutsallığıyla çelişki oluşturur. Melekler ordusunu yaratan RAB, başlangıçta bu varlığı da bir melek olarak yarattı, onu tüm meleklerin başı ve önderi atadı. Üstün özelliği Kutsal Söz’de kullanılan adlardan da bellidir: Parlak Yıldız, Gölge Salan Kerub, Seherin Oğlu (Lusifer). Tanrı esiniyle yazan peygamberler ona ilişkin açık ve ayrıntılı bilgi verir (bkz. Hezekiel 28:11-19; Yeşaya 14:12-17).

Yaratan düşünen varlıkları (melekler, insan) yaratırken onlara karar özgürlüğü verdi. O’nun benzerliğinde, öz niteliğinde yaratılanın da özgür karar vermesi gereklidir: Sözü edilen bu iki kesimde, Lusifer’in kutsallıktan ve günahsızlıktan her kötülüğün ve günahın kökeni olmaya düşüşünün özgür kararla bütünlendiğini öğrenmekteyiz. Elinde Kutsal Kitap bulunanın bu iki parçayı dikkatle okuması gerekir.

Neydi Lusifer’in sağlıksız tutumu ve kararı? Tanrı’ya hizmet etmeye yaratılan meleklerin başkanı meleklere yönetmenlik etmeye atanmışken, Yaratan Tanrı’nın yüceliğine, görkemine bayrak açtı, O’nun kesin egemenliğini kendisine mal etmeye kalktı. Bu çılgınlıktı. Iblisin varlığında günah böyle oluştu: Derisine sığamamak, korkunç sonuçlu eyleme kalkışmak. Kovalayışı öylesi sağduyu dışıydı ki, cennette Tanrı’ya hizmet edici olmaktansa, cehennemde cinlere yönetici olmak yeğdir cinnetine kapıldı ve öyle oldu. Meleklerin üçte birini ardına düşürdü: "Kuyruğu gökteki yıldızların üçte birini ardından sürükleyip yeryüzüne fırlattı" (Vahiy 12:4). "Kendilerine özgü başkanlığı korumayıp özel konutlarını bırakan melekleri de o Büyük Gün’ün yargılaması için sakladı Tanrı.  Onları yoğun karanlıkta sonsuz zincirlere vurdu" (Yahuda 6). Cin ordusu böyle oluştu. Yoksa Yaratan hiçbir zaman onları cin durumunda yaratmadı. Yoksa O, kötünün yaratıcısı olmaz mıydı? O’nun günahsızlığı ve kutsallığıyla bağdaşamaz bu kuram.

İnsanı Günaha Şeytan Düşürdü
Meleklerin yaratılışı ve Lusifer’in düşüşü ile insanın Tanrı’ca yaratılıp Aden bahçesine konması arasındaki zaman ayrımı Kutsal Kitap’ta konu edilmiyor. Ama Adem’le Havva’nın Tanrı’ca yaratılıp O’nun seçkin yaratığı olmaya atandığı, şeytanın atalarımızı kandırarak onları günahlı kıldığı, Yaratılış yazısının ilk üç bölümünde ayrıntıyla anlatılıyor. Günah diye bilinen kötülüğün tarihçesi belirgindir. Bu, Yaratılış yazısında başlıyor ve Tanrı Sözü’nün her parçasında, her kesiminde açıkça belirtiliyor.

Özgür kararıyla şeytana dönüşen Lusifer, bu kez Adem’le Havva’nın özgür kararını kendi yararına kullanmayı tasarladı ve yazıklar olsun, bunu başarabildi. Okuyucu yine Yaratılış yazısının ilk üç bölümünü incelesin. Hangi kandırıyla günaha itti atalarımızı şeytan? Kendisi Tanrı olmak istedi. Bu onun belası oldu. Bu kez, atalarımızı Tanrı gibi olmaya heveslendirdi,  onları iyiliği ve kötülüğü bilme ağacından yemeye kışkırttı. İlkin kadın yedi, ardından kocasına verdi; o da yedi. İblis zafer havasıyla cinlere haber iletti: “Düştü, düştü! Tıpkı bizim gibi insan da günahlı oldu. Tanrı’nın tüm tasarıları bozuldu. Ben’im evrenin egemen gücü!” Doğruydu kendini kutlaması. Marifeti hep çağları içeriyordu. Değil yalnız Adem’le Havva, onların bedeninde yatan tüm insanlık günahlı oldu. “Bir tek insan yüzünden günah nasıl dünyaya girdiyse, günah yüzünden de ölüm dünyaya girdi. Böylece bütün insanları ölüm sardı. Çünkü tümü günah işledi” (Romalılar 5:12).

Lusifer’in taşıdığı o özgün adlara değinildi. Düşüşünden sonra ona şeytan ve iblis dendi: O düşman ( I.Petros 5:8 ). Rab İsa Mesih onun için katil, yalancı, yalanın babası dedi. Satanist tarikatına sürüklenenin ürkütücü eylemleri böyle bir varlıktan esinleniyor. Ona ayartıcı deniyor. (Matta 4:3). Başka adları şöyle geçer Incil’de: Abaddon [Apolyon] (Vahiy 9:11). Kardeşlerin suçlayıcısı (Vahiy 12:10). Beelzebul [cinlerin başkanı] (Matta 12:24). Belial (II.Korintoslular 6:15). Koca ejder, tüm yeryüzünü kandıran, eski zamanın yılanı (Vahiy 12:9). Kötü olan (Matta 6:13; 13:19; Yuhanna 17:15). Havayı kapsayan yetkilerin başkanı (Efesoslular 2:2). Bu dünyanın başkanı (Yuhanna 12:31; 14:30; 16:11). Bu dünyanın tanrısı (II.Korintoslular 4:4). Ve Kutsal Söz şu ünlemi vurgular: "Buna şaşmamalı! Şeytan da nur meleğinin görünümüne bürünür" (II.Korintoslular 11:14).

Satanizm ağına tutulan gençlerin benimsedikleri çılgınlıklara şaşmamalı! Böyle bir başkanın uydusu olanlar başka ne yapabilir ki! Özgür isteklerini iblisin eline bırakan bu gençlere ne denli acısak azdır. Onları bu acımasız ağdan özgürlüğe kavuşturmaya ne denli dua ve emek versek azdır. Özgür kararlı gencin ya da yaşlının özgür istemini şeytana bırakması, satanist diye tanınmayı kabullenmesi nasıl anlatılabilir? Bu köklü sorunun yanıtı Kutsal Kitap’ta az önce değinilen o çarpıcı açıklamadadır. Bu yüzden Tanrı Sözü herkesi şöyle uyarır: "Çünkü bizim kavgamız kana ve ete karşı değildir. Ama başkanlıklara, yetkilere, şu karanlığın evrensel çapta eylem yapan egemen güçlerine, göksel yerlerdeki ruhsal kötülük kuvvetlerine karşıdır" (Efesoslular 6:12). Bu karanlık gücün tuzağına düşene hem umut var, hem de çıkış yolu.. Sadece özgür istek, kargaşa başkanından Barış Başkanı’na aktarılsın, O’na kesenkes güvenilsin.

İnsanı Günahtan İsa Mesih Kurtardı
İlk Adem —atamız— şeytanın buyruğuna uyarak günahlı oldu, tüm soyunu günahlı kıldı. Adem topraktan yaratıldı, günah işlediğinden öldü, toprağa döndü. Adem’in günah işlediği gün Tanrı yüceden ikinci Adem’i göndereceğini haber verdi (Yaratılış 3:15). Sevinç Getirici Haber Tanrı’nın sevgisinden, bilgeliğinden, kesin egemenliğinden kaynaklandı. Bütün peygamberler bu parlak gelişimi bekleyerek konuştu ve yazdı.

Aradan binlerce yıl geçti, tüm insanlık bu vaadın gerçekleşmesini özleyerek yaşadı; günahın, acının yüküyle inleyen Eyub bir örnektir (bkz. Eyub 9:19,29-35). Bu acıklı iniltiyi Tanrı yanıtladı: "Ama vakit dolunca, Tanrı Öz Oğlu’nu gönderdi. O bir anadan doğdu..." (Galatyalılar 4:4). İlk Adem şeytanın tasarısına, eylemine katılarak tüm soyu günahlı kıldı. Yüceden gelen günahsız ikinci Adem şu sözlerle tanıtılır: "Tanrı’nın Oğlu iblisin işlerini dağıtmak için açıklandı" ( I.Yuhanna 3:8 ). "O kendisi de bu doğaya özdeş oldu. Öyle ki, ölümün güçlü egemenliğini kendinde bulunduranı, yani iblisi ölümüyle ezsin" (İbraniler 2:14). Günahı da, ölümü de, mezar gücünü de tek yıkan O’dur.

Rab İsa Mesih’in yeryüzündeki yaşamı bir yengi destanıdır: Denenme dağında şeytanı kesinlikle yendi  (bkz. Matta 4:1-11). Cin ordularının istila ettiği insan bedenlerinden tek buyrukla cinleri kovdu, kişilere kendi esenliğini verdi. Inanlısına şu güvenliği vurguladı: "Bu dünyanın yargısı şimdidir. Bu dünyanın başkanı şimdi dışarı atılacaktır" (Yuhanna 12:31). "Şeytanın benim üzerimde hiçbir etkisi yoktur" (Yuhanna 14:30). Lusifer’in yargılanışında Baba’yla birlikte olduğunu anımsattı: "Şeytanın şimşek gibi gökten düştüğünü gördüm" (Luka 10:18). Golgota’da haçta günahlarımıza karşı kurtulmalık kanını sunarken, şeytanın en güçlü silahı olan günahın egemenliğini yıktı (Yuhanna 19:30). Üçüncü gün mezardan dirilince şeytanın yeryuvarlağında etkiyle kullandığı ölüm zincirini paramparça etti (Luka 24:5,6). Kırk gün sonra göklere yükselip günahlının aracısı olmakla, şeytanın Tanrı katında suçlayabilme yetkisini ve uğraşını kırdı (İbraniler 4:14-16). Yeniden gelişi beklenen egemen Rab İsa Mesih Antikrist’i (Deccal) ağzının soluğuyla ortadan kaldıracak ve gelişinin görkemiyle ezecek ( II.Selanikliler 2:8 ). Bu olay, şeytanın uzun bir zincirle bağlanarak derinlere atılmasını getirecek (bk. Vahiy 20:1-3). Ardından Rab İsa Mesih’in hükümranlığı başlayacak. "Gel ya Rab İsa!" (Vahiy 22:20).

İnsanlar Niçin Satanizm’e Kapılıyor?
Genç insan bu Mesih’i, bu kurtarıcıyı tanısaydı hiç kuşkusuz şeytanın köşesine sıkıştırılamazdı, hallaç pamuğu gibi atılmazdı; Satanizm’e rest çekebilirdi. Ne etmeli ki, günümüzde pek çok genç boşlukta kulaç atmaya çabalamakta, gerçeği tanımaktan engellenmekte. "İşte bundan ötürü, yalana inansınlar diye Tanrı onlara aldatı gücünü salıyor" (II.Selanikliler 2:11). En başta din töreleri, biçimleri, kılık kıyafet koşulları gençliği açamıyor. Siyasal eylemler çıkmaza dayanıyor. Sigara-içki-eroin-kokain hayallerde eğleştirilen o parlak ütopyayı gerçekleştiremiyor. Giderayak seks ilişkileri zevk yerine psikoz oluşturuyor. Bol para mutluluk derken mutsuzluğa yol açıyor. Gençler arasında intihar olayları giderayak tırmanıyor. Bazıları, deneyelim bakalım Satanizm bize ne yapacak, rüyasıyla katı karanlığa gömülüyor ve hergün basında, medyada rastlanan o acıklı gelişimler karşımızda sırıtıyor. İblis onları aşağılıyor (I.Timoteos 3:7).

Ama şeytan İsa Mesih’e yenik düşen düşmandır. Bu ilişkide Mesih bağlısının güvenliği kesindir. Tanrı Sözü’nde şu kanıtlı gelişim cana sevinç getirir niteliktedir: "Barış Tanrısı yakında şeytanı ayaklarınız altında ezecektir" (Romalılar 16:20a). Bunun yanı sıra inanlının güncel yüreklendirilmesi somut bir öğütle vurgulanır: "Öte yandan iblise direnin, o sizden kaçacaktır" (Yakup 4:7b). Tıpkı İsa Mesih’in şeytanı kaçırdığı gibi, O’nun bağlısına da aynı yetki veriliyor. Başlangıçta belirtildiği gibi, Yaratan’ın sağladığı özgür istek sağlıklı doğrultuda işlerliğe konsun ve gereken gücü O sağlayacaktır.

Kargaşa ortamında Rab İsa Mesih’in sesi hafiften duyuluyor: "Ey bütün yorulanlar ve ağır yük altında yıprananlar! Bana gelin. Sizleri dinlendiririm. Boyunduruğumu takının, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu ve engin yürekliyim. Canlarınıza dinlenme bulacaksınız. Çünkü boyunduruğum kolaylıkla taşınır, yüküm de ağırlık vermez" (Matta 11:28-30). Kurtarıcı İsa Mesih’tir çağrıyı uzatan.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

46

Kocayan yüzyılın nabzı neredeyse dururken, Birleşmiş Milletler Kurulu son yılı Yaşlılar Yılı olarak nitelendiriyordu. Uygun bir seçimdi o! Önceki yüzyıl gibi yaşlı insanın geçmişi de bir sürü anı bırakmış. Kafa bunlarla oyalanır, bazen de boğuşur. Birçoğu anlamsız, sevinçsiz, tatsız tuzsuz.. Gururu okşayanların yanı sıra yüreği sızlatan, utandıran, keşke (!) dileğini çektiren birikimler yığın yığın. Birçoğu işkence oluşturur cinsten. Yolun sonundaki bilanço bu!

Birinci, İkinci cihan savaşına ve bunların yanı sıra bir sürü kudurganlığa sahne olan yüzyıl canları sızlatan olguları bağrında taşıyarak çekildi. Dağlardan yüksek, okyanuslardan derin düzensizlikler zinciri hep akıllarda. Öte yandan nefesi kesen buluşlar, başarılar çağı! Yaşlı insanın geçmişinde de başarılar eksik değil, bunlara karşı bozukluklar, çalkantılar sırıtmakta. Çocukluk, gençlik bir video kamera. Oraya geçirilmeyen olay yok, baş ağrısı olanlar çok. Video meraklısı beğenmediği çekişleri silebilir, unutabilir. Ne var ki, yaşam kamerasında beliren hiçbir olay ortadan kaldırılamayacak.

Çok acı çalkantılardan geçmekte olan Eyub Yaratanı’na haykırır: "Bana karşı acı olaylar yazmaktasın. Gençliğimin günahlarını bana miras bırakmaktasın" (Eyub 13:26). Yaşamı bir sürü düzensizlikle dolu olan Davut da içtenlikle yakarır: "Gençliğimin günahlarını, başkaldırmalarını anımsama, ya RAB! Kayrana yaraşırlıkta, iyiliğin adına beni anımsa!" (Mezmur 25:7). Öyledir; tıpkı geçen yüzyıl gibi yaşlı insan da bir sürü günahın, kötülüğün anısıyla kavrulur Tanrı kayrası dışında durumu değiştirebilecek bir etken göremez.

Sorunun yüreklendirici yönü çölde vahaya kavuşan çaresiz yolcu gibi, yorucu yaşam patikasını aşan bitkin-argın insanın, karanlığı ışığa dönüştüren sevgi, kayra, arıtma gücüyle yüzyüze gelebilmesidir. Diken tarlalarının güllük gülistanlık olduğunu görmesi.. Yüzyıl gerilerde kaldı. Hiçbir güç, hiçbir yetki-yeterlik o dönemde insanlığın başına karalar bağlayan kötülüklerin bir tekini değiştiremez, etkisini kıramaz. Ne olduysa oldu, sonucu herkesi bağladı. Ama Yaratanımız, beden kuşanan Mesih’in kişiliğinde kurtarıcımız olunca yenileyemeyeceği tek bozukluk bırakmaz. "Çünkü her kim Mesih bağlılığındaysa yeni bir yaratıktır. Eskisi geçip gitti, işte yepyeni oldu" (II.Korintoslular 5:17).

Yaşlılık acılar sarsıntılar birikintisinin varlığı çalkaladığı zaman dönemidir. Ön sırada beliren tedirginlik gençliğin kaba, çirkin, bencil eylemleridir. Gence yaşlıya sevgiyle yaklaşan Yaratan benzersiz kayrası ve arıtma yetkisiyle bunları affetmek, varlıktan silmekle ilgilenir. Yaşlı insanın bu temel çalkantıdan özgür kılınarak Baba Tanrı’yla barışması, kurtarıcı Mesih’in arıtan kanıyla paklanması, sonsuz güvenliğini kesenkes bulması Tanrı isteğine ‘pekiy’ demektir. Sonsuzla ilgili temel gereksinim berraklaşınca yaşamın anlamı aydınlanır, öteki sorunlara tanrısal çözümün ışığı ve güveni dokunur.

Kuşkusuz, yaşlılığın çalkantıları bu kararla noktalanmaz. Ama yüreğinde bağışlanmanın sevincini, sonsuz yaşamın gönencini taşıyan yaşlı kadın erkek, bunalımlara nasıl eğilebileceğini kavrar. Tanrı’ya ‘Babam’ diyebilir, O’na bilgiyle dua edebilir, çalkantılarına parlaklığa ileten birer basamak niteliğinde bakabilir. Yaşlılığın hoşnutsuzluklar zinciri uzundur: Parasızlık, takatsizlik, hastalık, yalnızlık, unutkanlık, istenmezlik, vb. Kolaylıkla göğüslenebilen bunalımlar değil bunlar. Yaşlı insanın çeşitli sorunlarını kavrayabilmek aileyi, toplumu, genç kuşağı yükümlü kılan zorunluluktur. "İçimizden hiç kimse kendisi için yaşamaz kendisi için ölmez" diyor Kutsal Söz (Romalılar 14:7).

Yaşlılar konusuna yaklaşmak budur. Toplumda hem bireyleriz, hem de bir bütünüz. Yaşlı insan doğrultusunda yükümlülük kavramı sevgi sorumluluğuyla başlar. Kutsal Söz, "Tanrı sevgidir" der (I.Yuhanna 4:8,16). Tanrı’nın üstün ilgisini varlığında değerlendiren birey, insan kardeşe ve özellikle yaşlı kişiye sevgiyle bakar, bunu etkin biçimde işlerliğe koyar. Herkese sormalı: Hiçbir yaşlılar evini ziyaret eder misin? Orada gün tüketen insan kardeşe bir armağan, bir tatlı, yapıcı bir kitap götürür müsün? Bakımsıza azıcık çekidüzen verir misin? Bu sıradan uğraşlar uygulamalı,ama çokça yapılmayan işlerdir.

Kötülük, haksızlık, adaletsizlik sevgi eksikliğinin göstergesidir. Bozukdüzen, bencil eylemlerin toplamı bu ilkenin yüzüne tüküren kargaşalık evrenidir. Tanrısal sevgi çalkantıları barajlayabilir. Günahlı insan yararına ölen Isa Mesih, "Vermek almaktan üstün mutluluktur" der (Habercilerin İşleri 20:35). Sallantılı yaşlılıkta olanların sayısı yürekleri sızlatır. Öte yandan buna tınmazlıkla bakanların nemelazımcılığı düşeni utandırır. Yepyeni sevgi beğenisiyle donatılmaya, vaktin varken yaşlı kardeşine ilgiyle yaklaşmaya git. Yanlarına otur; onlarla şu sözün içeriğini incele: "Doğrular ülkeyi miras alacak, orada sonsuza dek yaşayacak" (Mezmur 37:9). Tanrı ilgini bu kavrama doğrultuyor.

Her mevsimin güzelliği ve iç açıcılığı kendine özgü, ama sonbaharın görünümü bambaşka. Ağaçlar ermiş ürünlerle yüklü, güneşin sıcaklığı tatlı tatlı okşayıcı, yaklaşmakta olan kış mevsimine kımıldanışlı bir hazırlık.. Sonbaharın en çarpıcı görünümlerinden biri, güzelliğine doyum olmayan renk renk yapraklar. Doğanın iç açıcılıkları arasında hiç kuşkusuz güzün yaprakları ön sırada gelir. Bunlar ilkbaharın güzelliğine sanki taş çıkartır, solan yapraklar daha önceki yeni sürmüşlere neredeyse meydan okur; benim çekiciliğim bambaşka der.

Masmavi göğün altında, parlak güneşin bu yaprakları yıkayarak çevreye pırıl pırıl renk saçması, sarıyı kırmızıyı, alı kızılı, moru sarımtırakı alacayı tüm çekiciliğinde yansıtması, insan gözünü ve duygusunu beğeninin doruğuna getirir. Bu eşsiz güzelliği değerlendirmesini bilen, önündeki görünümü bırakıp ayrılmak istemez. Çünkü bu parlaklık kısa sürelidir. Çok geçmeden tüm çekicilik gidecek, yerini iç açıcılığı olmayan karakışa bırakacak. Çevrenin ölümüne.  Aklı durdurucu bir eylem değil mi bu? Doğa ölürken en hoş ve tatlı renkleri saçar dört yana. En sevimli gönenci sonuna sakladım, dercesine! Bitkibilimin anlattığına göre, yapraklara o çarpıcı güzelliği veren nesne, putresent adlı bir hormondur. Bu sözün anlamı çok ilginç: Çürümekte olan, bozulan.. Ne denli güzel bir öğretici! Çürümekte olan doğa çevreye en güzel, en çarpıcı ve iç açıcı güzelliği verebiliyor. Sormalı: Yaşlı birey ne yapıyor?

Kutsal Kitap’ta şu önemli soruyla karşılaşırız: "Yaşamınız nedir ki? Çünkü bir süre görünen, az sonra görünmez olan buharsınız" (Yakup 4:14). Ve Kutsal Söz şöyle sürdürülür: "Bir gölge gibi gelgittir insan. Kuşkusuz boşa didinir. Malı istif eder, kime gideceğini kestiremez... Gelip giden bir garibim. Bütün atalarım gibi bir göçmen..." (Mezmur 39:6,12). Dünyaya doğarız, ardı ardına yıllarımızı geride bırakıp yaşlılığın basamağına dayanırız. Çok geçmeden, yaşlılık dönemi son bulur, insan mezarı boylar. Bu dönümde doğal soru yeni baştan canlanır: Yaşamın sonbaharında senin görünümün acaba nasıldır? Somurtkan, huysuz, gülmesiz, umutsuz yaşlılık kuşkusuz tek kişiyi bile açamaz. Tersine karşıdakileri sıkar, bıktırır, kaçırır. Yaşamda özlenen başarılardan biri, yaşlılık çağını çevreye tatlılık ve iç açıcılık saçarak noktalamaktır.

Yarışmaya katılan sporcu tüfeğin sesiyle koşuya sıçrar. Heyecanın başlangıcıdır bu. Didiniş koşu boyunca sürer. Ödülü kazananın göğsü şeride değince hayranlık doruğa erişir. Yaşamın akşamı böylesi başarılı olmayabilir. Vücudun ağrı ve sızıları, geçmişin tatsız anıları ve giderek güçleşen yaşam kuşkuları.. Kişinin bu tür baskılar altında güler yüzlülüğü, yürek pekliğini, içten kaynaklanan esenliği gösterebilmesi kolay değil! Ama bu sağlıklı tutum kovalanmaz ve benimsenmezse yaşlılık dönemi hem kişiye, hem de çevredekilere taşınılamayan bir yük olur, güngünden yoğunlaşan tedirginliği doğurur.

Doğa bozulurken, çürürken coşkun ve sevinçli olmayı başarabiliyor; hem de ne güzel! Putresent diye bilinen o çürütücü hormonu yapıcı sağlayışla işlerliğe koyuyor; ölümünde bizlere en çarpıcı güzelliği sergiliyor, sanki en tatlı ilahiyi yükseltiyor. Tarsuslu Saul (Pavlos) dininin şeriat kurallarına kul iken katı yürekli, tezinden ayranı kabaran, acımasız, sağduyuya aldırışsız biriydi. Yüreğinde esenlik, sözünde zindelik yoktu. Tüm düşüncesi, şeriat dileklerini sayarak günlerini sürdürmekteydi. Günlerden birgün, yücelerde bulunan kurtarıcı İsa Mesih’le karşılaştı, günahlılığa rest çekerek tövbe etti; çevreye acılık saçan yaşamı bu kez tatlılık kaynağı oldu. Şeriatı inayetle değiştirdi, anlamlı amaçlı yaşamın gizini buldu. Roma imparatorunun buyruğuyla öldürülmeden önce şu ilahiyi yükseltti: "Sağlıklı yarışı yarıştım, koşu alanının sonuna ulaştım, imanı korudum. Bundan böyle benim için doğruluk tacı hazır bekliyor. Hak Yargıç Rab O Gün onu bana verecek; hem yalnız bana değil, O’nun görkemle belirmesini sevgiyle bekleyen herkese" (II.Timoteos 4:7,8).

Pavlos’un yaptığı gibi, yaşlılığın basamağına dayanmadan önce kurtarıcı İsa Mesih’in kayrasını aramak, bunun gönencine kavuşmak sağduyu gereğidir. Tanrı Sözü’ndeki şu vurgulama her an, herkesi uyarmalı: "Doğruların anılması kutluluktur. Ama kötülerin adı çürür" (Süleyman’ın Özdeyişleri 10:7). "Doğru kişi hiçbir vakit sarsılmaz; sonsuza dek anılır" (Mezmur 112:6). Tanrı yaşamın en önemli gereğini —canın kurtuluşunu— değerlendirene somut ve diri vaatlarını şöyle belirtir: "Çünkü ben RAB değişmem. Bu yüzden siz kaybolmadınız" (Malakya 3:6). Yeşaya peygamber zaman mekan engeli ötesine kanat açan, ölüler arasından dirilerek mezarı alt eden Kurtarıcı’ya kavuşan, sonsuz gönencinde güvenlik ezgisini her yana tanıtan, yaşamın sonbaharında kutluluğu çınlatan insanın örneğidir: "Zayıf olana kuvvet verir; güçlülüğü kalmamış olanın kudretini artırır. Gençler bile zayıflar ve yorulur, yiğitlerse bütün bütün düşer; ama RABBİ bekleyenler kuvvetini yeniler, kartallar gibi kanat gerip yükselir; seğirtir ve yorulmazlar; Yürürler ve zayıflamazlar" (Yeşaya 40:29-31).



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

47

Avustralya yerlilerinin öteden beri kullanageldikleri, ileriye doğru fırlatınca daima atana geri gelen eğri bir değnekleri vardır. Adı BUMERANG'dır. Yerliler bunu ustalıkla kullanırlar. Fırlattıklarında, varacağı yere çarpıp işini sonuçlar, sonra yine geri gelir. Bilmeyenler onun kullanılışını merakla seyreder. Bu ilginç silaha ilişkin anlamlı şakalar dolaşır. Söylendiğine göre, birisi yeni bir bumerang elde etmiş, eskisini fırlatıp atmak istemiş. Ne yazık ki, her fırlatışta o gerisin geriye gelmiş! Adam eskisinden bir türlü yakayı kurtaramamış.

Ademoğlunun varlığında bu inatçı gitmezlikle etkisini sürdüren bir güç vardır. Buna da GÜNAH der Tanrı. Günahından hoşlanana pek rastlanamaz. Ondan bezen kişi kötülüğünü kucaklamak istemez. Birçoğu onu fırlatıp atmak için çabayla didinir durur. Ne var ki, bugüne dek tek kişi olsun kendi uğraşlarıyla günahı üzerinden atamadı. Bazıları tövbe istiğfar eder, kötülüğünü durduracağına ilişkin yemin billah dizisini ardı ardına çeker. Ne gam! Tam baştan savdım diye düşünürken aynı günah, yanında başkalarını da sürükleyerek bir zafer havasıyla sırıtır. Kutsal Tanrı bunu binlerce yıl önce Musa aracılığıyla anımsattı: "Kesinlikle bilin, günahlarınız sizi bulacaktır" (Çölde Sayım 23:23).

Günahlılıkta doğdun, günahla yetiştin, günahın kene gibi varlığına yapıştığını gördün ve bildin. Kabul et ya da etme, günah senin üzerinde de egemendir, egemenliğinin belirgin kanıtıysa ölümdür. "Öyle ki, günah nasıl ölüm yoluyla egemenlik sürdüyse, Rabbimiz Isa Mesih aracılığıyla sonsuz yaşamı getiren kayra da doğrulukla egemenlik sürsün" (Romalılar 5:21). Bu egemen güç canını, aklını, bedenini fethetmiştir. Fatihi ezebilecek daha güçlü bir fatihe gereksinimin belirgindir. Bu üstün fatih, ilkin insan bedeni kuşanarak aramıza gelen, çarmıhta senin ve herkesin günahını üstlenerek kendi isteğiyle yerimize ölen, gömülen ve dirilen Rab İsa Mesih'tir. Öz niteliği sevgi olan Tanrı kadına erkeğe böyle güçlü bir kurtarıcı gönderdi. "Çünkü Tanrı dünyayı o denli sevdi ki, biricik Oğlu'nu verdi. Öyle ki, her kim O'na iman ederse yok olmasın, sonsuz yaşama kavuşsun" (Yuhanna 3:16).

Eski Antlaşma döneminin güçlü ve etkin peygamberi Yeşaya, çeşit çeşit savlara sığınarak güneşi balçıkla sıvamaya çalışanları şöyle paylar: "Tasarılarını RAB'ten gizleyen insanların vay başına! Onların işleri karanlıktadır. Bizi kim görür, bizi kim bilir derler. Aa, sizin sapkınlığınız.. Çömlekçi balçıkla bir sayılabilir mi? Biçim verilen nesne ona biçim verene ilişkin, 'Onun anlayışı yoktur!' diyebilir mi?" (Yeşaya 29:15).

Gizlilik, küstahlık ademoğluna özgü ataklıktır. Bu tutum kişileri de toplumları da kapsamakta. Bireyin içinde, ulusların tarihinde her tür erdem ilkesinin yüzüne tüküren kötü tasarılar ve eylemler çörekleniyor.. Bunları örtbas edebilmek çabası genel kovalayış. Tıpkı bumerangın gerisin geriye geldiği gibi, günahlılık da bir türlü baştan savrulamamakta. Kutsal Söz'den gelen uyarı şudur: "Tanrı'nın önünde hiçbir yaratık gizlenemez. Kendisine hesap vermekle sorumlu olduğumuz kişinin gözünde her şey tüm çıplaklığıyla belirgindir" (İbraniler 4:13). Genel ölçüt şudur: "Tanrı insanların yaşamındaki gizli kapaklı sorunları O Gün İsa Mesih aracılığıyla yargılar..." (Romalılar 2:16). Ve O şöyle demiştir: "Çünkü açığa çıkarılmayacak üstü kapalı bir şey yoktur. Ne de öğrenilmeyecek gizli kapaklı bir sorun vardır" (Luka 12:2).

Borç ödemekle, yol yürümekle tükenir. Ne var ki, günah borcunu ödemeye gücü yeten hiçbir varlık yoktur. Dincileri, ruhbilimcileri, düşünürleri uğraştıran sorundur bu. Günah işlemek çok kolay. Gel-gelelim onu üstten atmaya.. Gerçi, günah da neymiş diyerek gülenler var. Ya da insan olmak günahlı olmaktır özürünü öne sürenler var. Sağlam iradeyle onu durdururum diyenler var. Yetersiz istencin başaramayacağı yengi! "Bedenin gereksiz isteklerine bağlı düşünce Tanrı'ya düşmanlıktır. Çünkü Tanrı yasasına boyun eğmez; eğemez de" (Romalılar 8:7). "Ellerinizi temizleyin, ey günahlılar! Yüreklerinizi suçtan arıtın, ey dengesizler! Dertlenin, yas tutun, ağlayın. Gülüşünüz yasa dönüşsün, sevinciniz de kaygıya. Rabbin önünde alçalın ve O sizleri yükseltecektir" (Yakup 4:8-10). "Öyleyse vakti gelince sizleri yüceltmesi için Tanrı'nın güçlü eli altında kendinizi alçaltın" (I.Petros 5:6).

Günahtan arıtılmanın, doğrulukla donatılmanın, tanrısal yargıdan kurtulmanın yolu evrensel düzeyde tektir: "Mesih’ten başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Çünkü göğün altında, insanlar arasında bizi kurtarabilecek verilmiş başka hiçbir ad yoktur" (Habercilerin İşleri 4:12). "O, karanlığın gizli kapaklı yönlerini aydınlığa çıkaracak ve yüreklerin ereğini açığa vuracak" (I Korintoslular 4:5). Şu çetin yolculuğun sonunda günah bumerangının karşında sırıtmamasını gerçekten istiyorsan kurtarıcı İsa Mesih'e iman et. Günahına acı duy, tövbe et. Tanrı'ca affedilmenin gönencine kavuş. İtibarın O'nun tarafından sağlanır, Tanrı'nın affeden Baba olduğunu kavrayabilirsin.

İstenmeyen yabancı seslerin radyo yayınına karışması sinire dokunur. Parazit denen bu karışıklığın giderilmesi, radyo meraklılarının temel ilgisidir. Parazitin çeşidi çoktur. Insanın, başka canlı varlıkların, bitkilerin içinde ya da üstünde onların canını kemirerek geçinen herhangi bir yapışkana asalak demişler. Tanım diliyle, başkalarının sırtından geçinene de 'Parazit' derler. Eski deyimle bunun anlatımı 'Tufeyli' dir. Bir eve dadanan asalak kimselere de ekti püktüler sözünü kullanırlar. Pek çok ilişkide tedirginlik çektirir parazit.

Her alanda parazite, asalaklara karşı çetin bir savaş sürdürülür. Radyo yayınlarının parazitten serbest kılınabilmesini öngören pek çok çaba harcanır. Örneğin, yayın yapan bir istasyon başka bir istasyondan gelen paraziti önleyebilmek için anten kullanır. Radyoda parazitin bıktırıcılığı hepimizi taciz eder.

Hayvanlarla bitkilerin canına işleyen asalakların çeşidi çoktur. Birçok insan bedeninde barınan asalakların varlığından bilgisizdir. Doktorluk biliminin 'Parazitoloji' dediği kol durmadan araştırma yapar, asalakları yok etmenin yollarını araştırır. Bu tufeylilerin oluşturduğu zarar ziyan, hazineleri büyük kayıba götürür. Bir de başkalarının evinden, işinden, tarlasından, malından yararlanmaya çalışan ekti püktülerden yakınmayan kim vardır?

Olumsuz etkisini düğmenin çevrilişinde hemen gösteren radyo parazitinin, asalakların, ekti püktülerin yanı sıra ruhsal parazitler de çoktur. Niceler bunu bilmez, belki de bilmek istemez. Bunların esinleyicisi, Tanrı'nın ve insanın baş düşmanı iblistir. O, bu önemli konuda kişiyi bilgisiz bırakmayı amaç edinir, bu yolla başarı kazanır. Kutsal Söz'de şu çağrı vurgulanmıştır: "Kendimizi her tür beden ve ruh bozukluğundan arıtalım" (II.Korintoslular 7:1).

Yaşamında bir sürü sorunla boğuşur durursun. Varlığını, tarlanı sürekli taciz eden sayısı çok yüksek tufeyliyi nasıl kovacağını hep düşünürsün. Herhangi bir parazitin sana balta olduğunu öğrendiğinde bir uzmana koşman sağduyu buyruğudur. Ama ruhunun derinine balta olmuş bir sürü asalakla nasıl başa çıkarsın? İsa Mesih her tür günah eyleminin iç yaşamda asalak olarak yapıştığını, fırsatını bulunca dışa vurduğunu şu aydınlatıcı sözle bildirir: "Çünkü içerden, insan yüreğinden kötü tasarılar çıkar..." (Markos 7:21). Günah giderayak işlenen sonra da hayır sevapla giderilen önemsiz bir yanılgı değildir. Içteki parazitlerin zehirini dışarıya vurmasıdır. Yeni baştan vuracaktır da. Birisi sövüp sayma huyunu şöyle anlatmış: "Evet, öfkelenince sövüp sayıyorum. Bu huyu babamdan kaptım!" Özürü kabahatinden büyük değil mi? Babanın huyu oğluna geçmiş; buna da günah denmiyor, günahın egemen gücü tanınmıyor, asalak yaşam kanını hep emiyor, emdikçe iştahlanıyor. Ve asalak başka asalakları enikliyor. Fiziksel asalaktan kurtulanın sevinci belirgindir. Bu doğrultuda bilimin katkısı her zaman övülür, başarılar değerlendirilir.

Özel uzmanların dikkatini, bakımını gerektiren bir sürü mikroskopik asalak vardır. Yaşamındaki günah parazitleri hiç kuşkusuz en üstün ruh uzmanının soruna el koymasını gerektirir. Insanı yaratan, aynı zamanda onu her tür beden ve ruh bozukluğundan arıtabilen yüce kurtarıcıdır. Tanrı'ya 'Yaratanım' deyip de 'Kurtarıcım' diyemeyenin inancı kısır döngüdedir, verimsiz bocalayıştadır. Yaratan yaratığını kesenkes kurtarmak istiyor.

Tanrı'ya gerçekten inanıyorsan O'nun egemen gücüne, yetkisine, tasarılarına da inanman boyun borcundur. O, ademoğullarının kendisine inanmasına gereksinimli değildir. Tanrı'nın tüm çağlarda bütün insanlık ailesini içeren tasarılarını bilerek bunlarla uyuma gelmek her kadının ve erkeğin sorumluluğudur, hem de kendi canının esenliği için gereklidir. Kutsal Yaratan'ın değişmeyen ilkesi tüm yaratılışı kapsar: "Kutsal olacaksınız, çünkü ben kutsalım" (II.Petros 1:16). Herhangi bir din ya da öğreti biçimi bu temel kuralı silemez. Tanrı katında açıklıkla beliren ya da ustalıkla örtülen günahı mazur göstermek, bedendeki parazitlere göz yummakla eşitdeğerdir.

Bilim parazitoloji alanında en ince buluşlarla başarılarını sürdürmekte. Egemen Tanrı insana ruh bozukluğunu giderebilecek sağlayışı çağlar öncesi tümledi. Günahlı insan canını arıtmak için Tanrı Mesih'in günahsız bedenini etkin sunu ve kurtulmalık kıldı. O'na iman ederek tövbeye yönelen kişiyi sürekli sağlığa, beden ve ruh dinçliğine çağırmakta. Bu yüce çağrının işlerlikli sonucu şöyle anlatılır: "Öyle ki tutkunun oluşturduğu dünyasal çürüklükten kaçıp kurtulasınız" (II.Petros 1:4). Mesih ne dedi? "Yerden yükseldiğimde herkesi kendime çekeceğim" (Yuhanna 12:32). O'na iman edenin dudaklarında her an şu ilahi dile getirilir: "O, bedende açıklandı, Ruh'ta doğrulandı, meleklere göründü, uluslar arasında adı yayıldı, dünyada O'na iman edildi, yücelikle yukarı alındı" (I.Timoteos 3:16). Ve yeniden gelecek.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

48

Çelişkili savlarıyla tanınmış filozof Friedrich Nietzsche (1844-1900) şöyle demiş: "Tanrı nerelere gitti? Bak, dinle; sana söyleyeyim: Biz onu öldürdük. Senle ben! Onun katili biziz... Tanrı ölüdür ve ölü kalacaktır." Ateizm tarihin çok öncelerine uzanır. Davut (İ.Ö.yalaşık 1000) Mezmurlar'da şunu belirtir: "Akılsız kişi yüreğinde, 'Tanrı yoktur' dedi." Ardından, Davut bunun nedenine gider: "Bozuldular, iğrençlik işlediler; iyilik eden yok!" (Mezmur 14:1 7; 53:1 6). Çeşitli görüşler, felsefeler, yorumlar, Tanrı inancını enikonu eleştirenler Tanrı denen bir varlık yoktur sonucuna varmanın ardından sorunun daha derinine hiç eğilmeden tüm savı noktalayıveriyor. İnsanın bozukluğu, kudurganlığı iyiye değil kötüye belirti.. Bunlar nereden kaynaklanıyor, insanlığın başına nasıl çorap örebiliyor, temeldeki düzensizlik hangi ana noktada odaklanıyor? Bu sıradan bir sürü düğüm noktası bilerek ya da bilmeyerek yanıtsız bırakılıyor. Üstelik, Tanrı diye biri yoktur diyen bazıları düpedüz tanrı kesiliyor, dağlardan yüksek sorunları kendi çözüm yöntemiyle çözebildiğini düşünüyor.

Önceki yüzyılın son elli yılında bazı genç filozoflar bu çağda artık Tanrı'ya yer ve gerek kalmadığını varsaydı. Ademoğlunun şaşırtıcı başarıları hızla akan zamanda beliriyor dendi: Teknoloji, atom, uzay, fizik, elektronik gereçler, bilgisayar, kitlesel iletişim ve bu sıradan bir sürü buluş insanın kesin egemenliğini kanıtlamakta. Evrim kuramının etkinliği akıllarda büsbütün oturmuştur.. Bu çağdaş düşünürlere göre kişinin Tanrı kanışı bilinçaltı, hatta bilinçdışı kuramlardan kaynaklanmakta.

Ateizmin Türkçesi tanrıtanımazlıktır. Çeşidi pek çoktur. Bunu esinleyen görüşler: Yeni Çağ felsefesi, Derin Düşünce Erişimi (TM), Panteizm (tümtanrıcılık), Fatalizm (kadercilik), Nihilizm (hiççilik), Varoluşçuluk, Darwincilik, Marxizm, bilimsel hümanizm, bilimsel doğacılık, Ampirizm (deneycilik) ve daha birkaçı.. Görüldüğü gibi madalyanın ters tarafında ayrı bir çeşit tanrı inancı oluşturma çabaları fokurdamakta. Ademoğlu Tanrısız yaşayamıyor. Sizin bildiğiniz Tanrı yok ama şöylesi var diyerek derindeki ihtiyaca kendi icatlarını sunuyor.

Charles Darwin (1809-1882) kurulu düzende vahşet öğesine değinerek Tanrı'ya inancı dışladı. "Biyolojik varlıkların yok olmamak için savaş sürdürdüğü bir ortamda Tanrı kavramı düşünülemez" dedi. Karl Marx (1818-1883) Tanrı inancını acıları yatıştırmaya yarayan insan buluşu afyon diye nitelendirdi. "Bununla yaşama ölüme belirli bir anlam konularak sınıfların savaşını etkisiz kılma amacı kovalanıyor" dedi. Sigmud Freud (1856-1939), "Ana babanın çocuklar üzerinde bir tür avutma, uyutma yolu aramasının çocukça bir çabasıdır inanç konusu" dedi. Sav ardına sav uçuşuyor, her kafadan bir ses çıkıyor. Elbette bütün bu düşüncelerin bağlıları çok.
Çoktanrılığı, İmparator tapınışını temel zorunluluk kılan Roma düzeni Mesih bağlılarını ateizmle suçladı! Onlarsa bunu tek Tanrı'ya karşı günah sayarak kesinlikle kınadı, birçokları aslanlar çukuruna atıldı. Kutsal Söz'de ateizmin hem tanımı, hem de kökeni şu çözümleme diliyle sergilenir: "O'nun göze görünmeyen nitelikleri —başlangıcı sonu olmayan gücü ve tanrılığı— dünyanın yaratılmasından bu yana yapılan işlerden anlaşılmakta ve açık açık görülmektedir. Onun için hiç özürleri yoktur... Tanrı'yı bilme aşamasına gelmeyi onaylamadıklarından, Tanrı onları uygunsuz işler yapmaları için onaylanmayan düşünceye teslim etti. Onların varlığında her tür bozukluk, aşağılık, açgözlülük, kötülük doldu taştı. Çekememezlik, adam öldürücülük, kavgacılık, düzenbazlık, bayağılık onları tepeden tırnağa dek sardı. Dedikoducular, başkalarını çekiştirenler, onu bunu aşağı görenler, büyüklenenler, ana baba sözü dinlemeyenler, düşüncesizler, sözünde durmayanlar, sevgi nedir bilmeyenler, sevecenlikten yoksun kişiler" (Romalılar 1:20,28 31).

Tanrı’yı dışlamak çetin iş değil. Ama O’nu yok saymanın sonuçları değinilen kesimde belirtildiği gibi, tehlike göstergesidir. Tanrı yok diyerek O’nun yasalarını hiçe sayalım, böylece kargaşa dünyasına bir fol da biz yerleştirelim. Ateizmin nedenleri arasında bir sürü bozukdüzen din ve dinsellik uygulaması da sırıtmakta. Filozofların babası Sokrates şöyle diyor: "Dikkatle araştırılmayan yaşam yaşanmaya değmez!" Bu özdeyişi şu düzgüyle koşutlamak yanlış olmaz: "Dikkatle araştırılmayan inanç inanmaya değmez!" Maddesel, zamansal, dinsel kavram ötesindeki gerçeklere kafası kapalı durmak, temel konulara ilgisiz kalmaktır.

Öncesiz-sonsuz çağlar Tanrısı insan yorumlarıyla bilinemez, din uygulamalarıyla O'na erişilemez. O'nu herkese tanıtan, tanrısal doluluğun O'nda konut kurduğu biri geldi yeryüzüne: "Hiçbir vakit, hiç kimse Tanrı'yı görmedi. Ancak Baba'nın bağrında olan biricik Oğul O'nu bildirdi" (Yuhanna 1:18). Ve Mesih kesin yetkiyle vurguladı: "Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacaktır" (Yuhanna 8:32). Tanrı’yı bilmek özgürlüktür. Biçimsel-töresel çabalar ötesinde, elle tutulur sevgisi ilişkisinde diri Tanrı’yla tanışmanın gönenci bambaşkadır.

Teizm ateizmin tersidir. Kendisini ateist nitelendirenin aklını kurcalayan bir sürü takıntı var. Düşünen kişinin sorunlara birer soru işareti çekmesi doğaldır. Soruların bir kesimi sağlıklıdır; kişiyi kanışlı bilgiye götürebilir, sağduyulu teizme iletebilir. Birkaçına değinmek bu çetin konuya ışık saçabilir: Tanrı olsa ne olur, olmasa ne olur? Bu hiçbir şeyi değiştirebilir mi? Tanrı varsa şu dünyanın, doğanın, insanlığın haline baksın da yarattığı allak bullak ortama sıkılsın! Tanrı'nın varlığını nereden bilebilirim? Tanrı inancı körü körüne bir atılım değil mi? Aklın, mantığın çaresizliğini kim özler? Aklın kabul edemediği şeye YOK denir. Kendimi çok zorluyorum, ama inanamıyorum. Var dersem kendimi kandırmış sayılmaz mıyım? Çevrem Tanrı’ya inananlarla dolu. İnanıyorlar da ne değişiyor sanki? Onlar benden iyi mi? Allah-ü-ekber bağırışlarıyla adam öldürenlere ne denecek? Allah adı birçokların ağzında bir silah değil mi? Tanrıcı’ya göre O iyiyi onaylıyor, kötüyü de yargılıyor. Oysa neyin iyi, neyin kötü olduğunu kim söyleyebilir? Hangi inancın ölçüsüyle ölçülebilir bunlar?

Bu tür soruların ardı arkası kesilmez. Tümünü yanıtlamak çok uzun çaba. Hiç kuşkusuz ardından yenileri belirecek. Soruların bazısı iyi düşünülmüş; hem de haklı. Ne var ki, bunlar konunun can damarına basmıyor; çünkü kusurlu, kişisel uslamlamalı, zamana mekana kısıtlı, ölümlü yaratık aklından kaynaklanıyor. Ateizmi esinleyen sorunların birkaçına eğilebiliriz: Bu kanışı taşıyan ya da yayan belki küskünlük duygusuyla bocalıyor. Beyin jimnastiği yapıyor. Canını sıkan kalıp-laşmış Tanrı pekiyiciliğine rest çekiyor, çevresindeki acı ıstırap onu sarsıyor, vb.

Ateistim diyene doğrultulacak sorular da var: YOKTUR dediğiniz Tanrı düşüncenizde nasıl biridir? Bir kuram ya da savlama ürünü mü? Kişiliği olmayan, ne olduğu belirsiz bir din önderi mi? Ademoğullarına keyfi şeriat kuralları veren mi? Milliyetçilik duygularını okşayan, düşmanına düşman kesilen yanlı bir varlık mı? İnsanlara kitap gönderen bir üstat mı? Varlıklının yanında yer alan maddeci bir sermayeci mi? Zayıfın savunmasızın ezilmesini onaylayan mı? Öncekiler gibi bunlar da uzayabilir. Şaşırtıcı çelişkiler zinciri durmadan karşımızda sırıtıyor: Kısıtlı kısıtsızı nasıl anlayabilir? Zamana mekana sınırlı sınırsız olanı nasıl bilebilir?  Yaratılan Yaratan’ı nasıl çekiştirebilir? (bkz. Eyub 38:4).

Tüm arayışa karşın dinler kesin bir bilgi sağlayamıyor. Kimisi Tanrı'yı kişilikten yoksun, niteliği bilinmeyen kaderci, çok yüksek bir varlık olarak tanıtıyor; kimisi binlerce yersel tanrıda belirdiğini söylüyor; kimisi en sonunda bütün ruhları içine çeken evrensel ruh olduğunu varsayıyor. Kimisi çok ırakta kabuğuna çekilmiş salt kendini düşünen, hükmünde haksız yaşlı birini tasarlıyor..

Bütün din kurucularından apayrı özellikle, güçle, yaşam vermekle insanlığa gelen İsa Mesih şöyle tanıtılır: "Her şeyin başlangıcından önce Tanrısal Söz vardı. Tanrısal Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Tanrı neyse Tanrısal Söz O'ydu. Başlangıçta Tanrı'yla birlikteydi... Tanrısal Söz beden oldu aramızda yaşadı. O'nun yüceliğini Baba'dan gelen biricik Oğul'un yüceliği niteliğinde gördük" (Yuhanna 1:1,2,14). Mesih, "Ya Rab, Baba'yı bize göster" diyen bir öğrencisini şöyle yanıtladı: "Beni görmüş olan Baba'yı görmüştür... Ben Baba'dayım, Baba da bendedir... Ben ve Baba biriz" (Yuhanna 14:9,10; 10:30). O, insan bedeni kuşanan tek Tanrı'dır; Tanrı'nın öncesiz-sonsuz biricik Oğlu.. "Oğul'u Baba'dan başka kimse bilmez. Baba'yı da Oğul'dan başkası bilmez. Bir de Oğul'un kendisine Baba'yı açıklamak istediği kişi Baba'yı bilir" (Matta 11:27).

Tanrı kimdir? "Tanrı sevgidir" (I.Yuhanna 4:8,16). Bunun kanıtı, Mesih’in biz insanların öz niteliğiyle dünyamıza gelip acılarımızı, ıstıraplarımızı, günahımızı, yargımızı kendi üzerine yüklenerek yerimize ölmesidir. Aynı kesimde şu düşündürücü söz vurgulanır: "Sevgi Tanrı’dandır ve seven kişi Tanrı’dan doğmuştur, Tanrı’yı bilendir" (7). Sevgi insan başarısı değildir. Kaynağı sevgi olan Tanrı’dandır, O’nun armağanıdır. Tanrı en kötü günahlıyı sever, kayrasıyla onu arıtır. O kişi yeniden doğar, Mesih’in buyruğunu sayar: "Sen de git, düşmanını sev!" Tanrı’yı bilmenin sonuçları doğaötesidir.

Günahsız olan günahlılar için öldü. Evrensel Yargıç yargılanarak öldü. Ölümsüz, ölümlüler yerine öldü. Seven, herkesin kinini üzerine topladı; sevgi nedir bilmeyenlerin elinde kanını akıttı. Ama mezarda kalamazdı. Ölümü ne kaza, ne tecelli, ne de suikast idi. Üçüncü gün diriliş bedeniyle, tanrısal görkemle, apaçık yengiyle dirildi. Kırk gün sonra öğrencilerinin gözü önünde, oradan geldiği yücelere ayrıldı, inanlılarına Kutsal Ruhu'nu gönderdi. Askeri, siyasal, ümmetçi bağlılıklar ötesinde bulunan inanlılar topluluğunu oluşturdu. Bu yüzden Tanrı'yı kanıtlı güvenlik-le tanımak tek yolladır: "Tanrı Oğlu'nun geldiğini ve Gerçek Olan'ı bilmemiz için bize anlayış verdiğini biliyoruz. Biz Gerçek Olan'ın bağlılığındayız: O'nun Oğlu İsa Mesih bağlılığında. Bu, gerçek Tanrı'dır ve sonsuz yaşamdır" (I Yuhanna 5:20). Mesih çağırıyor: "Ey bütün yorulanlar ve ağır yük altında yıprananlar! Bana gelin. Sizleri dinlendiririm" (Matta 11:28).



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

49

Çağın belirgin bunalımları arasında depresyon (ruh-can çöküntüsü) gösterilebilir. Çileli soyumuzu kenetleyen, ne erkek ne kadın, ne sınıf ayrılığı ne de başka bir ayrım gözetmeyen baskı. Eski Antlaşma'da Davut'un önceli Saul bunlardan biridir. Onun krallığında bir çoban olan, müzikçiliğiyle tanınan Davut bir sıra yiğitlik göstererek topluluğun övgüsünü kazanınca, kral Saul'a amansız bir kıskançlık ruhu geldi. Baskı aşırı depresyona dönüştü. Kötü ruh onu yıpratırken Davut'un lir çalmasıyla kral yatıştırılıyordu. Buna karşın birkaç kez Davut'u öldürmek istedi o. En sonunda Saul cinci bir kadından yardım diledi, Tanrı peygamberince yargılandı. Bir savaşta yaralanınca intihar etti, Davut kral oldu. Harcanan bir varlık!

Depresyonu atlatabilenler var, öte yandan Saul gibi sağlık bulamadan tükenler.. Buna karşı kullanılan ilaçlar güçlülük ve sürümlülükte başka ilaçlardan öbek öbek önde; giderek de yükselmekte. Psikiyatri ön sırada beliren doktorluk kollarından. Sorunla ilgili kitaplar, kasetler, videolar rafları dolduruyor. Üniversiteler bilimin önemli bir dalı kılmış onu. Hastalığa oluk gibi para akıtılırken, pek çok kişi çalışamaz duruma düşüyor. Her yerde insanlar psikasten.. İstatikçiler toplumun onda birinin derece derece bu çileyi çektiğini bildiriyor. Belki de ailelerimizde, çok sevdiklerimizin içinde bu dertle çalkalananlar var. Niceler hiç farkında değilken depresyonla boğuşuyor. Ben tutulmam diye atakça konuşabilen yok! Sinir yapısı sapasağlam olarak bilinenler bu bunalımda buluyor kendini. Akıl öylesi duyarlı ki, sarsıntı bindirince gümüş tel kopuveriyor. Ben depresyon geçiriyorum diyerek kendi kendine işkence çektirenler de çok!

Yıllarını savaş görmüş ülke ve bölgelerde geçiren çocukların, büyüklerin ruh çöküntüsüne düşmesi ve bundan çıkamaması bilinen görünüm: Vietnam, Lübnan, Afganistan, Irak, Bosna, Angola, Ruanda ve daha birçok ülkede yaşamın geriye kalanını depresyonda geçirenlerin durumu yürekleri parçalamakta. Günümüzde pek çok kız ve erkek çocuğu birer seks oyuncağına dönüştürülmüş. Pedofili denen taş yüreklilik.. Bu zavallı çocukların içinde çalkalandığı depresyon canları yakıyor.

Toplum kargaşalıkları, aile bunalımları, boşanmalar, işsizlik, hastalık, konutsuzluk ve daha bir sürü kudurgan saldırı.. Bunlardan etkilenen çok kişi depresyonun eşiğinde. Gençlerin, çocukların hiçbir bağışıklığı yok. Sayısız çocuk çözümü intiharda arıyor, zeka yıkımına (şizofreni) sürükle-niyor, ya da uyuşturuculardan medet umuyor. Pek çok kişi patolojiye (beden hastalığı) düştüğü-nü sanıyor; ama dert başka! Kurtaran, dirilten, esenliğe ileten diri Tanrı'ya içini döken Ezrah'lı Heman şöyle yakınır: "Ya RAB, beni kurtaran Tanrı, Gece gündüz sana yakarıyorum. Duam sana erişsin, Kulak ver yakarışıma. Çünkü sıkıntıya doydum, Canım ölüler diyarına yaklaştı. Ölüm çukuruna inenler arasında sayılıyorum, Tükenmiş gibiyim; Ölüler arasına atılmış, Artık anımsamadığın, İlginden yoksun, Mezarda yatan cesetler gibiyim" (Mezmur 88:1-5).

Heman duasını sürdürüyor: "Ama ben, ya RAB, yardıma çağırıyorum seni, Sabah duam sana varıyor. Niçin beni reddediyorsun, ya RAB, Neden yüzünü benden gizliyorsun? Düşkünüm, gençliğimden beri ölümle burun burunayım, Dehşetlerimin altında tükendim.." (13-15). Bu gerçekçi dileği Tanrı kesenkes yanıtlar, çalkantılı canı güçlü kanatlarıyla savunur, esenlik müjdesini duyurur: "Neden üzgünsün, ya gönlüm, Neden için huzursuz? Tanrı'ya umut bağla. Çünkü O'na yeniden övgüler sunacağım; O benim kurtarıcımdır, Tanrım'dır.. O zaman RAB'te sevinç bulacağım, Beni kurtardığı için coşacağım... Canım yalnız Tanrı'da huzur bulur, Kurtuluşum O'ndan gelir. Tek kayam, kurtuluşum, Kalem O'dur, asla sarsılmam... Gelin, dinleyin, ey sizler, Tanrı'dan korkanlar, Benim için neler yaptığını size anlatayım. Ağzımla O'na yakardım, Övgüsü dilimden düşmedi... Övgüler olsun Tanrı'ya, çünkü duamı geri çevirmedi, Sevgisini benden esirgemedi" (Mezmur 42:5; 25:9; 62:1,2; 66:16,17,20).

Depresyonla boğuşan, haplarda ilaçlarda şifa arayan insan kardeşe Tanrı Sözü doğruluğu denenmiş somut öğretişlerle önümüzde açılır. Çarpıcı öyküsünü duyduğumuz Eyub'un yaşamı dikkatle incelenmeye değer. Bu adamın görgüleri nicelerin karanlık ortamına ışık saçar. Çocuklarını, tüm varlığını yitiren, bir sürü hastalıkla bocalayan Eyub, depresyon geçirenlerin belirgin bir örneğidir. O'nun nasıl desteklendiği, seven Kurtarıcı'dan etkin ve sonuçlu güç aldığı çağlar boyu pek çok insana örnektir: "Şu anda işte benim tanığım göklerdedir; yararıma tanıklık eden yücelerdedir... Çünkü kurtarıcım diridir, bilirim. Sonunda toprağın üzerinde dikilecektir. Derim, bedenim yok olduktan sonra, o zaman Tanrı'yı göreceğim. O'nu benden yana göreceğim. Gözlerim O'nu görecek; bir yabancıyı değil!" (Eyub 16:19; 19:25-27).

Sağlığı ipten kuşak kuşanmış, her yönden sarsılmış, günahın ağır yükü altında beli bükülmüş insan kardeş Tanrı'nın meshedip gönderdiği göksel kurtarıcıyla tanış olsun, O'na kesenkes iman etsin. Ölülerden dirilen kurtarıcı İsa Mesih'e aklı düşünceyi somut güvenle bağlamak yıkıcı, yıpratıcı düşüncelerle oyalanmaktan çok daha sağlıklıdır. O en üstün ve etkin psikiyatr, canı ruhu sağlığa kavuşturan ruhbilimcidir. "Tanrı'nın insan kavrayışını aşan barışı, Mesih İsa bağlılığında yüreklerinizi ve akıllarınızı kale gibi koruyacaktır" (Filippililer 4:7). Yeşaya peygamber O'ndan yaklaşık yedi yüz yıl önce peygamberlikte bulundu; İsa Mesih bunu anımsatarak insanlara hizmetine başladı: "RABBİN Ruhu üzerimdedir. Çünkü beni yoksullara Sevinç Getirici Haber'i yaymam için meshetti. Tutsaklara özgürlüğü, gözü görmezlere gözlerinin açıldığını bildirmem için beni gönderdi; baskı altında ezilenleri özgür edeyim. RABBİN kutlu kıldığı bağış yılını bildireyim diye" (Luka 4:18,19; Yeşaya 61:1-3). O'na imanın etkisi kesindir.


Yüreğe işleyen acılar zinciri her yanda giderek uzanıyor, insan kardeşi bir dertten öbürüne götürüyor. Trajedilerin önde geleni, insanın kendini öldürmesidir demek pek de yanlış olmaz! Şu bunalımlı, karışık çağda ürkütücü bir intihar salgını var. Her ulustan, her soydan her boydan, kadın ve erkek yaşam bunalımlarının çözümünü intiharda buluyor. Her sekiz saniyede bir kişi intiharla telef oluyor. Bunlar sarsıcı duygular, sağlıksız tepkiler ve çelişkiler okyanusunda boğuşuyor: Yalnızlık, işsizlik, yoksulluk, hastalık, madunluk, umutsuzluk, başarısızlık, hak çiğnenişi, acıdan ağrıdan doğan bunalım, yanıtsız haykırı, düş kırıklığı, çeşitli hastalıklar zinciri, cezaevleri katlanamazlığı, alkol-uyuşturucu tıkanıklığı, intikam, öfke, korku, şüphe, utanç, depresyon, kapkaranlık dört yol ağzı, hiç dinmeyen gözyaşı, vb.

Şu bunalımlı, kudurgan çağın acı cilvelerinden biri, intihar olaylarının her ülkede, her kentte yaygınlığıdır. Avusturya, Danimarka gibi ekonomik düzeyin üstte bulunduğu ülkelerde intihar oranı çok yüksek! Bu olgu çarpıcı bir gerçeği kanıtlamakta: Parasal, konutsal, eğitimsel olanakların yerinde olması mutlu, sevinçli bir yaşamın anahtarı olamıyor! Bu insan kardeşlerin bunalımı yaşamdan bıkkınlık, çeşitli katlanılmazlık, günlerden usanganlıktır. Sıradan kişinin yanı sıra her aşamadan insan kardeş bunalımın çalkantısında: Ruhbilimciler, doktorlar, dişçiler, avukatlar, büyük iş sahipleri, yüksek eğitimliler, homoseksüeller. Bazı yerlerde 18-35 yaşında genç bayanların zorla; daha yaşlı ve evli kişilerle evliliğe zorlanışı bu oranı yüzde seksene götürüyor.

Çeşit çeşit intihar var. Örneğin bir okulda bazı öğrenciler art arda intihara başvurur. Kopyecilik intiharı: Önemli birini örnek yapar. Grup intiharı: Yüzlerce insanın bir tarikata bağlılığından doğar. Her yıl yaklaşık beş milyon kişi sigaradan kaynaklanan hastalıklar sonucu ölüyor. Bile bile intihar! Giderayak seks ilişkilerinden fokurdayan AIDS virüsü. Karayollarını yarış alanına dönüştürenlerin ölümü. Başkalarını da yakarak..

Yaratan, pul para güvenliğinden önce yoksul olsun varlıklı olsun herkese yaşam yönteminin anlamını, şimdiki dönemin amacını sağlamakta ve bunu göstermekte. Kaptansız gemi kayalara ya da başka bir gemiye bindirir. Tanrı herkese en güçlü ve etkili kaptanı atadı. İsa Mesih'in yetkili, güvenlikli çağrısı şöyle duyurulur: "Ey bütün yorulanlar ve ağır yük altında yıprananlar! Bana gelin. Sizleri dinlendiririm. Boyunduruğumu takının, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu ve engin yürekliyim. Böylece, canlarınıza dinlenme bulacaksınız" (Matta 11:28,29).

Çok  kişiye  dertlerle  yaşam  yükleri kaldırılamaz türden.. Baskılar okyanusun dalgaları gibi. Ama diri Tanrı sevgiyle, sevecenlikle, kayrayla doludur. Ölümü alt eden İsa Mesih'ten her tür yardım, destek, umut aranabilir. Bunun gönencine gelenlerin sayısı pek çoktur. İntihar işkencesiyle çalkalanana şu güven dolu tanıklık duyurulur: "Bu düşkün insan bağırdı ve RAB işitti; onu tüm sıkıntılarından kurtardı" (Mezmur 34:6).

Toplum içinde bir bütünüz. Özellikle yeryuvarlağının büsbütün büzüştüğü şu çağda. İçinde acıma duygusu bulunan kişi insan kardeşinin esenliğinden, güvenliğinden sorumludur. Bir ruhbilimci, hemen hemen herkese belirli bir zamanda intihar düşüncesi gelmiştir diyor. Ama bu itkinin işkencesi altında çalkalanmayanın kendinden sorması gereken bazı köklü sorular vardır: Intihar kışkırtısıyla çalkalanana nasıl yardımcı olabilirim? Böyle biriyle karşılaşırsam yarasına melhem olabilir miyim? Dayanılmaz çalkantılarla yıpranan insan kardeşe masmavi gökyüzünü gösterebilir miyim? Ben başkalarına ruhsal yardım sunabilecek biri miyim? Bin bir çeşit baskıyla ezileni acımaktan başka ne yapabilirim? Tesellinin, avuntunun kaynağını tanıdım mı?

Büyük bir kentte bir İncil öğütçüsü haftanın bir akşamını bu genel bunalımı içeren konuşmalara, ön çalışmalara ayırır. Toplantı kadın erkek, genç yaşlı, okumuş çok okumamış herkese açık. Herhangi biri kimliğini  belirgin etmeden, çevresindekilerden kuşkulanmadan, yersiz bir soruyla karşılaşmadan bu yere gelir, konuşanı dinler: İntihara götüren bunalımlar zinciri nedir? Bunlar nasıl göğüslenebilir, nasıl atlatılabilir? vb. Her hafta başka başka kişiler bu ilginç toplantıya katılır. Hiç kimseden içerletici, korkutucu soru sorulmaz. Konuşma sonunda oldukça kabarık sayıda erkek kadın, öğütçüyle özel görüşme için gün ve saat ayırır. İşin ilginç yönü, pek çok kişinin bu köklü bunalımla boğuştuğu, yardım aradığı belirir. Böylece birçokların intihar eğilimi önlenir. Ve en önemlisi, bu insanlar yaşamın, sonsuzun gerçek anlamı ve niteliğiyle yüzleşir.

İntihar yaşam israfıdır. Önlenebilen trajedi. Çoğu kez intiharı tasarlayan kişi sevilmeme, dışlanma duygusuyla kavrulur. Bazı yerlerde Mesih inanlılarının 'Sıcak telefon hattı' dedikleri bir bağlantı merkezi vardır. İntihar duygusu eğleştiren, telefonla destek arayabiliyor, yıkım önlenebiliyor.  Kurtarıcı Mesih'in sevgisi bunları yaptırıyor.

Ailelerde intihar olgusuyla çalkalananlara nasıl yardım sunulabilir? Örneğin, babanın intihar ettiği ailenin bunalımı.. Bu da, yoğun çabayı gerektiren sorumluluk. Yalnızlık, kayıtsızlık, dört yol ağzında kalmışlık intihar tasarısını yanardağa dönüştürüyor. Intihar adayını bunalımlar zinciri sarmış. Mahva götüren zincirler nasıl kırılabilir? Rab İsa kendisini insanla özdeş kılar. İlgisizliği yargılayacağını belirtir: "Açtım, bana yiyecek vermediniz; susuzdum, susuzluğumu gidermediniz. Yabancıydım, beni içeri almadınız. Çıplaktım, beni giydirmediniz. Hastaydım, cezaevindeydim, beni görmeye gelmediniz" (Matta 25:42,43). Soruna sevgi dolu yürekle gelir Mesih. İblis kincilik yıkıcılığıyla saldırır. Kahredici denge yerimize ölen, dirilen Mesih'in insan kavramı ötesinde sevgisiyle kırılır. Bu sevgiyi değerlendiren sonra da canları kurtarır.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

50

Her yılı insanlık ailesinin başını ateşlere yakan yoğun bunalımlar zincirinden biriyle boğuşmaya ayıran Birleşmiş Milletler Kurulu çok isabetli bir kararla Fakirliği Ortadan Kaldırma Onyılı' nı gündeme aldı. Böyle iyi niyetli, özverili, özgecil (diğerkâm, altruist) bir tutum gönülden alkışlanmaz mı? Hepimize köklü dertlerden birini anımsatıyor bu asil uğraş. Yürekler acısı! Fakirlik azalacağına çoğalıyor. "Ne mutlu yoksullarla ilgilenen insan.." (Mezmur 41:1). "Fakire acıyan, RABBE ödünç verir" (Süleyman’ın Özdeyişleri 19:17).

Hiç duraksamadan kolları paçaları sıvayıp hepimiz bu amaca verilelim! Ah, iyi niyetli insan kardeşler, ademoğlunun en derin yaralarından birine parmak basıyorsunuz. "Güçsüzün, yetimin davasını görün; düşküne yoksula adalet edin" (Mezmur 82:3). Keşke, keşke bu yüksek amaca ulaşabilseniz! Keşke babayiğit bir pençe atarak sayısız kardeşi yoksulluğun acımasız kenetinden çekip kurtarabilseniz. Keşke insanlığın bu temel derdine kesin çözüm bulabilseniz. Keşke bu acı kökü kazısanız. Kim el ele vermez bu sağlıklı kovalayışınızla? "Yanında kapılarının birinde fakir bir insan olursa, yüreğini katılaştırmayacaksın, fakir kardeşine elini kapamayacaksın" (Yasanın Tekrarı 15:7b).

Insanlık ailesi yaklaşık altı milyar; yeryüzünün her köşesine dağılmış; dağılıyor da. Çevremiz güngünden zorlanmakta. Nüfus patlamasına çare bulalım derken, değerli ormanlar yerle bir ediliyor, yerine sık konutlu kentler-mahalleler yükseltiliyor. Önceki güzelliğin çekiciliği fakir semtlerine dönüşüyor. Bangladeş, Haiti, Mozambik, Malavi,  Bolivya gibi ülkelerde milyonlarca insan kardeş gece gündüz fakirlik okyanusunda can çekişmekte. Başka milyonlar azıcık daha iyi durumda, ama onların da parlak bir yarını yok. Birinci dünya ülkeleri olarak bilinen yerlerde durum sanki daha iyi mi? New York, Londra, Paris, Frankfurt, Berlin, Moskova türünden kentlerde on binlerce erkek ve kadın —çoğu genç— geceleri sokaklarda yatmakta, çöp tenekelerini araştırmakta.

Her yanda zenginle fakir arasındaki uçurum gitgide derinleşiyor, birçok ülkede sayısız orta gelirli insan kendini fakirler sırasında buluyor. Belirli gelişmelerde bazı varlıklıların sert yüreği daha da çok nasırlanıyor: "Fakir insandan komşusu bile yüz çevirir" (Sülezman’ın Özdeyişleri 14:20). Yoksulları savunan iyi niyetli insanlara karşı, onların yarasına tuz biber eken kötü niyetli sömürücüler, mafialar çoğalmakta: "Yoksulları yollarından çeviriyorlar; ülkenin düşkünleri hep gizlenmekte" (Eyub 24:4).

Fakirliğin oluşturucuları arasında neler bulunur? En başta savaş ve savaşseverlik, silah üretimi-satımı, 11 Eylül terörizmi türünden şeytansal cinnet, sömürücülük, savaşın yerinden yurdundan, köyünden ocağından ettiği sayısız göçmen insan, hiç kuşkusuz işsizlik, siyasetçilerin sakat ve bozuk oyunları, evdeki pazarın çarşıya uymamasıyla kendini yoksullukta bulanlar, herhalde doğa felaketleri, vb.

Altı milyarın yaklaşık bir milyarı sürekli açlıkta. Konutsuzların baş döndürücü sayısı bundan geride kalmaz. Bunların doktor, dişçi, hastabakıcı ya da hamam yüzü görmesi oldukça çetin sorun. Ya da eğitim! Dünya çapında bunalım oluşturan okuryazarsızlığın temel nedenlerinden biri yine yoksulluk, fakirlik. Politikacılar buralara genellikle seçimlerde uğrar çevreye ilgi saçar. Bu hale Allahlık mı denecek? Kutsal Söz buna da değinir: "Ben düşkün ve fakirim. RAB beni düşünür" (Mezmur 40:17).

Dünyasal bunalıma dönüşen sokak çocuklarının yürekler parçalayıcı durumu nereden kaynaklanmakta? Kuşkusuz fakirlikten. Her gün 50,000 çocuk ölüyor. Ya pek çok ülkede küçücük yavruların güç ve çetin işlerde çalıştırılması? Bu da yoksulluğun acı ürünlerinden. Dahası var.. Tayland, Filipinler, Brezilya türünden ülkelerde insan kardeşler öylesi yoksul ki, kızını oğlunu azıcık para karşılığına satıveriyor. Ve bunların çoğu kendini nerede buluyor? Katı yürekli, granit taşı dokulu seks mafialarının derinlere dalan sömürü tırnaklarında: "Bireyler var ki yeryüzünden yoksulları, insanlar arasından fakirleri yutmaya dişleri kılıç, azı dişleri de bıçaktır" (Sülezman’ın Özdeyişleri 30:14)

Bunların merhametine kalmış çocukların figanı arş ı âlâya yükseliyor. Öte yandan, Batı'nın azgın para babalarından pedofili (sübyancılık) kovalayışıyla ülkeden ülkeye koşanlar da var. At izi it izine karışmış bir yeryuvarlağındayız. Kötü niyetlilerin marifeti, iyi niyetlilerin çabalarını kovalayışlarını bastırıyor gibi. Bu yoğunlaşan bunalıma dünya çapında eğilen örgütler için Tanrı'ya şükredelim, var güçle onları destekleyelim. Örneğin, İsa Mesih'in öğretişinden esinlenen World Vision, Save the Children, vb.

Eski Antlaşma'nın sosyal adalet peygamberi Amos şu ana dek sesini yükseltmekte: "Doğru kişiyi paraya, yoksulu da bir çift çarığa sattılar. Yoksulların başını yerin toprağında çiğnerler; fakirlerin yolunu saptırırlar...Mademki fakiri ayak altında çiğniyorsunuz, ondan buğday sızdırıyorsunuz, yaptığınız yontma taş evlerde oturmayacaksınız, diktiğiniz güzel bağların şarabını içmeyeceksiniz" (Amos 2:6,7; 5:11). Ah şu fukaralık! İçi kan ağlayan ademoğlunu ne çıkmazlara sokuyor! Ve yoksul insan kardeş her tür vurdumduymazın pençesinde inliyor.

Tanrı neden fakirlerin, yoksulların duasını yanıtlamıyor? Evet, O'nun yanıtı insan bedeni kuşanarak aşırı yoksullukla kavrulan insan soyuna gelmesidir. Tanrı'nın biricik Oğlu Mesih hiçbir insanın bilemeyeceği sevgiyi, bir at yemliğinde yoksul bir yavru durumunda dünyaya doğmakla belgeledi. Sevginin tek kaynağı Tanrı, yalnız bunu tadanın bilebileceği göksel sevgiyi somut biçimde yoksula zengine açıklıyor: "Çünkü Rabbimiz İsa Mesih'in kayrasını biliyorsunuz. O zenginken sizin yararınıza yoksul oldu. Öyle ki, O'nun yoksulluğuyla siz zengin olasınız" (II.Korintoslular 8:9).

Tanınmış yazar-nükteci Mark Twain (1835   1910), "Allah fakirleri çok sever" demiş, "Çünkü onları bol yarattı." Ama işin şaka götürür yanı yok. Dünyamızın acı görünümlerinden biri de, her yanda pek çok fakir bulunması ve fakir sayısının giderek artması. Değil yalnız fakir kişiler, fakirlerin türediği fakir ülkeler.. Yaratan Eski Antlaşma'da İsrail halkına, "Ülkede fakir eksik olmayacak" (Y. Tekrarı 15:11) dedi ve fakire elini açacaksın yolunda kesin buyruk verdi. Isa Mesih de bu belirgin gerçeği hepimize anımsattı: (Matta 26:11). O'nun öğrencisi olmaya özenen bol varlıklı birine Isa, "Eğer yetkin olmak istiyorsan" dedi, "Git varını yoğunu sat, yoksullara dağıt" (Matta 19:21). Mesih inancının ruhsal açısı belirgin. Bunun bir de toplumsal sorumluluğu var. Yeni Antlaşma'da rahat canı rahatsız eden bir uyarı duyurulur: "Gelin, varlıklı kişiler! Şu anda üzerinize gelmekte olan dertler için uluya uluya ağlayın" (Yakup 5:1).

Yaratan fakiri fukarası olmayan bir ortam oluşturamaz mıydı? Bilinsin ki, şimdiki düzen Yaratan'ın başlangıçta kurduğu o kusursuz güzellikten sapmıştır. İnsan soyuna sokulan günah tüm kurulu düzeni sarstı, şimdiki allak bullak ortamı enikledi. Yoksulluk, hastalık, düşmanlık ve daha ne varsa —en sonunda da ölüm— tümü bu bozuk ortamın birer belirtisi.. Bunu Yaratan değil, iblisin buyruğu uyarınca karar veren ademoğlu oluşturdu. Fakirlik bunalımına gerçekçilikle bakıldığında temelde sömürücülük, bencillik, çıkarcılık, kapkaççılık, kurnazlık, ilgisizlik, acımasızlık türünden insansal bozukluklar sırıtmakta. Bu sarsıcı bunalıma bakıp basitçilikle Tanrı'yı suçlamak, ya da fakirin durumunu kadere tecelliye bırakmak insan düşüklüğünü örtbas etme çabasıdır. Fakirlik yok edilebilir: Ademoğlunun içi değişirse, bencilliği dışlanırsa, silahlar parçalanırsa.
"Tanrı sevgidir" (I.Yuhanna 4:8,16). Bu Tanrı hiç kimseyi yoksulluğa düşürmeyi istemez. "Çünkü yardım isteyen yoksulu, dayanağı olmayan düşkünü O kurtarır" (Mezmur 72:12). "RABBE ezgi yükseltin. RABBE hamdedin; çünkü O yoksulun canını kötülük edenlerin elinden kurtardı" (Yeremya 20:13). Tanrı'nın parlak ve yetkin adlarından biri 'Kurtarıcı' dır. Varlıklı, orta halli ya da fakir ol, Tanrı'nın karşısında yoksul muhtaç birisin. Bazıları bunu pek düşünmez, ama tüm soy gereksinimli: Aç yiyeceğe, konutsuz konuta, hasta sağlığa, işsiz işe, eğitimsiz eğitime, sığınmacı kabul edileceği bir ülkeye.. Ve herkes günahtan arıtılıp kurtarılmaya. Ne var ki, işler tıkırında giderken, cepte para tepe tepeyken şimdiki yaşamın sonsuzlukla ilgili uzantısını belki düşünmezsin ya da din uygulamalarıyla yetinirsin! İnsana sevgisi başta gelen Tanrı, din uygulamalarından önce günahlı varlığı arıtmak ve kurtarmakla ilgilenir.

Tanrı her gereksinimi gören ve karşılayabilendir. O'nun insan bedeninde insanlığa gönderdiği kişinin adı Kurtarıcı İsa Mesih'tir. Şu dayanaksız, acımasız, umutsuz dünyada diri bir kurtarıcıyı bilmenin, O'na güvenmenin, ikinci gelişini beklemenin doyumu kendine özgüdür. Temel ihtiyacı karşılanan, günahları bağışlanan, Yaratanı'yla barışan arıtılmış kişinin yaşam sonsuz doğrultusunda görüşü büsbütün başkadır.

Tanrı'ca sağlanan kurtulmalıkla Tanrı çocuğu olmaya kabul edilenin yücelerde onu düşü-nen, savunan diri bir Rabbi ve sahibi vardır. Gereksinimleri karşılayabilen destekleyici. Bu güvenlik Kutsal Söz'de şöyle vurgulanır: "O Tanrı ki, Öz Oğlu'nu esirgemeyip O'nu hepimiz yararına sundu. O'nunla birlikte bize her şeyi bağışlaması beklenmez mi?" (Romalılara 8:32). Bu kayraya gelen, yaşamını sürekli hamt ve şükran duygusuyla geçirir, yoksul-fakir insan kardeşinin ihtiyacını benimser. "Fakire acıyan RABBE ödünç verir; karşılığını RAB ona öder" (bkz. Süleyman’ın Özdeyişleri 19:17). Kurtarıcı Tanrı'dan kayra ve lütuf bulan bu kişi, sadaka vererek hayır-sevap kazanırcasına yardımda bulunmaz. Yoksula canı gönülden acır, hem de ona gerekli onuru verir (bkz. Süleyman’ın Özdeyişleri14:31). Bu insan her yerde her gereksinimli kardeşle ilgilenir. Ekmeğini suyun yüzüne atar ve birçok gün geçince onu bulur (bkz. Vaiz 12:1).

Yoksula yardımla yardım arasında belirgin bir ayrım olduğu bilinmeli. Kurtarıcı İsa Mesih, "Ne mutlu ruhta yoksul olanlara" dedi, "Çünkü göklerin hükümranlığı onlarındır" (Matta 5:1). Rab İsa Mesih bu değişmez ilkeyle, yoksulluğu ortadan kaldırmanın anahtarını sunar. Fakir-yoksul-düşkün insan kardeşlerle kaynaşan şu çalkantılı dünyada sağlıklı ilgi para cüzdan konusu değil, ruh sorunudur. Kurtarıcı'dan muhtaç canına kurtuluş bulan, ruhta yoksul olmanın gizini kavrar. Bencillik, çıkarcılık, sömürücülük o ruhtan dışlanır; çünkü Kurtarıcı'nın onu kayrayla kurtardığını bilir. Kayra bulan durumunda, insan kardeşini yükseltmeyi kovalar.

İsa Mesih yeryüzünde hizmetini açarken şöyle seslendi: "Rabbin Ruhu üzerimdedir. Çünkü beni yoksullara Sevinç Getiren Haber'i yaymam için meshetti" (Luka 4:18). Bu gelişimi Tanrı'nın peygamberi Eski Antlaşma'da Isa'nın doğumundan 750 yıl önce bildirmişti (bkz. Yeşaya 61:1-3). İnsanlık bu şanlı gelişi bekliyordu. Mesih yücelerdeki zenginliğini bırakıp insan oldu, hem de en yoksul insan.. Kalacağı ev yoktu; her öğün önünde sofra kurulmuyordu. Öğrencileriyle oturup en son akşam yemeğini yemeye ne bir odası vardı, ne de sofrası! Bunu bir arkadaş evinde yaptı.

Ademoğlu.. Varlıklısı da varlıksızı da yoksulluğun aman tanımaz pençesinde. Tanrı kendi katında herkesi yoksul ve fakir görür: "Ama düşkün, acınılacak durumda, yoksul, gözü görmez olduğunu bilmiyorsun" (Vahiy 3:17). Kimisi aç, çıplak, göze görünür yoksul. Kimisi paralı, ama fiziksel yoksuldan daha da yoksul. Bırak, Kurtarıcı seni günah tutsaklığından özgür etsin, sana ruhta yoksul olmanın gönencini versin, yoksula fıkaraya seni etkin yardımcı kılsın. Fıkaralığın kökünü kazıyabilmek, içteki fıkaralığı görmekle başlar. Bu eşsiz eylemi İsa Mesih sonuçlar. Her dileyene.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

51
İsa Mesih dirilmiştir; şimdi diridir, yücelerde egemendir, yeniden gelişi çok  yakındır. O’nun bağlısı somut ve sağlam gönençtedir. Dirilip göklere giden Mesih günahlı insanı kurtarır; hem yeniliğe kavuşan, hem de sonsuz güvencesiyle dolan yaşamı gerçekleştirir. Durgun, durağan su birikintisine karşı coşkunlukla akan ırmak neyse, diri Mesih’e iman da töreci, biçimci inanç karşısında öyledir. Tanrı’ya binlerce şükür. " İsa, bizim suçlarımız için ölüme teslim edildi ve doğruluğumuz için ölümden dirildi" (Romalılar 4:25). “Mesih günahlarımız için öldü. Sonra gömüldü.Üçüncü gün dirildi” (I.Kor. 15:3,4).

Mesih günahsız canını günahlı insan yararına kurtulmalık olarak sunmaya, ölmeye ve yeniden dirilip kurtarıcımız olmaya geldi. Hiç kimse ölümünü seçmedi. Mesih kendi ölümünü seçti. "Size önemle belirtirim: Yere düşüp de ölmeyen buğday tanesi tek başına kalır. Ama ölürse bol ürün getirir. Canını seven onu yitirir. Bu dünyada canını  hiçe sayan ise onu sonsuz yaşam için saklar... Canını kurtarmaya çalışan herkes onu yitirecektir; ama yitiren onu koruyacaktır" (Yuhanna 12:24,25; Luka 17:33).

Çok iyi tanıdığın, sevdiğin, ilgilendiğin birinin öldüğünü, gömüldüğünü gördükten sonra üçüncü gün kendisini dipdiri görsen, o seninle konuşsa oturup yese, sana belirli görevler verse herhalde tepen uçar. Kuşkusuz, doğaüstü bir durumla karşılaşmakta olduğunu bilir, aklın düşüncen insan gücü ve yeterliliği ötesinde bir olguya giderdi. İsa Mesih’in öğrencileri böyle bir gelişimle yüzyüze geldiklerinde ilkin buna inanamadılar. Doğal bireyler olarak doğaötesi bir olayın önemini hemen kavrayamadılar, ama Rab İsa’yı yeniden gördüklerinde O’nun dirildiğini anladılar, bunun peygamberlerce bildirildiğini anımsadılar. İsa’nın göklere yükseldiğine tanık olduklarında olguyu kavradılar.

Eski Antlaşma’da Tanrı esiniyle bildirilen peygamberlikte, Mesih’in öleceği ve mezarında bırakılmayacağı belirtilmemiş miydi? Bunlardan birkaçı: "Çünkü sen canımı ölüler ülkesine, Kutsal’ını da çürüme görmeye bırakmazsın... Çünkü bana karşı lütfun yücedir; canımı ölüler ülkesinin derinlerinden kurtardın... Ya RAB, canımı ölüler ülkesinden çıkardın; mezara inmeyeyim diye beni yaşattın... Ama Tanrı ölüler ülkesinin gücünden canımı kurtaracaktır; çünkü beni kabul edecektir...” (Mezmur 16:10; 86:13; 30:3; 49:15).
“Ama O’nu ezmek RABBE hoş göründü; O’nu eleme düşürdü; O’nun canı günah sunusu kılınınca soyunu görecek, yaşamının günlerini uzatacak ve RABBİN amacı O’nun elinde ilerleyecek. Canının emeği ürününü görerek doyacak. Doğru uşağım kendi bilgisiyle  birçoklarını  doğru  kılacak,  kötülüklerini  de  kendisi  yüklenecek... Ben ise bilirim ki, Kurtarıcım diridir ve sonunda toprağın üzerinde dikilecektir... Daha şimdiden, işte şahidim göklerdedir ve benim için şahadet eden yücelerdedir"  (Yeşaya 53:10,11; Eyub 19:25; 16:19). Eski Antlaşma’da defalarca vurgulanan gelişimler bunlardı.

Peygamberler Rab İsa’nın erden bir kızdan Beytlehem kasabasında doğacağını önceden bildirdi. Tıpkı bunun gibi, ölüler arasından dirileceğini de bildirdi. Doğuşunu gökyüzünde melekler  ilahi  sesleriyle kutladı.  Dirilişini boş mezarın başında iki melek, gömülen İsa’yı ziyarete gelen kadınlara sordukları bir soruyla kanıtladı: "Diri olanı niçin ölüler arasında arıyorsunuz?" (Luka 24:5). Bunun gibi, göklere yükselen dirilmiş Mesih’in yeniden geleceğini iki melek, şaşkınlıkla göğe bakan öğrencilere açıkladı: "Sizin aranızdan göğe alınan bu İsa’nın göğe gittiğini nasıl gördünüzse, O öyle gelecektir" (Habercilerin İşleri 1:11). Mesih göklerde günahlılar için aracılık etmektedir.
Tanrı Sözü’nde İsa’nın dirilişi ‘Ölülerin ilk turfandası’ diye betimlenir. Acımasız mezarın gücünü alt ederek dirilen kurtarıcı İsa Mesih, günahtan arıttığı insan yüreğine girerek onu kutsal Tanrı’yla barıştırır, orada egemen olur. İlerideyse onun ölmüş bedenini yepyeni bedenle diriltir. Bu müjdeyi yayan haberci Pavlos günün en aydın ve gelişmiş kenti olan Atina’ya gelince, düşünürlere İsa Mesih’in dirilişinden söz etti. Bu bilgin insanlar şaşırıp kaldı. Her savı her düşünceyi evirip çevirerek tartışan  aydın kişiler, İsa Mesih’in dirilişini hiç duymamıştı, O’nun ileride bütün ölüleri dirilteceğini de bilmiyordu. Diriliş doğaüstü Tanrı işidir, sadece doğaüstü kavramla ve anlayışla bilinebilir. Mucize’nin anlamı, ademoğullarını aciz bırakmaktır. Oğlu Mesih’i ölüler arasından dirilten yüce Tanrı ölümlü insanları aciz bıraktı, biz acizlere diriliş vaadini belirtti, dirilişimizi kesinleştirdi.

Mesih inancının siyasetsiz, savaşsız, kılıçsız bir yöntemle yükselmesi, yeryüzünün her yanına yayılması tek açıklayışla anlatılabilir: O’nun bağlıları dirilen Rableri’ni gözle gördü, diriliş olgusunu tümden yeterli Tanrı kanıtı olarak tanıdı, O’nun Eski Antlaşma peygamberleri tarafından bildirilen kurtarıcı-hükümran Mesih olduğuna inandı ve bu kesin gerçeği her yanda herkese güvenle yaydı. İsa Mesih’in haça çakılışı tüm tarihin dönüş noktası, dirilişiyse doruğu, Tanrı hükümranlığının bildiricisidir.

Mesih’in dirilişine inanlıları da, O’na iman etmeyenler de tanıklık etti. İnanlıların tanıklığı pek çoktur. İman etmeyenlerin istemeye istemeye buna tanıklıkta bulunmasıysa eşit oranda ilginçtir. Yahudiler’in dinsel-ulusal kurulu Sanhedrin, mezarı beklemeye atanan askerlerin dirilişe ilişkin tanıklığını kabul etmekten başka hiçbir şey yapamazdı. Bunu yalanlamanın uydurma yollarını kurnazlıkla düzenledi. Ne var ki, kendi aralarından biri olan, dincilikte herkesten ileride bulunan Tarsus’lu Saul, Mesih’in adına ve bağlılarına saldırmaktayken birgün yücede dirilmiş İsa Mesih’i gördü, buna tanıklık etmeye başladı. Bu gelişim tüm Sanhedrin’i sarsmış olmalı ki,  sözbirliğiyle Tarsus’lu Saul’u öldürmeyi kararlaştırdılar. Bu Pavlos dünyanın dört yanında dirilen Mesih’i tanıttı.
Dirilişin tarihsel gerçek olduğunu yalanlayabilecek güç ve yetki yoktur. Asıl yalanlanan kuşak buna iman etmeyenler, doğal düzeyden bir santim yukarıya, ruhsal aşamaya erişemeyenlerdir. İsa Mesih’in dirilişi olmadan insanlık tarihi can sıkıcı, ruh bıktırıcı, yarını korkutucu karanlık bir olaylar zinciri olmaktan ileriye gidemeyecekti. Tüm tarihe anlam veren, heyecan getiren, imansızları derin derin düşündüren tümleme İsa Mesih’in ölüler arasından dirilişidir. "Ama gerçekte Mesih ölüler arasından dirilmiştir. Uyuyanların ilk ürünüdür O. Çünkü ölüm insan aracılığıyla geldi, ölülerin dirilmesi de insan aracılığıyla oldu. Çünkü nasıl tümü Adem’de ölüyorsa, tümü de Mesih’te yaşama getirilecektir. " (I.Korintoslular 15:20-22).

Mesih’in yeniden doğmuş bağlısına O’nun dirilişi ileride bilinebilecek bir gizem değil, şimdiyle ilgili olgudur. İnanlı her gün, her an dirilen Mesih’le paydaşlıktadır. Mesih dirilmemişse her şey boştur, aldatıcıdır: İman da, umut da, sonsuz güvenliği de, kilise topluluğu da, dirilişi bekleme de.. Vaiz’in iki kez belirttiği gibi, "Her şey boşun boşu!" ( Vaiz 1:2; 12:8 ). Ama sevinçle coşalım, Mesih dirildi. O gerçekten dirildi. Şu anda kesin dirilikle yücelerde egemendir. İnanlılar dirilip yücelere giden Mesih’ten Kutsal Ruh armağanını aldı. Mesih’in inanlılarına gönderdiği Kutsal Ruh, Paraklit’tir: (Avutucu). O şu anda gördüğümüz çalkantılı dünyada Mesih’in inanlısını destekliyor, inanlıyla birlikte her gün şu duayı yükseltiyor: "Amin. Gel ya Rab İsa!" (Vahiy 22:20).

Mesih’ten başka hiç kimse kendi isteğiyle ölüler dünyasına gitmedi, ne de hiçbir kimse kendi gücü ve yeterliliğiyle ölüler dünyasından ayrılabildi. O’nun ölüler dünyasına gidişi ölümün korkunç zincirlerini koparmasıydı; oradan ayrılışıysa kendisine kurtarıcı olarak iman eden her cana, ölüme karşı yengi kazanıldığını, ölümün yenik düştüğünü, ölüm yetkisinin sadece geçici olduğunu böylesi bir kanıtla açıklayışıydı.

Kurtarıcı Mesih günahlarımız için ölmeye geldiğini, üçüncü gündeyse dirileceğini olaydan önce belirtti: "Bundan sonra İsa Yeruşalim’e gitmesinin, İhtiyarlar, başrahipler ve dinsel yorumcular elinde yoğun işkence çekmesinin, öldürülmesinin ve üçüncü gün dirilmesinin gerekli olduğunu öğretmeye başladı" (Matta 16:21). Sarsıcı gelişimin yaklaştığını kavrayarak acıda çalkalanan öğrencilerini O şöyle avuttu: "Size önemle belirtirim ki, ağlayıp dövüneceksiniz, ama dünya sevinecektir. Üzüntüde çalkalanacaksınız, ama üzüntünüz sevince dönüşecektir... Ben dünyayı yendim" (Yuhanna 16:20,33).

Haça çakılışının an konusu olduğunu anlayan üzüntülü öğrencilerine İsa, "Şimdi beni gönderene gidiyorum" diyerek onları yüreklendirdi: "Ama ölümden dirildikten sonra ben sizlerden önce Galile’de olacağım" (Matta 26:32). O, Lazar adındaki bir arkadaşını diriltmeye gidiyordu. Ölünün acı acı ağlayan kız kardeşi Marta’ya şu somut avuntu sözünü vurguladı: "Diriliş ve yaşam Ben’im. Bana iman eden ölmüş olsa da yaşayacaktır. Yaşamakta olan herhangi bir kimse bana iman ederse sonsuzluk boyunca hiç ölmeyecektir" (Yuhanna 11:25,26). Mesih mezar başında, "Lazar, dışarı gel!" dediği anda, dört gündür ölü olan bu adamı diriltti. Böylesi görülmemiş bir gelişim ne Mesih’e, ne de O’nun eylemlerine katlanabilen dincileri çileden çıkardı; İsa’yı da, Lazar’ı da öldürmeyi tasarladılar. Lazar belirli bir süre yaşadı, ama sonunda yine öldü. Son diriliş değildi bu.
Dirilen Rab İsa Mesih, kendi dirilişinin gücüyle inanlılarını ölümsüz sonsuza diriltecek, ölümün de mezarın da kıskıvrak bağlayan bukağısını paramparça edecek: "Beni gönderenin isteği bana verdiklerinden hiçbirini yitirmeyeyim, onu son günde dirilteyim kapsamındadır. Çünkü Babam’ın isteği, Oğul’u görüp O’na iman eden herkesin sonsuz yaşamı olmasıdır. Son günde onu ben dirilteceğim" (Yuhanna 6:39,40). Bu parlak eylemde Baba’yla Oğul’un etkisi eşit ve kesindir. "Rab İsa’yı dirilten Tanrı’nın bizleri de İsa’yla birlikte diriltip, sizlerle bir arada kendi önünde durduracağını biliyoruz" (II.Kor.  4:14).

Rab İsa Mesih’in görkemli dirilişi karanlığı ışığa dönüştürdü. "Haftanın ilk günü erkenden daha ortalık karanlıkken..." (Yuhanna 20:1). "Kadınlar taşı mezardan yuvarlanmış buldular... ansızın yanlarında göz kamaştırıcı parlaklıkta giysiler kuşanmış iki adam durdu" (Luka 24:1-4). O, haçta asılırken tüm ülkeyi karanlık kapladı; çünkü güneşi yaratan, günahlılar için ölüyordu. Ama ışığın görkemini haber vermekteydi bu karanlık. Günah, ölüm, cehennem. Kötülük ve aldatıcılık güçlerinin egemen kesildiği dünyamız. Mesih’in dirilişi, gerçeğin yalanı alt ettiği  Tanrı eylemi ve yengisidir.

Mezarı ziyarete gelen Meryem oranın boş olduğunu görünce şaşırdı; ağlamaya başladı. Dirilen İsa onun karşısındaydı. Meryem O’nun İsa olduğunu anlayamadı. Rab ona, "Ey kadın niçin ağlıyorsun, kimi arıyorsun?" diye sorunca o, "Öğretmen!" diyerek dirilen Rabbe tapındı. Meryem’in içindeki karanlık o anda ışığa dönüştü. İsa öğrencilerini şu sözlerle yüreklendirmişti: "Bunları size söyledim; bendeki sevinci duyasınız ve içiniz sevinçle dolsun diye" (Yuhanna 15:11).

Mesih’in dirilişi hiç avutulamayan ölüm acısını sevince dönüştürdü: "Haftanın ilk günü —aynı gün akşamleyin— öğrenciler Yahudi yetkililerin korkusundan kapalı kapıların ardında toplanmışlardı. İsa oraya geldi, ortada durup onlara, ‘Üzerinize esenlik olsun’ dedi. Bu sözün ardından elleriyle böğrünü gösterdi. Öğrenciler Rabbi görünce sevinçle doldular" (Yuhanna 20:19,20). "Sevinçten şaşkınlıktan bir türlü inanamıyorlardı. İsa, ‘Burada yiyecek bir şeyiniz var mı?’ diye sordu... Onlar da kendisine tapınıp sevinç çoşkunluğunda Yeruşalim’e döndüler. Ve sürekli olarak tapınakta Tanrı’yı yüceltiyorlardı" (Luka 24:41,52,53). Aynı sevinç Mesih’e iman edip arıtılanın sürekli gönencidir.

Rab İsa’nın dirilişi geceyi gündüze, üzüntüyü sevince, korkuyu yürekliliğe dönüştürdü. Dirilen Mesih kaygılı insan yaşamını en yüksek aşamalara çıkarabilen tanrısal gücün kaynağıdır. O’nun diriliş gücüyle yenilenmiş, bu sevinçle güvenliği kesinleşmiş biri misin? Pavlos gibi şu dileği seslendirmek istemez misin? "Tüm isteğim, Mesih’i ve dirilişinin gücünü bilmek, O’nun çekmiş olduğu işkenceleri paylaşmak, O’nun ölümüyle O’nun gibi olmaktır" (Filip. 3:10). Mesih’le ilgili bilgi sonsuzdur. Çünkü O dirilişiyle sonsuza güven sağladı. Haçtaki işkencesiyle O’na iman eden günahlıyı sonsuz acıdan kurtardı. O’nun gibi olmak, doğru biçimde yaşayabilmektir: Sevgisi, affediciliği, barışçılığı, yaşama saygısı ve değer verişi O’na özgüdür. Ön sırada özlenilecek bilgi ve güvenlik O’dur.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

52

Ünlü matematikçi Arşimed, "Durabileceğim bir yer bir de kaldıraç verin" demiş, "Yeryuvarlağını yerinden oynatırım." Ne yazık! Hiç kimse böyle bir sağlayışta bulunamamış.  Bu namlı bilgin bir ihtilal tasarlamış. Ne var ki, olanak dışı bir eylem! Tarihin başından bu yana, girişimciliğiyle tanınan insanoğlunun parlak atılımları saymakla tükenmez. Nedir ihtilalin kovaladığı amaç? Yepyeni ufuklara özenmek, beğenilmeyen eskiyi yıkıp yerine daha üstün uygulamaları getirmek. İnsan aklına en uygun görünen ilkelere meydanı açmak, yeni ortam kurmak.. İnsanlık tarihi ihtilallerle dolup taşar. Çoğu kez bir ihtilali başka bir ihtilal izler, belki de öncekini geriye iter.

Fransız İhtilali çağdaş ihtilallerin ön sırasında yer alır demek yanlış olmaz. Bu ihtilalden esinlenen ulusal kurul, 27 Ağustos 1789’da İnsan Hakları Bildirisi’ni çıkardı. Bu ilk hatırı sayılır ihtilal belgesinde benimsenen düzgü üç kelimeyle özetlendi: Liberté, Egalité, Fraternité: Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik.. Ama evdeki pazar çarşıya uymadı. Böylesi sağlıklı, yapıcı ilkelere karşın, terör ortalığa egemen kesildi, ihtilal politik denetlemeye dönüştü. Günümüzde, Afganistan’da tüyleri ürperten ihtilali anımsatırcasına! Her kuşaktan, her kanıştan pek çok insan ivedi yargılamadan sonra giyotinin keskin ağzına yatırıldı. Gerçekten yazık oldu; ihtilal insan kıskançlığının, hırsının, öfkesinin sunağında kurban edildi. Ardından Napoleon’un diktatörlüğü duruma egemen kesildi. Insan sorunlarına çözüm sayılan o üç ilke kitaplarda kaldı.

1917’de Çarlık Rusyası’nda Bolşevik Ihtilali oldu. Ondan altı ay önce Çar’ın tahtını deviren Kerenski’nin önderlik ettiği Sosyalist Ihtilali, Komünist ihtilali önünde eriyerek tarihe karıştı. Bir devrim öncekini yıktı. Lenin’in öncülük ettiği ihtilali Karl Marx’ın düzgüsü etkiliyordu. Neydi bu: “Herkesten yeteneği oranında, herkese gereksinimi kapsamında..” Lenin, ihtilalini şu isteklendirmeye dayadı: "Bütün toprak çiftçilere, bütün kuvvet sovyetlere.."  (Sovyet: Emekçi, çiftçi ve askerden oluşan yerel kurullar.)

1991’de Komünist rejimin kesinlikle çöküşüne dek, on milyonlarca insan kardeş Marxizm sunağında kurban edildi, ırmak dolusu kan aktı. Hatta bir ara Sovyet ihtilali, Hitler’in Nazi ihtilaliyle elele vererek ikinci cihan savaşını enikledi. Savaş sonunda Hitler’in ırkçısavaşçı ihtilali gümbürtüyle çöktü, Sovyet ihtilali kırk beş yıl daha sürebildi; ama sonucu ne oldu? Rusya’da, Yugoslavya’da, Afganistan’da bir sürü yerel savaş, yıkım, kan.. İleride ne olacağı da belirsiz. Komünizmin çökmesi bir sürü milliyetçilik ihtilaline yol açtı. Mafiya-cinayet örgütlerinin kuruluşu da ayrı konu! Kusurlu insan aklının tasarlayıp işlerliğe koyduğu hiçbir ihtilalin sürekliliği yoktur.

İnsansal tasarı ve kovalayışların erişemeyeceği aşırılık yoktur. Tüm ihtilaller herkese cenneti getirmek vaatleriyle bezemeli. Öte yandan, aşırılıklarıyla da belgeli. Ademoğluna cenneti getirebilen ihtilali nerede aramalı? Bunu somutlukla gerçekleştireni nerede bulmalı? Tarih kansız ihtilallerden de söz ediyor. On dokuzuncu yüzyılda İngiltere’de Sanayi Devrimi başlayınca, herkes insanlığın rahata kavuşacağını sandı. Bol üretim, bol yatırım, bol tüketim! Ama kapitalizm tanrısı duruma egemen kesildi. Sömürücülük, kullanımcılık, kompradorluk, kölelik alt tabakayı yine altta bıraktı. Kapitalizm savaştan kaçınmadı, yaşama gereken saygıyı sevgiyi sağlayamadı. İnsan kardeşinin güvenliğini, ezilenin hakkını, mağdurun esenliğini nasıl gerçekleştirebilirim diyemedi.

Ne yolla yorumlanabilir devrimlerin başarısızlığı, hem de çalkantılara katkıcılığı? Bozuk insanı değiştirmeyi akla getirmeksizin bozuk ortamı, toplumu ve dünyayı değiştirmeye uğraşmak, üstelik dayanılacak yerden, kaldıraçtan yoksun olmak! Çalkantılı insanlık tarihi bu etkin değerlere sahip  olan başka birini tanıtır. En çarpıcı ihtilali sonuçlayan İsa Mesih, iki bin yıl önce tanrısal yetkiyle devriminin özelliğini anlattı: İlk sırada olan niceler son sırada kalacaklar ve son sırada olanlar ilk sıraya geçecekler" (Matta 19:30). Bu gizemli açıklamanın içeriği ne olabilir?

Mesih’in kesin tümlemeyle gerçekleştirdiği ihtilalin ana çizgisi, ilkin içteki günahın devrilmesi, yerine yeni insanın tanrısal yeterlikle doğmasıdır. Silahla, topla, atomla tümlenemez bu. Mesih’in ihtilali kılıçsız zaferdir. O şu ilkeyi vurgular: "Kılıcını kınına koy; çünkü kılıç tutan kılıçla yok olacaktır" (Matta 26:52). Bu ihtilal kişiyi içte çöreklenen kötülük egemenliğinden kurtararak gerçek özgürlük aşamasına yükseltir. Sadece İsa Mesih dikkati kişinin iç dünyasına çekti: "Çünkü içerden, insan yüreğinden kötü tasarılar çıkar: Rasgele cinsel ilişki, hırsızlık, adam öldürme, evlilik dışı cinsel bağlantı, açgözlülük, kurnazlık, düzenbazlık, soysuzluk, kıskançlık, sövüp sayma, kendini beğenme, akılsızlık. Bu kötülüklerin tümü içerden çıkar ve insanı kirli kılar (Markos 7:21 23). Hangi ihtilal bunlara şifa getirebilir, yeni düzeni gerçekleştirebilir?

İsa Mesih’in kurtarışı ilk sırada bulunan ideologları, dinselleri, şeriatçıları, egemen güçleri aşar, son sırada olduğunu bilenleri Tanrı kayrasıyla ilk sıraya koyar. Bu ihtilalde kan akıtılmaz; çünkü Mesih tek keze özgü, kendi kurtulmalık kanını akıttı, en etkin ihtilali bütünledi. Bu parlak olguya iman eden kadına erkeğe O kurtuluş sağlamaktadır.

İhtilaller toplamının getiremediği parlak sonucu Mesih gerçekleştirdi. İnsan yaşamının derinlerinde bütünlediği eylemle dünyaya ışık yakıyor. "Yıkılması gereken sapkın düzen içtedir" diyor.  Bu yıkılınca, çağlar çağı sürecek düzen gerçekleşir. İsa Mesih’in kaldıracına ‘Yeniden Doğuş’ denir. Bu yeni düzende insan kardeşe sevgi, hizmet, hakseverlik yükümlülüğü en ön sırada gelir. Bu ihtilali gerçekleştirecek olanın sözleri şunlardır: "İşte her şeyi yepyeni yapıyorum" (Vahiy 21:5).

Tarih sahnesi, parlayıp çöken imparatorlukların bir panoraması: Aşur, Babil, Mısır, MedPers, Büyük Iskender’in Makedonya’sı, Roma, Pireneleri aşan Arap-İslam, Moğollar, Bizans, Osmanlı, Napolyon’on Fransa’sı, Çarlık Rusyası, Büyük Britanya, Hitler’in III. Reich’ı, Sovyetler Birliği. Unutulan kaldı mı? Coca Cola türünden zevklendirici buluşlarla beliren Birleşik Amerika Imparatorluğu belki de gelecek aday..

Evreni yaratan ve yöneten egemen RAB şöyle diyor: "Toplumlar boş yere emek veriyor, ulusların emeği aleve yakıttır" (Yeremya 51:58). Peygamber, imparatorlukları esinleyen ve yöneten düzgüyü tüm çıplaklığıyla vurgulamakta. Burada sıralanan, ya da adı geçmeyen imparatorluklar namını, sanını, etkisini dört iklime yedi düvele uzatmak için nasıl savaştı! Bu doğrultuda hiçbir uğraştan çabadan, fetihten geri durmadı, kan döktü kendi kanını akıttı. Hakkı adaleti ayaklar altına alırken kılını bile kıpırdatmadı. Yuvalar söndürmeyi yasal saydı. Ülkeler fethetmeyi, halkları ezmeyi, zorla mallarına, topraklarına, kadınlarına kızlarına konmayı dinsel öğretisinin bir vecibesi kıldı. Ama zamanın dişleri nasıl çalışır, neler getirir? Bunu hiç kestiremedi.

MEZMURLAR’da vurgulanan şu Söz hiç duyulmuş mudur: "Göklerde olan gülecek; RAB onları alaya alacak. O vakit öfkesiyle onlara konuşacak; kızgınlığıyla onları üzüntüye düşürecek" (2:4,5). Ve bunun hemen ardından şu düşündürücü peygamberlik bildirisi duyurulur: "Ama Ben Kralım’ı, kutsal dağım Sion üzerine koydum" (2:6). Ulusların emeği aleve yakıttır; çünkü Tanrı’nın ereği, tasarısı onlarınkinden apayrıdır. Parladıktan sonra sönen imparatorluklar geride ne bıraktı? Enkaz, yıkıntı, gözyaşı. Ezilen halkların iniltisi, soykırımların ürküntüsü..
Eski Antlaşma’da, yükseldikten sonra batacak imparatorlukların sarsıcı panoramasını Tanrı Daniel peygamber  aracılığıyla şöyle çiziyor: Tümü ezici, kıyıcı ve geçici. Tanrı’nın egemen istemi tümüne de belirli bir süre atadı. Ama tümü de yıkım yolcusudur. Kısıtlı kavramın ötesinde var olan Tanrı, önemli tutulan ölümlülerin başaramadığı etkin, kalıcı hükümranlığın nasıl geleceğini, hangi özelliklerle belireceğini çağlar öncesi açıkladı. Şu dönemde bir bunalımdan öbürüne dürtülen ademoğlunun Tanrı tasarılarıyla tanış olarak, gönlünü öncesiz-sonsuz hükümran Mesih’e vermesi temel yarardır. Kurulu düzeni, insanlık ailesini, kirletilen doğayı uyumlu biçimde yönetecek olan Mesih’in kalıcı hükümranlığı şöyle tanıtılır: "Güvenilir tanık, ölülerin ilk-doğanı, yeryüzü hükümranlarının başkanı O’dur...İşte bulutlarla geliyor. Her göz O’nu görecek. Bedenini delenler de O’nu görecek. Yeryüzündeki tüm ırklar O’nun için dövünecekler. Evet. Amin" (Vahiy 1:5,7). "O kralların günlerinde yücelerin Tanrısı sonsuzlar boyu yıkılmayan bir krallık kuracak. O’nun egemenliği başka bir topluma bırakılmayacak. Bu krallıkların tümünü O parçalayacak ve bitirecek. Kendisi sonsuzlar sonsuzu duracak...İşte Insanoğlu’na benzer biri göklerin bulutlarıyla geldi...Ve O’na egemenlik, yücelik, hükümranlık verildi. Öyle ki, tüm toplumlar, uluslar, diller O’na hizmet etsin. Egemenliği hiç son bulmayacak olan sonsuz egemenliktir. Hükümranlığıysa hiç yıkılmayacak hükümranlıktır" (Daniel 2:44; 7:13,14).

Ve Mesih’le ilgili peygamberlik açıklamaları şöyle sürdürülüyor: "Davut’un tahtını ve ülkesini bugünden sonsuza dek hakla ve doğrulukla saptamak için yetkisi hep artacak. Sonsuz barış uygulayacak...Toplumlara sancak niteliğinde durmakta olan Yesse’nin kökünü uluslar arayacak" (Yeşaya 9:7; 11:10). "...bir kral olarak krallık edecek, akıllı davranacak, ülkede doğruluk ve adalet uygulayacak" (Yeremya 23:5). "Bütün ulusları sarsacağım, bütün ulusların değerleri gelecek..." (Haggay 2:7). "...doğruluk güneşi kanatlarında şifa taşıyarak doğacak" (Malakya 4:2).
 
Gücü benzersiz Nemrut’un öncülük ettiği uluslar, imparatorluklar, diktalar panoraması neredeyse sönüyor. Günahlı insanlığı yöneten kusurlu önderler, sürekli sevgi sevinç huzurunu getiremedi. Şu bozuk ortamın ötesinde, kutsal Tanrı’nın düzenini tüm evrende kesinleştirecek kişi bekleniyor. Bu Mesih şu dönemde günahlı, yargılı insanı pak yaşama, kesin güvene getiriyor. Bu çağın ötesindeyse, evren yönetimini güçlü yetkisine alması Tanrı’ca O’na veriliyor. Tüm kurulu düzen bu kutlu gelişimi içtenlikle bekliyor. "Tanrı’nın ölüleri ve dirileri yargılamaya atadığı kişinin O olduğunu kanıtlayalım diye kendisi bize buyruk verdi" (Habercilerin İşleri 10:42). "Çünkü sular denizi nasıl kaplıyorsa, yeryüzü RAB görkeminin bilgisiyle dolu olacak" (Yeşaya 11:9; Habakkuk 2:14).

Evet. Tanrı’nın atadığı çöküşsüz hükümranlık kurulacak. Peygamberleri aracılığıyla, Mesih’in insan olarak dünyaya gelişinden çok önceleri O bunu belgeledi. Şanlı gelişinin gerçekleşeceği gün Kutsal Söz’de bildiriliyor: "RAB bana bildirdi: ‘Sen benim Oğlum’sun. Ben Seni bugün kendimin edindim. Dile benden, miras olarak sana ulusları; malın olarak yeryüzünün uçlarını vereceğim. Onları demir çomakla parçalayacaksın; çömlekçinin kabı gibi onları kıracaksın’... Ademoğullarına O’nun güçlü eylemlerini, hükümranlığının görkemli yüceliğini bildirsinler" (Mezmur 2:7-9; 145:13). "İşte RAB Tanrı yiğit gibi gelecek. Kendi yararına pazısı hükümranlık edecek. Ücreti yanındadır. Ödülü önündedir" (Yeşaya 40:10). "RAB Sion dağında şimdiden sonsuza dek onların başında hükümranlık edecek" (Mika 4:7). "İşte bulutlarla geliyor. Her göz O’nu görecek. Bedenini delenler de O’nu görecek. Yeryüzündeki tüm ırklar O’nun için dövünecekler, evet. Amin" (Vahiy 1:7). "Başkanlık O’nun omuzu üzerinde olacak... O’nu Davut’un tahtı ve ülkesi üzerinde şimdiden sonsuza dek hakla ve doğrulukla düzenlemeye, desteklemeye atadım. Başkanlığı, esenliği sürekli olarak artacak" (Yeşaya 9:6,7). Budur her canlı varlığın beklediği, inanacağı Hükümran.


Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

53

İkinci Cihan Savaşı’nın kudurganlıklarından geçen uluslar 1945’te savaş bitiminin hemen ardından Birleşmiş Milletler Kurulu’nun temelini attı. Bunu alkışlamayan olmadı. Daha sonra New York’ta bir gökdelen dikilerek Kurul’a ev sağlandı. Buraya giren ziyaretçi dikkat ederse Tanrı Sözü’nde Yeşaya peygamberden bir ayetle karşılaşır: “Uluslar kılıçlarını saban demirleri, mızraklarını da bağcı bıçakları yapacaklar. Ulus ulusa karşı kılıç kaldırmayacak, artık savaşı öğrenmeyecekler” (Yeşaya 2:4). Ne hoş bir öngörü değil mi? Gerçekleşmemiş olsa da!

Atmışıncı yıldönümünü kutlayan, evrensel barışı saptamaya atanan B.M.K.’nun hizmetleri çoktur: Sağlık, açlık, eğitim, bilim, sanat, arkeoloji ve ırkçılık alanlarında Kurul’a bağlı kolların çabası kısıtlı da olsa belirli oranda çözümlere yol çizdi. Bunlara karşın savaşların ardını kesmek ve buna eşit parlak amaçlara erişmek bir türlü gerçekleşemiyor. Çünkü B.M.K.’nu oluşturan maya, yani insan soyu bozuk ve düşük. Bununla ilgili nükte dolu bir olay anlatılır: Birisi öbürünün ayağına basıyor yarı buçuk özür diliyor; karşıdaki bunu yeterli bulmuyor ve sürtüşme çatışmaya dönüşüyor. Yumruklar uçuyor, halk seyre dalıyor. İnsan sorunlarının gerisindeki çıban başı her an sırıtmakta: Pire için yorgan yakanlar bol! İnat, bencillik, çıkarcılık, çatışmaya sürükleyen sürtüşmeleri bastıramazlık.

Uluslar, toplumlar, ırklar arasında azıcık uyumlu bağlantıya karşın, kanlı eylemler gündemde. Kurul dünya liderlerine sanki yalvarıyor. Ama herkes kendi borusunu öttürüyor; sürekli kan akıyor. Kurul iyimserlik havasıyla 1995’i ‘Hoşgörü Yılı’ ilan etmişti. Kim kimi hoş gördü acaba? Görünümün çetrefilliği her gün karşımızda. Umutlar yeşerecek yerde kupkuru dallara dönüşüyor. 1945’ten bu yana irili ufaklı yaklaşık bin yerel savaş koptu ve kopmakta. Ardı gelmeden milyonlarca can telef oluyor. Savaşların eniklediği hastalıkları, kıtlıkları, tüyleri ürperten yıkımları da unutmayalım. Zorlamalar dört yana dal budak salmış: Aşırıcılık-dincilik-şeriatçılık-kan akıtıcılık-ırkçılık-katı milliyetçilik, kadın cinsini ha babam ezicilik, minicik çocukları sömürücülük, terörizm, vb. Barışa, eşitliğe, adalete gereksinim bangır bangır bağırırken, bunlara karşı işlenen haksızlıklar zinciri bencil itkilerle davasını sürdürmeye hazır. Bireyler toplumlar ya baskı çekici ya da baskı çektirici.

Hoşgörü Yılı geldi geçti; ama hoşgörüsüzlük kanser gibi tüm dokuyu kemirmekte. Kişinin kişiye hoşgörüsü yok. Ailede, toplumda, ulusta, siyasette, bağnaz-yüreksiz dinde, etnik ilişkilerde, inançlar düzeyinde, bölgeler arasında, iş ve ticarette, sporda, kısacası her alanda aynı bozukluk zincirlemesi. Ne iyi olurdu bir program, yetkili bir yönerge tüm kötülükleri kökten kazıyabilseydi! Boş bekleme.. Hoşgörüsüzlüğün kökeninde çöreklenen nedenlere eğilmek sağduyu buyruğudur. İnsanlığı sarsan bu kanser illeti nasıl oldu da her yanı sardı, evrensel çapta bunalıma uzandı?

Tarihte ilk hoşgörüsüzlük Kain’in Habil’i öldürmesiyle belirir. İşte ilk din ayrılığı, ilk cinayet ve ilk savaş. Tanrı Sözü hemen bu soruna yöneltir düşünen kişiyi: “Kötünün soyundan olan ve kardeşini boğazlayan Kain gibi olmayalım. Neden boğazladı onu? Çünkü kendi işleri kötü idi, kardeşinin işleriyse doğruydu” (I Yuhanna 3:12). Kain’in derinindeki bozuk duygu o günahlı-kirli yürekten dışarı verdi. Bu illetin şifası Hoşgörü Yılı ya da günü ilan etmekten daha da köklüdür. Konuya ilişkin tanrısal yargıyı okuyalım: “Onların varlığında her tür bozukluk, aşağılık, açgözlülük, kötülük doldu taştı. Çekememezlik, adam öldürücülük, kavgacılık, düzenbazlık, bayağılık onları tepeden tırnağa dek sardı. Dedikoducular, başkalarını çekiştirenler, Tanrı’yı çekemeyenler, onu bunu aşağı görenler, büyüklenenler, övünenler, uygunsuz işler düzenleyenler, ana baba sözü dinlemeyenler, düşüncesizler, sözünde durmayanlar, sevgi nedir bilmeyenler, sevecenlikten yoksun kişiler”(Romalılar 1:29-31).

Hak ve adaletli yargıç Kutsal Sözü’nde şöyle sesleniyor: “Aranızdaki savaşlar, çatışmalar nedir? Neredendir? Bunlar içinizde bedeninizin parçalarında silaha sarılan kendi tutkularınızdan doğmuyor mu? Elde etmeyi istersiniz ama isteğinize ulaşamazsınız. Adam öldürürsünüz, kıskançlık beslersiniz buna karşın başarı sağlayamazsınız. Çatışırsınız, savaşırsınız yine de aradığınızı bulamazsınız. Çünkü Tanrı’dan istemiyorsunuz; isteyince alamıyorsunuz. Çünkü istemenizin amacı kötüdür; tutkularınıza harcamak isteğindesiniz” (Yakup 4;1-3). Savaşların kökenine doğrultuyor herkesin dikkatini Kutsal Söz: Bencil istekler, kudurgan eylemler.

Hiç kuşkusuz hoşgörülü bir ailede, toplumda ve dünyada yaşamayı herkes özler. Gelgelelim özgün ve kalıtımlı günahla kıskıvrak bağlı soyumuzun candan yürekten hoşgörü uygulayabilmesi olanak dışı. Evet, hoşgörüyü ayaklar altında çiğnemekle beliren çirkin tutum içerden kaynıyor. Yeryüzüne gelen tek İyi İnsan’ı kıskançlık dümeniyle yol yapmaya çalışan insanlar hiç çekemedi. O’nu kıskıvrak yakalayıp çarmıha mıhladı. İsa Mesih insanın içinden çıkan ve onu kirleten kötü tasarılar zincirine çekiyor herkesin dikkatini (bkz. Markos 7:20-23; Galatyalılar 5:20-21). Tanrı Sözü sürekli olarak dikkati günahlı yüreğin dehlizlerine yöneltir: “Tümü günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kalıyor” (Romalılar 3:23). Böylesi bozukluğu-kirliliği hangi çaba durdurabilsin, hangi program düzeltebilsin, hangi hoşgörü yöntemi değiştirebilsin? Bunlardan çok daha derin müdahale gereklidir.

B.M.K.’nun atmışıncı yılını tüm dünya kutlarken bireylerin, ulusların kendilerinden soracağı sorular zinciri herkesin karşısında dikiliyor. Ulusumdan, inancımdan, dilimden olmayanlara katlanabilme yeteneğim acaba ne diyor? Onların değil yalnız toplanmasına, ama inancını-kanışını özgürce yaymasına katlanabiliyor muyum? Özgürlük haklarımın komşularımkilerle atbaşı beraber gittiğini bilmeye istekli miyim? Çocuklara karşı tutumum nedir? Çocuk haklarını savunur muyum? Onların acısına, ıstırabına, küçücük yaşta çalıştırılmasına nasıl bakarım, bunların düzeltilmesi için ne yaparım? Kadınlar konusunda tutumum nedir, ne olmalı? Kadını ikinci sınıf yaratık olarak görenlerden, ona karşı böyle davrananlardan mıyım? İnsan cinsinin zayıfı olan kadının haklarını kesinlikle eşit sayar mıyım? Kadının ezilmesini, pataklanmasını, hak arayamamasını onaylar mıyım? Erkeğin haklarını oldubitti sayarken aynı hakları kadınlara da tanır mıyım? Dinimin özgürlükle sürdürülmesini isterken başkasının kesin özgürlükte inancını yaymasına, kendi diliyle tapınmasına, eleştiride bulunmasına set çeker miyim?

Çalışan emekçiler doğrultusunda tutumum nedir? Onlara sadece ‘işçi’ gözüyle mi bakarım, yoksa her birini insan kardeş sayarak eşit değerde mi tutarım? (bkz. Koloseliler 4:1). Madalyanın bir de öbür tarafına bakmalı: Emekçi insan işverene nasıl bakıyor? Onun kendimizden daha başarılı durumda iş-güç sahibi olabilmesi bende içerleme, çekememezlik, bazı kez de engelleme eylemi oluşturuyor mu? Bu nahoş örnekler giderek çoğaltılabilir. Hoşgörü sözü edildiğinde ademoğlunun derinindeki suçluluk payı gün ışığına çıkar, kendini suçsuzlukta gören kalmaz.

Hoşgörünün sözlük anlamı ‘katlanabilme yeteneği’dir. Bu aydınlanma karşısında bireyin kendinden sorması ve onları yanıtlaması gereken sorular karşımızda dikildi az önce. Sadece sevgiyle sevecenliktir hoşgörüyü esinleyen itki. Giderayak her görüşü ve tutumu değil, ama hoşgörünün gerektirdiği durumlara bunu uygulamak yükümlülüğü her yanda bağırıyor. Gerçek sevgi seven Mesih’ten kaynaklanan erdemdir (fazilet). Dinle, eğitimle, demokrasiyle elde edilen aşama değil. Gel de şeriat bağnazlarına sabahtan akşama dek hoşgörü gereğini eğit. Adam bağrında kendisi gibi inanmayanlara, tıpkı kendi kalıbında görüş taşımayanlara her tür hoşgörüyü dışlamaya fetvalı. B.M.K.’nun sağlıklı kovalayışları çok, ama onları işlerliğe getirmek düşük insanın harcı değil. Çatışan görüşler her yanı altüst etmekte.

Hoşgörünün geçerli olamayacağı konuları da düşünmemiz yararlıdır. Doğa hoşgörücü değil. Yasalarına saygısı olmayanı cezalandırır. Örneğin, ateşin suyun tehlikelerine aldırış etmeyenin sonu kötüdür. Ticaret, kurallarına uymayanı iflasa götürür. Matematik, uyum yasasına önem vermeyeni yanlış hesaba düşürür, vb. Davut peygamberdi ama sağtöre, aktöre, etik, cana saygı kurallarına art arda tecavüz edince ağır ceza çekti. Dinler iyi amaçlı olabilir, ama kifayetsiz af yolu öğretince hak Tanrı onları hoşgörüyle karşılamaz. O’nun hak adalet ölçüsünü zorlayan hoşgörü bulmaz. Bu sıradan çelişkili durumlar sırıtır durur.
Her tür hoşgörüsüzlüğü kökten giderebilen sadece Mesih’tir: Yücelerden gelen Tanrı Oğlu. Yalnız günaha kötülüğe karşı hoşgörüsü yoktur. Bunda tüm insanlardan ayrıdır, uygulaması kendine özgüdür. Değişmeyen ilkesi şudur: “Sağ yanağına kim vurursa, ona öbürünü çevir... Hangi yargıyla yargılarsanız onunla yargılanacaksınız. Hangi ölçüyle ölçerseniz aynı ölçü sizlere de uygulanacaktır... Kardeşin eğer bir günde sana karşı yedi kez günah işler ve yedi kez sana yaklaşıp, ‘ben günahımdan dönüyorum’ derse, onu bağışlamak zorundasın... Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Çünkü göklerin hükümranlığı onlarındır... Ne mutlu barışçılara! Çünkü onlara Tanrı çocukları denecek... Size yeni bir buyruk veriyorum: Birbirinizi sevin. Tıpkı benim sizleri sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin... Kimsede insanın dostları yararına canını vermesinden daha üstün sevgi yoktur... Ya Baba, onları bağışla; çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar” (bkz. Matta 5-7).

Tanrı Sözü insanlığın nasıl bölündüğünü ve nasıl yeniden birleştirileceğini çarpıcı açıklamayla anlatır: “Peleg’in yaşadığı dönemde yeryüzündeki insanlar bölündü” (Yaratılış 10:25). Çok ilginçtir; bu adın an-lamı taksim, bölünmedir. B.M.K.’nun tüm çabalarına karşın bölünmeler sürüp gitmekte, hem de daha azgın biçimde. Tüm dünya tek Çoban Hükümran’ın gelişine gece gündüz özlem duyuyor. “...Sesimi du-yacaklar; böylece tek sürü, tek Çoban olacak” (Yuhanna 10:16b). Evrensel kral Mesih’in görkemli dönü-şüne ilişkin peygamberlik sözü belirgindir: “Kurt kuzuyla birlikte oturacak, kaplan oğlakla bir arada yatacak. Buzağıyla genç aslan ve besili sığır bir arada olacak; onları da küçük bir çocuk güdecek. İnekle ayı otlanacak. Yavruları birlikte yatacak. Aslan sığır gibi saman yiyecek. Emzikteki  çocuk kara yılanın deliği üstünde oynayacak. Sütten kesilmiş çocuk elini engerek kovuğu üzerine koyacak. Çünkü sular denizi nasıl kaplıyorsa dünya da Rab bilgisiyle dolu olacak” (Yeşaya 11:6-9). Yaşamı günahın etkisiyle bölünmüş can, bu kurtarıcıyı-hükümranı sen de özlemez misin? O’nun bağlısı olmayı istemez misin?

Değil salt hoşgörüsüzlüğü her çeşit sürtüşmeyi, çatışmayı, kanlı eylemi kökten iyi edebilen İsa Mesih’i tanımanın önemi kendine özgüdür. Gerçekleştireceği birleşmiş halkları, ulusları esenlikte O yönetecek. O’nun özelliği herkesinkinden başkadır: “İsa Mesih’ten size kayra ve esenlik olsun. Güvenilir tanık. ölülerin ilk-dağanı, yeryüzü hükümranlarının başkanı O’dur. Bizleri sevene, kanıyla günahlarımızdan özgür kılarak Tanrı ve Babası için bizleri bir rahipler krallığı yapan İsa Mesih’e, O’na çağlar çağınca yücelik ve güçlü egemenlik olsun! Amin. İşte bulutlarla geliyor. Her göz O’nu görecek. Bedenini delenler de O’nu görecek. Yeryüzündeki tüm ırklar O’nun için dövünecekler, evet. Amin” (Vahiy 1:5-7). Yer-yüzünün her yanında Mesih bağlıları bu görkemli dönüşü bekliyor ve dua ediyor. Her günahlı can bu kurtarıcıya, gelişi yaklaşan hükümrana iman etsin. Sen de.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

54
Şu kargaşa dünyasında insanın kendisi başta olarak sarsıntıdan kaçabilen hiçbir kurum yok! Bilinen kuruluşların ön sırasında hiç kuşkusuz aile belirir. Hepimiz ailemizin bir parçasıyız. Buna kurucu, yapıcı katkıda bulunmaya atanan sorumlu birer kişi.. Aile nedir? Neden ve nasıl oluştu? Varlığının amacı ne olabilir? Bu önemli kurumun sağlığı, verimliliği ne yolla gerçekleşir? Ve bu sıradan birçok soru.. Bunlarla hiç uğraştın mı? Yanıtın olumsuzsa kaptansız gemiyi anımsatan bir yolun yolcususun.

Evrenin Yaratan'ı ailenin de kurucusudur. Tanrı Adem'i yarattıktan sonra onun bedeninden bir kaburga kemiği alarak kadını oluşturdu. Adam ona İşşa (kadın) dedi. Çünkü o erkeğin bir parçasıdır. Tanrı yaratıklarını birleştirerek bir bakımdan ilk evlendirme memurluğunu yaptı. İkisini kutsadı, onları tek beden kıldı. Bir arada yaşayacaklar, soy yetiştirecekler, daha geniş topluma kesin katkıda bulunacaklar. Çocuklarını Tanrı doğrultusunda eğiterek yöneltecekler, sağlıklı aile kurmanın gizini öğretecekler.

Yaratan'a inandığını söyleyen düşünsün: Her şeyi güzel ve kusursuz yapan, ailenin bilge kurucusu düzensiz bir yuva mı oluşturdu? Tanrı insanı ve onun kurduğu aileyi yöntemsiz bırakmadı. Peygamberleri aracılığıyla esinlediği kutsal kitabını insana ve ailelere yol çizici kıldı. Adem'le Havva daha çocuksuzken, Tanrı'nın o güzel kuruluşunu kıskanan iblis onlara sinsilikle saldırdı, günah zehirini soktu: Ailenin içine ekilen ayrıkotu; kuşkusuz ekiliyor da.. Günah kırıcı eylemdir. Ne yazık; anlamı etkisi çalınmış! Günah tayfun yoğunluğuyla her varlığı her kurumu kasıp kavuruyor. İlk ailenin o iki üyesi bencil kovalayışlarını Yaratan'ın sevecen buyruğundan ön sıraya koydular. O gün bu gün şeytan günahın kırıcı etkisini ve sonuçlarını kamufle ediyor. Kişiler-aileler hem hasta, hem de hastalığından habersiz. Sonunda herkes bu kayıtsızlığın acı ürününü yemekte.

Her yılı önemli bir konuya ayıran Birleşmiş Milletler, 1994'ü Aile Yılı ilan etmişti. Simge olarak da başlıktaki işareti çizmişti: Açık bir çatı, onun altında insan yüreği. Ademoğlunun çatı altında sevgi, sevinç, güvenlik, sıcaklık bulabileceği barınak. Tek fırça çırpışıyla çizilen bu simgedeki anlam hiç eskimiyor: Aile bir bütündür. Açık çatı çağdaş konuttaki korkuyu, yoksulluğu, hastalıklar zincirini, kısacası güvensizliği simgeliyor. Bu çarpıcı resim aileyle ilgili çok üzücü gerçeği tüm çıplaklığıyla sergilemiş. Şu çalkantılı yeryüzünde toplumun en küçük örgeni başarılı olmalı! Saldırılar zinciri başarıyı sakni baltalıyor.

Ailenin yıkımı insanlığın yıkımıdır. Toplumun bu en küçük birimi tarihte belki de görülmemiş saldırılarla boğuşmakta, daha da boğuşacak. Önceleri aile köyünde, kasabasında, çoğu çoğu kentinde yaşardı. Ama yeryuvarlağının bir köye dönüştüğü şu çağda aile üyeleri her yana dağılmış. Kimisi ayrı bir ülkede, kimisi sürekli seyahatte, kimisi olabilir ki hapiste! Bir ailenin derdi herkesin derdi. Doku kemiriliyor, bunalım ürkütücü boyutlara dayanıyor: Başını alıp giden boşanmalar, toplumları kökten torpilleyen küçücük yapılı narkomanlar, AIDS virüsüne yakalananlar ya da böyle doğanlar, keyfi seks ilişkilerinin getirdiği bozuk sonuçlar, kocasız kızların yetiştirmeye çalıştığı yavrular, pedofili ağlarında yakalanan savunmasızlar, gün ışığını görmeksizin iş atelyelerinde köle gibi çalıştırılan güçsüz çocuklar, sübyan koğuşlarında tükenen taptaze fidanlar, savaşa terörizme alıştırılan, içine kin zehiri akıtılan bombalı silahlı erkekler-kızlar ve canlı bombalar! Bu kapkaranlık liste durmadan uzuyor. Katı yüreklilikle ana rahminden kazınan dölütleri de unutmayalım! Bunlar dünyaya gelse de sanki ne görecek? Açlık, hastalık, eğitimsizlik, sömürü, vb. Siklonlar zinciri yuvanın her yanını hallaç pamuğu gibi atmakta. Aile çatısı altında patlamaya hazır dinamit yığını yatıyor.

Ana baba ve çocukların bir çatı altında yaşaması değildir sadece evliliğin anlamı. İki canın tek varlık özelliğinde kanatlarını açarak çocukları sevmesi, savunması, yönlendirmesidir. Her yanda aile kurumu gitgide yoğunlaşan saldırılara uğramakta. Çıkmaza girmiş bunalımlar karşısında Yaratan çaresiz kalmıyor. "Tanrı kargaşalığın değil, esenliğin Tanrısı'dır" (I Korintoslular 14:33). O'nun egemen kişiliğini değerlendiren her çift, her aile kurucusu bu Rabbi evin mimarı, eğitmeni, çalıştırıcısı (antrenörü) sayar. Tüm yöntemi kendisine bırakınca hüsranı dışlar.

Ailenin kurucusu, her soydan her boydan kadını-erkeği günahtan arıtıp kendisine seçkin bir kurum oluşturma işini sürdürüyor. Tanrı'nın sevgisi yücelerden insanlığa bir kurban göndermesiyle işlerliğe girdi. Mesih yerimize öldü. O'nun önünde tövbeyle iman edeni Tanrı göksel ailesinin bir üyesi kılar. Bir erkekle kadının bu sağlam temele dayanan birliğe girmesi o evliliğe kendine özgü tat ve çekicilik katar: Tanrı ailesine alınan iki kişinin yerde bir aile kurması.. Sevgiye, saygıya, eşitliğe, karşılıklı desteğe dayanan örnek bir kurum. Çift yönlü: Hem Tanrı'nın ailesine bağlı, hem insanın. Bu aile ilkin yüceden beslenir, sonra da Tanrı ilkelerinden kaynaklanan sevgi ve bağlılıkla. Böyle bir ailede dayağın patağın, sadakatsizliğin, geçinmeye isteksizliğin sözü edilemez. İsa Mesih insanın kurtuluşu, Tanrı'yla barıştırılması için canını veren göksel kurucudur. Tanrı ailesinin seven sevilen bir parçası olan, insan ailesinde de bunu yapar.

Tanrı ailesinde olduğunu bilenin insan ailesinde sevgisi, sevinci, katkısı, güveni bambaşkadır. Bunları sağlıklı yapan dikey ve yatay düzenleme şimdiyi de sonsuzu da esenliğin meltemiyle canlandırır. Bu bağlantı soyut dille şöyle tanıtılır: "O'na gelin. İnsanlarca yadsınan ama Tanrı yolunda 'seçilmiş diri, değerli Taş'a.' Sizler de diri taşlar gibi ruhsal konutu oluşturun. Kutsal rahiplik yapısı olarak yükselin. Tanrı'ya İsa Mesih aracılığıyla ruhsal, kıvanç verici sunular getirmeniz gerekir. Çünkü Kutsal Kitap şunu içerir: 'İşte değerli Taşım'ı seçtim; O'nu Sion'a Köşe Taş'ı olarak koyuyorum. O'na iman eden hiçbir zaman utandırılmayacaktır'" (I Petros 2:44-6).

Bunalım, çalkantı zincirleme: Uluslar, kuruluşlar, çevredeki varlıklar, 'hastayım' diyerek inliyor. Tümünün temelinde hasta insanlar var. Eski çağın peygamberi şu tanımı vermiş: "Ayağın tabanından tepeye kadar kendisinde sağlık yok; ancak yaralar,  bereler ve taze kötek çizgileri var; bunlar sıkılmamış, sarılmamış ve yağla yumuşatılmamış" (Yeşaya 1:6). Yine başka bir peygamber aynı derde parmağını basmış: "Çünkü RAB şöyle diyor: Senin yaran şifa bulmaz, beren de sızlıyor" (Yeremya 30:12).

Önceki parçada dendiği gibi, düzensizlikler zincirinin başında aile sarsıntıları ağır basıyor, ön sıra baklalarında boşanma olarak bilinen eylem sırıtıyor. Bunalım öylesi yoğun ki, birçok ülkede evliliklerin yarısı boşanmayla sonuçlanıyor. Bu oranın yüzde yetmişe dayandığı ülkeler de var. Akla doğal bir soru geliyor: Her şeyi kusursuz-bozuksuz yaratan, topluma boşanmayı da mı koydu acaba? Tanrı boşanmalı bir ortamı yarattıysa eksik iş yapmış sayılmaz mı? Her tür yaşam sarsıntısına değinen Rab İsa Mesih dikkatimizi taa başlangıca götürerek burada yürek burkucu bir kopma olduğunu hepimize hatırlatıyor: "Siz katı yürekli olduğunuz için Musa eşlerinizi boşamanıza izin verdi. Ne var ki, başlangıçta durum bu değildi!" ( Matta 19:8 ).

Mesih boşanmayı ademoğlunun katı yürekliliğine bağlar. Günahın soyumuza sokulması hepimizin yüreğini sertleştirdi, katılaştırdı. Bunun kanıtları denizin kumu kadar.. Sürtüşmeler, çatışmalar, zorbalıklar boşanmayı bir çözüm biçimine getirmiş. Ekonomi ilişkilerinde yatırımı akıllıca kullanamayan ulus borçlanır. Aynı başarısızlığı izleyen şirketin, bireyin geldi dayandısı top atmaktır. Sormalı: Evlenen çift nasıl bir yatırım yapıyor, bunu nasıl kullanıyor? Bu yatırımın kesin kazanca dönüştürülmesi aile ocağında sevginin, saygının, özverinin, özür dilemenin cömertçe kullanılmasına bağlıdır.

Adem'le Havva'yı evlilikte birleştirmek, Tanrı'ya onları yaratmak gibi önemliydi. Yaratan ikisini bağladı, kapının anahtarını yok etti! Hiç kimse o kapıyı açıp boşanmaya gitmesin diye. Nerede kaldı o güzel tasarı? Ne diyor İsa Mesih? "Başlangıçta 'Yaratan onları erkek ve dişi olarak yarattı' diye hiç okumadınız mı siz?..Öyle ki, bundan böyle iki ayrı kişi değil, ama bir bedendirler. Onun için Tanrı'nın birleştirdiğini insan ayırmasın" (Matta 19:4,6). Ne iyi olurdu, bu ilke herkesçe benimsenseydi.

Şu haberleşme çağında birçok çift iletişimi yitirmiş, daha birlikteyken birbirinden ayrı düşmüş, kopmuş. En sonunda boşanma yargıcının önüne çıkan çift evlilikten anlam çıkaramamış. Bıkmış, yorulmuş, soğumuş! Bağlantı zorlanmış, ilişki zehirlenmiş. Birbirine sevgi ve uzlaşma işareti verecek yerde bencil çıkarcı duygular top top sıçrayan kıvılcım işaretlerine dönüşmüş. Sağlıklı evliliği sarsan, sonundaysa noktalayan sarp dağ yolu nice çiftin önünde. Evlendirme memurundan boşanma yargıcına götüren yolun aşılması çok kolay. İnsansal çalkantıları her durumda ele alan Tanrı, Kutsal Sözü'nde şu düzgüyü vurgular: "İki kişi anlaşmadan birlikte yürüyebilir mi?" (Amos 3:3). Bunun yanı sıra kesin Tanrı buyruğu şöyle belirtilir: "Boşanmadan iğrenirim" (Malakya 2:16).

Durum buyken çeşitli nedenler Tanrı'nın nefret ettiği çetrefilli gelişime yol açmakta: İki kutup benzeri iki ayrı huyun bağdaşamaması, taraf ailelerinin özellikle kayın validelerin her işe burnunu sokması, erkeğin eşinden çok annesine eğilmesi, ya da kadının böyle davranması, çocuklar üzerinde anlaşmazlık, ekonomik sorunların ağır basarak zarif bağı zorlaması, hastalık, başkasıyla gönül oyunları, içki, kumar, belki narkotikler, gelecekten korku, kuşku.. Üzücü liste giderek uzar, tüm çabaların ötesinde boşanma çözümünden medet umar! Ama boşanmanın çok derin bıçak izleri bırakan ağır bir operasyon olduğu hiç unutulmasın! Bedenden bir parçayı kesmek gibi.

Yaratan Adem'in yanına ikinci, üçüncü, dördüncü birer zevce koymadı. O'na "Havva'yla geçinemezsen bırak, benden başka bir eş iste!" demedi. Geçinemezsek boşanırız diyerek evliliğe giren çiftler az değil! Ne oluyor? Marketten bir kutu deterjan alma mıdır evlilik? Bir çeşidi iyi değilse başkasını sınarım! Çiftler arasında giderek egemen olan bu tür açıların sonucu gam ve hüsrandır. Bir genç, "Sırtımda yumurta küfesi mi taşıyorum sanki?" diyor. Evet arkadaş, yumurta küfesinden daha çok itinayı gerektiren sorumluluğu yüklendin. Evliliğe ne sunuyorsan, benzerini alacaksın.

Kaynakçı sanatının inceliğini kullanarak iki demiri birleştirir. Evlilikte buna hiç kopmayan sevgi bağı denir. Sevgi sevda değil, haz değil, "Evlendik mutluyuz!" türünden idealist gazete ilanları vermek değil! Ne olduğu İncil'de duyurulur: "Sevgi sabırlıdır, iyilikle davranır, kıskançlık tanımaz. Sevgi büyüklenmez, böbürlenmez, utandırıcı eylem yapmaz, kendi çıkarını gözetmez, içerlemez, kötülüğün hesabını tutmaz. Haksızlık karşısında sevinmez, gerçek karşısında sevinir. Sevgi her güçlüğe dayanır, her şeyden umutlanır, her duruma katlanır" (I Kor. 13:4-7). Evlilik bağını kuran, boşanmayla onu kırmadı. Çokevliliğe, dost-metres-cariye-hayat kadını kiralamaya, hülleye, belirli din öğretilerinde bilindiği gibi günahlı insanın bencil duygularını okşayan örflere yer ayırmadı: Talâk-ı-selase gibi.. Bir de, kadın-erkek evlenmeksizin birlikte yaşamaya. Bunlar sağlıklı ortamı allak bullak eden düzensizlik alemidir; öz varlığı kemiren sinsi eylemler. Tutulan yolda tehlike işaretleri sırıtıyor.

Bir evlilik danışmanının masasında bir ilke var: "Karşındakini mutlu kıl, mutluluk bul!" Nice ailede sadakat, başı içeri çekik mağdur bir kuş! Barışsız ortam en başta karı-koca, aile ilişkilerini tuzla buz etmiş! Tanrı insanlığa eşsiz bir kurtarıcı gönderdi. Bencil insan O'nu haça çaktı. Kurtarıcı Mesih dirildi. Barış Başkanı kendisini sana ve ailene sunuyor.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

55

Futbol, gol, namlı oyuncular, şampiyonluk, bol para.. Yeryüzünün her yanında yüz milyonlarca insanı futbol ateşi tutmuş. Futbol konu edilince ırk, dil, ulus, görüş, inanç ve daha ne varsa her bağlantı bir yana bırakılır, herkes futbol aşkında birleşir. Anlatılar, çalışmalar, kurallar aynı bilgiye dayanır. Keşke ademoğullarının tutumu başka ilişkilerde de böyle olsaydı! Elbette oyunla ilgili anlamsız çatışmalar, sövüp saymalar, çirkin eylemler olmadan..

Her ülkenin çeşitli karşılaşmaları var: Şampiyonlar kupası, Avrupa kupası, Güney Amerika, Asya, Afrika Kupası ve tüm dünyanın ilgisini odaklaştıran Dünya Kupası.. Kupayı ülkesine taşıyan ulusun halkı uzun süren bayram havası yaşar. Uluslar futbollaştırıldı. Tahmin oyunlarında para yitirenler dürülür, para kıranlar delirir. Şampiyonalar sonucu as oyuncular büyük varlığa konar, yeni yıldızlar parlar, eskiler sönüp gider. Ardından gözler gelecek şampiyonaya çevrilir, bunlara katılabilmek için çeşitli eleme maçları her yanda yoğunluk bulur. Alanlarda tertemiz oyunlarıyla tanınanlar olduğu gibi, her tür alicengiz oyunuyla bu sürükleyici sporun tadını kaçıranlar da eksik olmaz.

Yeryüzünün en iyi bilinen, en çok sevilen, ilgi çeken sporu sayısız insanı stadyomlara ya da en azından televizyon ekranına çeker. Futbolcuların yanı sıra amigolar, huliganlar, spor yazarları, televizyon sunucuları, fotoğrafçılar, yöneticiler, doktorlar ve başka ilgilenenler balarısı gibi hep spor sahalarına yönelir. Ve bunların yanı sıra güvenlik güçlerine yoğun görevler yüklenir..

İçaçıcılık oyunu olarak bilinen futbolu korkuya, kabusa dönüştüren taşkınlıklar her yanda sırıtıyor. Futbolda terörizm ölüme, yaralanmalara, büyük zararlara yol açmakta. Maç denince köpekli polisin, askeri gücün geniş önlemler alması da son yılların gereksinimlerinden. Yirmi iki genç oyuncuyla üç hakem içlerindeki enerjiyi ince sanatları için harcarken, güvenlik güçleri de her an patlayabilecek yıkıcı enerjiyi bastırabilmek için ondan üstün enerjiyi salıvermeye hazır. Bu da işin çirkin yönü..
Futbolda temel amaç hiç kuşkusuz yengi ve şampiyonluktur. Pas verip şut atarak gol yapabilecek duruma gelmek her futbolcunun kovalayışı. Kaleci bile aynı amaca odaklanır. Bu ilginç oyun ne denli evrelerden geçti, daha da geçmekte! Futbol üstatları kitaplar yazar, videolar yayar, seminarlar yapar, teknikler tasarlar. Psikologlar, oyuncuların psikoloji sınavına tutulması gereğini vurguluyor. Örneğin penaltı atışını yitirmenin gerisinde psikolojik gerginlikler zinciri  yatar diyorlar. Sahadaki oyuncuların sinir gerginliği bir düşünülsün!

Bu sevilen oyunun akımı 7,32x2,44 metrelik kalenin ağlarında sonuçlanmazsa oyun açıcı olamaz. Hele kabalığa, yıkıma kaçınca. Bazı durumlarda sarı kartlar, kırmızı kartlar hiç durmadan uçar; ama oyun var ki hakem tek kart göstermez. Ne denli açıktır temizle kirli oyun arasındaki ayrım! Meraklı ol ya da olma, bu önemli maç seni de koşut bir gerçeğe çeker: Yaşamının amacını buldun mu? Nereye gidiyorsun? Yengiye mi, yenilgiye mi? Yeryüzünde Tanrı'yı ve insanları sevindiren tertemiz bir yaşam oyuncusu olabildin mi? Yengiye ulaşmak için çok okumuş, çok kazanmış, başarıyla namlanmış, dinselliğiyle övünülmüş biri olman gerekli değil.

Futbol alanında kazanılan ya da yitirilen oyundan çok daha önemli bir sonucun yolcususun. Milyonları heyecanlandıran sonuçtan daha somut ve kanıtlı sonuç ne olabilir? Yaşamının dönüm noktası sayılan bir aşamada canının kurtarıcısını, arıtıcısını, sonsuz güvencesini sağlayanı tanımak.. O, İsa Mesih'tir. En başarılı futbolcunun çalıştırıcısından üstün olan.. Çalıştırıcısız futbolcu düşünülemediği gibi, kurtarıcısız insan da düşünülmemeli.

İnsanlığın yaratıcısı güçlü bir kurtarıcı, yengi verici, bozukdüzen varlığa yönetici gönderdi. Öncesiz çağlardan şimdiki dünya çağına inen kurtarıcı Mesih, büründüğü insan bedeniyle günaha karşı kurtulmalık oldu. Yerimize öldü, gömüldü, üçüncü gün ölüm karşısında kesin yengiyle dirildi, sonra da göklere yükseldi. Sonsuzlar sonsuzu diridir O. Kendisine iman eden günahlı kadını erkeği bir sürü yenilgi ve düş kırıklığıyla yüklü yaşamdan kesin yengiye, sonsuz güvence yükseltmektedir. Son düdük O'ndadır.

Futbol yöneticileri namlı başarılı oyuncular arar, karşılığında bol para sayar. Tersine kurtarıcı Mesih her tür düşüklüğün, bozukluğun, çirkinliğin yıpratarak yenik düşürdüğü başarısız insanı arar. O, günahlılar yararına ölen günahsız kişidir. Çeşitli kötülüklerin yıprattığı yitik canı kurtulmalığıyla arıtarak yaşam yeniliği verir. O'nun yepyeni yaşama dirilttiği kadın erkek her yerde yaşam koşusunu, sonsuz sınavını başarıyla sürdürmekte: Mesih'in günaha, ölüme, iblise karşı yengisi, O'na iman edenin yengisidir. Yenilgiye götüren yolu bırak, kurtarıcıya iman et.  Bu yenginin sevinci sonsuzlara varır.

Sporun beşiği eski Yunan'da kazananlara verilen onurlu ödül, zeytin dalıyla örülü bir taçtı. Bu kadar.. Buna erişebilmek için krallar bile halk sırasından sporcularla karşılaşırdı. Hey gidi günler! O çağdan bugünkü çağa gelişim görünüm nasıl değişti! Ve giderek değişmekte.. Ön sırada futbolu ve genellikle sporun her dalını çalkalayan alicengiz oyunları aklı yerinden oynatıyor. Spor konusu, sözü milyonlara, milyarlara taşır! Namlı futbolcuların değeri tavan fiyat. Meşin topu ustalıkla kullanabilen, çok hızlı koşabilen, tenis topunu dilediği köşeye yönelten, para babaları, para anaları..

Spor piyasası en geçerli borsa, sporcular da en değerli yatırım ve sermaye. Spor heyecan verici karşılaşma olmaktan kopmuş, oluk oluk para getiren gelir kaynağına dönüşmüş. Başarısız çalıştırıcı işinden atılır, silik oyuncu pazara çıkarılır. Eski dönemlerde spor beden gücü sayılırdı, günümüzdeyse para gücü.. Sporu yönetenler gençleri çalıştıran yetiştiren değil onları kullanan. Dünyanın etkin iş kartelleri sporu biçimlemekte. COCA COLA şirketi spor alanlarının dev gücü! Böyle kurnaz şirketler sönük sporcuları geriye itebiliyor, parlakları ön sıraya koyabiliyor. Oyunu kazanan güç, para gücü.

Namlı sporcular hiç kavrayamadıkları konularda söyleşiye çıkarılmakta. Sürekli sergileme güdüsü bu gençlerin akıl yapısını yıpratıyor, onları çok üstün aşamaya sıçrayabilme didinişine düşürüyor. Üstelik yüreklerine büyükleşme, bunun yanı sıra da korku kuşku tohumları ekiyor. Bedenleri körpe kız çocukları çetin ve yıpratıcı sporlara itiliyor, sonunda sakat bırakılıyor. Karşılaşmalar yozlaşıyor, sporcular para, nam, san sürtüşmesine zorlanıyor.

Aklını spora takan gençlerin rüyası oluk oluk para toplamak, rahata kavuşmak. Tüm aile, ülke yönetmenleri, iş kartelleri, çalıştırıcılar bal tutmuşcasına parmağını yalıyor. Namlılığa sıçrayanlar yaşam düzenini yitiriyor, kendini dev aynasında görüyor. Öte yandan başarısız diye mimlenen oyuncular, çalıştırıcılar değerini yitirerek sönüveriyor. Her oyuncunun yargısı ekran önünde kararlaştırıyor. Sinirler geriliyor, rekabetler çirkinleşiyor, arkadaşlıklar sarsılıyor. Para piyasasında verimliliği kalmayanlar başka başka ülkelerde fırsat arıyor.

Televizyonsuz sporun tadı başkaydı. "Delikli demir icat edildi, yiğitlik öldü" demiş Köroğlu. Bugün büyük kartellerin makine dişlerini yağlıyor spor. Çünkü karşıda televizyon var. Oyuncular değil, karteller yarışıyor sanki! Namlı bir sporcuya göz takan şirket yığın yığın para kırıyor, sporcu da sahadan önce para piyasalarında dönen dolaplara yenik düşüyor.

Sporun ilkesi Latince'de Citius, Altius, Fortius'dur. Yani, daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü. Ona ticaret hırsını yapıştıranlar, Maius Pecuniae 'Daha çok para' diyebiliyor. Baskı yoğun. Dopinge yol açan özü gizli biyokimyasal nesneler rağbette. Karanlık işler spor dünyasını kenetlemiş, sporu sıkıştırmış. Belirli ülkelerde esrar-eroin kartelleri bile kirli ellerini, kara paralarını spora uzatabiliyor, kulüplere sahip kesilebiliyor.

Umutlar kovalanıyor, kolay yollar aranıyor. Yetenekli kızlar erkekler sömürü piyasasında satılık. Sağlıklı spor rekabetten koparılmış. Kime ne! Bir vakitler sağlam bedenle tanınmak varken, günümüzde niceler sağlam gelirle iştahlı. Düzensizlikler zincirine milliyetçiliğin, şovenizmin şeref kovalama iştahı da eklenince sporun nereye dayanacağı kuşkular doğurmakta.

Açgözlülük tamahkar insanın özünde. Bunu varlığında taşımayan kim var? Niceler bu mengenede kenetlenmiş. İş sahibinin, sporcunun, çıkar hırsıyla kavrulanın bu tutsaklıktan özgür kılınması Tanrı'nın baş buyruklarından. Tamahın gerisinde bencillik, çıkarcılık, yararcılık, sömürücülük, haksızlık, yalancılık türünden çirkinlikler zinciri çöreklenmekte. Kurtarıcı İsa'nın duyurduğu ilkeyi sporcu, çalıştırıcı, kartel yöneticisi düşünsün: "İnsan tüm dünyayı kazanıp da canını zarara uğratırsa ne yararı olur? Ya da insan, canına karşılık ne ödeyebilir?" (Matta 16:26). Öz varlık mı, para mı? Tanrı'nın yengiye çağıran Sözü şu somut buyruğu vurgular: "Bu nedenle, bedeninizin dünya ile ilgili eğilimlerini, rasgele cinsel ilişkiyi, iğrençliği, düşük isteği, uygunsuz tutkuyu ve yalancı tanrılara tapıcılığın eşiti olan açgözlülüğü öldürün" (Koloseliler 3:5).

Günahsız yaşamını günahlıyı arıtmak için cömertçe sunan Mesih'e sığınmak, kalıcı yenginin, sonsuz sevincin yöntemidir. Günahın bencilliğin her çeşidiyle bozulmuş, yaşam yarışında bin bir başarısızlıkla dürülmüş, en önemli oyundan belki de diskalifiye olmuş kadının erkeğin bu kurtarıcıyı kesin imanla varlığına kabul etmesi temel gereksinimidir. Gurur, tamah, hırs, göz dikme kanseri evrensel kötülük. Bunlardan özgür edebilen, sonsuz güvenliğini veren İsa Mesih'e seslen. Tanrısal doluluk kaynağı, yaşam bolluğu O'dur.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

56
Uğur, evham, kuruntu, korku, ardından da batılcılık, falcılık, sihirbazlık, fincancılık, afsunculuk, üfürükçülük, nazar boncuğu, at nalı, muska, tılsım, manyetizma, ispiritizma, ipnotizma, horoskop, astroloji, zayiçeye bakma, avuç okuma, eski zaman iskambil kağıdı açma, ölülerle konuşma, ruhları çağırma, seans, ak büyü, kara büyü.. Yapısı bozuk, temeli çürük ademoğlunu tarihin şafağından bu yana kıskıvrak bağlayan yıkıcı, kahredici bilgi araştırmalarının adlarıdır bunlar. Kuşkusuz sen de birkaçına kapıldın, belki de şu anda onların pençesindesin. Nedir kadını erkeği bu tutkulara çeken etkenler? Bilinemeyen geleceğin gizlerine dalabilme merağı, ruhlar dünyasını etkileme çabası, şeytana külahı ters giydirme uğraşı, düşmanın kuyusunu kazma hırsı.

Eski Babil'de imparatorun buyruğuyla sihirbazlar heybeye başka ülkelerin adları yazılı bir sürü ok atarlardı. Alicengiz oyunuyla okları karıştırır, birini çekerlerdi. Adı gelen ülkenin, kentin vay başına! Sihirbazların büyüsüyle, egemen kral ordularına fetih buyruğu verirdi. Talihi kesilen ülkenin fethi, her şeyin yağması, kızın kadının cariyeleştirilişi tanrıların onayı ve takdiri sayılırdı. Babil bu yolda kocaman bir egemenlik kurdu; ama sonunda battı gitti. Hezekiel peygamber bu sihirbazlığı şöyle açıklar: "Babil kralı yolların ayrıldığı yerde, yol ağzında fal açmaya durdu; okları karıştırdı, terafime sordu, karaciğere baktı" (21:21). Bunlar, sömürü fatihinin başvurduğu sihirbazlık oyunlarıydı. Egemen güçlerin falla, büyüyle, sihirbazlıkla eylemlere koyulması tümden olağan sayılıyor. Yıldız falcılığı bazı politikacıların uğraşlarından..

Tammuz, Finikililer'in Sumer'den, Babil'den aldığı güneş-bitki tanrısıydı. Eşi İştar'dı. Mısır'da bunlara Osiris ve Iris dendi. Genç bir çoban olan Tammuz'u (Adonis), bir yaban domuzu öldürdü. Karısı İştar derin yasa boğuldu, eşini kurtarma girişimi onu yer altına indirdi. Bu efsaneye uyarak, Temmuz ayında kadınlar biraraya gelir, yas tutar, çeşitli okalt oyunlarıyla Tammuz'u yeniden yaşatmaya çabalarlardı (Hezekiel 8:14). Birçok ülkeyi ve çağı kucaklayan gizemli dinlerden biri oldu bu; onun adına bir sürü astroloji ayini, sihirbazlık töresi düzenlendi. Okaltla baharda diriltilen Tammuz, yaşam ve ölüm gizinin betimleyicisi oldu. Bu inanç bir sürü batılcılığa, afsunculuğa analık etti. Onu iki sözle anlatmaya kalkarsak, çeşitli büyü ve sihir uğraşlarıyla, istenmeyen, korkuyla beliren bir durumu değiştirme, geleceği çizme, olayları etkileme çabası diyebiliriz. Bu sihir ve tılsım oyunlarının ana merkezi Babil'e Tanrı'nın yargılaması o çağda şöyle vurgulandı: "Yıldızları okuyanlar, yıldız falcıları, yeni ayın gelişinde kehanette bulunanlar kalksın da başına geleceklerden seni kurtarsın. Bak, onlar anıza dönüşecek, onları ateş yakacak. Canlarını alevlerden kurtaramayacaklar" (Yeşaya 47:12-15).

Kesenkes bilinsin kabul edilsin; telveyi okumaktan tut, mavi boncuk, muska, büyü türünden her çeşit uğraş ve girişime git, Tanrı tümünden iğrenir. Bu türden uygulamaların kökten şeytan esinlemesi olduğunu, bireyi mahva yıkıma götürdüğünü üstelemeyle anımsatır. Bunların bir tekine olsun tutsak edilmiş isen aydınlatılman, tehlikeli tuzaktan kurtulman buyrulur. Bu eylemlerin belirli durumlarda uyuşturucularla elele beraber gittiği de anımsatılmalı.

"BEN GERÇEĞİM" bildirisiyle her tür yalanı yalancılığı ergeç ezeceğini kanıtlayan İsa Mesih, 'şeytanın derin gizleri' dediği (Vahiy 2:24), ateşle oynama serüvenlerine yaraşan karşılığı vereceğini belirtir. Mesih'e baş kaldıran, O'nun gerçeğine meydan okuyan her çaba ve uğraş tam karşılığını alacaktır. Horoskoptan kara büyücülüğe varıncaya dek her tür şarlatanlık.. Kutsal Kitap'ta şu ilke vurgulanır: "Çünkü Tanrı kargaşalığın değil, esenliğin Tanrısı'dır... Her şey düzenli ve uyumlu olsun... Her yaptığınızı sevgiyle yapın" (I.Korintoslular 14:33,40; 16:14).

Haberci Pavlos Efesos'ta Sevinç Getirici Haber'i yayıyordu. Hepsinin üzerine korku bastı ve Rab İsa Mesih'in adı yüceltildi. Büyücülük sanatının çöreklendiği merkezdi bu yer. İman edenlerin birçoğu gelip yaptıklarını açık açık söylüyor, her eylemi olduğu gibi bildiriyorlardı. Büyücülükle uğraşanlardan büyük bir topluluk elli bin parça gümüş değerindeki kitaplarını toplayıp herkesin gözü önünde yaktı (Habercilerin İşleri 19:18,19).

İnsan kardeş şeytanın kandırıcı oyununda, her tür tehlikenin kucağında. Akıl hastaneleri, psikoloji klinikleri bu karanlık oyunlara kapılanlarla dolu. Intiharlar da caba. Tanrı'nın yarıgısı şudur: "Ev ilahları boş şeyler bildirdiler, falcılar yalan görmeler gördüler, hileli rüyalar anlattılar, boşuna avuntu veriyorlar. Bu nedenle, insanlar sürü gibi başıboş kalmış. Yoksulluk çekiyorlar; çünkü çoban yok" (Zekarya 10:2). Alicengiz oyunları yolunu şaşırmış ademoğluna hiçbir koşul altında esenlik-güvenlik getiremedi şimdiye dek. Bunlardan kesin özgürlük herkese verilen haktır. İnsanı seven göksel Baba yüceden gönderdiği Mesih'i yitik insana İyi Çoban olarak sunmakta (Yuhanna 10:11).

Şu kararsız, bilgisiz çağda gerçeğin kaynağını bilmeyen sayısız insan bir sürü büyücünün, falcının, fincancının, medyumun kurbanı olmuş, avuç avuç para akıtmanın yolunu tutmuş. Ruhsal bilgisizlikten yararlanan şeytan, kadını erkeği ticaret matahı kılmış, dokunaçları her ülkeye uzanmış. Ceplerini parayla şişiren şarlatanlar kaçakçılığın ön sırasında. Genellikle on para vergi ödemezler. Her ülkede gazeteler dergiler horoskop resimleri taşıyor. Milyonlarca insan Tanrı'ya inanırım derken bunlara bel bağlıyor. Bireyler, adımını ZODYAK üzerinde yer alan on iki takım yıldıza verilen adların etkisiyle atmakta, bunların yöntemiyle yönünü bulmaya çabalamakta; çünkü çobanı yok..

İnsanlık ailesini çökük Babil'in ruhu mu yönetmekte? Son yargıyı açıklayan Tanrı, tanım yoluyla Babil'e şöyle seslenir: "Çünkü büyücülüğünle tüm ulusları kandırdın" (Vahiy 18:23). Birçok kötülüğü cezalandırabilen yargı düzenekleri büyücülüğü yasaklayamıyor. Çünkü sayısız insan bunun demir mengenesinde. Yöneticiler bile aynı kapanda tutulmuş. Genel korku büyücülüğe boş meydan bırakmış. Yalanın babası şeytan insana egemen kesilmiş.

Gerçeği, sevgisi, kayrası ilişkisinde kendini açıklayan Tanrı kişiyi şöyle uyarır: "Peygamberlerinizi ve falcılarınızı, düşlerinizi ve yıldız bakıcılarınızı, afsuncularınızı dinlemeyin" (Yeremya 27:9). "Cincilere, bakıcılara başvurmayacaksınız. Sizleri kirleten bu şeyleri aramayacaksınız. BEN Tanrınız RAB'İM... Cincilerin, bakıcıların ardından düşüklük işlemek için onlara gidene karşı çıkacağım" (Levililer 19:31; 20:6). Ve O'nun kesin buyruğu sürdürülür: "Aranızda falcı, yıldızlara bakan, sihirbaz, afsuncu, büyücü, cinci, bakıcı ve ölülere danışan hiç kimse bulunmayacak. Çünkü bunları yapan kişi RABBE tiksinti getirir... Tanrın RABBİN katında yetkin olacaksın" (Yasa’nın Tekrarı 18:10-13).

Özgün ve kalıtımlı günahla kirlenen insan aklı ve bedeni sağlıksız eylemlerin yatağı. Tanrı bildirisi şudur: "Elinden afsuncuları söküp atacağım, artık yanında yıldızlara bakanlar yaşamayacak" (Mika 5:12). "Bunların yeri ateşle ve kükürtle yanan göldedir. Bu, ikinci ölümdür" ( Vahiy 21:8 ). Bu boğucu tutsaklıkta şeytanın amansız mengenesinde inim inim inlemeye hiç kimsenin zorunluluğu yoktur. Şeytanı ve cinler güruhunu yenen, onları tüm çirkinlikleriyle sergileyen Mesih insanlığa geldi. O, gerçek, seven Çoban'dır. Tanıtılışı şöyledir: "Tanrı'nın Oğlu, iblisin işlerini dağıtmak için açıklandı" (I Yuhanna 3:8; İbraniler 2:14). Seven Tanrı insanlığa böyle görkemli bir kurtarıcı gönderdi. Dileyen her kadını ve erkeği yıkımın kenarından çekmeye atadı O'nu. Korkuları kuşkuları Mesih dağıtır, sapık dünyanın ürkütücü öğelerini yalnız O etkisiz bırakır. Günahtan yalnız O kurtarır. Yenilgiler zincirini yalnız O koparır, yengi aşamasına sadece O yükseltir.

İsa Mesih yeryüzündeyken cinler O'ndan titredi. O'nun tek buyruğunu duyan cinler bangır bangır bağırarak insanların bedeninden çıktı. Bir kez, cine tutulmuş iki adam mezarlar arasından koşup geldi. Pek kudurgan olduklarından kimse o yoldan geçemiyordu. İsa'ya, "Ya Tanrı Oğlu, bizden ne istiyorsun?" diye haykırdılar. "Bize vaktinden önce işkence çektirmeye mi geldin buraya?" Cinler O'nu gerçek kişiliğinde tanıdı ve titredi. Isa cinleri kovdu. Adamlardan çıkan cinler domuzlara girdi. Bir anda tüm sürü uçurumdan aşağı denize uçup suların arasında boğuldu (Matta 8:28-34). İsa'nın gücü, yetkisi, yeterliliği cehennem ordularının toplamından üstündür. Kurtuluş, sağaltım salt O'ndadır.

Mesih kesin ve yetkin yeterlikle konuştu, karanlığın cehennemin güçlerine karşı göklerin yengisini belgeledi. Her tür alicengiz oyununun kökeni olan şeytanın entrikalarına kapılanları şöyle uyardı: "Siz babanız iblistensiniz ve babanızın isteklerini uygulamak istiyorsunuz. O, başlangıçtan beri katildir, hiçbir zaman gerçekten yana olmadı, çünkü onda gerçek yoktur. Yalan söylerken içinde bulunanı söyler. Çünkü yalancıdır ve yalanın babasıdır" (Yuhanna 8:44). O'nun kesinleştirdiği ruh-can dinçliği sayısız kadını erkeği taptaze yönteme koydu, bugüne dek de koymakta. Gözle görülemeyen kölelik zincirlerini O koparır, şeytanın bağladıklarını çözer. Birey doğal kuramlarla iblisin kurnazlıklarını göğüsleyemez. Kutsal Söz'de şu bilgi verilir: "Şeytan da nur meleğinin görünümüne bürünür" (II Korintoslular 12:14). O'nun düzenlerini sadece Kutsal Ruh açığa çıkarır.

Muskaya, nazar boncuğuna, at nalına, avuç ya da yıldız falcılığına bağlıysan tümünün sonu kötüdür. Şeytandan kaynaklanan doğa ötesi güçlerin egemenliğinden özgür edilmelisin. Çağın sonu yaklaştı: "Canavar ve onunla birlikte yalancı peygamber tutsak alındılar... İkisi de diri olarak kükürtle yanan ateş gölüne atıldılar" (Vahiy 19:20). İsa çağrısını şöyle duyurur: "Yol da, gerçek de, yaşam da BEN'İM... Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacaktır... Ben dünyanın Işığı'yım. Ardım sıra gelen yaşam ışığına kavuşacak, hiçbir zaman karanlıkta dolaşmayacak" (Yuhanna 14:6; 8:32, 12). Bu yüce Çoban'a sığın



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

57
Rasizm olarak bilinen ırkçılık şu dönemin en yoğun bunalımlarından. Bunu bilmeyen kalmadı. Önlenebilmesi için uluslararası konferanslar düzenleniyor, çeşitli uygulamalar gündeme alınıyor. Öte yandan, şovenizm de ne oluyor? Nikola Chauvin adlı biri Imparator Napoleon’un aşırı oranda hayran bir askeriymiş. Defalarca yaralanmış. Milliyetçiliğini öylesi aşırılığa taşımış ki, her nerede bayrağı görse, hemen vaziyet alır selamlarmış, onun gibi davranmayanları bayrağa hakaret suçuyla kovalarmış. Sonunda da bu tutkuya kendi adını vermiş. ŞOVENİZM sözcüklere geçmiş.

Ne yazık! Şovenizm bu askerin bağlı olduğu barakalara kısıtlanmamış, her yana dal budak salmış, ırkçılığı milliyetçiliği eniklemiş. Kendi ulusunu her ulustan üstün görmeye, savaş açıp kan dökmeye, soykırımları getirmeye dek gitmiş. Irkçılık-milliyetçilik sancağı altında yeryüzünün en ürkütücü, tüyler ürpertici kötülükleri işlenmiş. Günümüzde Sovyetler yönetiminin kısa zamanda çöküşü üzerine milliyetçilik inanılamayacak boyutlara tırmanıyor, ulusal propaganda çarkının kaskatı bir dişi kesiliyor. Bu amaca oluk oluk kan akıtılıyor, topraklar alınıyor, savunmasız insanlar yerinden yurdundan kovuluyor, ırkım ve milletim her zaman haklı felsefesiyle, arş-ı-âlâya yükselen adaletsizlik zinciri azgın dalgalar gibi kabarmakta. Mantıksızlığın egemen kesildiği şu çelişkiler dünyasında solculuk milliyetçiliğe, sağcılık şovenizme dönüşüyor.

Bundan iki bin yıl önce haberci Pavlos, aydın Atina halkına İsa Mesih’i müjdelerken onlara şu köklü gerçeği vurguladı: "Yaratan her ulusa bağlı insanları tek atadan yaratmış ve yeryüzünün her yanında yaşamalarını sağlamıştır. Onlara ilişkin saptanmış tarih dönemlerini ve yaşam sınırlarını O çizmiştir; böylece Tanrı’yı arasınlar, araştırarak O’nu bulsunlar diye. O hiçbirimizden ırak değil. Çünkü yaşamımız, devinmemiz ve varlığımız O’ndandır" (Habercilerin İşleri 17:26,28).

Tanrısal açıklamada belirtildiği gibi, Tanrı bir ırkı ya da ulusu öbüründen üstün olmaya, öbürünü fethetmeye, ezmeye, var olma hakkını çiğnemeye atamadı. Irkçılık-milliyetçilik kutsal Yaratan’ın amacına tümden ters gelen insansal-ulusal bozukluktan, kendi kendini beğenmişlikten, başarıyla övünmekten kaynaklanan düzensizlikler alemidir. Irkını, ulusunu, bayrağını daima en önde tutmanın sonucu, başkalarını geriye itmek, düş kırıklığına götüren yolu dizmektir. Tarih kabristanı, toplumları fethederek halklarını sömüren birçok ulusun, ırksal yayılımın ağzı daha örtülmemiş bir mezarıdır. Bu türden örnekler karşımızda sırıtıyor. Ne yazık! Tarih hiç kimseye etkin bir eğitmen olamıyor. Olabilseydi, aklını toplayanlar, ezme siyasetini bırakanlar bollaşırdı.

Bu dönemde köle ticaretine değinmemek, konunun çirkin köklü bir yönüne yan çizmek olacak. Öyledir, insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden biri, kendini başka halklardan önemli tutan herhangi bir halkın savunmasız, korumasız kadına, erkeğe, çocuğa çoluğa el koyarak onları bir ticaret nesnesi kılması, en zalim koşullar altında kendi yararına çalıştırmasıdır. Bu ürkütücü uygulama, insan haklarını halen çiğnemekte olan belirli ülkeler tarafından şu ana dek sürdürülen şovenizmin başka bir açıklanışıdır. Yaratan’ın kusursuz düzeninde kölelik denen utandırıcı uygulamaya yer yoktur. Elbette, bunu yapan, hem de sürdüren halk tanrısal yargılamayı hak ediyor.

Hükümranların Hükümranı, rablerin Rabbi olarak yüceltilen İsa Mesih (Vahiy 17:14; 19:16), en önde bulunanların egemen gücüne değinirken inanlılarını şöyle uyarır: "Durum sizin aranızda böyle olmayacak. Tam tersine, aranızda en üstün olmak isteyen, sizlere hizmet etmekle yükümlüdür. Aranızda her kim birinci olmak istiyorsa, sizlere uşak olmakla yükümlüdür. Nasıl ki İnsanoğlu da hizmet edilmek için gelmedi. Tam tersine, hizmet etmeye ve canını pek çok kişi yararına kurtulmalık olarak vermeye geldi" (Matta 20:25-28). Isa Mesih hiçbir ulusa, dile, dine öncelik tanımadı. Tersine, kendisini insanların hizmet görücüsü kıldı, canını kurtulmalık olarak sundu.

Irkçılık-milliyetçilik tarihin belirli bir döneminde belirip halkları çiğnedikten, sömürdükten sonra çöken, yargılama sırasını bekleyen bir alevdir. Bu göz boyayıcı felsefe başka halkları aşağı görmek bir yana, kendi halkının da gözüne kül atar, onu mızmızlaştırır, uyuşuk kılar. Milliyetçilik çekemediği değerleri yıkıp geçer. Çok alıngan, çok kuşkuludur. Düşmansız yapamaz, hep düşman arar. Kozunu en ince siyaset yoluyla yürütür, derin zevkle gücünü duyurur. Haklılığına toz kondurmaz. Zafercilik önde gelen gösterişçiliğidir. Ondan olmayanları yerer; ne zaman ve nasıl onları ezmiş, yaraşan payı vermiş, her zaman verecektir de.. Yiğitliğine taş çıkartabilen, kendisine benzer güçlü yoktur. Yenilgilerine gelince, bunlar ya ihanet ya da kötü raslantı sonucudur.

Irkçılık-şovenizm sancağı altında işlenen adaletsizlikler zinciri bangır bangır bağırmakta. Hak Yargıç hiçbir ırkın ya da ulusun nabzına göre şerbet vermedi şimdiye dek. O hiçbir dini ya da ulusu temsilcisi, savunucusu atamadı. Tersine, uluslara ilişkin yargısını şöyle duyurur: "RAB bütün ulusların üzerinde yücedir... Büyük ulusları kırdı, güçlü kralları öldürdü... Ateşin tutuşturduğu çalı gibi, kaynattığı sular gibi uluslar Senin önünde titresin!" (Mezmur 113:4; Yeşaya 64:2).

Öte yandan, İsa Mesih’in yaklaşan hükümranlığı şöyle kutlanır: "Yedinci melek boruyu öttürdü. Gökte gür sesler duyuldu: ‘Dünyanın hükümranlığı Rabbimize ve O’nun Mesihi’ne geçti. O, çağlar çağı hükümranlık sürecek’" (Vahiy 11:15). Peygamberlik Sözü bunu şöyle doğrular ve kutlar: "Bütün ulusları ve dilleri bir araya toplayacağım gün geliyor. Gelecekler, yüceliğimi görecekler" (Yeşaya 66:18).

Halife Ömer şeriatın her harfine kesinlikle bağlıydı; kendisini bunu uygulamaya atadı. Orduları din adına yayılma siyaseti uygularken Mısır’ı da fethetti. Akdeniz’in incisi sayılan Iskenderiye’yi zaptetti. Bu kent uygarlığın, bilimin, eğitimin yatağıydı. Oranın namlı çift kitaplığı ve müzesi insanlığın gururuydu. Beyin ürünü, göz nuru klasik yapıtları ve tarihsel belgeleri hep bağrında toplamıştı. Kent Ömer’in eline düşünce, tüm bilginlerin nabzı aynı korkuyla çarptı: Acaba halife yüzyıllar boyu birikmiş kitaplarımıza nasıl davranacak? Yıl, İ.S. 641. Şeriat buyruğu uyarınca eylem yapan fatihi kim önleyebilir? "Yakın!" Eşi hiçbir yerde bulunamayan o canım kitaplar hamamlarda yakıt maddesi olur, köküne kibrit suyu dökülür. Bilim korkunç bir darbe yer.

Şeriat yalnız suçlu gördüğü insanları taşlamakla, bileklerini kazımakla kalmaz, görüşüne ters düşen kitapları kitaplıklarıyla birlikte yakar, onaylamadığı yazarların öldürülmesine fetva yayar. Boşuna denmemiş Tanrı Sözü’nde: "Bir zamanlar şeriatsız yaşıyordum. Ama buyruk gelince günah canlılık buldu, ben de öldüm. Böylece yaşama götürmesi gereken buyruk beni ölüme götürdü. Çünkü günah buyruk aracılığıyla elverişli ortamı bularak beni kandırdı ve buyruk aracılığıyla beni öldürdü" (Romalılar 7:9-11).

Şeriatın hükmü kesindir; hiçbir yetkinin silemeyeceği acımasız, yüreksiz yargı: "Öldür, gözünü oy, taşla, kes, yak, cehenneme yolla!" Şeriat af bilmez, bağışlayışla hiç ilgilenmez. Kısas daima kısastır. Katı buyruk hiçbir yakarmayla bozulamaz. Şeriatın yürek burkucu görünümü budur. Ademoğlu günah bilgisizliğinde çalkalanıp gitmekteyken, birgün şeriat geliverdi. Ve ne getirdi: Günahın çirkinliğini göstererek, kısası.. Tıpkı aynanın yüzdeki kiri, güneş ışınlarının odadaki tozu açığa vurması gibi. Şeriat günahlının suçluluğunu göstermekten başka hiçbir sonuç sağlayamaz. Bir de günaha yaraşan yürek burkucu yargıyı.. Şeriat ne bir tek kişinin günahını bağışlar, ne af sağlar, ne acı duyar, ne de sonsuz yaşam güvenceliği yapar. Onun şaşmayan eylemi, daima çatık kaşlı kısas bildirisidir. Onda ne sevgi, ne acıma, ne de tanrısal kayra vardır. Acaba Tanrı yaratıklarını böylesi yüreksizliğe mi teslim eder?

Kendisi sevgi olan; seven, acıyan, bağışlayan Tanrı’yı bu tür acımasızlığa maşa kılmak, O’nun yüce özelliklerini hiçe saymak, bunları yermektir. Evet, şeriatın öngördüğü ve kovaladığı amaç, günahı en acı biçimde yargılamak, adaletin dileğini kesenkes yerine getirmektir. Adaletse, kendi yorumuna bağlı! Bu bilinsin: Şeriatta zerre kadar olsun merhamet yoktur, hem de olamaz. Şeriat, günahlının canını alır ve suçluyu cehenneme postalar. Buradan öteye hiç gidemez. Gerçi, Tanrı’nın ödün vermeyen hak ve adaleti yargı arar, yargıdan ve ceza hakkından vaz geçmez. Mutluyuz. Tanrı’nın sevgisi O’nun adaletiyle atbaşı beraber gider. Insan kavramını, tasarısını aşan çözümü sağlar, tamamlar. O bunu çağlar öncesi tasarladı, vaktin gelişindeyse bütünledi. Bu yolla her günahlıya kayrasal sevgiyi, kurtuluşu, sonsuz yaşamı sunar.

Günahı sevmeyen, ama günahlıyı seven göksel-evrensel Baba, öncesiz-sonsuz katından biricik Oğlu Rab İsa Mesih’i sen günahlı için kurtulmalık olsun diye yeryüzüne gönderdi. Bu olguyu O’nun diri Sözü’nden dinlemek cana ferahlık, esenlik getirir: "Ama vakit dolunca, Tanrı öz Oğlu’nu gönderdi. O bir anadan doğdu, doğumu da ruhsal yasa altındaydı. Öyle ki, ruhsal yasa altında bulunanları satın alsın ve bizler O’nun çocuğu olabilelim" (Galatyalılar 4:4,5). Bu tanrısal açıklama şöyle sürdürülür: "Şeriattan esinlenen işlere bel bağlayanlar lanet altındadır. Çünkü Kutsal Söz’de şöyle yazılmıştır: ‘şeriat kitabında yazılanların tümünü yerine getirme yolunda yüreklilik göstermeyen herkes lanet altındadır.’ Tanrı önünde hiç kimsenin şeriat uyarınca doğrulukla donatılmadığı açıktır. Çünkü ‘Doğru kişi imanla yaşayacaktır.’ Ama şeriatın imanla ilgisi yoktur. Tam tersine, şeriatın buyruklarını yerine getiren onlarla yaşayacaktır. Mesih bizim için lanetlenerek, şeriatın lanetinden bizleri satın aldı. Çünkü Kutsal Söz’de yazılmıştır: ‘Tahtaya asılan herkes lanetlenmiştir’" (Galatyalılar 3:10-13). Şeriat günahlı-ölümlü kişinin günah saldırılarından savunabilmek için ne biçimde didinmesi gerektiğini emreden kuralları saptar. Vay başına onları kıranların! Buna karşı, İsa Mesih’in sağladığı tanrısal kayra affı, sonsuz güvenliğini sonuçlar:

"Ama şimdi şeriat dışında Tanrı’nın insanı doğruluğa eriştirmesi açıklanmıştır. Hem şeriatın, hem de peygamberlerin tanıklığı kapsamında. Isa Mesih’e iman yoluyla iman aşamasına varanların tümünü Tanrı’nın doğruluğa eriştirmesidir bu... Çünkü hiçbir ayrım yoktur. Çünkü tümü günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kalmaktadır. Tanrı İsa’yı —kanına iman edenlerin benimsemesi için— günahları gideren bağışlamalık olarak sundu. Bu, Tanrı adaletinin kesinlikle açıklanması içindi" (Romalılar 3:21-23; 25-26). Tanrı’nın sana sevinç getirici haberi budur. Başka Tanrı bildirisi yoktur. Şeriat en güçlü, en acımasız suçlayıcıdır; cezalandırıcı etkendir. Hıncını önleyebilen, etkisini kırabilen kişi tektir: Çarmıhta yerimize ölen, şeriatın tüm dileğini kanıyla ödeyen Rab İsa Mesih.. İmanla O’na sığınarak Tanrı’dan af dileyen, hınçtan kurtulur, yaşam ve sonsuz güvenliği alır.

Şeriat incinen adalete kısas dileğiyle koşar. Tanrı biricik Oğlu İsa Mesih’in günahlılar için çektiği acılarla adaletinin dileğini kendisi karşılar, buna iman eden suçluyu affeder. Şeriat günahlıyı Mesih’in haçlandığı yere dek kovalar, orada tüm etkisini yitirir. Şeriat günahı gösterir; kayra ve sevgi affı bildirir. Şeriat tutsak kılar; kayra özgürlük sağlar. Şeriat acımasız kesen kılıçtır; kayra, kesileni iyi edendir. Şeriat övündürür; kayra alçakgönüllülüğe götürür. Şeriat sonsuzu talihe-kadere bırakır; kayra sonsuz güvencesi verir. Ya şeriat, ya da İsa Mesih! Senin yeğleyişin, seçimin nedir?



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

58

Bugünü güvensiz, yarını belirsiz yaşamın üzücü çalkantılarından biri de hastalık. Hepimiz onu geçirdik ya da geçirmekteyiz. Hastanın yanına gelen ona usulden ‘Geçmiş Olsun’ der, tez elden şifa diler. Doktor, hastabakıcı bakımla, ilaçla, iğnelerle hastayı iyi etmek ister. Sigorta hastanın masraflarını öder. Bu yoksa, hasta başkalardan acıma, destek bekler. Birçok hasta aşırı acıyla inler, yaşamı üzüntü dehlizine düşer, günlere kara perde iner. Bu arada yoksul aileler inler.

Tanrısayar biri olan Hezekiya, İ.Ö. 750 dolaylarında Yahuda kralıydı. Ağır bir hastalığa tutulmuştu. Tanrı onu sağlığa kavuşturdu, yaşam süresini on beş yıl uzattı. Bunun üzerine o şu içtenlikli ilahiyi yükseltti: "'Ölüler ülkesinin kapılarına inmek üzereyim' dedim. 'Günlerimin tam öğle vaktinde yıllarımın kalan kesiminden yoksun kaldım; RABBİ diriler ülkesinde görmeyece-ğim, yeryüzünde yaşayanlar arasında artık insan yüzüne bakmayacağım' dedim. Konutum kalktı gitti; bir çoban çadırı gibi yanımdan çekildi. Yaşamımı bir dokumacı gibi sardım. O beni dokuma tezgahından kesiyor... Kırlangıç ya da turna nasıl cıvıldarsa, öyle cıvıldadım. Kumru gibi inledim, gözlerim yukarı bakmaktan zayıflıyor. Ya RAB, baskıdayım; Sen ol bana kefil... Beni iyi et, beni yaşat. Kuşkusuz, derin acılar çekmem esenliğim içindi. Canımı sevdiğinden beni çürüme çukurundan kurtardın. Çünkü bütün suçlarımı sırtının ardına attın...Yaşayan insan, bugün benim yaptığım gibi Sana hamdedecek... RAB beni kurtarmaya hazırdır. RABBİN konutunda, tüm yaşam boyunca ezgilerimizi sazlarla yükselteceğiz" (Yeşaya 38:9 20).

Eyub peygamber katmerli acılarda kıvranırken haykırdı: "Miras olarak bana sefillik ayları düştü, payım olarak da sıkıntı geceleri. Yattığımda, ne zaman kalkacağım, derim... Günlerim dokuma tezgahından daha tez umutsuzlukta tükenmekteler... İnsan nedir ki, onu böylesi önemli sayarsın, onunla ilgilenirsin, düşüncen onda odaklanır" (Eyub 7:3,4,6,17). Yaşam boyu hastalığa açık varlıklarız. Ne var ki, biraz da tınmazlıkla gün tüketiyoruz. Eyub da sapasağlam, varlıklı saygılı biriyken hastalık tayfun hızıyla bastırıverince dünyaları çöktü.

Ne denli duygulandırıcıdır öncekine koşut tutulabilecek başka bir dua: "Ya RAB, Seni yardıma çağırdım. Sabahleyin duam Seni karşılar. Niçin ya RAB, canımı kendinden atıyorsun? Niçin yüzünü benden gizliyorsun? Düşkünüm, gençliğimden bu yana ölümle burun burunayım.." (Mezmur 88:13 15). Hasta yatağında düşüncelere dalanın çaresizliğinden kopup gelir böyle içtenlikli bir yakarı. Bu tartılı dua yaşamın korkularına, sarsıntılarına, acılarına eğilir; varlığın gelip geçiciliğine değinir. Ölümün bir nefes bırakma olduğunu kişiye anımsatır, her şeyin vericisi Tanrı’yla sanki tartışır. Kaderi, kısmeti, tecelliyi bir yana bırakıp bu düşünceyle dua etmenin yararı kendine özgüdür.

Yaşamı her tür dertle, üzgüyle, çalkantı ve günahla beliren Davut peygamber, çok iyi bilinen bir Mezmur'da şu canlı tanıklığı verir: "RAB Çobanım'dır, hiçbir eksiğim olmaz. Canıma taze güç katar" (23:1,3). İyi Çoban diye betimlenen Tanrı'nın apayrı özellikleri hemen ışığa çıkar: Sınırsız sevgiyle sevdiği kişiye yakınlığı, ilgiyle ona acıması, her dertte güçlükte yardım sunması.. Çobanın elindeki asa güttüğü koyuna destek ve yeterlik sağlayan, güçsüzlüğe güç katan güvencedir, kanıtlı iman simgesidir. Buna Mesih’in kayrası denir.

Hastanın desteğe, şefkate, avuntuya gereksinimi belirgindir. Benimsenecek sağlıklı tutum, hiç yozlaşmayan göksel yardıma imanla sarılmaktır. Temel gereksinim, her tür bakımın ötesinde bulunan gücedir. İsa Mesih yeryüzündeyken çok sayıda hastayı sağlığa kavuşturdu, nice dertli cana esenlik verdi. O, şifa kaynağıdır. Tanrı'nın yüce adlarından biri şudur: RAB Şifa Veren (Çıkış 15:26). İnsan bedeni kuşanarak aramızda yaşayan Mesih insanı uğraştıran her derdi giderebilir. İncil’in her sayfası bu tanrısal eylemlerin ışın ışın yanan belgesidir.

Yaratan sağlıklı, yaşam doluluğuyla donatımlı insan yarattı. Ne var ki araya sokulan günah birçok düzensizlikle birlikte hastalığı da getirdi. Günümüzde ulusları uğraştıran çevre kirliliği, insansal bozukluğun en çirkin uzantılarındandır. Çevre hasta, insan hasta, her varlık hasta. Kral Hezekiya ağır hastalığının ortasında şöyle seslenir: "Çünkü bütün günahlarımı sırtının ardına attın." Ademoğlu dinç ve sağlamken belki günahlılığını pek düşünmez. Öyle ya, her iş tıkırındayken yaşamda çöreklenen düzensizlikler zinciri akla getirilmez. Ama kişi hasta yatağındayken, dertlerle boğuşurken günahlılık sırıtmaya başlar.

İsa Mesih sağlığa kavuşturduğu insanların günahını da af etti. Onlara günah boyunduruğundan özgürlük verdi, dertle kavrulan insanlardan her ağırlığı giderdi. Rab hastayı iyi edebilir. Daha da güzeli, canı günah yükünden sadece O arıtabilir. Bu Mesih'ten arıtma dilemek, kurtarıcılığına iman ederek güvenliğe kavuşmak yaşam-sonsuz gönencidir. İsa’nın bir adı da ’Esenlik Başkanı’ dır (bkz. Yeşaya 9:6). O’nun sevgisinden kaynaklanan sağaltma tümdür, kesindir.

"Ey canım, RABBİ kutsa,
İçimde bulunan varlığın her parçası, O'nun kutsal adını kutsasın!
Ey canım, RABBİ kutsa,
Ve iyiliklerinin toplamını unutma..
Bütün kötülüklerini bağışlayan, Bütün hastalıklarına şifa sağlayan..
Yaşamını çürüklük çukurundan kurtaran,
Sana kayra ve lütuf tacını giydiren..
Özlemlerini iyilikle karşılayan O'dur.
Gençliğini kartalınki gibi O yeniler" (Mezmur 103:1 5).

Yaşamında hiç unutamayacağın, unutmaman gereken iyilikler dizisi ne olabilir? Bir sürü görgüyle çalkalanırken her olayı ve olguyu anımsayabilmek olanaksızdır. Davut’un en içtenlikli bir Mezmur’undan aktarılan bu ilahide, unutulmaması gereken köklü yararlar sıralanmakta. Yaratanı'yla sağlıklı ilişkide ola-nın zamanda ve sonsuzda akıldan silemeyeceği iyilikler zinciri şöyle sıralanır: Af, şifa, kurtuluş, kayra ve lütuf tacı, doyurulma, sürekli yaşam yeniliğine kavuşma.. Bunlarla donatılanın elbette hiçbir eksiği olmaz.

Dinçliği oluşturan kutluluklar zinciri nasıl anlatılabilir? Nam, san, onur, orun, güzellik, dinsellik, eğitimde-fizikte tanınmışlık, sporda üstünlük, taşkın varlık mı? Bunlara ve daha bir sürü bolluğa sahipken, dinçlik ne olduğunu bilemeyenler çok. Varlığı bolluklarla donatan Tanrı sağlayışını Davut üç bin yıl geride Mezmur konusu yapıyor, güngünden yenilenen iyilikleri saymakla tüketemiyor. Din-töre icapları ötesinde bilinemeyen yaşam kısır döngüdedir.

İnanıyorum dediği Tanrı'dan bu armağanlara kavuşan, onlardan yararlanan hasta ya da sağlam kişi gönençtedir. Kutlulukların diri kaynağı olana sürekli hamt sunmaktadır. Günahlıyı, hastayı, yoksulu, susuzu, acı karşılıksız iyilikleriyle donatan Tanrı'ya ne ödemeli? Teşekkür ve hamt.. Her kutluluğun kaynağı olan göksel Baba yaratığına ufak tefek hayır sevapla, din icaplarıyla, ahlak kurallarıyla karşılık vermez, kutluluk getirmez. O'nun bunlara gereksinimi yoktur. İyilikleri sınırsız sevgisinden, kayrasından kaynaklanır; herkese uzanan eli ’al’ der.

"İçimde bulunan varlığın her parçası, O'nun kutsal adını kutsa!" Bu Tanrı, hiçbir yolla ödenmeyen suçlu-luk borcumuzu, Mesih'in kurtarmalık kanıyla ve kayrasal affıyla arıtır. Ruh-can hastalığından özgür kılın-mak herkesin temel gereksinimidir. Düzensiz varlığın sayısız belirtilerinden biri olan hastalığa da Mesih yardım elini uzatır. Günahın açtığı çürüklük çukurundan suçluyu çeker, başını taçla donatır. Güçsüzlüğü-müzü kendi gücüyle giderir. Ve hastanın-sağlamın böylesi göksel desteğe kesin gereksinimini belirtir.

Hastalık, dengesi bozulmuş kurulu düzenin sarsıntılarından bir bakla. Acıklı ortam Kutsal Söz'de şöyle dile getirilir: "Tüm yaratılışın şu ana dek birlikte inlediğini ve doğum sancısı çekercesine birlikte kıvrandığını biliyoruz. Hem yalnız yaratılış değil! Ruh'un ilk ürününe sahip olan bizler de evlatlığa alınmayı ve bedenimizin kurtuluş bulmasını gözleyerek içimizde inliyoruz. Çünkü bu umutla kurtuluş bulduk. Ama umut bağlanan şey görünseydi ona umut denmezdi. Çünkü gördüğü şeye kim umut bağlar? Oysa görmediğimiz şeye umut bağlarsak, onu katlanışla gözleriz" (Romalılar 8:22 25).
Hasta insanın gereksinimi pek çoktur. Kuşkusuz sabır-katlanış ön sırada gelir. Hastalık geçiren birçok kişi, bu üzücü görgünün bir eğitimci olduğuna tanıklık eder: "Düşkünlüğe uğramadan önce yoldan sapmıştım; ama şimdi Senin Sözü'nü tutuyorum" (Mezmur 119:67). Ve bunun yanı sıra Kutsal Kitap’ta şu Söz belirtilmekte: "Keder çekmek gülmekten iyidir, çünkü yüz üzüntüsü yürekte sevince yol açar" (Vaiz 7:3). Sevinçli, gönençli anlarımız tez unutulur; öte yandan geçmişin acısı kederi hem unutulmaz, hem de somut anılar bırakır. Sevinç eğitimci olamaz. Tersine, acı ve keder eğitimcidir. Onu böyle karşılayabilene.

Yoğun acı çeken, bedeni hastalık barınağına dönüşen Eyub peygamber şöyle dua etti:"Tuttuğum yolu O bilir; beni denediğinde, altın gibi çıkacağım" (28:10). Hasta yatağını eğitim basamağı kılarak Tanrı'nın sesini duyan, O’nun egemen gücüne ve Baba sevgisine sığınarak İsa Mesih'in kayrasını şifasını arayan sonsuzlar sonsuzu güvendedir. Bu bilgi aşamasına gelenin yaşam ve sonsuz görüşü sağlıklı yörüngededir: "Çünkü şu gelip geçici acılar, bizde ne sınırı ne de kısıtlaması  olan  sonsuz  yücelik  doluluğunu  oluşturmaktadır" (II Korintoslular 4:17). İşkenceler çektikten sonra ölen gömülen ve yeniden dirilen Mesih yücelerdedir. O'nun yeterliliğiyle donatılan kadın erkek sonsuz dinçliğin güvenliğindedir. Bu insan yüceliğin sevincindedir, bilgiyle sonsuzu beklemektedir: Hastalıksız, gözyaşsız, ölümsüz, iblissiz hükümranlığı.. Mesih tehlikelere açık bedenimizi kendi diriliş bedeninin benzerliğine yükseltecek. Böyle güçlü bir kurtarıcıya imanla bağlanmak, Tanrı’nın güncel desteğine kavuşmaktır.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

59

Yaratan’ın varlığa armağan ettiği şu gözler sürekli güzellik, içaçıcılık, yapıcılık görüyor olsaydı yaşam yolculuğu beğeni dizisine, imreni gezisine dönüşürdü. Oysa gördüklerimiz bambaşka! Keşke gözlerim dinmek bilmeyen acılar zincirine tanık olmasaydı. Keşke yeryüzündeki olayları donuklaşmış biçimde görebilseydim. Keşke her olgu ve sonuçlamada canımı yatıştırabilecek gözlükleri bulup takabilseydim. Ne yazık! İsteklerimin gerçekleşemeyeceğini bilerek bunlarla yaşamaya zorunluyum.

Gözlerimi şimdiki yaşama açtım, yavaş yavaş dünya göz kapaklarımın önünde sergilendi: Yürek burkan, acıtan, ağlatan bir yeryuvarlağı. Baktım, hizmeti aranılan bir park uzmanı. Çölü güllük gülistanlık ediyor, çirkinliği güzelliğe dönüştürüyor. Aman bilmez kanser ciğerlerini kemiriyor, altı ayda ölümün pençesine boyun eğiyor. O güzelim iş yarıda kalıyor, ailesi ne edeceğini şaşırıyor. Anlamdan yoksun yaradılış!

Baktım erdemli bir kadın,  sevgiyle dolu bir anne, sağa sola iyilik eylemleriyle dolu; herkesin övgüsü.. Ne var ki kocası içkiye, kumara, hovardalığa tutsak; aileye ilgisi gitmiş. Üstelik ikide bir karısını pataklıyor. Anne çocuklarına tutkun. Aman, babalarının yolunu tutmasınlar, diyor. Sevgisini yağdırdığı çocuklar annenin huyunu alacak yerde, babanın düzensiz izini tutuyor. Böyle tersleme böylesi sevgiye!

Baktım, dünyaya gözlerini açmaları ellerinde olmayan yavrular. Gün ışığını görmeden ana rahminden kazınanlar var. Doğanlardan kimisi aç, kimisi çıplak, kimisi okumasız-yazmasız, kimisi yuvasız, kimisi ilaçsız, kimisi uyuşturucu kullanan anneden, kimisi de AIDS hastalığına tutulan insandan dünyaya gelmiş. Aralarında ne değerler kaynayıp gidiyor! Dehalar yetişebilirdi bunlardan, insanlığa geniş çapta yardım sunabilirdi, bilimi zenginleştirebilirdi. Ne yazık! Hiçbiri gerçekleşemeyecek. Yorumlanamayan bir yaşam!

Baktım, mitolojide Mars olarak bilinen savaş tanrısı, şu yirminci yüzyılda yaklaşık yüz milyon canı biçmiş, soykırımları uygulamış, krematoryomlar kurmuş, ocaklar kurutmuş, kentleri kül viran etmiş, tüyleri ürperten zalimlikleri işkenceleri eniklemiş ve daha neler yapmamış! Günümüzde terörizmi körüklemiş, insan haklarının yüzüne tükürmüş. Şu haksız adaletsiz ortamı düzeltmeye benim elimden ne gelebilir ki?
Baktım, iki genç. Biri tığ gibi, öbürüyse gül gibi olabilirken, gencecik yaşta ayartılmış. Sigara, marijuana, şırınga derken eroin kurbanı bir erkek ve bir de kız! Sanki kadavra kesilmişler. Düşük beden, çökük omuzlar, sarsık adımlar.. Ve bu korkutucu görünüm dört bucakta genç insanları hep biçmekte. Mezar açmış ağzını! Ve şişirmiş keseyi uyuşturucu tacirleri. Yüzüne tükürülsün kahredici cehennem işkencesinin..

Baktım, Yaratan’ın kusursuzlukta, güzellikte oluşturduğu hava, toprak, sular, canlı varlıklar, bitkiler, kısacası tüm doğa.. Herbirinin kendine özgü sağlığı, çekiciliği belirgin. Ama baştanbaşa bozukluğa, yozlaşmaya, pisliğe bırakılmış güzelim doğa! Kirlenmiş, çirkinleşmiş, kökü kurumuş. Kurulu düzenden yararlanmak, onunla gurulanmak dururken, ademoğlu çevresini bozmuş, herşeyi yozlaştırmış, acılar zinciri oluşturmuş. Bu ne yıkıcılık, ne acımazlık! O güzel düzen neden yitirilmiş!

Baktım, dinler Tanrı-insan, insan-insan ilişkilerini sağlıklı doğrultuya sokacak yerde sen sen, ben ben çatışmalarını körüklüyor, Tanrı doğrultusunda hak, adalet, kutsal yaşam gereğini belirtecek yerde, bireyleri bağnazlığa sürükleyen din baskılarını, dışlamaları kışkırtıyor; yaşam düzeni yerine töreyi, biçimi öğretiyor, iç yaşam parlaklığını tanıtacak yerde, sadece göz boyayan giysiler, türbanlar, başlıklar, sakallarla alemi oyalıyor; açları doyuracak, yaşamı kurtaracak yerde siyasal oyunlarla sinirleri gerginleştiriyor kin saçıyor, adam öldürülsün, terörizm eylemleri yapılsın diye fetva çıkarıyor. Yapmacık davranışla azizlik satıyor ve azizlik ediyor. Anlamsız oyunbazlık!

Baktım, yalan gerçeği karanlığa boğuyor. Hiç ara verilmeksizin saf kafalara yalan pompalanıyor, nicelerin yöntemi tersine gidiyor. Yasasızlık yasasayarları bastırıyor. Adaletsizlik her yana duman attırıyor. Kaba kuvvet güçsüzü sindiriyor. Haksızlık hakka üstün geliyor, hak hukuk tarihe karışıyor. Sevgi inim inim inliyor.  Bilek gücüyle beslenen yetki yetersizi eziyor. Mezarlıklardan ses seda çıkmıyor. Kılıcın gücü kılıçsıza gülüyor. Zalimlik övülüyor; alt edilene, ona zaten bu yaraşırdı deniyor. Bu muydu herkesi eşitlikte, özgürlükte yaratanın öngördüğü ortam? Rafa mı atılacaktı tüm haklar? Böylesi düzensiz dengesiz dünyadan anlam çıkarmak da sanki ne?

Şu bozukdüzen dünyada anlam taşıyan, cana can katan bir ortam  aradım. Bunu bulmak için Tanrı açıklamasına döndüm: Öncesiz çağlardan, yüceliğin parlaklığından; çalkantılı yeryüzüne bambaşka biri gelmiş. İnsan değilken insan bedeni bürünmüş, salt sevgiyle donatılmış, ademoğullarının acılarına katılmış, güçlü eliyle güçsüze yardım sağlamış. Düşmanlıklar zincirini sevgiyle göğüslemiş, bir yanağına vurana öbür yanağı çevirmiş. Birgün O’nu kıskıvrak bağlamışlar, tiye alarak yargılamışlar, sonra da bir tepeye yürütüp iki eşkıya arasında asmışlar. Ama Yaratan’ın peygamberler ağzıyla haber verdiği göksel-evrensel sunu buymuş. O asılınca, üç saat süreyle her yanı karanlık örtmüş, yer titremiş, melekler ağlamış, kurtuluş bulanlar sevinmiş, Ölmüş, O’nu gömmüşler, ama üçüncü gün güçle dirilmiş, yengiyle göklere çıkmış, Kutsal Ruhu’nu göndermiş, kişileri sonsuz cezadan sonsuz yaşama aktaran Kişi olduğunu kanıtlamış. Yeniden gelişinin, hicransız düzeni gerçekleştireceğini her yanda duyurmuş. Anlamdan yoksun varlığa anlam getiren Tanrı sağlayışı meğer buymuş..

Keşke her yapı sapasağlam olsaydı. Depremlerde çöken konutlar, sele kasırgaya dayanamayan binalar, emekçilerin canını yutan ocaklar. Ve en önemlisi, yaşam yolculuğu bozukluğa, kötülüğe her an açık olan insan. Onun yaratılışına ve sonrasına ilişkin şunlar yazılmıştır: "Tanrı insanı kendi benzeyişinde yarattı. Onu Tanrı’nın benzeyişinde yarattı; onları erkek ve dişi yarattı" (Yaratılış 1:27). "Tanrı insanı doğru yarattı; ama onlar pek çok düzen aradılar" (Vaiz 7:29). Budur üzücü gelişim.

Kutsal-kusursuz Yaratan elbette bozuk insanı yaratamazdı. O’nun Yaratıcı’lığına inanan, her yapıtı kusursuz yaptığını kabul eder. O şu bilgiyi verir Kutsal Sözü’nde: "Yüceliğim için yarattğım, ona biçim verdiğim, evet kendisini oluşturduğum, adımla çağrılan her insanı ‘getir’ diyeceğim" (Yeşaya 43:7). Yazıklar olsun! Yaşam düzeniyle Yaratanı’nı yüceltmeye yaratılan insan tam tersine, yapıcısına yüz karası olmuş: "Tanrı’nın adı uluslar arasında sizin yüzünüzden kötülenmektedir" diye yazılıdır din bağlılarına (Romalılar 2:24). Ne denli acıklı bir görünüm, değil mi?

İnsan tarihin hangi döneminde bozuldu? Atalarımızın Tanrı istemini bir yana itip iblisin istemini uyguladıkları an! Atalarımız iblise uyruk olmayı seçti, kutsal kusursuz yaşamdan günahlı yaşama geçti. Bunu kişisel karar ve istekleriyle yaptılar. Ve tüm insanlık ailesinin başı, kökeni, pınarı niteliğinde bu güzelim soyun her kuşağını, her canını boyunlarına aldılar. Kutsal Söz buna ‘Özgün ve Kalıtımlı Günah’ demiş. Yapımız çürüktür. Irk, ulus, dil, din, siyasi tutum, eğitim ve daha her ne varsa, temelde hepimiz günah yargısı giymiş sağlıksız Adem çocuklarıyız. Birinin Adem’e dayanmadığını savlaması, elmanın elma ağacında yetişmediğini savunması gibidir. Ama hiç kimse salt Adem’in günahlılığı sonucunda yargılanmaz. Herkes özgür isteğiyle günah işler, ardından da din şartlarına, törelerine sarılarak günahını sildirmeye çabalar. Çürük elmanın çürüklüğünü gidermeye çabalamak gibidir bu.

Ademoğlu Yaratan’ın başlangıçta verdiği ruhsal dinçliği, doğruluğu, kutsallığı, sevgiyi hakkı, adaleti yitirdi. Günah yaşamın her yanına dal budak saldı. Bu sonuç aklı, isteği, eylemleri olumsuz biçimde etkiledi, güzeli çirkinleştirdi. Ruhsal kavram yitirilmiş bulunuyor.. Bozuk akıl bozuk istekler enikler: Bencil, kapkaççı, çalımcı, çıkarcı, inatçı, karalayıcı, büyüklenici, göz dikici, hak çiğneyici, sömürücü, terör yöntemleri bulucu, baskıcı, işkenceci, kinci, sövücü, gözdağı verici, öç alıcı, kendi kendini mahvedici. Göstergelerin tümü çürük yapılı insana yönelik..
Sağlıklı, erdemli tutum hepimizin gözü önünde. Bunları uygulamaya çağrı açık açık belirtiliyor. Ne etmeli ki, ademoğlu bir sürü sağlıksız isteğe bağlı. Günaha tutsak kişi onlardan kaçacağı şeylere seğirtir, sığınacağı değerlerden uzaklaşır. İğreneceği şeyleri özler, özeneceği şeyleri teper. Yereceği şeyleri över, öveceği şeyleri yerer. Bu tutum, çürük yapının varlığa egemen kesilmesinden kaynaklanmakta. Yaratan’ın böyle dengesiz bir varlık yaratmadığı kanıt mı ister? Günahlı insanın içinden dışarıya fokur fokur irin birikintisi çıkmakta: Günah çıkartısı.

Hak adalet sözleri hep duyulur, öte yandan da çiğnenir. Yargı kuruluşları yasaları işlerliğe koymaya çalışır. Ne yazık; birçok alanda bunu kesinleştiremez. Tanrı’nın On Buyruk’u adalet gereğini duyurur. On Buyruk’un her biri çiğnenmiş. Tanrı adaletin uygulanışından vazgeçemez. Yasayla, şeriatla, sevapla düzeltilemeyen adalet ağlamakta. Bu savsaklığa karşı Tanrı sağlayışı sunulmakta: İnsanın günahını günahsız İsa Mesih yüklendi.  Zedelenen adaletin dileğini Mesih ödedi. Adaleti sarsan insanın sağlığı yitiktir. Adaleti zorlayan insan bunu kavrayıp imanla Rab İsa Mesih’e sığınınca, hem adaletsizliği kaldırılır, hem de İsa Mesih’in doğruluğuyla donatılır o.

Tanrı kayrasıyla kurtuluşa eren şu  içtenlikli ikrarı yükseltir: "Bedenin ve düşük aklın istekleri neyse onu uyguladık. Bütün ötekiler gibi, biz de doğal yapımız gereği tanrısal öfkenin çocuklarıydık" (Efesoslular 2:3). Günahlı insan kurtarıcı İsa Mesih’in bağışlamalığıyla arıtılıp affedilince bağış gönencinde yaşayana doğrultulan Tanrı buyruğu şu olur: "Bir zamanlar böyle yaşarken, siz de vaktinizi bunlarla geçiriyordunuz. Ama şimdi bunların tümünü üzerinizden atın; Kızgınlığı, öfkeyi, kötülüğü, sövücülüğü, ağzınızdan çıkabilecek kirli sözleri. Madem ki eski insanı yaptıklarıyla birlikte kesip attınız, öyleyse birbirinize yalan söylemeyin. Bunun yerine bilgide yenilenen, kendisini yaratana benzeyen yeni insanı giyindiniz" (Koloseliler 3:7-10).

Ademoğlu niçin içtenlikli sevgiyle sevemiyor? Niçin candan affedemiyor? Niçin kincilik besliyor? Niçin barışı geliştiremiyor? Niçin adalet kapsamında yönetilemiyor, hem de bu düzeyde yönetemiyor? Niçin yıkıcı duyguları bastıramıyor? Haksızlığa katlanacak yerde niçin haksızlığı haksızlıkla karşılıyor? Çünkü bu tür erdemli davranışlar sadece sağlam ve kutsal bir yürekten kaynaklanabilir. Öte yandan hasta yüreğin ürünü, kaynağına özgü bozukluk çıkartısıdır. Kaynağın neyse sen de osun!

Atamız Adem’le başlayan günah kişisel sorundur. Sonra da toplumsal ve evrensel sorun. Günah bozukluğuyla etkilenmeyen yön yoktur. İşte Kutsal Söz’ün yargısı: "Bir tek insan yüzünden günah nasıl dünyaya girdiyse günah yüzünden de ölüm dünyaya girdi. Böylece bütün insanları ölüm sardı. Çünkü tümü günah işledi" (Romalılar 5:12). Bir inancın denektaşı, günah sorununa nasıl yaklaştığı, günahtan arıtılma gereğini nasıl ele aldığıdır. İncil’in her günahlıya müjdesi şudur: "Ama Tanrı kayrasının ve armağanının bir tek insanın —İsa Mesih’in— kayrasında bunca kişi yararına bollukla dağıtılması daha kesindir" (Romalılar 5:15). Buna senden ne yanıt gerekir?



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

60
Oyunların en eskisidir kumar. Felsefesi ilginçtir: Çalışmadan, alın teri dökmeden kazanca konayım! Dayanağı tek sözle açıklanır: KISMET! Açıkgözlükle, dalavereyle, el çabukluğuyla kazananlar da bol. Usta oyuncularla dolu masa. Bunların okula, eğitime gereksinimi yok. Ama elden üstün el olduğu gibi, en usta oyuncunun oyunu da bastırılabiliyor.

‘Kasinolar..’ Her yıl, her ülkede emek karşılığı paralar bir sürü boşluğu dolduracak yerde giderayak kumar masalarına ya da çeşitli alicengiz oyunlarına savrulmakta, kişinin işi, yaşamı, ailesi mahvolmakta, sapasağlam insanlar intiharın yolunu tutmakta. Kumar çok kişiyi hırsızlığa, dolandırıcılığa sürüklemekte, hatta kadınları orta malı yapmakta.

Kumara karşı yasalar var, ama bunlar tutkulu kişinin huyunu değiştirmesine yetersiz. Kumarcılık bazı kentlerin özel gelir kaynağı. Yirmi dört saat kapılarını hiç kapatmayan kumarevleri, yanan sönen ışıklarıyla niceleri büyüler. Sayısız köşe çayhanesi de başka biçimde bu işi sürdürmekte. Tutku derece derece. İki yüzyıl geride bir Ingiliz kontu kumara öylesi sarılıymış ki, yemeğe vakit ayıramazmış. Ailesi iki ince ekmek dilimi arasına jambon, peynir türünden nesneler sıkıştırarak alışkısını sürdürmesini sağlarmış. Ve bu adamın adı Sandwich imiş!

Ruhbilimcilik, kumar hastasının özelliklerini araştırırken, bu kişinin basit duygular taşıdığını, başkalarıyla —hatta erkeğin karısıyla— bağlılık kuramadığını, yalnızlık okyanusunda bocaladığını, tedavi gereğini tanımlıyor. Kuşkusuz, bu hastalığın gerisinde ruhsal bunalımlar yatmakta. Bireyin kestirme yoldan paraya konma hırsı, yaşama kader kısmet açısından eğilmesi, başkasının parasına el koymakta hiçbir sakınca tanımaması, tutkunun oluşturduğu çalkantılar zincirinden..

Kumar derken, para için kağıt oynayan, at yarışlarında hoplayan, totospor loto sporla uğraşan, horoz sıçratan gelir akıllara. Ama bunlardan daha beter bir kumar oyunu herkesi mengene gibi yakalamış. Kumar hastasının şifa bulmaya gereksinimi neyse, senin de bu mengenenin sıkıştırıcılarından kurtulma gereksinimin odur. Bu da neymiş dersin belki. Böylesi can alıcı bir soruya eğilmek, sorular ve yanıtlarla boğuşmak gereklidir: Varlığımın nedenini tanıdım mı? Yaradan’ın evreninde geçici yolculuğum ne biçimde ilerliyor? Vakti değerlendirebiliyor muyum? Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Yaşam denen rüyanın anlamını, gizini, amacını buldum mu? Sonsuza inanıyor muyum? Oradaki yerim güvenlikte midir? Yararsız, anlamsız, sağlıksız tutkulardan kurtulabildim mi? Güvenliğin kaynağını araştırdım mı? Namdan, maldan, paradan ya da yoksulluktan, çocuklarımdan başka ne bırakacağım? En sonunda neye kavuşacağım? İşte eğileceğin sorular! Bunlara ilgisizlik yaşamla kumarcılıktır.

Aşırı kumar tutsağı masaya bankadaki hesabını, evini, tarlasını koymaktan çekinmez. Bunları yitiren, yaşam olanaklarını da birlikte yitirir. Filozofların babası Sokrates bir ilke vurgular: "Dikkatle araştırılmayan yaşam yaşanmaya değmez!" Canından daha değerli ne var? Canını yıkıma götüren tuzakları araştırdın mı? İsa Mesih’in belirttiği kuralı hiç duydun mu? "Bir insan tüm dünyayı kazanır da canını zarara uğratırsa ne yarar sağlar? Ya da canına karşı insan ne ödeyebilir?" (Matta 16:26). Önünde sağlıklı değerler bulunuyor mu? Özlemin bunlarda mı, yoksa geçici yaşamın gelip gidici uğraşlarında mı? Su, içinde bulunduğu kabın ya da aktığı borunun biçimini alır. Küçük büyük günahın egemen kesildiği yaşam, onu kurtarabileni arar. Varlığını her tür sakat, sağlıksız, verimsiz kalıptan ve kalıpçılıktan özgür etmeye gücü yeter olan tek kurtarıcı Isa Mesih’tir. O kumar illetinden de, başka günahların zincirinden de kurtarabilendir. Senin için ölen, gömülen ve dirilen tek O’dur.

Sayısız yaşam okyanusun dalgaları, Amazon’un taşkın suları gibi.. Günahlı varlığın sarsıntıları korkunç, sonucu yıkımdır. İşte en tehlikeli kumar oyunu.. Yaşam çalkantılarını çok iyi bilen Yeremya peygamber şöyle bağırır: "RABBİN aşırı öfkesi nedeniyle ürünlerinizden utanacaksınız" (Yeremya 12:13). Ürünlerine yaraşan karşılık ne olacak? Son kararı verecek olan kişi, hiç kimsenin nabzına göre şerbet vermeyen diri Tanrı’dır. Yaşamını veren, onun hesabını da isteyecek.

Kumarevi işletenler kurnaz ve müşterilerden daha akıllıdır. Yakınına şu sırrı açıklar biri: "Gerçi, ekmeğimi kumarevi işleterek çıkarıyorum; ama o denli derde, acıya gözyaşına tanığım ki, kendimi müşteri durumunda görmeyi hiç istemezdim." Buna karşın, adamlar sürekli reklamcılıkta. Kumarevine müşteri çekmekle ilgilenen biri, eldeki yaprak demetiyle, çobanın bir sürü keçiyi ardına takabilmesinden esinlenerek buna eşit bir ustalığa başvurur. Kumarevinin önüne renk renk tuğla kor. Işçilerden biri bunları gelişigüzel dizmekte. Gelen giden bakmaya koyulur. Işçi, ilgi çekici biçimde renkli tuğlaları kumarevinin içerisine doğru sıralar. Bazıları bakalım ne oluyor merağıyla içeri dalar. Masalarda heyecanla kumar oynayanlar küme küme. Renkli tuğlalardan kopar, oyunculara kayar bütün merak. İçeriye girmeyi aklının ucuna bile getirmeyen niceler bu kumarın heyacanını seyretmeye koyulur. Sonrası?..

Yaşamın boyunca pek de istemediğin, ilgilenmediğin bir sürü akımın ardından sürüklenirsin. Çoğu kez bunların yararını ya da zararını düşünemezsin. Çünkü mayan günahlı. Kutsal değerleri benimseyebilecek yeterlikte değilsin. Günahın amansız bir bulucusu, iştahlandırıcısı var. O iblistir, zekası herkesinkinden keskin ve etkindir. Hiç kimseyi seni yıkıcı, mahvedici bir oyuna sürüklüyorum doğrultusunda uyarmaz. Tam tersine, matahını en çekici nesneymiş gibi sürer. Yoksa kişinin savunma mekanizmasını kullanarak tehlikeyi sezmesi kolaylaşır. Şeytan saf, çekici, eğlendiriciymiş gibi yutturur düzenlerini. Hatta bazılarına, şeytan, iblis, cin yok dedirtir. Bu tam işine gelir onun. Saman altından su yürütmek baş hüneridir. Kişileri dinsel yollarda yüreklendirir. Zararı yok, dinsel olsunlar; yeter ki bozuk, düşük, sakat yolu sürdürsünler. Hiçbir din, töre onun kurnazlığına, ustalığına taş çıkartamaz.

Ademoğlu evcil hayvanları dilediği biçimde ve yönde etkileyebiliyor. İblisin tavlama otunu kullanması kendine özgüdür. Otu ne kuşku ne de korku uyandırır. Kumarbazın bu illete bir oyunla yakalandığı biçimde, kumar kurbanı önündeki kışkırtıyı kaçırılmaz fırsat sayar, hiç kavramadan tuzağa düşüverir. Adımlar ilerler, kışkırtı giderek daha hızlı çeker. Merak artar, iştah tavlar. Akıl, göz, yürek hep aynı noktada odaklanır. Tuzağın kurucusu başa çıkılmaz açıkgözlülükle kıskıvrak kenetler.

Keskin zekalı olmakla, şeytana taş çıkartabilmekle övünenler pek çoktur. En akıllı varlık kim olabilir? O kişi böyle bir düşmanla başa çıkamaz. Her ipte yürüyebilirim diyen cambazın ustalığını bastırır iblisin oyunları. Atamız Adem, anamız Havva günahsız yaratıldılar. Yaradan’ın öğüdünü önemsemediler, iblisin oyununa geldiler, kendileriyle birlikte tüm soyu günahlı kıldılar. O eski ayartıcının oyunları hep aynıdır.

İlk Adem kendisini ve insanlığı bozguna götürdü. Ama Tanrı yücelerden ikinci Adem’i gönderdi: Günahsız, bozulmasız Mesih. O şöyle der: "Ben dünyanın Işığıyım. Ardım sıra gelen, yaşam ışığına kavuşur, hiçbir ortamda karanlıkta dolaşmaz" (Yuhanna 8:12). "Günah işleyen iblistendir. Çünkü iblis başlangıçtan bu yana günah işliyor. Bu nedenle Tanrı’nın Oğlu, iblisin işlerini dağıtmak için belirgin oldu"
( I.Yuhanna 3:8 ).

Günahın babası, yutturucusu iblis, kandırıcılığını en ince ustalıkla sürdürür: "Şaşılacak iş değil! Şeytanın kendisi de görünüşünü nur meleğine dönüştürür" (II.Korintoslular 11:14). Bu düşmana karşı Mesih’in desteğini sağlamak, şimdinin ve sonsuzun tek güvenliği, yaşamın sürekli esenliğidir. Bu destek her çeşit din töre bağlılığını gölgede bırakır. Dinler sonu gelmeyen şart koşul belirtir. Bunlara karşı Mesih’in iblisi kesin yenilgiye uğratışı şu sözlerle kutlanır: "Koca ejder aşağı fırlatıldı. Tüm yeryüzünü kandıran, adı iblis ve şeytan olan şu eski zamanın yılanı yeryüzüne fırlatıldı. Melekleri de birlikte fırlatıldılar. Ve gökte bir ses duydum: ‘Artık kurtarış, güç ve hükümranlığın Tanrımız’a geçtiği an geldi. Yetki de Mesihi’nin oldu’" (Vahiy 12:9,10).

Bırak, yaşamınla sonsuzunla çok tehlikeli kumar oyununu. Yaşamı düzen kurucunun oyunlarından, hilelerinden kesinlikle kurtarabilen güvenlik esenlik kaynağı Mesih’i imanla kabul et, sevgisinin kanatları altında rahatlık bul. "Barış Tanrısı yakın zamanda şeytanı ayaklarınız altında ezecektir" (Romalılar 16:20), vaadine sen de sahip çık



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

61

Motorlu taşıt aracından tut, içinde uçtuğumuz uçağa, cepte taşınan telefona, elektronik mektuba, dünyayı odamıza aktaran televizyona varıncaya dek, çağımıza heyecan getiren buluşların, uygulamaların çoğunluğu yirminci yüzyıla özgü. Saymakla tükenmeyen yeniliklerden özellikle ikisi en yakın arkadaş!

Bilgisayar aygıtları her alanda varlığını kanıtlamış: Teknik, kitlesel iletişim, eğitim, ticaret, sağlık, spor, uçak, uzay yolculukları ve akla daha ne gelebirse! Her çabada, her uğraşta, her araştırmada bilgisayarsız iş yürümüyor. Bilgisayar sanki yaşamımızı yönetiyor. Sadece iki kuşak öncesi ademoğlu bunsuz nasıl yaşayabiliyormuş! Gençlerin bilgisayara merağı her tasarının ötesinde. Sanayi giderek daha ucuz ve etkin araçlar-gereçler çıkarmakta, yeni inceliklerle yüklü her boyda her çapta aygıt satmakta.

Çocuğundan tut büyüğüne kadar her soydan her boydan insanın bilgisayar önünde oyun oynayarak çok önemli zaman kesimini harcadığı da unutulmamalı. Bu türden oyalayıcılığın başarı sağlayamamak bir yana, bilgisayarın amacını baltaladığı da bir gerçek. Birçok yerde çocuklar derslerine çalışamıyor, arkadaşlık kuramıyor, spor yapamıyor, hatta düşünemiyor. Her sorunun çözümü bilgisayara bırakılıyor, özellikle matematikte notlar zayıflıyor. Her derde derman bulabilirken çocukları desteksiz bırakan bu aygıt, kendisinden kurtulanamayan bir köle ağası kesilmiş! Parası bol babalar çocuklarına armağan vermeye heveslenince akla bilgisayar geliyor. Sonunda çocuk aileden kopuyor, aygıtına yapışıyor, onunla içli dışlı oluyor.

Nedir bilgisayarın özelliği? İstenen program oraya yerleştirilince, her çeşit bilgiyi içinde saklar, buyruğa uyarak onu açıklar. Ayrıca, çetrefil sorunları çözer, sorular yanıtlar, aklın uzun süre bocalamasını gerektirecek araştırmalara kısa zamanda ışık saçar. Daha neler başaramaz! Belirli alanlarda eldeki yazıları başka dillere çevirmek, birçok gün ilerideki hava durumunu bildirmek, toplumsal istatistiklere açıklık getirmek. Ve işin ilginç yönü, bilgisayar tekniği gitgide yeni alanlara erişerek şaşılacak aşamalara gelmekte. 2000'li yıllarda nasıl çalışacak, hangi bilgiyi sağlayacak! Bu gidişin sınırlaması yok.

Bilgisayar bazılarına öylesi gerekli ki, pek çok kişi küçük bir çantayla aygıtı da beraberinde taşıyor. Sınırlarda güvenlik ve gümrük yetkililerinin sanıkları bulmasında bilgisayarın görevi çok önemli. Adınız bu aygıtlarda aranmadan, kişiliğiniz temize çıkarılmadan polis yoklamasından geçemiyorsunuz. Vergi mi, sigorta mı, trafik mi, sağlık durumu mu? Hepimize ilişkin bilgi birikimi orada!

Aygıtlarda astronomik sayıda giz yatmakta. Bilgisayar casusluğu denen ince sanat her gün hızla, güçle gelişmekte. Her alanda, her buluşta günahlılığını, düşüklüğünü belirten ademoğlunun aklı bu kullanımda da rahat oturamıyor. Çeşitli ustalıklarla başka bilgisayarların taa içine dalıyor, gizlice bilgi topluyor, hesapları altüst ediyor, telefon kartlarını yenibaştan kullanabiliyor, birçoklarını ağlatıyor. Öte yandan, uyuşturucu dünyasında karanlık güçler bilgisayarı amaçlarına alet ediyor, şeytansal işlerini, kirli para yıkamalarını, karanlık hesapları bunlarla yürütüyor. Mafialar, cinayet sendikaları, kumar oyunbazları, para borsalarında bilgisayarların iplerini çekiyor. Bulaşık işler, eylemler, düzenler hep bilgisayar aygıtlarının ağlarında.. Biz gidiş nerelere yönelik?

Geçtiğimiz onyıllar ne çapta heyecan oluşturucu, ne denli nefes durdurucu oldu? Bu ortamda bilgisayarların önemini kim küçümseyebilir? Gelişimler Tanrı Sözü'nden kısa ama özlü bir peygamberliği akla getirmekte: "BİLGİ ÇOĞALACAK" (Daniel 12:4). Evet, üçüncü binyıla girerken bilgi, bilim şaşılacak boyutlara ulaştı. Dev adımlarıyla ilerleme karşısında hak, adalet, doğruluk, güvenlik, sevgi, sevecenlik o oranda gerilere kaydı ve kaymakta..

Uygulayımbilim (teknoloji) hiçbir alanda ruhsal-sağtöresel düzeni getiremedi. Ademoğlu bu değerlerin sürekli kaymasına tanık olmakta.. Bilimin oluşturduğu yapay ortam, birçok alanda hakkın doğruluğun rakibi kesildi. Hükümetler bile bu şaşırtıcı aşamadaki düzensizliklerle başa çıkamıyor. Her alanda ruhsal arayış, anlayış kısır kalıyor.. Din kesimi hiç durmadan ilerliyor. Din, siyaset kesimlerini yönetimine almaya çabalıyor. Öte yandan öz değerler kayıp gidiyor.

Bilgisayara hiç gereksinimi olmaksızın geçmişi geleceği bilen, her çözümü kendisinde saklayan, isteğinin toplamını gerçekleştirebilen tek kişi geldi yeryüzüne: "Tanrısal Söz beden oldu, kayra ve gerçekle dolu olarak aramızda yaşadı" (Yuhanna 1:14). Adı İsa Mesih olan kurtarıcı-düzenleyici şöyle tanıtılır: "O her şeyin başlangıcıdır, ölüler arasından ilk doğandır... Çünkü tüm tanrısal doluluk O'nda konut kurmaktan hoşnut oldu. Tanrı O'nun aracılığıyla her şeyi kendisiyle barıştırdı" (Koloseliler 1:18-20). Seni de barıştırabilir.

Ademoğlu ta öncelerden resme meraklı! Resim yazıdan daha etkin. İlkel insan mağaralara güzel resimler çizmiş. Hittitler Yazılıkaya'yı eşsiz bir yapıt olarak bırakmış. Mısırlılar papirüsa ne güzel resimler koymuş! Eski Yunan'ın ince resim sanatı evleri, amforları süslemiş. Daha sonra mozaik sanatı en canlı resimleri miras bırakmış. Orta çağların Rafael'i, Mikelanj'ı resim sanatının doruğuna ulaşmış. Picasso kübizmin, soyutçuluğun babası olmuş. Çağımızda giderayak birkaç renk bulaştırabilene modern ressam denmiş! Grafiti marifeti türemiş! Ve çeşitli evrelerden geçen fotoğrafçılık video kaset alıcılarıyla en basit ve en çok kullanılan resimcilik aşamasına erişmiş! Neler Neler!

Video kaset alıcılarına çekilemeyen hiçbir şey yok! Aile birleşimi, spor karşı-laşması, siyasal-dinsel toplantı, okul programı, piknik, doğum-ölüm ve akla daha ne gelirse doğrult makinayı, bas düğmeyi sonra da çekil evine sanatını derin hayranlıkla seyreyle: "Ne güzel resim çekebilirmişim ben!" Çağ ilerliyor; yeni çağa yeni sanat gerekiyor. En son buluştan yararlanmak ne hoş!

Video kaset alıcılarının katkıları yadsınamaz: Gizlilikte çalışan uyuşturucu kaçakçılarını, teröristleri, mağazalardan eşya aşıranları, futbolu döğüşe dönüştürenleri ve daha bir sürü karanlık eylemi hep ortaya çıkarıyor bu. Ah, üstü kapalı kalmış nice karanlık olayın videosu çekilebilse, düzenbazlar, çeteler, çeteler, mafia işletenler, cinayet sendikaları hep sergilenebilse!
Ama videoculuk üstü örtülü kalması gereken görünümleri de orta malı yapmakta, para kırmakta. Ön sırada seks filmleri geliyor. Dilde pornografi diye bilinen bu ticaret —hem de vergi ödemeden— ustalığı çağımızın belki de en çirkin marifeti. Pornografik video kasetleri, aklı düşüncesi tavuk kümesinden de pis, murdar düşkünlerin en çok aradığı, bol para tıkırdattığı nesne. Bedeni ticaret için kullanılan kandırılmış kızlar, bayanlar bu işe dönük seks ilişkileri, eşcinsellik, cinayet eylemleri video ekranınında. Gizlilikle çekiliyor, gizlilikte ülkelere sokuluyor, gizlilikte seyrediliyor, sarsıcı sonuçlarıysa açıklıkta beliriyor: Kadını sekse zorlamak, küçücük çocukları cinsel zevkine konu yapmak; kısacası, ırzdan beslenmek, onu semirmek.. Hem de bu tür videolar alışkanlık oluşturucu. Tutulanlar içki, sigara, esrar gibi bunları da arıyor, bol parayla satın alıyor, kiralıyor. Başka bir etkisi de, seyreden evliler onlar olmadan eşiyle cinsel ilişkiye giremiyor! Psikologlar seks videolarının yıkıcılığını vurguluyor. İsa Mesih'in sözlerine iman eden sonunda gerçeğin yalanı yendiğini görecek: "Açıklanmayacak gizli kapaklı hiçbir şey yoktur. Ne de öğrenilmeyecek ve açığa çıkarılmayacak gözden gizli bir sorun vardır" (Luka 8:17). "İçerden insanın yüreğinden kötü tasarılar çıkar.... Bu kirliliklerin tümü içerden çıkar ve insanı kirli kılar" (Markos 7:20-23). Bunları sadece İsa’nın kanı paklar.

Üstü kapalı saklamaya çalıştığın her iş, karanlıkta konuştuğun her söz, doymak bilmez gözle seyrettiğin, bozuk akılda düşündüğün her kirlilik gün ışığı gibi açıklanacak; öğrenilecek, yargı gününde hesaba çekilecek (Matta 12:36). Video kaset alıcısı, kullananın elinde özlenen sahneyi çeker, istenmeyeni geçer. Sahibinin seçimine, isteğine uyan aygıt! Ne yazık ki, günaha tutsak ademoğlu arayışını da isteğini de düşük kovalayışlara vermekte, böylece bunlardan yararlanmaya heveslenmekte. Yararlı bir buluşun zararlılığa dönüştürülmesi.. Ne iyi olurdu, sürülen videoların toplamı yapıcı, toplayıcı, eğitici, insan kardeşi destekleyici konulara eğilebilseydi!

Göksel Yargıç'ın elinde video alıcısı yok. Ama yaşamı başından sonuna dek bilen Tanrı her işi, her eylemi, her kovalayışı görerek onu kaydeder. Tanrı'nın herkese ata-dığı o büyük yargıya ilişkin şunlar yazılıdır: "Sonra büyük beyaz bir taht ile üzerin-de oturanı gördüm. Yer ve gök önünden kaçtı gitti. Geride izleri bile kalmadı. Son-ra küçük-büyük ölülerin tahtın önünde durduğunu gördüm. Kitaplar açıldı. Derken başka bir kitap açıldı. Bu yaşam kitabıdır. Ölüler yaptıklarına yaraşır biçimde kitaplarda yazılı olanlar uyarınca yargılandı. Deniz kendisindeki ölüleri verdi, ölüm ve ölüler ülkesi kendilerindeki ölüleri verdiler. Herkes yaptıklarına yaraşır biçimde yargılandı. Ölüm ve ölüler ülkesi ateş gölüne fırlatıldı. Bu ikinci ölümdür: Ateş gölü. Adı yaşam kitabına yazılmamış olan herkes ateş gölüne atıldı" (Vahiy 20:11-15). Ve Kutsal Kitap'ta Tanrı yargılamasına ilişkin bilgi şöyle sürdürülür:

"Melek bana yine, 'Bu Kitap'ın peygamberlik sözlerini mühürleyesin' dedi. 'Çünkü vakit yakındır. Haksızlık eden haksızlığını sürdürsün. Iğrenç kişi iğrençliğini sürdürsün. Hakça davranan haklılığını sürdürsün. Kutsal olan kutsal olmayı sürdürsün'" (Vahiy 22:11,12). İsa Mesih şunu bildirir: "Baba kimseyi kendisi yargılamaz. Tüm yargılamayı Oğul'a vermiştir" (Yuhanna 5:22). Şimdi günahlı kadına erkeğe, gence yaşlıya kayrasal kurtarışıyla beliren İsa, O'nun tanrısal sağlayışını tepen ve yadsıyan kişiye ileride Yargıç olarak belirecek ve her yaşamın işleri eylemleri sergilenecek.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

62
Geride bıraktığımız yüzyıl, tarihte ilk kez iki ayrı cihan savaşı gördü. II.si sona erdikten bu yana yaklaşık bin yerel savaş koptu ve kopmakta. Her yanda kat kat milyon genç ve büyük telef oluyor. Bu dönemde Ademoğlu atomu parçaladı, bir çırpıda yüz binlerce cana kıydı. Şaşırtıcı boyutlara dayanan bilim pek çok insanın yaşamını kolaylaştırdı, ama dertlerimizi gideremedi; tersine artırdı: Kimyasal silahlar, zehirli gazlar, gaz fırınlarında yok edilen canlar.. Çevre kirliliği de nereden türedi? İklimde aksaklıklar neden ve nereden oluştu? Kuraklık, başta AIDS virüsü her çeşit hastalık, bir milyar aç insanlık ve silah ticaretiyle para kırıcılık.. Terörizm, rehinecilik, kız ve erkek çocuklarının bedeninde mafia ticareti, tüm yeryuvarlağında alarm çektiren uyuşturuculuk.. Genel güvensizlik, dal budak salan terörizm, korku.. Kişiler, aileler, toplumlar, uluslar sürekli korkuda. Yaklaşık iki bin yıl önce Rab İsa Mesih haber verdi: "Dünyayı saran olayların getirdiği korku ve önseziden insanların yürekleri eriyecek. Çünkü göklerin güçleri sarsılacak" (Luka 21:26).

Kurtarıcı İsa Mesih insan günahına karşı bağışlamalık niteliğinde çarmıhta kanını akıtarak ölmeden önce, gelişimin önsezisiyle içleri sızlayan, derin üzüntüde çalkalanan bağlılarını kanıtlı ve yetkili güvenlik sözleriyle yüreklendirdi: “Sizleri yetim bırakmayacağım. Size geri geleceğim. Kısa bir süre sonra dünya artık beni görmeyecek. Ama siz beni göreceksiniz. Ben yaşıyorum; bu nedenle siz de yaşayacaksınız... Yüreğiniz sarsılmasın” (Yuhanna 14:18,19,1).

Baba Tanrı nasıl konuşursa O’nun Oğlu Mesih de aynı kesinlikle konuştu. "Ölümümden sonra dirileceğim" diyen İsa öldü, üçüncü günde görkemle dirildi. Kırk gün sonra göklere yükseldi, Tanrı'nın sağında yararımıza aracılığı üstlendi. Yücelerdeki tahtından şu güvenliği veriyor: "Evet, tez geliyorum" (Vahiy 22:20). Gelişini gösteren sarsıcı olaylar zincirine şöyle değindi: "Ulus ulusa karşı, krallık krallığa karşı ayaklanacak. Güçlü depremler olacak, çeşitli yerlerde kıtlıklar, bulaşıcı hastalıklar çıkacak. Korkunç görünümler, gökte güçlü belirtiler olacak... Bunların tümü sancıların başlangıcıdır" ( Luka 21:10,11; Matta 24:8 ).

Bu arada cümbüş yapanlar, biti kanlananlar, bitlerini dökenler kesin güvenlikteymiş tınmazlığında. Tıpkı Titanik'in yolcuları gibi. Rahat rahat, aldatıcı güvenlikle okyanusu aşmaktayken suların altını üstüne getiren, gökleri gürleten bir sarsıntıyla buzlu sulara gömüldü tümü. Nice can namıyla-sanıyla mahvoldu. "Her şeyin sonu yakındır" diyen tanrısal uyarıya kim aldırış ediyor? (I Petros 4:7). Hiçbir şeyi kurtaramayacağın şu bozukdüzen dünyayla birlikte sona doğru gidiyorsun.

Kurtarıcı İsa Mesih'in hem uyaran, hem de güvenlik sağlayan öğretisi habercilerce şöyle vurgulanır: "Bunlar bizlere öğüt olsun diye yazıldı. Çünkü çağların sonu geldi bizlere dayandı" (I Kor. 10:11). Şu dünyada korkulu olgular var: Deprem, tayfun, kasırga, volkan, bomba, yangın, vb. Birçoğu uyarısız bastırır, niceleri siler süpürür. Öte yandan, Rab İsa Mesih en önemli gelişime ilişkin hiç kimseyi bilgisiz bırakmadı. Canıyla, sonsuz geleceğiyle ilgilenen bu yetkili sözlere kulak versin: "Çocuklarım, çağın sonundayız. Mesih düşmanı (Deccal) gelecektir, duydunuz. Şu anda birçok Mesih düşmanı belirmiştir. Çağın sonunda bulunduğumuzu bundan biliyoruz" (I Yu. 2:18; 4:3). Geçmekte olan çağlar, Mesih düşmanı ve Mesih’in gelişi..

Deccal'ın ayartıcı, saptırıcı ruhu şimdiden her yanı yalanıyla bombalıyor, niceleri köstekliyor, bozuk ve çirkin eylemlerini sürdürüyor. İsa Mesih'in önceden haber verdiği olaylar zinciri bir video benzeri gözlerin önünde canlanıyor. Güngünden yoğunlaşan kudurganlıklar zincirini görüp de kişisel günahın bağlarından özgür kılınmayı aramayan, Tanrı'nın eşsiz sağlayışına tövbe ve imanla yaklaşmayan kişi canını ürkütücü geleceğin katı karanlığına bırakıyor. Karanlığın en berbatına.

Kargaşalıkların, sarsıntıların düğüm noktasını çözüp yaşamı belirgin güvenliğe getirebilen yeterlilik tüm evrende tektir: Kurtarıcı İsa Mesih. Ölen, gömülen, dirilen, yücelere giden, orada Baba’ya günahlılar için aracılık eden, yeniden gelişi beklenen tek egemen.. Her sarsıntının temelinde yatan günahı O siler, varlığı erdemle, barışla süsler. O'nun tarihsel yengisi başka yengileri, fetihleri gölgede bırakır: Mesih iblisi kesenkes yendi, inanlısının varlığında günah egemenliğini ezdi, canı baştanbaşa sarsan korkuları kesti. Bin bir kötülükle insanlığı sarsan, her yanı allak bullak eden Deccal'ı da O alt edecek. O somut yengi sonu gelmeyen sevincin habercisidir.

Eninde sonunda geçici olan keyfe ya da sevince kavuşunca, umutlarının yeşerdiğini sanırsın. Bunları yitirince, belki dünyaların yıkıldığını düşünürsün. Ama ne öncekine sevin, ne de sonrakine acın! Kurtarıcı Mesih'in yaşamı parlak yarına yönelttiğini bilmekle bilmemek arasındaki ayrım, güneşin parlaklığında aydınlanmakla, elde mum ışığıyla yol bulmaya çalışmak arasındaki ayrım gibidir. Bu somut bilgi, günahlılığına rest çekerek Mesih'in kurtulmalığıyla yeniden doğuş bulanın, sonsuz güvenliği olanın somut gönencidir. "Her şeyin sonu yakındır." Ve Mesih şunu bildirir: "İşte her şeyi yepyeni yapıyorum" (Vahiy 21:5).

"Ademoğlunun günleri geleceğin gizini sökmeye çalışmakla tükenir" yolunda yorum yapıyor bir düşünür. İlerideki gelişimlerle, olaylarla kim ilgilenmez! Gizleri anlamaya çalışanların yıldız ve avuç falcılarına, fincancılara, kağıt açanlara bol para akıttığı olagelen çabalardan. Ama öğüdü aranan şarlatanlar vergi kaçakçılığı yapmanın yanı sıra, nicelerin aklını da kaçırmakta, Tanrı’nın vaatlerine set çekmekte.

Bozuktan, sağlıksızdan, düzensizden bıkan ademoğlunun yeniye, içaçıcıya özlemi genel. Yeni dünya, yeni adam, yeni yaşam, yeni düzen kullanımları nice kitaba, dergiye, yapıta başlık olmuş! Yeniyi içtenlikle özleyenlerdensen, her şeyi yepyeni yapabileni, bunu vaat edeni tanımayı istemez misin? Kutsal Kitap'ta şu somut açıklama belirtilir: "Her kim Mesih bağlılığındaysa yeni bir yaratıktır. Eskisi geçip gitti, işte yepyeni oldu" (II Korintoslular 5:17). Kurtulmalık kanıyla, günahından döneni arıtıp ona taptaze yaşam verebilen Mesih, yeni düzeni kurmak için yeniden geliyor. Tün evrenin, kurulu düzenin sabırsızlıkla beklediği gelişimdir bu.

O'nun ilk gelişini bildiren Tanrı Sözü'nün gerçekleştiği gibi, ikinci kez gelişini haber veren Söz de gerçekleşecektir. Birçok kişinin adını duyduğu Mesih'in tüm dünyaya etkin ve belirgin biçimde açıklanışını kanıtlayacak o parlak dönüş.. O'nun ilk gelişine evrenin akışını değiştiren, yeni bir çağ getiren olay olarak bakan, ikinci gelişine derin özlem duyar. Çarmıha çakıldıktan sonra gömülen ve dirilerek göklere yükselen Mesih; ölmüş inanlıları diriltmek, yaşayan inanlılara ölmeyecek bedeni vermek için parlaklıkla geliyor. Tanrı Sözü’ndeki güvenlik bildirisi şudur: “İşte bulutlarla geliyor. Her göz O'nu görecek. Bedenini delenler de O'nu görecek. Yeryüzündeki tüm ırklar O'nun için dövünecekler, evet. Amin." (Vahiy 1:7).

ESKATOLOGYA (son olaylar bilgisi) gizlerini anlayabilmemiz için, Tanrı birçok gerçeğini önümüzde açıkladı. Evrenin egemeni Mesih'in gelişinde tüm düzen baştanbaşa değişecek. Devrim yapanların iyi bilinen bir sloganı vardır: "Bu ortam yıkılacak, yepyeni düzen kurulacak." Kuşku olmasın; farklı biçimde bu olay yaklaştı..

Beğenilmeyen ortam silah gücüyle yıkılabiliyor; adaletsizliklere yenileri, belki de beterleri ekleniyor. Birçok haksızlık ve düzensizliğin oradan kaynaklandığı uluslar ortamı  Mesih'in  gelişiyle noktalanacak, insansal yönetimin yerini alacak. Zaman ve mekanda var olan, düzeni sarsan insanın kurduğu bozuk ortam kuşkusuz geçicidir. "Yedinci melek boruyu öttürdü. Gökte gür sesler duyuldu. Şöyle diyordu: 'Dünyanın hükümranlığı Rabbimiz'e ve O'nun Mesihi'ne geçti. O, çağlar çağı hükümranlık sürecek'" (Vahiy 11:15).

Şu bozukdüzen dünya ve düzensizliğin kaynağı olan günahlı insan Tanrı'ca kararlaştırılan amaca doğru ilerliyor. Sen de bu yolculuktasın. Yerin o parlayan, esenlik getiren hükümranlığın içinde mi, yoksa dışında mı? İsa Mesih, kendisine iman edenleri 'hükümranlığın çocukları' olarak adlandırır (Matta 18:38). Şimdiki çağın beğenisinde olanlara günahın, adaletsizliğin, karanlığın ve ölümün çocukları demek yanlış olmaz! İsa Mesih gelince durum kökten değişecek; yeni düzen gözle görülür, elle tutulur biçime gelecek. O'nun kurtulmalık ölümü ve dirilişi şeytanın egemenliğini sarstı, ikinci kez gelişi aynı karanlığın egemenliğini yıkacak. Mesih bağlısı kadın erkek O'nun parlak hükümranlığındadır. Güncel yaşam bir sürü acıyla sıkıntıyla dolu olsa bile, kanıtlı bekleyişin ışığı yanmakta: "Öyle sanıyorum ki, içinde bulunduğumuz şu dönemin sıkıntıları bize açıklanacak olan yücelikle karşılaştırılamaz bile" (Romalılar 8:18). Ayrım doğal ve doğaüstü arasındaki ayrımdır.

Atalarımızın günahlı oluşundan bu yana yalanın, karanlığın hükümranlık tahtına kurulan iblis Deccal'ı sahneye çıkaracak, daha da kötü etkisini doruklayacak. Ama İsa Mesih, ağzının soluğuyla o korkunç Deccal'ı yok edecek (II Selanikliler 2:3-10). Deccal'ın açığa çıkışı, insanlığa görülmemiş acılar çektirmesi, iblisin son kozudur. Deccal'ın gücü ezilince, Tanrı'nın gökten inen bir meleği iblisi bin yıl süreyle bağlayacak. Mesih şanla gelip Yeruşalim'de bin yıllık barış ve birlik hükümranlığını kuracak. Karışık tarihin parlak doruğuna, Mesih'in tüm yeryüzünde kuracağı görkemli yönetimle erişilecek.

Şu geçici yaşamdan O'nun bağlısı olarak ayrılanlar, Mesih'in yeryüzüne dönüşünde ölmez-çürümez yeni bedenle diriltilecek. Yaşamakta olan Mesih bağlıları —şu dönemde O'nun kurtarışını değerlendirenler— ölümsüz bedenle değiştirilecek, Mesih'in hükümranlığında sonsuz uyruklar olacak (bkz.Habercilerin İşleri 1:11; I Selanikliler 4:15-17; Vahiy 20:1-6). "RABBİN yasası Sion'dan, RABBİN Sözü Yeruşalim'den çıkacak. Uluslar arasında yargı saptayacak, birçok halka ilişkin karar verecek" (Yeşaya 2:3,4). Tanrı'nın tasarladığı, öngördüğü evrensel düzen böy-le parlak ve görkemlidir. Mesih'e sığınanın güvenliği bütündür: "Çünkü doğrulukla donatılmak için yürekle iman edilir, kurtuluş için de ağızla açıklama yapılır. Her kim O'na iman ederse, hiçbir vakit utandırılmayacaktır" (Romalılar 10:10,11). İncil şu içtenlikli duayla kapanır: “Amin. Gel, ya Rab İsa!” (Vahiy 22:20).



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

63

Tufandan önce en önde beliren günah neydi? “Yeryüzü bozulmuş, kan akıtıcılıkla dolmuştu” (Yaratılış 6:11,13). O günahlı soyu kurtarma doğrultusunda ne yaptı Tanrı? Yüz yirmi yıl boyunca Nuh’u doğruluk sözünün yayıcısı kıldı; yalvarırcasına herkesi tövbeye çağırdı (bkz. Yaratılış 6:3; II.Petros 2:5). Ama o küstah kuşak kötülüğünde direndikçe direndi, Tanrı’nın bağlısı Nuh’la sanki alay etti. Sonunda Tanrı’da katlanış kalmadı. Dünyaya sayısız kuşak geldi o günden bu yana; ademoğlunun bozukluğunda bir değişiklik olmadı.

Tarihin doruğunda Tanrı’nın diri Sözü insan oldu; öldü ve dirildi, kefaretiyle günahlılara af sağladı. Tanrı’nın hak edilmeyen kayrasını değerlendirenler affedildi. Bu sunuyu teperek günahında direnenler Hak Yargıç’ın sonsuz yargısına uğradı. İnsanlık bu iki kesime ayrılıyor. Nuh’un kuşağında işlenen kötülükler biteviye sürüp gidiyor. Günah fokur fokur kaynıyor, öz niteliği kutsallık olan Tanrı sanki dışlanıyor.  Gerçi, dinler ve dinsel uygulamalar bol. Ne var ki, bunlar günahı affettiremiyor. Ademoğlu kaba kuvvetin çeşitlerini soğukkanlılıkla bütünlüyor. Neydi, binlerce insanla birlikte o yüksek binaları uçaklarla, yolcularıyla yerle bir eden hunharlık? Bedene gizlenen patlayıcılarla nice kişiyi öldüren, sakat eden canlı bombalar kimin buluşudur? Suçsuz kişileri rehine yapıp ocakları söndürenlere bu ilhamı veren kimdir? Tümü taş yürekli, affedilmemiş helak yolcusu.

Kendisini bu türden aşırı zorba yerine koymayan, belki de daha az günahlı sayan insan içinden sorsun: Ya ben, affedilen biri miyim? Ruhumda bu güvenliği bilen, kutsal Tanrı katında esenlik-barış gönencine eren, günahtan arıtıldığıma kesenkes tanıklık edebilen, sonsuz güvenliğiyle sevinen. Ve çok önemli bir aşama: Kinden öç alıcılıktan özgür müyüm?

Günah diye bilinen o yedi başlı ejderhanın en katı saldırısı Golgota tepesinde belirdi. Orada İsa’yı haça mıhladılar, kanını akıttılar. Ne var ki, hak ve adaletli Yargıç Mesih’in kutsal kanını affetme gereci yaptı, panzehir kıldı. O’nun acımazlıkla öldürülmesini ölümden dirilişin yöntemi ve temel güvencesi olarak saptadı. Ölen Mesih haçtan şu çarpıcı duayı yükseltti: “Baba, onları bağışla; çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar!” (Luka 23:34). İsa çarmıhta kanını akıtırken günahın egemenliği son haddine dayandı. O’nun kanı günaha gereken kefareti sağladı, en kötü günahlıya kayrasal af kapısını açtı. Buna iman edene.. Kurbanlık koyun ne olduğunu kavrayamaksızın bilgisizlikte ölür. Ama kurtarıcı İsa tüm gelişimi bilerek, isteyerek öldü; kurtulmalık ölümü kendisine sevinç verdi.

Egemen Tanrı isteseydi affedilmemiş günahlıları çarpıp belirli bir inancın varsaydığı gibi Mesihi’ni göklere alabilirdi! Böyle bir eylem insan soyunu afsız bırakırdı. Hak Tanrı bu tür mucizeden daha köklü eylemi bütünledi çarmıhta: Affedilenler topluluğunu oluşturdu. “Kan dökülmeden günah bağışlanması yoktur” (Levililer 17:11; İbraniler 9:22) diyen Tanrı biricik Oğlu Mesih’in kutsal kanını günahlıya kefaret kıldı. O’na iman eden kadını erkeği arıttı, affetti. Din şartlarından değil, Tanrı kayrasından kaynaklandı bu af. O’nun insana sevgi dolu inayeti oldu. Bu gizemin boyutu okyanuslardan daha derindir. Onun karşısında insan beyni bocalar, şaşkın şalkın sorar: İsa nasıl ölebilir? Doğru! Ölüm günahlının yargısı. Günahsız İsa da yargılı mı? “Çünkü Mesih bizleri Tanrı’ya kavuştursun diye günahlara karşı bir kez öldü. Doğru kişi doğru olmayanlar için öldü” (I.Petros 3:18).

Doğru olanın kanıyla, doğru olmayanların affedilmesini Davut peygamber Tanrı esiniyle olaydan bin yıl önce kutladı. O’nun yakarısı şöyle yükseltildi: “Bu eylemimle aşırı suça düştüm. Dilerim, ya RAB, kulunun günahını sil; çünkü çok akılsızlık ettim” (II Samuel 24:10). Ve ardından kutlayışı: “Ne mutlu isyanı bağışlanan, günahı örtülen insana! Ne mutlu RABBİN ona günah saymadığı kişi... Ey canım, RABBİ kutsa. Ey öz varlığımda her parça, O’nun kutsal adını kutsa! Ey canım, RABBİ kutsa ve iyiliklerinin toplamını unutma. Tüm kötülüklerini bağışlayan, bütün hastalıklarını sağlığa dönüştüren. Yaşamını çürüme çukurundan kurtaran, sana kayra ve merhamet tacını giydiren” (Mezmur 32:1,2; 103:1-4).

Günahlının affedilmesi melekleri sevindirir. Buna karşı günahlının kutsal affı tepmesi şeytanla cinleri mutlandırır. Affedilen büyüklenmeyi, övünmeyi, hayır-sevaptan karşılık beklemeyi ve bu sıradan daha her ne meziyet düşünülebilirse tümünü dışlar. Tanrı yargısını hak etmişken kayrayla affedilmiş bir günahlı durumunda, haçlanan Mesih’in önünde diz çöker, affedilmesinin tek etkeni olana şükranlarını sunar; affın sevincini, müjdesini herkese yayar. Bu güvenlik canı dinçleştirir, başkalarının da aynı gönence gelmesini amaç edinir. Kayıpken bulunan koyun çobanına nasıl bağlanırsa, affedilen can da İyi Çoban’a öylece bağlanır, O’nun adımlarını izler. Bu adımlar affedileni cennete götürür.

Affedilen büsbütün özgürdür. Çünkü kinden, öçten, nefretten arıtılmıştır. Düşman bildiklerinin selameti için dua eder, onların affedilmesini kayra Tanrısı’ndan diler. Bu kişinin yaşam ilkesi şöyle çizilir: “Biribirinize karşı iyi yürekli olun. Mesih bağlılığında Tanrı’nın sizleri bağışladığı gibi, siz de sevecenlikle birbirinizi bağışlayın” (Efesoslular 4:32). Bazıları zor affeder, yarım ağızla şöyle der: “Affettim, ama unutamam!” Öte yandan, Tanrı affettiği kişilere şöyle der: “Günahlarınızı anmayacağım” (Yeşaya 43:25; Yeremya 31:34).

Uyuşturuculara tutulup evden kaçan bir genç sarsıcı çalkantılardan payını almış, bıkmış usanmış durumda babasına eve döneceğini bildirir. Tren hattı evinin yakınından geçmekte. Yolculukta tanıştığı birine acıklı yaşam öyküsünü anlattıktan sonra, “Babama mektup yazdım” der. “Beni kabul edecekse yüksek ağaca beyaz bir çarşaf asmasını diledim. Öyle heyecanlıyım ki, ben bakamayacağım. Şu evin önündeki ağaca bir göz atıp durumu bana bildirir misin?” Derin merakla gencin dileğini yerine getiren adam sevindirici müjdeyi verir: “Ağaçta bir değil, birçok çarşaf asılı.” Düşük yaşama rest çeken genç babanın açık kollarına atar kendini. Tanrı’nın affı atadığı tek kurtarmalığa, İsa Mesih’in kefaretine dayanır. O, günahlıda ne iyilik görür, ne dinsellik, ne de yararlılık. Hiç kimse affedilmek için Tanrı’ya tek karşılıkta bulunamaz. Baba Tanrı’nın affı kesinlikle karşılıksızdır.

Spor alanında birbirine rakip iki koşucu. Biri daima öbüründen ileri. Karşıdaki bükemediği eli öpecek yerde, ona diş biliyor. Çekemediği rakibi kansere yakalanarak kısa zamanda ölüyor. Başarılarını yengilerini unutamayan kenti meydana gencin güzel bir anıtını dikiyor. Sağken ona kin taşıyan sporcu büsbütün küplere biniyor; ölüyü bile affedemiyor. Bir gece gizlice o meydana sızıyor, anıtın dibine onu yıkabilecek patlayıcıyı koyuyor. İşin erbabı olmadığından patlayan madde anıtı tuzla buz ederken, rakibinin başarılarını hazmedemeyen sporcuyu da birlikte götürüyor. Tanrı Sözü’nde yazılmaktadır: “Gecinden öfkelenen çok anlayışlıdır; ama tez huylu insan akılsızlığı yüceltir... İnsanın sağgörüşü öfkeyi geciktirir. Suçu bağışlamak onun onurudur” (Süleyman’ın Özdeyişleri 14:29; 19:11).

Düşünce ve eleştiri özgürlüğüyle yöneltilen Salman Rüşdi adlı biri dünya çapında önemli bir kitap yazmış. Bazı din bağnazlarının ayranı kabarmış. Günahlılıklarından affedilmemiş bulunan bu kinciler yazarı affedememiş, affedilmesini de engellemiş. Avukatlığını yaptıkları dinin yasaları uyarınca yazarı ölüme mahkum etmiş. Adam şimdiye dek gizlilikte. Affedilemeyenin oluşturduğu zehirleyici etkiler her alanda sırıtıyor: Kincilik, kargışçılık, sevgisizlik, öç alıcılık, yaşama-özgürlüğe saygısızlık, insan haklarını çiğneyicilik, ilkel çağların karanlık dehlizlerinde pinekleyicilik, hem Yaratan’la hem de yaratıkla sürtüşmecilik. Bunlarla birlikte affedilmeyenin derinindeki çalkantılar sanki savaş alanı: Huzursuzluk, korku-kuşku, alnın karayazısına, kadere kısmete düpedüz uşaklık. Sırat köprüsü, kapkaranlık sonsuz. Affedilmeyen, affedemeyen.. Çok acı!

Öç hırsıyla kavrulanın sinirleri, beden bezeleri, duyguları, kan dolaşımı normal işlerliğini yitirmiştir. Aklı tek istekte, yüreği tek erekte odaklanmıştır. Bunun duyulmuş bir de adı vardır: VANDETA. Affedilmeyen düşmanın hakkından gelmek çok tatlı bir duygudur. Ama bir davanın öcünü çıkarmanın kovalayışından edinilen keyf, kincinin bağrında çöreklenen, onu kemiren engerektir; cehennemden alevlenen ateştir. Haksızlığı affedememek, kin beslemek, öç alıcılık, özü düşük doğal varlığın tutumudur. Onun af bulması, iç yaşamında değişmesi, ruhsal şifaya kavuşması temel gereksinimdir. İnsanlığa yücelerin mesajını getiren İsa Mesih “Sen yeniden doğmalısın!” diye vurgular.

Bilgelik kaynağı Kutsal Söz’de günahlıyı uyaran, onu sağduyuya çağıran dürtü bireyi sarsar: “Suçlarını gizleyen başarı bulamaz; ama onları bırakan merhamete kavuşur” (Süleyman’ın Özdeyişleri 28:13). Her yanda için için işkence çeken insanlar var. Ne olabilir dertleri? İkrar edilmeyen, affa kavuşmayan günahlar. Onları Tanrı kayrası beklemekte.

Affedilmemek, işkence çektiren ruh sarsıntısıdır. Bundan doğan sıkıntı beden acısından beterdir. Onu ne din, ne töre, ne de sevap giderebilir. Tanrı kayrasından kaynaklanan affı kabul etmeyenin derininde huzursuzluğun kurtçukları eniklenir. İnsan kardeşten af dileyememenin, bunun yanı sıra da Tanrı affının gönencini tanımamanın oluşturduğu ruh-can ağırlığı büyük bir yüktür. Bunlar ön sırada beliren bunalımlar zincirini oluşturur. Bir sürü günah silinmezle çizili lekeler bırakmıştır bireyin iç dünyasında. Bu insan şifaya, arıtılmaya muhtaç bir hastadır. İşlenen günahların Tanrı ve insan önünde ikrarı, alçakgönüllülükle itirafı gerçekleşmedikçe o kişi sürekli sarsıntıdadır.

Göksel öğretmen İsa Mesih öğrencilerine önemli bir dua öğretti. Kendi sözleriyle dua etmesini bilmeyene örnek olabilecek bir yakarı. Günahlı insanı kutsal Tanrı’ya şöylece dua etmeye çağırır İsa: “Bize karşı suç işleyenlerin suçunu bağışladığımız gibi sen de bizlere bağışla!” (Matta 6:12). Kayra Tanrısı’ndan af gönencini almak en sevindirici ve kalıcı mutluluktur. Sen başkasının günahını içten affettin mi? Varlığında kin, buğz düşmanlık duyguları barınmaktayken Tanrı’dan af dilemek ataklığında bulunmak suça suç katmaktır.

Günahının affını dilemeyen, bunun yanı sıra da düşmanını affedemeyen kişi ağır zincirlerle kenetlenmiş bir tutsaktır. Günahı su içercesine işleyebilirsin, bundan zevklenebilirsin; gelgelelim onun içerde açtığı yaralar hiç giderilemez. Tek kurtuluş yöntemi günahın işlendiği mağdur insana koşup ondan af dilemek, gerekli onarımda bulunmaktır. Ve daha önemlisi, üzündürülen Tanrı’ya ikrarla yaklaşmak, O’nun kayrasına sığınmak. Günahlıyı sevgiyle bekleyen Tanrı onu kabule hazırdır. Kurtarıcı İsa Mesih’in günahtan arıtan kan kefareti aracılığıyla. Bunun dışında kalan günahlı affedilemez, günahına sünger çekilemez.

Kurtarıcı İsa’nın sunduğu kayrasal affı tepen dinsel kuşaktan bazıları, cinsel yolsuzlukta yakaladıkları zavallı bir kadını getirip İsa’nın karşısına dikiverdiler. Şeriatları gereğince onun taşlanması zorunluluğunu savunuyorlar, böylece İsa’yı deniyorlardı. Kadınıysa hiç affedemiyorlardı. İsa özlü ve anlamlı konuştu: “Aranızda kim günahsızsa, kadına ilk taşı o atsın!” Süt dökmüş kedi gibi, süklüm püklüm çekilip gittiler; affetmeden, affedilmeden. İsa kadına, “Seni affediyorum, git bundan böyle günah işleme” dedi. Günahlıya af sevincini veren İsa şöyle der: “Düşmanlarınızı sevin, size kin besleyenlere iyilik edin. Sizi lanetleyenlere kutluluk dileyin. Size kötülük edenler yararına dua edin” (Luka 6:27,28). Yüreğine seslenen Tanrı kayrası günahtan çok daha etkin güçle işler: “Şimdi gelin de davamızı görelim; suçlarınız kırmız gibi olsa da kar gibi beyaz olacaktır; Kırmız böceği gibi kızıl olsa da, yapağı gibi olacaktır” (Yeşaya 1:18).

Koyun uzmanları, yünü en etkin biçimde temizleyebilen deterjan kardır, diyor. Hayvanın yününe sürtülen kar onu bembeyaz edebiliyor. Arıtma yeterliği-yeteneği kendine özgü. Her sorunun çözümünü bizden çok iyi bilen Tanrı, kendi katında suçluyu günahtan arıtıp affetmek için İsa Mesih’in kefaret kanını sağladı. Amacı seni günahın egemenliğinden, çektirdiği işkenceden, yenilgiden çıkarmak, sonra da affedebilen bir insan aşamasına getirmektir. “Günahımız yoktur dersek kendi kendimizi kandırırız ve gerçek bizde barınmaz... Tanrı’nın Oğlu İsa Mesih’in kanı bizleri her günahtan arıtır” (I.Yuhanna 1:8, 7b).



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

64

Düşük ademoğlunun kaba ve çirkin eylemlerinden biri KİTAP YAKMA’dır. Kimler kimler buna önayak olmadı! Özellikle dikta rejimlerinin öncüleri, dinci kuşaklar, görüşü sıfıra inmiş bağnazlar. Bazen çok sayıda kitap yakılır, bazen tek kitap. Kanı beynine çıkan gürültücüler yaktıkları, kül ettikleri kitapları ne okudu, ne de inceledi. Elbette, kitle psikolojisiyle kaba kuvvetin kinci çark dişleri yağlanarak eylem sürdürülürken bu yöntemlere hiç önem verilemez.

Eski Çin’de bir imparator, uyruklarının eğitilmesini, bilgi edinmesini istemediğinden tüm kitapları yaktırmış. Bu uygulamadan esinlenen "Kültür İhtilali" bir-iki kuşak önce Çin’de ne tarihsel yapıt bıraktı, ne de kitap! Tümünü yıktı, kül etti. Kayser Avgust kitap yaktıran ilk Roma imparatoruydu. Hükümeti eleştiren yargılandı, kitabı yakıldı. Karanlık çağlarda kitap dumanları çevreyi sardı. Hıristiyan reformcularından Wyclif kitaplarıyla birlikte yakıldı. Öğrencisi Jan Huss bir kazığa bağla-narak yakıldı. 1520’de Martin Luther’in kitapları küle dönüştürüldü. Kitaplar yakılırken sanki acı acı protesto sesleri çıkarıyordu. Başka yazarların kulakları burunları kesildi, kitapları önlerinde yakıldı.

İşgalci İspanyollar Mayalar’ın kitap ve yapıtlarını tümden yaktı. Sadece birkaç kopye kurtarılabildi. Matbaanın gelişi kitap yakanlara önemli bir darbe indirdi. Yirminci yüzyılda Naziler bu eylemi sistemleştirdi. Kendi felsefeleriyle bağdaşmayan kitapları Siyonizm’le damgalayarak küle dönüştürdüler. Bu küllerden yepyeni bir çağ doğuyor, dediler. Karl Marx’ın tüm kitapları yaktırıldı. 1976’da Arjantin cuntasının etkilediği Nazizm üniforması taşıyan gençler kitapevlerini basarak eylemin sancakçılığını yaptı. Kitap yakanlar tüm toplumun eğitmeni, ahlak savunucusu kesildi. Bir kitabın yakılmasını buyurana itiraz edilemez; hiç edilmemeli! Yasa, düzgü, etik hep onlardan kaynaklandı, tüm topluma tepeden inme oldubitti biçiminde zorla kabul ettirildi.

Mikael Gorbaçof yönetime gelinceye dek, Rusya’da Kutsal Kitap’lar kağıt fabrikalarında hammaddeye dönüştürüldü. Bazı yerlerde egemen kuşaklarca beğenilmeyen bir kitap kin dolu merasimle gömülür. Başka ülkelerde evler aranır, yasak kitaplara el konulur. Bu anlamsız çılgınlığın hangi uçlara uzandığına tarih esefle tanıklık ediyor. Gururlu, bağnaz ademoğlu derindeki kıskançlığını kocaman kitaplıkları küle dönüştürmekle kanıtladı: 641’de fetih çığlıkları atan Arap orduları, o çağın namlı İskenderiye kitaplığını ateş alevlerine boğdular, eşi olmayan nice klasik yapıtı halife Ömer’in tek buyruğuyla bir varmış, bir yokmuş kıldılar. Yasak kitaplar listesi çıkaran ve uygulayan ülkeler hiç eksik değil. Bu ülkelere belirli kitaplar sokulamaz. Din kuşağından gelen fetvayla ölüme yargılanan Salman Rüşdi’nin kitabına karşı çıkanlar, en etkin protestonun yakmak olabileceğini savundular. Gerçi, yazar belirsiz bir köşeye sindirildi, ama bir kitap yerine on binlercesi basılmakta.. Uygarlık duyarlı yargıcıdır. Kitapları yakmak en etkin reklam aracıdır!

Bu düşük eylemle ilgili çok ilginç bir olay yazılıdır Tanrı Sözü’nde: Hakça, adaletle konuşan Yeremya peygamberi çekemeyenler çoktu. O dönemin kralı da bunların arasındaydı. Bir gün Yeremya’ya Tanrı buyruğu ve esini geldi (36. Bölüm): "Sözlerimi yaz. Onlara karşı tasarladığım kötülüğü belki duyarlar, kötülüklerinden dönerler, ben de suçlarını bağışlarım." RAB’ten gelen tüm sözleri peygamber, yazmanı Baruk aracılığıyla bir tomara yazdırdı, oruç günü bunları halka okumasını buyurdu; çünkü halk bir yandan oruçta, öte yandan günahtaydı. RABBİN öfkeli yargısı vurgulanıyordu orada. Yazman Baruk ilkin halka, sonra da yönetmenlere okudu yazıyı. Tanrı Sözü çok ağır geldi. Bunları Kral duymalı, diyerek yönetmenler bir arada saraya koştular. Kral tomarı getirtti, adamlarından birine okuttu. Ocakta ateş yanıyor, Kral oturmuş dinliyordu. Kim katlanabilirdi bu sözlere! Kral öylesi içerledi ki, sayfalar okundukça onları kalemtraşla keserek ateşe atıyordu. Tüm tomar kül oldu. Ne Kral, ne de adamları saygı, korku belirtisi gösterdi. Kral, Yeremya’yı tutuklamalarını buyurdu. Ama RAB peygamberi gizledi.

Ardından, Yeremya’ya RABBİN Sözü geldi: "Başka bir tomar al, yakılan tomardaki sözlerin tümünü yeniden yaz. Kral’ın leşi günün sıcağına, gecenin ayazına atılacak." Yeremya Tanrı yargılamasını daha da ağır biçimde yazdı. Sözü’nü esinleyen Tanrı onun sürekliliğini, kalıcılığını Kral’a, halka kesenkes kanıtladı. Bazı kafalarda, kitap yakmakla eşit tutulacak bir sav çöreklenir: Tanrı Sözü değiştirilmiş! Kutsal Kitap, onu araştırma emeğine katlanmayanların, hiç okumayanların kafasında böylece ateşe atılmakta. Bu yalandan esinlenen niceler Tanrı’yı, esinlediği Söz’ü koruyamamak çelişkisine düşen bir zavallı durumuna düşürmekte! Çeşit çeşit kitap yakma var. Tanrı Sözü salt belirli bir zaman dönemini değil, tüm çağları kapsar. Ondaki uyarıyı ve çağrıyı değerlendiren Tanrı katında günahından döner, diri Kurtarıcı’ya sığınır, yaşamından her çeşit kötülüğün, bozukluğun, suçun kalkmasını diler.

SEÇİM ARDINA SEÇİM! Birçok yıldır serbest seçim nedir bilmeyen, başta bulunanlarca düzenlenen hazırlop listeleri sandığa atmaktan başka bir iş göremeyen milyonlarca halk özgürlüğün tadına geldi. Belirli ülkelerde sayısız kadın erkek sandık başına koşmakta, dilediği temsilcileri seçmekte, ülke çapında sesini, görüşünü işlerliğe koymakta. Serbest seçimsiz ülke yönetilemeyeceği en sonunda kesinleşti, tek yanlı yöneticiler teker teker sahneden atıldı, yerini halka dönük ilkeleri benimseyenlere bıraktı. Bu gönence gelen ülkelerdeki insanların coşkunluğu unutulur türden değil! Ne yazık ki, özgür olarak yaratılan kadın ya da erkeğin bu temel haktan yoksun bırakıldığı ülkelerin sayısı oldukça kabarık. Serbest seçim hakkını kullanan  herkesin bunlar için dilekte bulunması gerekir. Örneğin, Burma, Afganistan, S.Arabistan, vb. Seçim hakkını kullanmayanlar, onu değerlendirsin!

Eski Yunan’da oluşan, ama tarihin birçok döneminde zorlanan serbest seçim hakkının yerini alabilecek yönetim yoktur. Dileriz, yeryüzünde keyfi isteğe dayalı tek yönetim kalmasın! Sağ, sol, şeriat... Atinalı vatandaş dermiş ki, “Seçim hakkımı almaya kalkan, ilkin canımı alsın!” Böylesi titizmiş uygar Yunan demokrasi ilkeleri üzerinde. Serbest seçime ilişkin ne düşüncedesin? Akılcı bir varlıksın. Ergin yaşa varıştan bu yana bir sürü seçime koyuldun, düşünceni tümledin. İşini ya da eğitim dalını seçen sen oldun. Evlendiğin ya da evleneceğin eşi herhalde kendin seçersin. Nerede yaşayacağını seçmeye hakkın var. Oto sürüyorsan, yapı çeşidini seçen sensin. Giysilerini seçersin, yiyeceğini seçersin. Tüm yaşamın seçim ardına seçimle yüklü. Seçim yapmadığın yön ya da gün yoktur. Cezaevinde yatan insan kardeşin seçim hakkı kısıtlanmış olmakla beraber, o da ruhunun içinde özgür seçimi yapabilecek durumdadır. Bu konuda herkes eşit hakka sahip.
Şu kısa yaşamın en önemli seçimi ne olabilir? Sandık başına koşmak mı? Niceler seçtiğine sonradan pişman oldu. Belirli bir işe karar vermek mi? Buna da cayanlar az değil! Nedir en önemli seçim? YAŞAMLA SONSUZU İLGİLENDİREN YEĞLEME. Musa peygamberin halefi Yeşu halka şöyle seslendi: "Kime kulluk edeceğinizi bugün seçin. Bana ve ev halkıma gelince, biz RABBE kulluk edeceğiz" (Yeşu 24:15). Bu halk belirli bir inanca bağlıyken, Yeşu herkesi kişisel, özgür seçime çağırıyordu.

Evet, yaşamın en önemli seçimi hem bugünü, hem de sonsuzu kapsayandır. Kadın erkek seçimini kendi yapar. Musa halka şöyle dememiş miydi? "RAB tarafından olan yanıma gelsin" (Mısır’dan Çıkış 32:26). İlyas peygamber günahla hakseverlik arasındaki çelişkiyi şu çağrıyla noktaladı: "Ne vakte kadar iki yönde topallayacaksınız? RAB’le Baal arasında seçim yapın!" (I Krallar 18:21). Tanrı doğrultusunda haksever seçimi yapan şu tanıklığı verir: "Sadakat yolunu seçtim; yargılarını önüme aldım" (Mezmur 119:30). İsa Mesih sadakat yolunu şöyle açıklar: "Meryem yararlı payı —kendisinden hiç alınmayacak payı— seçmiş bulunuyor" (Luka 10:42). Budur sadakati seçmek.

Tanrı’nla sağlıklı ilişkiyi buldun mu? Sadakati ilken yaptın mı? Yoksa içine doğduğun inanç biçimiyle yetinerek, "Böyle bulduk, böyle gideceğiz" diyenlerden misin? Kutsal Kitap’ta şu ilke vurgulanır: "Yol var ki, insana doğru görünür, ama onun sonu ölüm yollarıdır" (Süleyman’ın Özdeyişleri 14:12; 16:25). Tanrı isteğine önem vermeksizin, kişisel kararla gözüne kestirdiği yolu yeğleyen, yıkımı için ancak kendini suçlayabilir. Şu da belirtil-miştir: "Çünkü bilgiye düşman kesildiler ve RAB korkusunu seçmediler" (Süleyman’ın Özdeyişleri 1:29). Hak Yargıç onları şöyle suçlar: "Seslendiğimde beni yanıtlamadınız, konuştuğumda dinlemediniz. Sadece gözümde kötüyü yaptınız, benim hoşnut olmadığımı seçtiniz... Evet, bunlar kendi yollarını seçtiler; canları tiksinti getiren şeylerden hoşnut kalıyor" (Yeşaya 65:12; 66:3). Tanrı uyarıları böylesi ağırlık taşır.

Varlığın günahlıdır, günah ise tiksinti getiricidir. Erginliğe erdiğinde hiç kimse, şu şu şu kötülüğü işleyeceksin diye seni kışkırtmadı. Bunlar kendi seçiminle geldi. Çünkü atalardan alınma özgün, kalıtımlı günahtasın. Yapılışına yaraşanı seçtin. Bulduğun din biçimi seni günahtan alıkoyamadı. Günahın tutsağısın.

Bu bozukdüzen gidişten kurtulabilmen yeni ve sağlıklı bir seçimi gerektirir. Hak Tanrı seni de bu seçime çağırmakta. Günahlılığının ve bozukluğunun Tanrı’yı tiksindirdiğini tanı. Bunun sonu yıkımdır. Büyüklenmeyi bırak. Yaşamda büyüklenebileceğin hiçbir üstünlük, önemlilik yoktur. Tanrı katında canını alçalt, günahlarına üzüntü duy! Soyuna, ırkına, kuşağına, inancına bel bağlama. Bunlar günahlıyı günahlılığından özgür kılamaz. Özgür kılabilen kişi tektir: Canını senin için veren, çarmıhta arıtmalık kanını sevinçle sunan, sonsuz yaşam güvencesini sağlayan.. Ölümle yaşam arasında olan seçimdir bu. Kurtarıcı İsa Mesih. O’nu seçmez misin?



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

65
Dünya çapında kullanıma sokulmuş bir söz. Türkçesi: HIZLI FİYAT ARTIŞI. Bunu duymayan, bu sarsıcı görgüde çalkalanmayan yok! Sekiz dokunaçlı ahtapot gibi ulusları, bireyleri giderek sımsıkı saran bu yüreksiz, acımasız düşman, ne politikacıların çabalarına, ne de ekonomi uzmanlarının çalışmalarına boyun eğiyor. Tersine, çirkin dişlerini her yanda göstererek için için sırıtıyor. Bir yıl, hatta ay önceki fiyatların anısı kişiye, eski çamlar bardak oldu dedirtiyor. Eldeki, bankadaki paralar giderek eriyor, faizler kemiriliyor, yaşama gerekli temel nesneler, küçücük evler, taşıt biletleri ve daha ne düşünülürse durmadan tırmanıyor.  Zam ardına zamla yoksulun, işsizin, az gelirlinin günleri zehir zıkkım oluyor. Maaşın artışı çoğu kez şaka gibi geliyor, zamlar sanki artışın yüzüne tükürüyor. Gelişmeye çabalayan ülkelerde grevler, gösteriler, hatta eylemler oluyor. Talebin artışı, sermayeci güçlerin keyfi davranışı ve başka nedenler zinciri paranın gücünü kırıyor. Dünya çapında siyaset ve yayılma oyunlarından etkilenen enerji ve enerji kaynağı ham petrol, doğal gaz fiyatı tehlikeli oyunlara konu oluyor. Sorumluluğu kendisinden başkasına olmayan birkaç lider dünyasal ekomomi dengesini altüst edebiliyor. Terörizm eylemleri, soygunlar, silahlanma, nüfus patlaması, taşıt yetersizlikleri, çevre kirliliği, yükselen fiyatların tırmanmasına çok geniş katkıda bulunuyor, karşımızdaki paralayıcı canavarı ha babam şımartıyor.

Ademoğlu Havva kızlarının yeter diyemeyen satın alma kovalayışı, tüketimciliği giderayak yaygınlaştırıyor. Bunalımın ürkütücü boyutlarına hiç aldırış etmeyen pek çok kişi bencillik hırsının tutsaklığında, daha daha demekten nefes alamamakta, doymak bilmezliğin sarhoşluğunda. Lüks tüketim eşyalarının sürümü gitgide artmakta, sağlıklı, yapıcı işlere harcanacak para gereksiz, dipsiz, verimsiz nesnelere savrulmakta; kişiler,  toplumlar bin bir alicengiz oyununun sunağında kurbanlık koyun.. Cepte dövizi bol mutlu azınlık satın alma huyunu atamıyor. Parası yetmeyenler, tüketimciliği sürdürebilmek için kredi çekiyor, borca giriyor, gereksiz yere faizle yükleniyor.

Tüketimciliğin babası maddecilik (materyalizm) dir. Niceler diledikleri nesneye sahip olamayınca, yaşamın tüm anlamını yitireceğinden korkuyor! Kurdunu kırmak isteyen varlıklı insan açıyor cüzdanın ağzını, boşaltıyor parayı. Çünkü aradığı nesneler birer put kesilmiş ona! Tüketimciliğe akım fiyat artışını körüklüyor, paranın değerini kırıyor, ulusları borçlu bırakıyor. Buna karşın, bol parayla kurtlarını dökene akıllı, evini en parlak eşyalarla süsleyene meraklı, parayı bol keseden tüketene başarılı, kumar masasında kazanana erbap deniyor. Ademoğlu değerlerin karmakarış edildiği ortamda; can, anlamıamacı yitik sallantıda. Tanrı Sözü bu allak bullak görünümü şöyle yargılar: ":steyince alamıyorsunuz, çünkü istemenizin amacı kötüdür. Tutkularınıza harcamak isteğindesiniz... Cana karşı savaşan bedenin tutkularından, uyruksuzlar ve göçmenler olarak ırak durasınız" (Yakup 4:3; I Petros 2:11).

Hızlı fiyat artışının  nedenleri çeşit çeşit. Zamlar parası bol kişiyi pek o denli düşündürmüyor. Ne de olsa paranın kaynağı kurumayacak! Öyle ama, gitgide daha geniş topluluklar enflasyonun mengenesinde, herkes o sıkıştırıcının çenesinde. Uzmanlar ileride fiyatların düşeceğinden söz etmek istemiyor. Tarihte ‘Karanlık Devirler’ diye bilinen çok uzun bir zaman dönemi var. Bu çağdan iyi biçimde söz edilmez. Ama özlenen bir güzelliği vardı onun: Fiyatların zam değil, azalma gördüğü altı yüz yıllık mutluluk dönemi. Ne güzel, nasıl özendirici! Keşke yenilense..

Tanrı Sözü’nün Vahiy kesiminde, dünyanın son olaylarına değinilirken şu ilginç peygamberlik sözü bildirilir: "Baktım kara yağız bir at belirdi. Binicisinin elinde bir terazi vardı. Dört yaratığın ortasında sese benzer bir açıklama duydum: ‘Bir günlük yiyeceğe yeter buğday bir dinara. Ama zeytinyağına, şaraba el uzatma’" (Vahiy 6:6). Bir dinar iki bin yıl öncesinin gündeliğiydi. O çağda bu para sekiz günlük yiyecek satın almaya bol bol yeterdi. Oysa peygamberlikte, bu paranın bir günlük yiyeceğe dara dar yetiştiği bildirilmekte. Tüketimin belli başlı gerekleri öylesi ateş pahası olmuş ki, hiç kimsede zeytin yağına, şaraba el uzatabilme gücü kalmamış! Daha da çetin günler ileride..

Bunalımlı günler pek çok insan kardeşin güncel görgüsü.. Mesih’in şu hesapsızlık dünyasına gelerek sürekli esenliği, güvenliği getirmesi insanlık tarihinde en parlak gelişim. O parlak Gün şu sözlerle kutlanır: "Çöl ve kurak yer sevinecek, bozkır coşkulu olacak. Bollukla çiçeklenecek, sevinçli ilahiyle coşkunluk duyacak... Zayıf elleri güçlendirin, sarsak dizleri pekiştirin. Yüreği korkanlara, ‘Güçlenin, korkmayın’ deyin, ‘İşte Tanrınız öçle geliyor, Tanrı karşılığıyla geliyor. O gelecek ve sizi kurtaracak’" (Yeşaya 35:1-4).

"Çölde erz ağacı, akasya, mersin ağacı yetiştireceğim. Bozkırda serviyi, çınarı, şimşiri bir arada dikeceğim. Öyle ki görsünler, bilsinler, düşünsünler, hep birlikte anlasınlar; bunu RABBİN eli yapmıştır. (Yeşaya 41:19,20). Bu düzende yaşamayı sen de dile: "İlk dirilişte payı olan mutludur, kutsaldır. İkinci ölümün onlara etkisi yoktur. Onlar Tanrı’nın ve Mesih’in rahipleri olacaklar ve O’nunla birlikte bin yıl hükümranlık edecekler" (Vahiy 20:6).

Rab İsa Mesih’in özelliği Kurtarıcı’lığıdır. Peygamberler O’nun erden kızdan dünyaya geleceğini öncelerden bildirdi. O, kurtulmalık oldu, çarmıhta kanını akıttı. Yedi iklim dört bucakta Mesih inanlıları O’nun yeniden gelip şu dibi delik, bozukdüzen ortamı kendi düzenine kavuşturacağı anı bekliyor, bunun için hergün Tanrı’ya dua-dilek yükseltiyor. Güvenimiz olsun; O’nun kuracağı hükümranlıkta hiçbir aksaklık, parasal düzensizlik bulunmayacak. "Amin, gel ya Rab İsa!" (Vahiy 22:20).

Doğumevindeki ziyaretçi, yeni doğan yavrulardan birinin duyulmamış biçimde  acı acı ağladığını görerek hastabakıcıya nedenini sorar. Aldığı yanıt ilginçtir: "Babası öyle borçlu ki, yaşam süresi onun borcunu ödeyemeyecek!" Çok doğru bir yorum! Uluslar borçlu, kuruluşlar borçlu, babalar borçlu, doğan yavrular borçlu. İşsizlik, yoksulluk, hastalık, eğitimsizlik, tümü bunalımlar zincirinin birer baklası. Ama bunların beteri, BORÇLULUK. Sayısız insan aynı boyunduruğu taşıyormuş gibi günlerini sürekli darlık, kaygıda geçiriyor. Bugün borçlan, ileride birgün ödersin. Ya ödeyemezsen!

Borçluluğun çok yakın arkadaşları yalancılık, hilecilik, batakçılık, hırsızlık, rüşvetçilik vb. Borç vermekle, yol yürümekle tükenir denmiş ama sürekli borçlu olmaktan kurtulamayanlar bu aşamanın daima gerisinde. Tez elden borçlanmayı huy eden niceler, sorumsuzluk çıkmazında bocalamakta. Çocuklarını borçlanmaya karşı uyaran baba, "Yalan borçluluk atının binicisidir" demiş. Öyle ya, borcunu ödeyemeyen, kaçamak yollarını bulur. Ve bunların çoğu yalana dayanır.

Hiç kuşkusuz yoksul, işsiz, gereksinimli insan kardeş çok. Bunu kim görür, kim kavrar? Tok acın halinden anlamaz, diye boşuna denmemiş. Bu kişi dilenmekten utanç duyar, elbette borç arar. Aldığını kolaylıkla ödeyemeyeceği belki de hiç ödeyemeyeceği başka konu! Hırsızlığı sevmez, ama sonunda hırsız olur. Böylelere borç değil, yardım gerek. Yoksula para vererek —hem de bazıları tefeciliğe kaçan düzenlerle— onu borçlu kılmak, derdini çoğaltmak, yükünü artırmaktır. Aç insanı doyurmayı üstlenmeyen toplum onu her çeşit yolsuzluğa açık bırakmakta. Rab Isa Mesih’in temel öğretilerinden biri, insan kardeşin derdiyle dertlenmektir. Şu çalkantılı yeryuvarlağının genel görünümü işte bu. Borçluluk yolsuzluklar zincirinin bir baklası.

Yeni doğan bebeğin babası gırtlağına kadar borçtaymış. Ama salt bu bebeğin babası mı? Insanlığın ilk atası —bazıları ona peygamber demiş— Yaratan’ın  önünde tüm insanlık ailesini çok ağır borçluluğa soktu. Hepimizin atası Adem, Tanrı  buyruğuna karşı çıkarak günahlı olunca hak ve adaletli RABBİN önünde ruhsal borçluluğa düştü. Değil yalnız kendisini ama içinde yaşadığı tüm insan soyunu borçlu kıldı. İnsanlık ailesini sarsan çalkantıların kökenini Adem’de aramayan güneşi balçıkla sıvamaya çalışır. "Bütün insanların günah egemenliğinde bulunduğu belgelenmiştir... Bir tek insan yüzünden günah nasıl dünyaya girdiyse, günah yüzünden de ölüm dünyaya girdi... Çünkü günahın karşılığı ölümdür" (Romalılar 3:9; 5:12; 6:23).

Evet, günahın gerektirdiği borç çok ağırdır: ÖLÜM, ardından da Tanrı’nın hak yargısı. Yeryüzünde borçluluk seninle başlamadı, atamız Adem’le başladı. Çünkü günah borcu da Adem’le başladı. Adem söz dinlemezliğiyle tüm insan soyunun boynunu büktü. Tam böyle oldu. Adem günah işleyince tüm insan soyunun suçluluğunu boynuna aldı. Günahın karşılığı olan ölüm borcu da, salt Adem’i değil tüm soyu baştanbaşa çeldi. İşte budur günah borcu ve onu izleyen ölüm ödeneği. Herkes Adem’in çizdiği izin bir yolcusu. Bunu beğenmeyen olabilir; ne var ki, gerçek gün ışığı gibi herkese kanıt vermekte. Hiçbir insan ne günah, ne de ölüm borcunu giderebilecek yeterlilikte değil! Kendisi borçlu olan, elbette başkasının borcunu da ödeyemez. Tüm insanlığın günah ve ölüm borcunu ödeyebilecek günahsız, ölümsüz bambaşka bir Adem’in gelmesi gerekiyordu. Bu kişi yaratık kuşaklarından çıkamazdı.

İşte bu kördüğümlü dönemde hak ve adaletli Yaratan’ın kısıtsız bilgisi, sınırsız sevgisi ademoğullarının borcuna yetişti: "Ama biz daha günahlıyken Mesih bizim yerimize öldü. Tanrı bize sevgisini bununla kanıtlıyor... Sevgi bundadır. Biz Tanrı’yı sevmedik. Doğrusu,O bizleri sevdi ve günahlarımızı gidermesi için bağışlamalık olarak Öz Oğlu’nu gönderdi" (Romalılar 5:8; I Yuhanna 4:10). Benzersiz tanrısal sağlayış.

Kılını bile kıpırdatmadan borçlananlar, hem de batakçılıktan korkmayanlar çok. Öte yandan, borçluluğu tutsaklık sayanlar var. Günah sorununda da ademoğullarının tutumu buna koşut. Pek çok kişi, günah da neymiş? diyerek güler geçer! Buna karşı başkaları birkaç hayır sevapla, serpuş libasla, vecibe şartla, günah otomatik olarak ödenir felsefesine bağlanarak kendi kendini avutur. Bazılarıysa, günahını gizleyebilen affedilir kuramıyla avunur. Ama günahın hem kutsal Tanrı’ya, hem de ondan zarar gören insana karşı en kaba eylem olduğunu öneme almaz. Bu türden çürük tahtaya basmak sonunda çok pahalıya oturur. Günahın çirkinliğini anlayarak ondan arıtılmakla ilgilenenler de vardır. Davut peygamber bunlardandır: "Suç içinde doğdum; anam günah içinde bana hamile kaldı... Ya Tanrı! Bende pak bir yürek yarat... Kurtar beni kan dökme suçundan. Ya Tanrı! Beni kurtaran Tanrı. Dilim doğruluğunu ilahilerle övsün!" (Mezmur 51). Tanrı’ya günah borçluluğunda çalkalanan her can işitsin. Ademoğullarına en yüce hizmeti bütünlemeye gelen Mesih, altından kalkılmaz borcun tümünü ödemek için yerimize öldü, gereken adalet kurtulmalığını Tanrı’ya hakça sundu.

Mesih’in insanlığa gelişinden yaklaşık bin yıl önce, Davut tüm kuşakların özlemle beklediği bağışlanışı şu sözlerle kutladı: "Ne mutlu kötülükleri bağışlanan, günahları örtülen kişilere! Ne mutlu, RABBİN ona günah saymadığı insana... Halkının suçlarını bağışladın, tüm günahlarını sildin" (Mezmur 25:2; 32:1,2). Tanrı başka bir peygamberin ağzından şöyle der: "Günahlarını bağışlayacağım, suçlarını artık anmayacağım" (Yeremya 31:34b). Bu gönence gelenlere şu güvenlik sözü duyurulur: "Çünkü Mesih bağlılığında yaşam veren Ruh’un yasası beni günah ve ölüm yasasından özgür kıldı... Birbirinizi sevmekten başka hiç kimseye herhangi bir sorunda borçlu olmayın" ( Romalılar 8:2; 13:8 ). Tanrısal çağrı sana da uzatılıyor.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

66

Heriki ayağı sakat, yoksul insan kardeş gelip gidenin sıklaştığı kapı kenarında oturmuş, ‘Merhamet, merhamet!’ diyerek gereksinimini dile getiriyor, dinsel göreneğini uygulamaya gelenlerden yardım bekliyor. Bazısı önüne azıcık para atıyor ama çoğu, ‘İnayet ola!’ temennisini yapıştırarak geçip gidiyor. Vicdanın sesini bir yana iterek karşısındaki yükümlülüğü hasıraltı etmenin kolaydan kaçamağı. Sorun enikonu incelenince hem dileğin, hem de verilen yanıtın üzücülüğü belirgin olur.

Profesyonel dilenci var, işsiz aç yoksul insan kardeş var. Bu işi meslek edinenlerin amacı çalışmadan, emek harcamadan gelen gidenin merhametinden yararlanarak çıkarabildiği kadar para toplamak. İkinci sıradakilerse dileğini utanarak, çekinerek dile getiriyor ve acısına ortak arıyor. Öte yandan, o büyük kapıdan içeri girenlere bakıldığında kimisi canına sevap değsin diye azıcık para bırakıyor, kimisi de inayet ola temennisini din ilişkisinde geçer akçe yapıyor. Cömertçe kullanılan bu deyimin cömert yürekle hiçbir ilgisi yoktur. Bu kişilere inayetin ne olduğu, neyi kapsadığı nasıl anlatılmalı, onu neyle betimlemeli?

Merhamet, İnayet. Çağdaş dille ilkinin anlamı acımak, sonranınkiyse kayrayla-lütufla davranmak. İkisinin de taşıdığı anlam geniş kapsamlı. İlki, karşıdakinin derdine katılmak. İkincisi, kayırmak kökeninden gelen söz. Yüksek tutulan birinden sağlanan karşılıksız etkin iyiliğe böyle denir. Caddede-kapıda yardım dileyenin de, bol keseden ‘İnayet ola!’ sözünü tekerleyenin de somut merhamete, inayete gereksinimi belirgin. Ne biri ne de öbürü insan sağlayışıyla karşılanamaz. Yoksul kişi de para babası da, orta hallisi de merhamet diye bağırsın, yüceden kaynaklanan inayeti imanla değerlendirsin, buna sığınsın.

Canı merhamete muhtaç olan, azıcık paraya avuç açan değil, sensin, herkestir. Bol keseden ‘İnayet ola!’ yı savuran elisıkı kişi ‘İnayet’ in gerçek niteliğini kavrayınca imanla ona sahip çıkar, eğilip şükranla Tanrı’ya tapınır. Her ulustan her soydan, her sınıftan her kuşaktan kadın erkek merhametin kaynağı, inayetin hazinesi sevecen Kurtarıcı’ya koşsun, O’ndan esenlik dilesin. Çünkü kutsal-adaletli Tanrı’nın karşısında aç, çıplak, yoksul, düşkündür. Önemsiz sayılan, ya da çokluğundan yakınılan günahlar adaletli Tanrı’nın katında en ağır yargıyı, sonsuz öfkeyi getirir. Kesinlikle ayrımsız olarak.. İnayeti ırmakların suyu gibi cömertlikle akan Tanrı’nın önünde para-mal kıtlığı ya da bolluğu, din eksikliği, sevap azlığı, ateizm hiç önem taşımaz. Bunlardan daha önemli gerekler var. Yoksulluk varlığının derininde bağıran, her an kendini açıklayan dürtücü çalkantın. Nedir bu? İçte canın inliyor; çünkü icaplarını karşılamaya çalışıyorsun, belki hayır-sevap işliyorsun, bol tarafından övülüyorsun ama öz varlığın ‘Merhamet!’ diye haykırıyor. Günahının yükünü taşıyorsun; kesin affın, doğrulukla donatılmanın parlak gönencine hiçbir yolla erişemiyorsun. Çok tatlı, zevkli, saygın bir yaşam sürsen de içindeki boşluk yücelerden gelen inayeti aramakta.

Karın açlığını, beden çıplaklığını belki de konutsuzluğunu bilen kişi ‘Merhamet!’ diye bağırmaktan kendini alamaz. Ama canının barış ve esenlikten, her duyguyu aşan erinç ve güvenlikten büsbütün yoksun olduğunu kestiremeyen insan gerçekçi ruhla ‘Mermamet!’ diye haykırmayı kendine yediremez. Sırası, sanatı, geliri, eğitimi, toplumdaki yeri ve herkesçe övülen dinselliği ona ‘Merhamet!’ dedirtmez. Nasıl dedirtsin? Onun her şeyi tıkırında. Tüm düşüncesi taşıdığı özelliklerde odaklanır. Ne var ki, kesin içtenlikle merhamet dilemeden göksel inayetin gönencine sen de gelemezsin. Aç-susuz gün yitirir, eliaçık Tanrı’nın karşısında daima gereksinimli kalırsın. Belki de kısır döngüde oyalanır durursun.

Yaratan’a olsun, insan kardeşe karşı olsun işlenen günahlar zinciri yaşamı sağlıklı ilişkilerden koparmış. Çöl ortasında kalmış biri gibisin. Gözle görülen maddesel-dinsel bolluk ve doluluk canının derin arzusunu karşılayamıyor. Ama durumu çok iyi bilen iç dünyan ‘Merhamet, merhamet!’ diye her gün inliyor. Bu bağırma içtenlikle dile getirilmeden gökkubbeden rahmet inmiyor, susuz can sulanamıyor. Herkese sevgiyle yaklaşan Tanrı’nın kurtarıcı İsa Mesih aracılığıyla uzattığı inayet.. O işlek kapının kenarında oturan yoksul insan, kayıtsız yurttaştan kupkuru ‘İnayet ola!’ temennisini alıyor. Öte yandan Tanrı’nın kurtarış kapısına alçakgönüllülükle, günahtan dönme isteğiyle, arıtılma dileğiyle, iman dolu yürekle yaklaşan çökkün günahlı bol inayete kavuşuyor. Bu bulunmaz gönence erişemeyecek tek kişi düşünülemez. Sen de günahlarının affına kavuşan Davut peygamberin sevinciyle coşabilirsin. Tanrı kayrayla onun suçlarını bağışlayınca göksel armağanın gönencini coşkuyla kutladı: “Ne mutlu isyanı bağışlanan, günahı örtülen insana! Suçu RAB tarafından sayılmayan, ruhunda hile bulunmayan insana ne mutlu!” (Mezmur 32:1,2).

“Tanrı’nın kurbanları ezilmiş ruhtur. Ya Tanrı, ezilmiş ve paralanmış yüreği hor görmezsin.. Bende temiz yürek yarat, ya Tanrı. İçimde sağlıklı ruh yenile... Bana kurtarışının sevincini geri ver, yardıma hazır ruhla beni destekle... Ey canım, RAB’bi kutsa, ey içimdeki her duygu, O’nun kutsal adını kutsa. Ey canım, RAB’bi kutsa ve iyiliklerinin toplamını unutma. Tüm kötülüklerini bağışlayan, bütün hastalıklarını sağlığa dönüştüren... Doğu batıdan ne denli uzaksa, o denli uzaklaştırdı bizden isyanlarımızı” (Mezmur 51:17,10,12; 103:1-3,12).

Tanrı’yı hoşnut edenin dileği-teşekkürü budur. Arıtılma salt inayetle bütünlenir, Mesih’in kurbanlık kanıyla geçekleşir. Peygamberlerin toplamı günah affını böyle tanıdı ve tanıttı. Hak Yargıç’a bilinen her sınırı aşan bir borcun var: Çiğnediğin yasalarına etkin karşılık nerededir? Önünde bir seçenek duruyor. Seven Tanrı sana yaklaşıyor: “Oğlum Mesih senin kefaretin oldu, tüm günah borcunu ödedi. Armağanımı imanla kabul etmez misin?” Belki sen de genel seçeneğe uyarak, “Gerekli değil! Borcumu dinimin icaplarıyla, hayır-sevapla ödeyeceğim” diyorsun. Sevgili dost, iğneyle kuyu kazmaktan vazgeç, Tanrı’nın inayetini kabul et. O şöyle der: “Kurtuluş kuyularından sevinçle su çekeceksiniz” (Yeşaya 12:3).“Çünkü iman ederek kayrayla kurtulmuş bulunuyorsunuz. Bu kendi başarınız değildir, Tanrı armağanıdır. Kişinin yaptığı işler nedeniyle değil. Öyle ki, kimse övünmesin” (Efesoslular 2:8-9).

Eskiler konuksevere ‘Kapısı Açık’ demiş. Kapısını başkalarına kapalı tutana da ‘Kapısı Duvar’ demiş. Kapısız yer düşünülebilir mi? Eski ve yeni uygarlıkları birleştiren geçittir kapı. Ne ulus ayrımı bilir, ne de toplum başkalığı. Kapı dünya çapında bilinir, kullanılır sağlamı yapılır. Çeşit çeşit kapı vardır: Büyük kapı, küçük kapı, özenişli saray kapısı, altın işlemeli kapı, güçlü kuvvetli kale kapısı, kilitli dükkan kapısı, sürmesi içeride konut kapısı, savunmasız kulübe kapısı, komşu kapısı, koyun ağılı kapısı, vb.

Bir de soyut anlamlı kapılar vardır. İsa Mesih şu gerçeği tanıttı: “Çoban koyunlarını adlarıyla çağırır ve onları dışarı yöneltir. Kendininkilerin tümünü yola koyunca onların önünden yürür, koyunlar da ardı sıra giderler. Çünkü sesini tanırlar. Bir yabancının ardı sıra gitmezler; tersine, ondan kaçarlar. Çünkü yabancıların sesini tanımazlar... Ben koyunların kapısıyım” (Yuhanna 10:3-5,7). İsa Mesih Tanrı’nın katını kutsallık kapsamında parıl parıl parlayan çok güzel, şatafatlı bir konuta benzetir. Oraya girmek sadece bir kapıdan geçmekle gerçekleşebilir ve hiçbir şüpheye, acabaya meydan bırakmadan kendisinin Tanrı katına götüren kapı olduğunu belirtir. Günahtan arınmanın, Tanrı’yla barışmanın, cennete kavuşmanın sadece bu kapıdan geçmekle sağlanabileceğini vurgular.

Koyunun saflığından, zararsızlığından esinlenerek dile bazı kaba deyimler sokulmuş: Koyun gibi adam! Koyuna bak! Koyundan farkı yok! Tanrı’nın benzerliğinde yaratılan insan kardeşi aşağılayayım derken koyun aşağılanır böylece. Günahlı, kötülüklü insanın asıl benzetilebileceği yaratıklar başkadır: Tavus, tilki, sırtlan, yılan, akrep, sinek. Ne yazık, birçok günahlının davranışı bu sıradan değil mi? Suçluluğunu, günahtan arıtılma zorunluluğunu kavrayamayan birey çeşit çeşit kapıdan geçerek tanrısal kutsallığın görkemine ulaşmaya didinir. Ama bunu başaramaz. Çünkü günahlı can hiçbir koşul altında Tanrı’nın önünde beliremez.

Günahsız Mesih bireye koyun kuzu gibi olmanın yararını belirtir. Koyun gibi kötülüksüz, kinsiz, hilesiz biri olmayı istemez misin? Kutsal Tanrı’nın buyruğu budur. Etik kurallarının özü de budur. Ademoğlu kudurgan, paralayıcı, yutucu, kandırıcı, sömürücü, gösterişçi biri. Her tür kurnazlığın, bencilliğin, kinciliğin, derindeki kirliliğin giderilmesi şu geçici yaşamın temel gereği. Tanrı varlıkta insanı-meleği imrendiren somut sonucu gerçekleştirmeye yücelerden Mesihi’ni gönderdi. Yahya peygamber O’nu şöyle tanıttı: “İşte dünyanın günahını kaldıran Tanrı Kuzusu!” (Yuhanna 1:29,36). Tanrı Kuzusu Mesih kurtarmalık kanıyla arıtılıp kendisine bağlanana bambaşka yöntem ve özellik sağlar, parlak sonsuzun kapısını açar. Buna yeniden doğuş denir. Günahlıyı nasıl kurtaracağını öncesiz çağlardan sınırsız  bilgeliğinde  tasarlayan  Tanrı bu etkin eylemi peygamberleri aracılığıyla bildirmişti:

“Sizlere yeni yürek vereceğim, içinize yeni ruh koyacağım. Taş yüreği bedeninizden çıkaracağım, sizlere et yürek vereceğim. Ruhum’u içinize koyacağım; sizleri yasalarımla yönelteceğim. Yargılarımı tutacaksınız, hem de uygulayacaksınız” (Hezekiel 36:26,27; 11:19). Varlığın dışında kayıtlı Tanrı, devlet, toplum yasalarına tecavüz zor değil; gelgelelim yeniden doğuşta Kutsal Ruh’un cana işlediği yasaları kişi giderayak bozamaz. İçerde yazılı yasa koruyuculuk, savunuculuk görevini üstlenir, bireye etik kurallarını çiğnemenin her tür düşüklüğünü gösterir, onları savunur.

Koyun tek başına yaşayamaz. Bakıma, güdülmeye, savunulmaya gereksinimi çok iyi bilinir. Koyunların güdücü yönetiminde, esenlik düzeyinde yaşaması toplumda kişilerin sevgi ve barış ilişkisinde yaşaması gereğini betimleyen güzel bir örnektir. Ademoğulları bunu başarabilmekten çok ırak. Çünkü tümü de günahlı. Üstelik aşağılayıcı sözlerle koyunu kuzuyu kınamasını çok iyi bilen bir varlık. Tanrı’nın ilgisi ademoğullarını bu çıkmazdan özgür kılıp kendisine çekmektir. Bu doğrultuda hiç bilinmeyen parlak bir kapı açtı O. Seni de o görkemli kapıdan girerek yaşam bulmaya çağırıyor. “Ben kapıyım” demenin yanı sıra İsa Mesih şu yetkili sözü de ekler: “Yol da, Gerçek de, Yaşam da Ben’im. Ben aracı olmadan hiç kimse Baba’ya gelemez” (Yuhanna 14:6). O’nsuz gidiş yok, bilgi yok, yaşam yok. Unutulmasın, gerçek öncesiz ve sonsuzdur; yalansa insan tarafından icat edilmiş uydurmadır. Başka bir yerde şu Söz belirtilir: “Mesih Tanrı’ca bizler için bilgelik kılındı” (I Kor.1:30).

İsa Mesih hırsızların genellikle başka açıklıklardan içeri girdiğini beliritir: Pencereden, bacadan, yeraltı deliğinden, vb. Oysa Tanrı’nın atadığı kapıyı değerlendirip oradan giren, dosdoğru Tanrı katına çıkar, oranın sürekli konuğu olur, canına en çekici otlağı bulur. Sevginin, güvenliğin, esenliğin barınağıdır Kurtarıcı Mesih’in kendisine iman edeni ilettiği tanrısal konut. Orada bulunana korku, güvensizlik, adaletsizlik, kadercilik hep dışlanmıştır.

Bir de yasak kapılar vardır. Herkes her kapıdan içeri dalamaz. Ama seven Yaratan’ın tüm insanlığa açtığı parlak kapıdan varlıklısı da yoksulu da, erkeği de kadını da, herkes girebilir. Tek kişi bile geri çevrilmez. İnsan canının günah çöllüklerinde dolanıp durduğu şu bozuk-düzen çağda bu kapıyı değerlendirenin gönenci en parlak aşamaya gelmektir. O kapıdan gireni Tanrı’nın parlak şölen sofrası serili bekliyor. Bilinen sofraların tümünden daha görkemlidir o. Her tür mazereti bir yana itip tanrısal şölene katılan şimdiden sonsuzun gönencindedir.

Derme çatma, temelsiz yetkisiz kuramlar hiç kimseyi Tanrı’nın katına yöneltemez. Sadece O’nun atadığı arınma kapısından tövbeyle, alçakgönüllülükle, Mesih’e imanla giren kutsal kata çıkabilir. Büyüklenenin boyu oradan geçemez. Tanrı’yla barışma kapısı engin yüreklileri arar. Bu aynızamanda insan kardeşle barışma kapısıdır. Bozuk insan ilişkileri varlığın temel sorunlarından biri değil mi? Günah karanlığından kutsallığın aydınlığına çıkaran tek kapı sorunlarımızı geride bırakır. İncil’deki isteklendirme şu sözlerle sana da ulaşıyor: “Tanrı’nın bizim için açtığı yeni ve diri yol olan perdeden, yani İsa’nin bedeninden girelim” (İbraniler 10:20). O’nun bedeni yaralanan, kanını akıtan, ölüp gömüldükten sonra üçüncü günde görkemle dirilen kutsal bedendir. Senin bu kapıdan Tanrı’ya yaklaşabilmen için bedenini senin yararına kurbanlık kılan Mesih’e iman etmek varlığın-sonsuzun en yüce kararıdır.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

67

Ademoğlu hayaller dünyasında eğleşmeyi öteden beri alışkısı kılmış. Bazılarının hayalini oyalayan Sırat Köprüsü, varsayıldığına bakılacak olursa,  öteki dünyaya uzanan, cehennemin tam üzerinde kurulmuş çok mu çok uzun, zayıf mı zayıf bir köprüdür. Bazı din yazarlarının yorumuna göre, bilinen köprülerin en darı, en incesidir. Bazı yazarlar da onu kılıcın ağzına benzetirler. Bu dünyadan sonsuza geçen insan, yeryüzünde geçirdiği yaşama yaraşır biçimde, bu köprüden yıldırım hızıyla tez geçebilir, çok hızlı bir yarış atının atılımı benzeyişinde yel gibi önünü yarabilir, ya da en kötüsü ancak kaplumbağa adımıyla yol aşabilir. En berbat insana yaraşır ölçü sonuncusudur. Bu yazarlara göre, sayısız kişi günahının çokluğu nedeniyle bu incecik köprüden geçmeyi başaramaz. Aşmaya çabalarken, nazik bir anda tepetaklak o ürkütücü uçuruma yuvarlanarak kendini kızgın cehennemin içinde bulur. Tümü de merağı gıdıklayıcı bu kuramların gerçek payı ne olabilir?

Tanrı sevgidir, düzenin, sağduyunun kaynağıdır. Insanın parlak sonsuza ulaşmasını bu tür alicengiz oyunlarına bırakmadığını anlamamız kendi yararımızadır. Yaratan şu çalkantılı dünyada acının, ıstırabın bin bir çeşidiyle boğuşan insanı, yolun bitişinde böyle bir dehşete salıvermekten ne kıvanç duyabilir? O’nun kayırıcılığı cambazları mı kapsar? Hayır, Yaratan hiçbirimizle alay etmiyor, hiç kimseyi tiye almıyor. Yaradılışı tam düzenle bütünleyen Tanrı, insan canının kurtuluşunu ve sonsuza kavuşmasını da Sırat Köprüsü’nden çok daha sağlam ve somut sağlayışla kesinleştirdi. O’nun gücüne, yüceliğine yaraşan bütünleme budur, sunduğu güvenlik kendine özgüdür.

Varsayımlara bakılacak olursa, Sırat Köprüsü’nden başarıyla geçebilen hiçbir kimse bulunamaz. Hangi yiğit kıldan daha ince, kılıçtan daha keskin bir köprüyü aşabilir? Bu türden bir marifeti beklemeyen Tanrı, çok sevdiği ademoğullarına en sağlam ve güvenilir köprüyü açtı. O’nun bilgeliği, adaleti bunu gerektirir. O her durumda hakça davranandır. Bozuk, sallantılı eylemler O’na değil, şeytana özgüdür. “Tanrı kötü şeylerle denenmez. Kendisi de hiç kimseyi denemez” (Yakup 1:13).
Içinde bocaladığımız düzensiz ortamın gerisinde insanın günahı sırıtmakta. Şimdiki sallantılı, bunalımlı yaşamdan sevinçle sonsuza geçebileceğimiz sağlam ve sallantısız köprüyü kurdu Tanrı. Bu güvenceli yol herkese açıktır. Iman ederek onu değerlendiren, Sırat Köprüsü türünden incecik örümcek ağlarına bel bağlamaktan kurtulur.

Yüceliğine, egemen isteğine özgü güçle her işini sonuçlayan Tanrı, tüm çağlarda her bucakta ademoğlunu korku çalkantısından kurtuluş ve sonsuz yaşam gönencine yükseltendir. Melekleri sevindiren, şeytanın insan üzerindeki belirgin etkisini yok eden Tanrı köprüsü, O’nun sınırsız sevgisinden, Baba ilgisinden kaynaklanır, kişiye dengeli adım attırır.

Tanrı evreni oluşturan öncesiz, diri Sözü’nü insan bedeninde dünyamıza gönderdi. İsa Mesih adıyla bilinen kişi tüm çağlarda Var Olan’dır. O’na bağlanan bir yaratığa değil, yaratılmamış olana inanır. O, bağışlamalık niteliğinde çarmıha asılınca, günahtan, kötülükten kutsallığa ileten sağlam Tanrı köprüsünü kurdu. Gömüldükten sonra, üçüncü günde ölüler arasından görkemle dirilince, günahtan ayrılarak O’na iman edene sonsuz yaşam gönencini sağladı. Göklere yükselince, yardımcısız ademoğluna yücelerde güçlü bir şefaatçısı bulunduğunu kanıtladı. “Yeniden geleceğim” deyince barışsız, güvenliksiz insanlık ailesine, güçlü adaletli hükümranın şu bozukdüzen ortamın ilerisinde bulunduğunu, özlenen yönetimi O’nun kuracağını ve sürdüreceğini belgeledi.

İsa Mesih’in cana can katan sözlerini değerlendirmek, bin bir yalanla yoğrulu şu karanlık çağda yaratık kavramlarıyla oyalanmaktan milyon kat yeğdir, hem de Tanrı isteğidir: “Yol da, gerçek de, yaşam da benim. Ben aracı olmadıkça kimse Baba’ya gelemez... Ben kapıyım. Benim aracılığımla giren kurtulur. Girer, çıkar ve otlak bulur” (Yuhanna 14:6; 10:9). Tanrı Mesih’i onayladı: “Sevgili Oğlum budur; O’ndan hoşnudum. O’nu dinleyin” (Matta 17:5). Tanrısal tanıklık şöyle sürdürülmekte: “İçinde bulunduğumuz bu kayraya O’nun aracılığıyla girme hakkına kavuştuk” (Romalılar 5:2). “İsa’nın kanı aracılığıyla Kutsallar Kutsalı’na girme konusunda kesin güvenimiz var” (İbraniler 10:19). “O’na imanımız ve güvenimizden ötürü, Mesih bağlılığında yüce kata kabul edilme güvencesi taşıyoruz” (Efesoslular 3:12). Tanrı sana da en sağlam köprüyü kurdu. O kata eriş! Sevgi ve kayra Tanrısı biricik Oğlu kurtarıcı Mesih aracılığıyla hiç sarsılmayan, yozlaşmayan köprüyü açtı. Sonsuzun güvenliğine ileten bu yolu sen de seç, kesin yarara kavuş.

Berlin’de Demir Perde’ye düğüm atan Utanç Duvarı yirmi sekiz yıl sonra çöktü. Ne çöküştü o! Tanığı olduğumuz sevinç, coşku, yürek ferahlığı unutulur anılardan değil! Herkes korkusuz, engelsiz utanç duvarını aştı. Tarihte duvarın hem olumlu hem de olumsuz yönü vardır. Insan eliyle kurulan en uzun duvar Çin Seddi’dir. Isa’dan önce 214’te yükseltilmeye başlayan, iki bin beş yüz kilometre uzunluğu olan bu duvarın özelliği dıştan saldıran güçleri durdurmaktı. Duvar kurarak savunulan eski kentlerin yanı sıra, kocaman bir imparatorluğu savunan bir duvar!

İsrailoğulları Tanrı’ca kendilerine verilen ülkeye girdiklerinde, sağlam duvarlarla örülü Yeriha kentine ulaştılar. Tanrı bu kenti onlara savaşla değil, aklı durdurucu bir mucizeyle verecekti. Buyruğa göre, yedi rahip ellerinde boynuz borularla kentin çevresinde dolandılar. Altı gün birer kez, yedinci gün yedi kez. Son günde halk yüksek sesle bağırdı, rahipler boynuz boruları çaldı, o güçlü duvarlar temelden çöktü. Tanrı’nın yönelttiği halk kenti savaşsız ele geçirdi. O’nun özel sağlayışıydı bu.

Görevi ayırmak dışlamak olan duvarın, gözle görülmemeye karşın ayrımlı bir etkisi var. Bunun en üzücü açıklanışı Tanrı Sözü’ndedir: “Sizinle Tanrınız arasına kötülükleriniz ayrılık koydu. Suçlarınız O’nun yüzünü sizden gizledi. Bu nedenle sizleri işitmiyor” (Yeşaya 59:2). Kutsal Yaratan’la günahlı yaratık arasında yükselen günah duvarının korkutucu görünümü tümden üzücüdür. Güneşe gereksinimi olan bitkinin mağara karanlığına sokulması gibi, günah duvarı da kadını erkeği cana dinçlik dirilik sağlayan Tanrı’dan koparmış, Yaratan’dan gelen ruhsal yaşama set çekmiş. Yüceden beslenen canlılık iletişimini tıkamış..

Temel değerlerin kaydığı, kutluluklar kaynağının kuruduğu yaşamda kargaşa egemendir. Çöken Utanç Duvarı’ndan daha çirkin bir duvar karşında sırıtıyor. Bunun yıkılması temel gerek. Bu duvarın sarsıcı etkisini Tanrı şöyle vurgular: “Ellerinizi açtığınızda gözlerimi sizden gizleyeceğim. Dua ardına dua etseniz bile dinlemeyeceğim. Elleriniz bol kanla bulaşık. Yıkanın, arıtılın. Işlerinizin kötülüğünü gözlerimin önünden kaldırın. Kötülük işlemeye son verin” (Yeşaya 1:15,16).

İsa’dan yaklaşık bin yıl önce, Davut peygamber Tanrı kayrasıyla affedilmenin gönencini şu içtenlikli ezgiyle kutladı: “Çerağımı Sen yakacaksın. RAB Tanrım karanlığımı aydınlatacak... Tanrım’la duvar aşarım” (Mezmur 18:28,29). Tanrı’yla insan arasında dikili günah duvarı ışığı boğuyor, ruhu kaskatı karanlığa gömüyor. Canın Tanrı’yı aramasına set çekiyor, yaşamı cendereye sokuyor. Yalana gerçek süsü vererek üç boyutlu bunalımı oluşturuyor. Göz ardı edilemeyen suç günah duvarı tarihe karışan Utanç Duvarı’ndan daha beter duvardır.

Öz varlığını zindana tıkan günah bunalımına tınmazlık etme; duvar gerisinde canınla oynama. Bunun doğal uzantılarını da anımsa: Sevgiyi boğan kincilik duvarı, sağlıklı ilişkileri sarsan sürtüşme-çatışma duvarı, alçakgönüllülüğü kovan büyüklenme duvarı, düşmanlık aşılayan çekememezlik duvarı, varlığını değişmeyen gerçekten ayıran yalancılık-aldatıcılık duvarı, kavramını kanıtlı bilgiden koparan tepeden inme dikte duvarı, geniş çapta aydınlanmayı kısan bağnazlık duvarı, iç varlığını güzellikten yoksun bırakan çirkinlik duvarı, kadını erkeğin yarısı kılan kıskançlık-şovenizm duvarı, özgürlüğü bastıran tutsaklık duvarı. Ve duvar, her yanda duvar. Tümü de yerle bir edilmeli. İvedilikle..

Utanç Duvarı’nın çöküşüne ağlayan olmadı; tersine, tüm dünya sevinçle çoştu. Yaşamını kuşatan duvarlar yıkılınca, ilkin kendin sevineceksin ve göklerde melekler sevinecek. Güce, zenginliğe, yetkiye sahip Davut peygamber, duvarların tanrısal güçle yıkılabileceğini vurgular. Canını karanlığa gömen günah duvarıyla onun uzantılarını Tanrı’nın kayrası kaldırabilir. Kurtarıcı İsa Mesih’in güvenlik sözü belirgindir: “Eğer Oğul sizi özgür kılarsa gerçekten özgür olacaksınız... Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacaktır” (Yuhanna 8:36,32). “Bir vakitler ırakta bulunan sizler şimdi Mesih İsa bağlılığında, Mesih’in kanı aracılığıyla yakın kılındınız. Çünkü O bizim barışımızdır... Ikisini birbirine düşman eden, orta yerde dikili engel duvarını öz bedeninde yıktı” (Efesoslular 2:13,14). Mesih’in bu sağlayışı sana da uzatılıyor.


Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

68

Birinin başına kabak patlar, başkasına dokunsalar patlar, su borusu patlar, balon patlar ve bomba patlar.. Günümüzde nüfus patlaması insanlığın temel bunalımlarından, hemen ardındansa çevre kirliliği patlamaya hazır bir bomba. Çalkantılar zincirinin her biri patlamayı oluşturacak noktaya dayandı. Yeryüzünün birçok köşesinde tüketim yokluğu güngünden dayanılmaz boyutlara varıyor. Hızlı fiyat artışı, işsizlik, eğitimsizlik, sağlık sorunlarında kısıtlık ve başka patlamalar fokur fokur kaynamakta. Terörizm, mafialar, cinayetler zinciri, uyuşturucular bunlardan sadece birkaçı. Ulusların, toplumların, ailelerin görünümüne bakan, genel patlama bunalımında olduğumuzu anlamakta güçlük çekmiyor. Sayısız genç başıboşluğa sürüklenmiş. Birçoğuna iş alanı ya da başka olanak yok! İçinde yaşadıkları, sağlığını kovalayacakları toplumların yüzüne tükürücü halleri var!

Patlamalar zincirine bir yenisi eklendi: Yasa Patlaması. Ülkeler taze bunalımlarla boğuşabilmek için durmadan yeni yeni tasarıları yasalaştırmakta. Bu denli yasa bolluğunda suçların önü alınabilse ne iyi olurdu! Tam tersine, yasa patlaması bunu başaramıyor, suçluluk patlamasını önleyemiyor. Her yerde suç işleyenlerin ardı arkası kesilmeden çoğalması yüzünden mahkemeler gerektiği gibi göreve bakamıyor, davalara başlanamıyor, eskileri bitirilemiyor. Sonuçlanabilenlerden daha çoğu sırada bekliyor. Uluslar yeni yeni cezaevleri kurma baskısında. Gençlerin, hatta çocukların suça sürüklenmesi ıslahevlerini dolduruyor. Daha yaşam kavramını bulamamış çocuklar bu tür evlere tıkılıyor, tüm gelecekleri allak bullak oluyor.

Toplumlar sallantıda. Her tür çabaya karşın kentler çökmekte. Caddeler, sokaklar geçilemez tıkanıklıkta, mahalleler bakımsızlıkta. En çekici değerlerin bile hızla yozlaştığı şu geçici dünyada ademoğlu kalıcı, sevindirici değere derin özlem duymakta. Bunun nerede bulunabileceğini soruşturanlar çok! Patlama ardına patlamayla beliren şu kargaşalık ortamında dört yana dal budak salan yıkıcılıktan etkilenmeyen kimse yok gibi. Zaten her bağırda bir sürü düzensizlik çöreklenmekte. Bel bağlanan tepelerden gün doğmuyor, umutlar yeşeremiyor. Bekle yârin köşesini ünlemini çekenler çoğalıyor.

İlk yasa verici Tanrı’dır. Musa’ya bildirilen On Buyruk bu güne dek geçerli. Ama bu kusursuz yasalar bile günahla yoğrulu ademoğlunu düzeltemedi. Nerede kaldı geçici ulusların geçici yasaları! İçimizi dışımızı çok iyi bilen Tanrı şöyle der: “Şimdi git, onların önünde bunu bir levhaya yaz. Onu kitaba koy ki, gelecek günlere, sonsuza tanıklık etsin. Çünkü onlar isyancı toplumdur. Yalancı oğullar. RABBİN yasalarını duymak istemeyenler” (Yeşaya 30:8,9). Tanrı bildirisi bu! O’nun altın yasası önünde sen de suçlusun. Yasalarını tutmaya kaç kez çaba gösterdin; sonunda başarısızlığını gördün hem de görmektesin.

Yeryüzünde insan soyu öylesi çelişkili ki, kendi iyiliğini öngören kutsal adaletli yasaları fütursuzca çiğniyor, acıklı sonuçların ağırlığıyla beli bükülüyor. Çünkü akıl ve yürek günahın barınağı. Ademoğlunun içini dışını tüm inceliğiyle, ayrıntılarıyla en iyi bilen İsa Mesih, “Bedenden doğan beden, Ruh’tan doğan ruhtur” diyor (Yuhanna 3:6). Bu kurtarıcının kayrasıyla günahından arıtılarak yepyeni yaşam gönencini alan haberci Pavlos şu ikrarı duyurur: “İçimde, yani bedenimin gereksiz isteklerinde yararlı bir şeyin konut kurmadığını biliyorum” (Romalılar 7:18). Gel de, dinsel ya da toplumsal yasalarla düşük bedeni ıslaha çalış, onu kutsal Tanrı’ya beğenilir kıl! Günah bedenin her köşesinde egemen.. İsa Mesih’in vurguladığı gibi sen de Tanrı Ruhu’nun etkisiyle yeniden doğmuş yaşama kavuşmalısın. Demir parmaklıklar gerisinde özgürlüğü alınan da, toplumun içinde kendini suçsuz sayan da.

Bu yürek burkucu durum, kendi gücüyle yetersiz kalan her canı Tanrı karşısında, “Günahlarım, günahlarım!” diye ağlamaya götürsün, böylece sorunların kökenine gidilsin. Bedenden doğan daima beden kalır; ıslah edilemez. Bir gün ölür, toprak olur. Bu gerçek karşısında herhangi kişisel ya da toplumsal büyüklenmeye sürüklenen, gün ışığına çıkan günahlılığını hasır altı edemez. Günahlının kendini haklı çıkarmaya çalışması çok eski oyundur. Bu tuzaktan kurtulmak isteyen, “Günahlarım, beni nereye götürecek?” diye ağlayarak kırdığı bütün yasaları gerçekçilikle gözönüne getirsin. Yoksa, huzursuzluk bombası suçluyu silip götürür. Yasaları evrensel çapta paramparça edilen Tanrı’nın adaleti, “Hak, hak!” diye bağırıyor, dinlisini de dinsizini de  yargılıyor.

Ne tepki gösteriyor bozuk insan? Çiğnemiş olduğu yasaları dinsel törecilik kılık kıyafet, serpuş sakal, hayır sevapla düzeltmeye çabalıyor. Bu uğraş hayırlı sonucu getiremeyecek. Günahlıyı arıtıp özgür kılmaya ölen, gömülen ve dirilen Mesih şöyle diyor: “Törenizi uygulayasınız diye, Tanrı buyruğunu ne de güzel çiğniyorsunuz!” (Markos 7:9). Sen de bu tehlikeli oyunu mu oynuyorsun?

Oğluna içerleyen baba yüksek sesle ona çıkışır: “İnsan ol, insan!” Baba bu sözle acaba hangi insanı tasarlamakta? Çocuğun hangi insana benzemesini dilemekte? Tanrı Sözü’nde insanla ilgili açık ve belirgin kanıtlama şudur: “Bütün insanların günah egemenliğinde bulunduğu belgelenmiştir... Bir tek insan yüzünde günah nasıl dünyaya girdiyse, günah yüzünden de ölüm dünyaya girdi” (Romalılar 3:9; 5:12). Sen de günahın egemenliğindesin.

İnsanı cici, sevimli bir varlık haline koyan, Tanrı gerçeğine karşı çıkmakta. insansal erdemleri belirterek ademoğlunu övmek kirliyi temiz göstermek çabasıdır. Yaratan herkesin Adem’in düşüşünde yozlaştığını belirtir. Ama kendini doğru sayan, dininetöresine güvenen ademoğlu sürekli olarak sakatı sağlam diye yutturmak girişiminde. Oysa Yaratan ara vermeden ona “Sen günahlısın” demekte, çiğnenen kutsal yasasının hakkını tıpatıp istemekte..

Günahlısın: özgün ve kalıtımlı günah. Günahı iki sözle nasıl anlatabiliriz? Günah kişisel-bencil istemi Tanrı’ya saygıdan, kardeş insana yarardan önceye almaktır. Teröristin de, yankesicinin de, hırsızın da yalancının da, seks delisinin de günahı buradan esinlenir. Günah, alt edilmemiş bencilliğin sırıtmasıdır. Bu durumda en iyi sayılanın parlaklığı, altın suyuna daldırılmış demirden ayrımlı değil! İnsasal iyilikler temeli kuma dayalı bina gibi. Depreme, kasırgaya, sallantıya dayanamayan biçimciliklerin çöküşü ürkütücüdür.

Din var, günahı insana özgü doğal durum yapar. Din var, günahı daha önceki ruh sıçramasının sonucu kılar. Eski Yunan günahı sağlıksız düşüncelerin birikimi yapar, vb. Öte yandan Kutsal Söz günahı kötü istemlerin yetiştirdiği ürün olarak anlatır (Yakup 1:15). İsa Mesih günahlılıkta direniş göstererek çarpık yolundan dönmeyeni, Kutsal Ruh’a karşı söven bir insan olarak tanıtır (Matta 12:31). Günah yüreği sertleştiren aldatıcıdır (İbraniler 3:13). Günah haksızlığın taa kendisidir (I.Yuhanna 5:17). Günah Tanrı yasasını hiçe saymaktır  (I.Yuhanna 3:4).  Günah  korkunun  cana  işkence  çektirmesidir (I.Yuhanna 4:18). “Ahmakça tasarılar günahtır” diyor Kutsal Söz (Süleyman’ın Özdeyişleri 24:9). Kim yadsıyabilir bunu? Günahın fokurdadığı nokta aklın derinidir. Bu  nedenle doğaüstü hikmet temel gerektir: “Mesih Tanrı’ca bizler için bilgelik kılındı” (I.Korintoslular 1:30). O’ndan gelen bilim aşaması kesindir.

Ademoğlu mutsuz bir varlıktır; çünkü içi günahlı, dışı sarsıcı olaylarla korkulu. Bunun tersini savunmak tek kürekle mehtaba çıkmaktır. Mutsuzlar salt cezaevlerinde, akıl hastanelerinde değil. Günah derinde tatsız bir anılar, sağlıksız bir düşünce bırakır. Bunlardan özgür edilmen, affa kavuşman gereklidir. Tanrı yargısı şöyle belirtilir: “Yürek her şeyden çok aldatıcı, aşırı oranda düşüktür. Onu kim bilebilir?” (Yeremya 17:9). İç ve dış yapımızı doktordan, ruhbilimciden daha iyi bilen Yaratan, dinsel uygulamalar bir yana ilk başta günah egemenliğinden özgür edilmeyi, ruhta sağlık bulmayı vurgular. Tanrı kendisini “Ben seni sağlığa kavuşturan RAB’İM” diye tanıtır (Mısır’dan Çıkış 15:26). İsa Mesih’in kurtarmalığıyla sağlanan bu bütünlük tüm sonsuzu kapsar. Af, günahlılığını anlayarak Mesih’e sığınana Tanrı’nın kayrasıdır (hidayet).

Tanrı katında “Günahlarım, günahlarım!” diyerek alçalmak, O’nun kayrası dışında günah egemenliğinden kurtuluş bulunmadığını tanımak zorunludur. Günahlılığını bilen Davut peygamber yakardı: “Ya RAB! Bana kayrayla davran; beni iyi et. Çünkü sana karşı suç işledim” (Mezmur 51:4). Tanrı Mesih aracılığıyla ruh, can, beden hastalıklarımızı iyi edebilir. İsa Mesih pek çok hastayı sağlığa kavuşturdu. Sağalmış durumda olanları salarken, “Günahların bağışlandı” diyerek kalıcı güvenliği verdi. O’nun yeryüzündeki iyilikleri şöyle özetlenir: „Tanrı’nın Kutsal Ruh’la ve güç ile meshettiği Nasıralı İsa’yı biliyorsunuz. O iyilik yaparak ve iblisin egemen olduğu insanları iyi ederek her yeri dolaştı. Çünkü Tanrı O’nunla beraberdi” (Habercilerin İşleri 10:38).

Özgün ve kalıtımlı günah kanıtlı gerçektir. Bunun yakıcı eylemleri evrenseldir. Böyle olmasaydı günaha karşı belki havadan sudan savunma yolları tasarlanabilirdi. Ademoğlu şu ya da öbür tutsaklıktan kurtulabilse de bundan kurtulamaz. İsa’yla karşılaşan, O’ndaki yetkiyi anlamakta güçlük çekmez. O’ndan kaynaklanan eşsiz kayrayı tadan, Tanrı’nın armağanı, gücü, yüceliği karşısında saygıyla tapınır. Buna gereksinimi olmayan tek yaratık düşünülemez. Bunsuz affa, sonsuza kavuşulamaz. Daldaki yemiş kuzey ülkelerinden güneye geçenin ağzını sulandırır. Onu tattığında taze yemişin özelliğini kavrar. Günahın katı egemenliğini anlayan imanla kurtarıcı Mesih’e sarılınca Tanrı kayrasının etkisini varlığında duyar. Bu esenliğe kavuşanın Tanrı’ya ilişkisi her tür din töre bağlılığını aşar. “Bulunabilirken RABBİ arayın, yakınken O’na seslenin. Kötü kişi tuttuğu yoldan, düşük işler yapan da tasarılarından ayrılsın” (Yeşaya 55:6,7).



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

69

Son kırk yılda ulusları, toplumları, çeşitli yardım kurumlarını uğraştıran bir gelişim güncel konu.. Gözlemciler bunu evrensel bunalım olarak nitelendiriyor. Görülmemiş bir insan akımı ülkeden ülkeye taşıyor: Sığınmacılar, iltica hakkı arayan milyonlar ve bu sele kaptırılan milyarlar. Kadın erkek, çoluk çocuk, genç yaşlı çeşitli nedenlerle yerine yurduna rest çekiyor, kaçamak yollarla başka ülkelerde olanaklar arıyor! Ne pasaport, ne denetim, ne de kontrol! Ama bunlardan daha etkin karanlık örgütler yoğun çabayla bu işi körüklüyor: Insan kaçırarak astronomik kazançlar sağlayan uluslararası mafiya ağları.. Insan kardeşin yarasından, acısından para kırmayı başarabilen can bezirganları bazı durumlarda parayı alıp bulut oluyor ya da tuzağa düşürdüklerinin acıklı ölümünü seyrediyor ve yeni baştan paçaları sıvayıp kirli işi sürdürüyor.

Kaldığı ülkede durumu çetin bulan niceler çözümü yasasız yolla başka yere sızmakta buluyor: Sağcıyım, solcuyum, şeriatçıyım, baskı gören azınlıktanım, inancım yüzünden topun ağzındayım, vb. Kuşkusuz pek çok insan sığınmacılıkta haklı! Belki de yurdunda işkence çekecek, cezaevine tıkılacak, canına kıyılacak. Eşini çocuklarını bırakıp özgürlük ve güvenlik aramak nicelerin can kaygısı! Ama yaranın uzantıları saymakla tükenmiyor: Ailelerin parçalanışı, verimli olabilecek yaşamların verimsizliğe eğitimsizliğe kayışı, nicelerin yasasız eylemlere dalışı ve ardı gelmeyen kargaşalıklar zinciri.

Görülebileceği gibi bu işi yararcılığa dönüştürerek salt ekonomik kovalayışla ya da serüven aşkıyla sığınmacı olanlar çok. Havadan sudan özürle iltica, öbür ülkenin bütçesini zorluyor. Antla, yalanla hatta mayın tarlalarında, kudurgan dalgalarda ya da dapdaracık dehlizlerde havasızlıktan, susuzluktan canını yitirmek bu atılımın yürek burkucu akıbetlerinden. Ademoğlu sanki yanlış işe doğmuş! Sığınmacılığın üçkağıtçılığa dönüşmesi utandırıcı yüz karası! Insansal felaketlerle beliren çağımızın bellibaşlı dertlerin biri de bu.. Gelişmiş ülkeler ne yapacağını şaşırmış!

Bize yepyeni bir gelişim gibi gelen iltica nereden doğdu? Uygulama Musa’nın günlerine dayanmakta. Tanrı İsrail halkını bir ulus olarak kurarken Musa’ya onlarla ilgili yasalarını verdi. Bunlardan birinde ilticaya da yer ayrılıyordu: Üçü Erden ırmağının doğusunda, üçü de batısında olmak üzere altı iltica kenti ayrılacak. Bu kentlere sığınma hakkı şöyle tanınıyordu: Birisi kaza sonucu, hiç tasarlamaksızın —örneğin ormanda odun keserken— soydaşını öldürecek olsa, öç alıcılardan kurtulabilmek için en yakındaki sığınma kentine kaçacak. Ama sığınmanın gerçek ya da yapmacık olduğu kişiyi tanıyan toplum ihtiyarlarından oluşan özel kurulda kararlaştırılacak. İki tanık dinlendikten sonra, ihtiyarlar o kişinin soydaşını isteyerek öldürmediğini kesinleştirecek. Bu adam en yakındaki sığınmacı kentine kaçacak, hiç kimse onu oradan çıkaramayacak.. Bu yerlere ileten yollara SIĞINMA KENTİNE GİDER diye yazılı levhalar konularak yöntem gösterilecek. Sığınan kişi suçuna karşı parayla kurtulmalık ödeyemeyecek. Bu sığınma yerinden ayrılırsa yakalanıp öldürülebilecek. Korkusuzca orayı bırakması tek koşula bağlıydı: Toplumun başrahibi ölünce, sığınmacı kendi kentine, köyüne, yakınlarına dönebilecek.

Bunun yanı sıra, Tanrı Eski Antlaşma’da İsrailliler’e şu ilkeyi buyuruyor: “Efendisinden kaçıp size sığınan köleyi efendisine teslim etmeyeceksiniz. Bırakın kendi seçeceği yerde, beğendiği bir kentte aranızda yaşasın. Ona baskı yapmayacaksınız” (Yasanın Tekrarı 23:15,16). Bu yöntemin sonrası olarak, tapınaklara sığınma çabası belirdi: “Adoniya ise Süleyman’dan korktuğu için, gidip sunağın boynuzlarına sarıldı” (I.Krallar 1:50). Ve bu eski sığınma sağlayışlarından kaynaklanan ilticacılık günümüze dayandı.

Gerçek sığınmacının itkisi korkudur. Candan tatlı ne var? Günahların için senin içinde de yoğun korkular barınıyor. Hak Yargıç Tanrı’nın gerçekleştireceği cezadan nasıl kaçacaksın? Nereye sığınacaksın? Cezadan kurtarabilen sağlam sığınağı nerede bulacaksın? Yıllar öncesi işlediğin kötülüğü belki unuttun! Ama günlerden bir gün o eski suç sırıtıverir. Bazıları zaman aşımı yasalarından yararlanabilir; ne var ki, suç suçtur. Örtbas edilebilse bile üzerinden sünger geçirilemez. Davut peygamber yakınır: “Günahım sürekli karşımda. Sana karşı, yalnız sana karşı günah işledim. Senin gözünde kötü olanı yaptım“ (Mezmur 51:3,4). Yeşaya peygamber de şu ikrarda bulunur: „Günahlarımız bize karşı tanıklık ediyor” (59:12). Musa peygamber halka şöyle der: “Günahınıza gereken karşılığı alacağınızı bilmelisiniz” (Çölde Sayım 32:23).

Senin de bir günah ve suç sorunun var: “Tümü günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı... İnsanları bir kez ölmek, ardından da yargılanmak bekliyor” (Romalılar 3:23; İbraniler 9:27). Ölümden korkarız; ama da-ha çok gelecek yargıdan korkalım. Yargı yetkisinin yanı sıra, Tanrı günahlıya sığınma çaresini açıklıyor. Kutsal Kitap’ta yazılıdır: “Hepimizin öleceği kesin, toprağa dökülüp yeniden toplanamayan su gibiyiz. Ama Tanrı canı almaz; sürgüne gönderilen kişi kendisinden uzak kalmasın diye çözüm yolları düşünür” (II.Samuel 14:14).

Musa’nın gününde kaza sonucu insan öldürene Tanrı sığınma kentleri ayırdı. Bu Tanrı, çağları toplumları kapsayan eylemle suçluyu yargıdan, sonsuz cezadan kurtarabilen günahsız Mesih’i yeryüzüne gönderdi: O öldü, gömüldü, dirildi, göklere yükseldi. Şimdi Tanrı’nın sağında günahlı insan için şefaat etmekte. Canını sığınma kentine atan, başrahibin ölümünde artık serbestti. Hiç kimse onun kılına dokunamazdı. Şimdi Tanrı’nın sağında duran diri başrahibimiz İsa haçta ölünce her suçluya af ve özgürlük sağlandı. Ancak, bu sağlayışı imanla değerlendirene, O’na sığınana!

Denizli yakınında Kolose önemli bir kentti. Bugünkü adı Honaz. Bu yerde iş güç olanakları boldu. O dönemde kölelik doğaldı. Filimon başarılı bir iş adamıydı. Bir süre önce putlara tapıcılığı bırakıp Mesih’e bağlanmıştı. Mesih’in elçisi Pavlos’la yakın arkadaşlığı vardı. Kilise binaları olmadığından inanlılar topluluğu Filimon’un evinde buluşurdu. Birçok inanlıya yardımıyla bilinen bu insanın Onisimos adlı bir de kölesi vardı. Bir gün bu genç para aşırıp nefesi başkent Roma’da aldı. O koca kentte kim bilecekti onu! Ama günlerden bir gün Pavlos’la karşılaşmasın mı! O, Mesih’in kurtarma haberini yaydığından Roma’da yargılanmaya getirilmişti.

Buluşma bir raslantı değil, Tanrı’ca kararlaştırılan iyi sonuçlu bir gelişimdi. Pavlos dostu Filimon’un hatırını sorunca, sığınmacı köle ona işin içyüzünü açıkladı. Öyledir, birçok günahlı içindeki dürtüsünü açıklamanın çalkantısı ve baskısı altındadır. Her durumda, her yerde seven Tanrı’nın kayrasal bağışını anlatan Pavlos genç insana da günahın çektirdiği eziyeti belirtti, onu tövbeye, kurtarıcı Mesih’e imana çağırdı. Onisimos o anda günah ağırlığının gittiğini anladı. Ama mağdur Filimon’un zorlanan hakkı ne olacak? Mesih’e iman ederek günahtan arıtılmak en parlak gönençtir. Ne buyrulur Kutsal Söz’de? “İşlediği günahı itiraf edecek; beşte birini üzerine ekleyerek mağdura ödeyecek” (Çölde Sayım 5:7). Elbette Tanrı ilkesi, hakkını helal et! mırıldanışından daha adaletli ve özlüdür.

Gelgelelim Onisimos’a. Pavlos’un Tanrı buyruğunu açıklamasıyla, Kolose’deki efendisine dönmeyi kabul ediyor, ama aşırdığı paranın altından girmiş, üstünden çıkmış! Nasıl ödeyecek Filimon’a? Bu durumda Pavlos imdada yetişiyor. Kaçak kölenin eliyle gönderdiği mektupta dostu Filimon’un uşağı kucaklayıp bağışlamasını diliyor ve yanı sıra şunu ekliyor: “Eğer herhangi bir konuda sana haksızlık etmiş ya da borca girmişse, bunu benim hesabıma yazasın... Sana ödeyeceğim” (Filimon 18). Dost Pavlos, günahlı suçlu Onisimos’un haksızlığını üstleniyor, bunu kendisinin ödeyeceğine ilişkin efendisine söz veriyor.

Tanrı Kutsal Kitap’ta bu tür betimlerle, diri benzetilerle bireye açıklıkla konuşuyor: “Günahlısın. Suçun seni benden ayıran, ıraklara kaçıran adaletsizlik eylemidir.” Dinine töresine karşın, vurdumduymaz ademoğlu Tanrı’yı mağdur etti. O’nun kutsallığını, hakkını, yüceliğini ayaklar altında çiğnedi.  Sonra korku dağları aldı; tabanı basıp O’nun önünden kaçtı. Ama nereye kaçabileceksin o egemen Kat’tan?

Günah borcun öylesi taşkın ki, merkez bankasındaki paraların toplamı, din kitaplarındaki çabaların bütünü o borcun bir kesimini olsun silemez! Kim Tanrı’yı parayla satın alabilir? Kim O’na, „Hakkını helal et!“ diyebilir? Arıtılmaya ilişkin şunlar yazılıdır: “İnsanın yaptığı işlerle değildir. Öyle ki, kimse övünmesin” (Efesoslular 2:9).

Kaçak Onisimos kesin güvenle efendisi Filimon’a döndü. Elindeki o değerli ve etkili aracılık mektubuyla.. Pavlos ondan köle olarak değil, “Güvenilir ve sevgili kardeş” diye söz ediyor (Koloseliler 4:9). Budur günahlı insanla günahsız Tanrı’yı barıştıran eylem ve yöntem. Tanrı’nın biricik Oğlu İsa Mesih O’nun hakkına adaletine, öte yandan da O’nu mağdur eden kadının erkeğin tanrısal sevgi ve bağışlanma gereksinimine ilgiyle yaklaşarak aramıza geldi. Yücelerdeki görkemini, meleklerin parlak tapınışını bir yana bıraktı, insan bedeni kuşandı. Pek çok sığınmacı gibi yeri yurdu, barınağı geçimi olmayan bir yoksul gibi yaşadı. Aynı zamanda tanrısal gücünü eylemleriyle belgeledi. Tanrı katında seni bağışlayabilen, seni yepyeni insan kılabilen kurtulmalık kanını sundu O. Sana gereken her cezayı üstlendi, cehennem acılarını çekti, Baba Tanrı’ya, “Günahlının suçunu benim hesabıma yazasın!” diye imza verdi. Arıtma yetkisine ve gücüne iman edene kayra ve doğruluk sağladı. En düşük suçlunun bile alnı açık, Tanrı’nın katına çıkabilmesini gerçekleştirdi.

Filimon’a gönderilen o kısa mektubun özeti budur. Mesih bağlılığına geçen Onisimos Filimon’un yanına bir köle olarak değil, belirgin eşitliğe kavuşmuş özgür bir kardeş olarak döndü; kucaklandı, sevildi. Ne diyor Pavlos? “Tutukluluğumda o benim ruhsal oğlum oldu. Bir zamanlar sana yararsızdı; ama şimdi hem sana, hem de bana yararlıdır... Kendisini beni kabul eder gibi kabul et... Bundan böyle o bir köle değil. köleden ötedir... Sevgili bir kardeştir” (Filimon 10,11,17,16).

Günahlının günah ve suç borcunu suçsuz hayatıyla, kutsal kanıyla ödeyen Rab İsa Mesih, kurtardığı can için Baba Tanrı’ya böyle aracılık eder. O’na sığınan  can arıtılır, özgür kılınır, Tanrı ve insanlar karşısında saygılı bir insan aşamasına yükselir. Budur Mesih’in karşılıksız verdiği yeniden doğuş. Onisimos önceki efendisine yararlı bir iş arkadaşı, hem de kardeş olarak döndü. Adının anlamı da budur: Yararlı. Daha önemlisi, Tanrı’ya yararlı bir inanlı oldu, başkalarına tanrısal haberi yaydı. Kendisinin kavuştuğu kesin affı, kurtarıcı Mesih’ten aldığı eşsiz kayrayı, sonsuz yaşam gönencinin önemini öz varlığından verdiği tanıklıkla herkese anlattı.

Ülkeden ülkeye sığınan günahını, sorunlarını, dertlerini de beraber götürür. Sığındığı ülkede cinayete karışanlar, cezaevlerine sokulanlar az değil! Bunlar yeni bir ülke tasarlar. Çünkü iç dünyaları korkuyla çalkalanmakta: politik ya da ekonomik.  İsa Mesih’in sevgi dolu çağrısı sana da varıyor: “Ey bütün yorulanlar ve ağır yük altında yıprananlar! Bana gelin. Sizleri dinlendiririm... Kim susarsa bana gelsin ve içsin” (Matta 11:28; Yuhanna 7:37). “Yorgun cana kıyasıya içiririm, her baygın canı doyururum” (Yeremya 31:25). Ölüm koyağı ötesinde canını kime atabileceksin?



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

70
Yeryüzünün altı, denizlerin dibi kusurlu-kaygan kayalar.. Umulmadık anda yeri sarsan depremden kim korkmaz? Ürkütücü tsunaminin oluşturduğu o kudurgan dalga zincirlemesinin anılarda bıraktığı dehşet bu kuşağın aklından silinemeyecek. Istırap arş-i-âlâya çıktı. Yas getiren derin yaralar, katmerli yakınışlar, duygusal yorumlar soyumuzu sarsan çok boyutlu yıkımların en ön sırasına geçti. 9 Richter ölçümlü, çok ölümlü sallamayı uzmanlar önceden kestiremedi, astrologlar bilemedi.

26 Aralık, 2004 sabahı Sumatra yakınlarında deniz tabanını yırtan tsunami üç kara parçasını, on bir ülkeyi tarumar etti. Taa Somali, Kenya, Tanzanya kıyılarını döven dalgalar çok uzun, çok geniş kapsamlı yarım çemberdeki kıyıları ve daha gerideki yerleri döverek ve allak bullak ederek yaklaşık 300,000 canı yuttu. Bundan da acıklısı, çoğunluğu çocuklar.. Her yanda tanınamayan cesetler, ölüm kokusu saçan enkazlar. Daha önce patlayan tsunamilerin hiçbiri böylesi ürkütücü boyut almamış!

Yeraltı ve denizaltı tektonik yer katmanlarından oluşur. Derinden kabaran, magma denen uçucu gazlar yer katmanlarını yerinden depretince, tsunami o kahredici sonucu getirir. Deniz altında durum yeraltından da beterdir. Katman katmana binince korkutucu bir yükselme, ardından da alçalma oluşur. İlkin sular alttaki kocaman boşluğu doldurur, deniz acayip bir gelişimle çekilir, ne olduğunu kestiremeyenler suların ayrıldığı yerlere yürür. Ama az sonra sular kabarır ve azıtır. Dehşetle bindirebileceği kıyılara doğru saatte 800 km. hızla, kudurganlıkla yayılır, dövülmedik yer bırakmaz.

Depremlerin gitgide yoğunlaştığı gözlemi yaygın. Enerji gücünü kaydeden Richter ölçütü aydınlatıcı. Bu uygulayımda 2 derece en hafif depremdir, 4.5 derece az hasarlı, 7,5-8,5 derece kentleri yerle bir eden. Türkiye gibi yer katmanlarının volkanik, tektonik olduğu yerlerde deprem olasılığı yüksek. Batı Avrupa’da durum daha hafif. İnsanlığı kıvrandıran çalkantılardan biri de bu. Her yıl on binlerce can depremlerde telef oluyor, kocaman kentler yıkıntıya dönüşüyor. Mal, hayvan, para kaybı akıl durdurucu. Sismologlar depremi önceden bildirmenin yollarını araştırıyor.

Kaydı tutulan depremlerin en korkuncu 1566’da Çin’in Şensi bölgesinde olmuş yaklaşık 830,000 canı yutmuş, yok etmiş. 1737’de Kalküta’da 300,000 insan ölmüş. Sıralamakla tükenmeyen liste. Sismologlar her yıl yaklaşık 50,000 deprem kaydediyor. Tümünü hissedebilseydik sinirlerimiz altüst olurdu. Zaten büyük bir depremi atlatan pek çok kişi, özellikle çocuklar yaşam boyu ruh sarsıntısıyla boğuşuyor.

Deprem, tayfun, siklon, kasırga, volkan türünden doğasal düzensizlikleri nasıl anlatmalı? Sakat, sallantılı bir yeryuvarlağındayız. Bunu öğrenmek için İncil’de Romalılar 8:20-23’ü okuyun. Eskatologya’ya (son olaylar) ilişkin İsa Mesih ne diyor? “Güçlü depremler olacak, çeşitli yerlerde kıtlıklar, bulaşıcı hastalıklar çıkacak. Korkunç görünümler, gökte güçlü belirtiler olacak” ( Luka 21:11; bkz. Matta 24:8 ). Bir kezinde Tanrı depremi kullanarak haberci Pavlos’la Silas’ı cezaevinden kurtardı. Suçları İncil’i yaymaktı. Gardiyanla ailesi tövbe etti, Mesih’e döndü.

Vahiy (Apokalipsis: Açıklama) depremlerden bol söz eder. (bkz. 6:12; 8:5; 11;13,19; 16:18). Apokaliptik olaylar! Yani, bir şeyler açıklayan. Marmara depremini atlatan biri, “Sanki yeraltında korkutucu gürültüyle bir sürü tren yarışmaktaydı” diyor, “Dünya dışı güçler savaşıyormuşcasına.” Tanrı’nın diri Sözü Mesih yeryüzünde insan olarak yaşadı ve konuştu. Bazıları O’na tüyleri ürperten bir olayı iletti: “Vali Pilatos Galileliler’in kanlarını sunularıyla karıştırmış.” İsa yanıtladı: “Bunlar öbür Galileliler’den daha günahlı mı sanıyorsunuz? Size hayır, derim. Eğer günahlarınızdan dönmezseniz hepiniz de onlar gibi mahvolacaksınız. Ya Siloam’daki kulenin üstlerine yıkılıp öldürdüğü on sekiz kişi? Bunların başkalarından daha suçlu olduklarını mı sanıyorsunuz? Size hayır, derim. Eğer günahlarınızdan dönmezseniz, hepiniz de onlar gibi mahvolacaksınız” (Luka 13:1-5).

Ciğeri sızlatan olaylar Tanrı’nın alarm işaretidir: İçi paralanarak tövbe etmeye, imanla Mesih’in kurtarmalığına sığınmaya çağrı: Doğanın kudurganlığı, düşük insanın acımazlığı, AIDS türünden marazların kırıcılığı, açlığın biçiciliği, vb tümden korkutucu. Böylesi olaylara karşın bireylerin günahlarından dönmediği bildiriliyor (bkz. Vahiy 16:11). Köhneyen yeryuvarlağı son yargının eşiğinde. Bilgisizlik ve kayıtsızlıkla.. Tsunami olsun başka depremler olsun ağlatıcı olaylar herkese konuşuyor. Mesih inanlısı, “Herşeyin sonu yakındır” (I Petros 4:7a) tanıklığını vurgular. “Çünkü O’nun yargı saati geldi” (Vahiy 14:7). Kurtarıcı günahlıyı kurtuluşa, sonsuz hükümranlığına çağırıyor: “Böylece canlarınıza dinlenme bulacaksınız” (Matta 11:29) diyor. Mesih sesleniyor: “İşte herşeyi yepyeni yapıyorum” (Vahiy 21:5).

Bunun konumu nedir? “Sonra yeni bir gök ve yeni bir yer gördüm. Çünkü ilk gök ve ilk yer geçip gitti. Artık deniz de yoktu” (Vahiy 21:1). Denizi olmayan yepyeni kuruluş ne olabilir? “Melek bana Tanrı’nın ve Kuzu’nun tahtından akan billur gibi parlak yaşam suyu ırmağını gösterdi” (Vahiy 22:1). Dünyayı altüst eden rahatsız deniz yerine yaşam suyu ırmağı. Oraya girişi salt Mesih verir, canı güvenliğe yükseltir.

Birbirinden ayrı tasarlanamayan iki insanı, nesneyi ya da düşünceyi yanyana koymak eşitliğe göstergedir: Karı-koca, ayak-ayakkabı, deprem-yıkım. Ve en korkuncu: Günah-ölüm. Davut yakınır: "Ölümle aramda sadece tek adım vardır" (I Sam. 20:3). "Yaşayıp da ölümü tatmayan, ölüler ülkesinden canını kurtarabilen kim vardır?" (Mezmur 89:48).  Bu giz İncil’de şöyle anlatılır: "Ölümün kargısı günahtır" (I Kor.15:56).”Günahın karşılığı ölümdür” (Rom. 6:23). Günah-ölüm eşleşmesi belirgin gerçek, yadsınamayan olgudur. Fatihleri, yiğitleri yenik düşüren egemen güç.

Doğayı hiç değiştirilemeyen yasalar yönetir: Yerçekimi yasası, suyu donduran soğukluk, ya da buhara dönüştüren sıcaklık, vb. Yeryuvarlağında herkesi yönetimi altında tutan eş yasa günah ve ölümdür. Bunları birbirinden koparabilen din, felsefe, çözüm yoktur. Tarih boyunca ademoğlu dikta rejimlerinin acımasız, kıyıcı buyruklarıyla inledi ve inlemekte. Ama ön sırada beliren eş dikta, günah ve ölümdür. Ademoğlu günah doğasını beraberinde getirir. Ne etse, nasıl didinse boynunda asılı günah yaftasını değiştiremez. Buna benzerlikte ölüm yasasını da hiç kimse silemez.

Eski çağların bilgeli insanı Eyub şöyle der: "Ölümlü insan Tanrı katında doğru olabilir mi?" (Eyub 4:17; 25:4). Atamız Adem’den bu yana her can bu amansız çift yasanın tutuklusudur. Bunlar en zalim, en katı diktatörün çıkarabileceği yasalardan daha da acımasızdır. Dikta rejimleri devrilebilir, ama bu iki rejim devrilemez. Ölümlüsün, çünkü günahlısın. Ön sırada tanınan tanrıbilimci Pavlos’un haykırışı gerçeği bilen insanın iniltisidir: “Ne düşkün insanım ben! Ölüme götüren bu bedenden beni kim kurtaracak?” (Romalılar 7:24).

Günah ve ölüm yasasından insanı kurtarabilen güç nerede? Bunlar birbirine büsbütün kenetli. Bu eşleşme, bu işbirliği hiç aksamasız sürüp gitmekte. Günahın kargısı her kime dokunduysa o kişi ölüyor. Ne birinden, ne de öbüründen yakayı kurtarabiliyor. Dinler, töreler, parlak öğütler siyahı beyaz kılamıyor. Bu yollarla günahtan kutsallığa, ölümden ölümsüzlüğe geçilemiyor. Bilimin toplamı ölümü alt edemedi. En etkin ilaçlar onu sağlığa dönüştüremedi. Paramparça giysi yamayla yenilenemez, çökük bina çamurla onarılamaz, kokmuş nesne kolonyayla mis kokulu kılınamaz. Acıklı olgu aralıksız egemenliğini sürdürür; evrensel yargı gücünü gösterir: “İnsanları bir kez ölmek, ardından da yargılanmak bekliyor” (İbraniler 9:27).

Tanrı yarattığı seçkin insan soyunu bu ürkütücü çıkmazda bırakabilir miydi? O, kesin egemen gücüyle hem günah tutsaklığını hem de ölüm sorununu diri Sözü Mesih İsa aracılığıyla çözüme getirdi. Akılları durdurucu, Tanrı kaynaklı özgürlük O’nun sevgisiyle gerçekleşti. İncil’in temel anlamı Sevinç Getiren Haber’dir. Bütün çağlarda tüm insanlığa seslenen bu somut haberi İsa Mesih oluşturdu, bütünledi ve her yana bildirilmesini buyurdu. "Mesih de nicelerin günahını taşımak için bir tek kez sunuldu. İkinci kezinde, günah sorunu tümden çözülmüş olarak, Mesih tüm kurtuluşu getirmek için kendisini gözleyenlere görünecek" (İbraniler 9:28).

Yerde yatan demiri mıknatıs yukarı kaldırabilir. Mıknatıs demirdir; ama ondaki çekiş yeteneği hareketsiz demiri devinime getirebilir. Günah ve ölüm yasasına tutsak çare-siz ademoğlunu sevgi, hak ve adalet kaynağı Tanrı’nın kaldırma yeteneği töre-biçim ötesi eylemdir. Günahsız-ölümsüz Mesih insan bedeninde aramıza geldi, gerekli kurtulmalığı sunarak günahın cezası olarak çekilen ölümü öldü. Bununla karanlığın egemenliğini yıktı, üçüncü günde mezardan dirilişiyle günahlı ölümlü ademoğlunun zincirlerini kırdı. Tanrı’nın müjdesi herkese ulaşıyor: Günahın affedildi, ölümden dirilişin kesinleşti. Günahını bırak, kurtarıcı Mesih’e iman et, O’nu bağışlamalığın olarak değerlendir: Yaşamın, sonsuz güvenin salt O’ndan gelebilir. Mesih diridir, yücelerde Babası Tanrı’nın önünde meyancımızdır. Sevgisi sana da konuşuyor: "Diriliş ve yaşam Ben’im; bana gel...Canına dinlenme bulacaksın" diyor O.

Mesih bağlısının insan acılarıyla çok yakından tanış olan böyle güçlü bir kurtarıcısı vardır. Yeşaya peygamber O’nu şöyle tanıtır: "Acıları taşıyan insan, üzüntülerle tanış olan" (53:3). Seven Tanrı’nın Mesih kişiliğinde insanlığa eriştiği, acılarımıza katıldığı bilinmeden ıstıraplar anlaşılamaz, onlardan çıkış yolu bulunamaz. Aramıza gelen Yaratan en korkunç insan ıstırabını taşıdı, sızılarımızı paylaştı. Bunların kesinlikle geçeceğini, ölümden yaşam fışkıracağını bildirdi. İsa günahlı, ıstıraplı, ölümlü insan soyu için öldü: "O, günahlarımızdan ötürü yaralandı, kötülüklerimiz yüzünden berelendi... Ama O’nun ezilmesi RABBİN amacıydı" (Yeşaya 53:5,10).

Yaratan yaratabilme gücünü yitirmedi:  "Mesih İsa bağlılığında yaşam veren Ruh’un yasası beni günah ve ölüm yasasından özgür kıldı" (Romalılar 8:2). "Ölüm yengide yutuldu. Ey ölüm nerede yengin? Ey ölüm nerede kargın?" (I Kor. 15:55). Günah sonucu düzenini-güzelliğini yitiren insanı, doğayı, kurulu düzeni baştan yaratma gücü O’nun yetkisi, yeterliliğidir. İnsana, doğaya da yeniden doğuş veriliyor. İlki şimdi, sonrakiyse Mesih’in yeniden geleceği o parlak çağda. Günahsız-ölümsüz çağın kusursuz mimarı Mesih’tir. “Orada Tanrı’nın lanetlediği hiçbir şey olmayacak. Tanrı’nın ve Kuzu’nun tahtı orada olacak ve uşakları O’na tapınacaklar...Gözlerinden tüm gözyaşlarını silecek. Artık ölüm olmayacak” (Vahiy 22:3; 21:4).



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

71
Muzipliğiyle bilinen bir oto makinistinin eline aynı yıldan, aynı boydan, aynı yapıdan iki eski otomobil geçer. Aklına bir buluş doğar: Parçalardan bir tek oto yapacak. Ama nasıl bir oto? Görülmedik bir araç. Dört tekerde; çift yönlü, çift motorlu, çift direksiyonlu ve iki ayrı sürücüsü var! Biri bir yöne, öteki öbür yöne yönelik. Nereden geldiği nereye gittiği bilinmeyen bir yadırgama örneği. Niceleri güldüren bu yönelimsiz araca benzeyen insan az değil. Ne varlığın dayanağı, ne anlamı, ne de amacı öğrenilmiş. Kiminin yaşamı güldürücü, kimininkiyse ağlatıcı.

Nereden geliyorum? Neden buradayım? Varlığım bir raslantı sonucu mu? Evrimin uzun zincirinde basit bir bakla mı? Bugün var yarın yok türünden bir rüya mı? Değilse, amaçlı bir atama mı? Kişiye çok ilginç bir soru doğrultulmakta: "Yaşamınız nedir ki? Çünkü bir süre görünen, az sonra görünmez olan buharsınız" (Yakup 4:14). Davut Tanrı'ya içtenlikle seslenir: "Göklerine, parmaklarının işlerine, yerine koyduğun ayla yıldızlara bakınca, 'İnsan nedir ki onu anasın?' dedim. 'Ademoğlu nedir ki onunla ilgilenesin?'" (Mezmur 8:3,4). Nicelerin varlığı düğümlerle kaplı.

Her yapıtın bir yapanı olduğu gibi, insanın da bilgin bir Yaratan'ı var. Kimisi evrim (evolüsyon) yoluyla geldiğine inanır, kimisi kader veya ruh sıçraması (yeni bedene girme) yoluyla, başkaları azıcık kan pıhtısıyla ya da bu sıradan ayrıntılı sonuçlama eylemleriyle oluştuğunu. Pek çok kişiyse konuya ilgisiz tutum takınır. Yarattığı insana yaşam soluğunu üfleyen Tanrı ona başka özelliklerini de verdi: Sonsuz boyu kalıcılık, yaratıcılık, yapıcılık, yararlılık, iyilik, sevecenlik, vb. O seni niçin yarattığını şu özlü sözle anlatır: "Yüceliğim için yarattığım, kendisine biçim verdiğim, evet, onu vücuda getirdiğim, adımla çağrılan her insan!" (Yeşaya 43:7).

Sınırsız yetkisi kapsamında, bedeninle ruhunla kendisini yüceltmeni özlüyor. Varlığını anlamsız, amaçsız, önemsiz bir yaşam ortamında görmekteysen ya da kader kısmet varsayımlarıyla oynamaktaysan, Tanrı esiniyle verilen bilgiyi değerlendir, nereden ve niçin geldiğini, önemini, neden var olduğunu yolculuğunun şaka kaldırır yanı olmadığını bil. Bu gerçeği kavramaktan daha üstün yarar düşünülemez.

Sonsuzlar sonsuzu var olan Tanrı yeryüzünde sana da kısa bir süre atadı. Yarınını bilememenin bulutlarını çevrene saçtı, seni de herkes gibi değişim yaşamına koydu. Bu süre içinde neler yok! Başarısızlık, bozukluk, düzensizlik, işsizlik, zenginlik, düşmanlık, yalnızlık, hastalık, acı çekicilik, uykusuzluk ve en sonunda herkesi bağrına basan ölüm. Ne der Kutsal Söz: "İşte günlerimi bir karış ettin; yaşamım da Senin önünde bir hiç gibidir. Şüphe olabilir mi? Herkes bir gölge gibi yürür. Kuşkusuz, boşa çabalıyorlar. Ademoğlu mal biriktirir, ama onu kim toplayacak bilemez...Çünkü günlerim duman gibi yanmakta...Gece gündüz gözyaşlarım bana besi oldu" (Mezmur 39:5,6; 102:3; 42:3). Budur yaşam özetlemesi.

Elverişsiz uğraşlarla boğuşursun. Göründükten sonra kaybolan buharsın. Belki sorarsın: Yeryüzüne doğmamın anlamı var mı? Tanrı'nın insana verdiği önem Kutsal Söz'de şöyle sıralanır: 1. Onu meleklerden biraz aşağı kıldın, 2. Yücelik ve onur tacını ona giydirdin, 3. Ellerinin işleri üzerine ona egemenlik verdin ( Mezmur 8:5-8 ). Kurulu düzende bir atomcuktan küçüksün. Varlığın din, töre, görenek bağlantılarından daha önemli. Seni meleklerden azıcık geride yarattı O. Yaratan, Yaratık, Kurulu Düzen.. Özdeksel dünyayla ruhsal dünyanın sınırındasın. Fiziksel nesneleri kullanır, bir yandan da ruhsal değerleri ararsın. Yücelik ve onur tacı senindir. Yaratan'ın özel ilgi odağısın. Günahtan arıtılmış yaşam, şimdiden cennetin gönencindedir.

Belki yoksul bir ailede doğdun, belki de eğitim olanağı bulamadın, belki bir sürü acı ve ıstırapla boğuşmaktasın. Ya da hali vakti yerinde bir ailenin çocuğusun; paranı, zamanını, olanaklarını nasıl kullanabileceğini kestiremiyorsun. Dur anımsa! Yaşam gizi anlamsız kördöğüşü değil. Yaratan her varlığa kendi sevgisinden kaynaklanan ilgiyi gösterendir. İnsanı kurulu düzenin doruğunda tutan Tanrı onu benzeyişinde, öz niteliğinde yarattı. Eyub peygamberin sözleri niçin senin de yaşam ilken ve yöntemin olmasın? "Soluğun bende kaldıkça, Tanrı'nın Ruhu da burnumda oldukça, dudaklarım yalan söylemeyecek, dilim de aldatı kullanmayacak" (Eyub 27:3,4).

Varlığının gizini düşünmeye başla. Yaşamının amacını bütünleyebiliyor musun? Günlerinden nasıl bir yararlılık çıkarabiliyorsun? İnsan kardeşini ne biçimde etkiliyorsun? Onun mutluluğuna mı ıstırabına mı, sevinmesine mi dövünmesine mi katkıda bulunuyorsun? Geride nasıl bir iz bırakıyorsun? Yaşamınla kimleri isteklendiriyorsun? Gelişinde hiçbir etkin yokken, çıkışında nasıl bir  etki bırakabileceksin? Bugünün, yarının parlak mı? Ya sonsuzun? Bu sorularla boğuşarak yeryuvarlağında bir konuk olmanın gizini tanıman gereklidir. Kutsal Söz’de düşünülmeye yaraşır bir anımsatma vurgulanır: “İçimizden hiç kimse kendisi için yaşamaz, kendisi için ölmez”(Romalılar 14:7). Tarihte salt İsa’dır bunu sergileyen: “...Beni seven ve benim için canını veren Tanrı Oğlu... O herkesin yararına öldü. Öyle ki yaşayanlar bundan böyle kendileri için değil, onların yararına ölüp dirilen için yaşasınlar” (Galatyalılar 2:20; II Korintoslular 5:15).

Kral peygamber Davut'un oğullarından biri ağır suç işlemiş, kaçmış, başka ülkeye sığınmıştı. Davut onu bağışlayamıyordu. Kral'ın bir yakını Tekoa köyünden çok akıllı, anlayışlı, dilde yetenekli tanrısayar bir kadını barış uygulayıcısı olarak Kral'a gönderdi. Sıradan sayılan bu kadın öylesi bilgelikle konuştu ki, Davut'un duygusunu etkiledi, kararını değiştirdi. Akıllı kadın kocaman krala şu vurgulamayla evrensel ilkeyi anımsattı: "Hepimizin ölmesi kararlaştırılmıştır. Yere dökülen ve bir daha toplanamayan su gibiyiz. Ama Tanrı canı çekip almaz. Sürdüğü insan kendisinden ırağa atılmasın diye çözüm tasarımlar" (II Samuel 14:14).

Yaşamın çetin sorunlarından, belki de en önde geleni sağlıklı, uyumlu insan ilişkilerini gerektiği gibi başarıya getirememektir. Kişi çoğu kez birini af edemez ya da kendisi af edilmez. Af edilmeyen insan kardeş aklın derininde sürgüne gönderilmiş biridir. Senin yaşamında da böyleleri bulunur herhalde. Ne var ki, bozukluklar zinciriyle sımsıkı bağlı ademoğlu Tanrı katından sürgünlüktedir. Sürgün kişi hergün her an sürgündedir. Nereye gideceği belirsiz, yaşam boyu hep sürgün..

Ama Tanrı sevgidir. Günahlının sonsuz boyu sürülmüş kalmasını değil, şaşırtıcı bir bağışlamalıkla kendi konutuna getirilmesini tasarladı. Nereye gidiyorsun? Suçu nedeniyle sürgün edilen, "Hiçbir yere!" demekten başka ne diyebilir? Tekoalı bilgin kadının belirttiği gibi.. Yaratan herkesin kutsal yasaları çiğneyerek günlerini yıllarını hak edilmiş bir sürgünde geçirdiğini belirtmekte. Sen de kendi günahının neden olduğu sürgündesin. Buradan parlak sonuca ulaşamazsın.

Sürgün edilenin geri getirilmesi yüksek afla gerçekleşir. Tanrı'nın zedelenen adaleti, bir yana itilen yasaları hak, hak diye bağırmakta. Ademoğluna sevgiyle seslenen Tanrı göklerden gönderdiği Mesihi'ni haçta işkenceli ölüme sürdü. Bağışlanarak Baba evine getirilesin diye.. Tekoalı kadın en etkin eğitici gibi sana da konuşmakta: "Tanrı canı çekip almaz. Sürdüğü insan kendisinden ırağa atılmasın diye çözüm tasarımlar." Tasarımladığı çözüm seni de kucaklamakta, yaşamını da içermekte.

Ölümün hızla yaklaştığını düşünen, Tanrı'nın kayrasını yaşamında değerlediren Davut şöyle dua eder: "Ya RAB, Senin önünde geçiciyiz, tüm atalarımız gibi konuklarız.  Yeryüzündeki günlerimiz gölge gibidir.  Kalış yok"  (I Tarihler 29:15).

Başka bir peygamber, Eyub da yine insanın çaresizliğini dile getirir: "Günlerim dokumacının mekiğinden daha hızlı. Bir umut olmadan geçip gitmekteler" (7:6). Ölümünün çok yakın olduğunu anlayan kral Hezekya Tanrı’ya şu sözlerle yakınır: "Konutum yerinden kalktı; çobanın çadırı gibi yanımdan ayrıldı. Yaşamımı bir dokumacı gibi sardım; O beni dokuma tezgahından kesecek. Sabahla gece arasında beni sona erdireceksin" (Yeşaya 38:12).

Kısacık yaşam süresinde nicelerin kovalayışı gelip geçici, kalıcılığı olmayan değerlerde. Bugünden yarına gününü gün edenlerin sayısı çok yüksek. Rahat, konfor, zevk, eğlence, biraz da dinsellik ön sırada mı? Yaşam felsefen bu noktada odaklanıyorsa nereye gittiğini bilmeyenlerdensin. Olabilir ki sağlığın, gelirin, güvenliğin, mevkin tümü de tıkırında. Korkun kuşkun yok! Belki gençsin, dinçsin, çekicisin, sporcusun ve daha neler değilsin! Ama bugünün ötesi ne der? Yarınından güvenin var mı? Şu çalkantılı korkulu dünyada hangi dala sarılmaktasın? Bunalımlar zinciri giderek uzamakta. Yaşam en ucuz nesneye dönüşmüş. Güvenliğin kaçtığı ortamdasın. Soracağın soru şu olsun: Nereye gidiyoruz? Ya ben?

Kral Süleyman altın ilkeyi şöyle vurgular: "Doğruluk yolunda yaşam vardır; ama kötünün yolu ölüme gider" (Süleyman’ın Özdeyişleri 12:28). Ademoğlunu özgürlük armağanıyla donatan Yaratan'ın çağrısı her cana belirtilmekte: "Önüne yaşamla ölümü, kutlulukla laneti koyduğuma göklerle yeryüzünü sizlere karşı tanık tutuyorum. Bu nedenle yaşamı seç" (Yasanın Tekrarı 30:19). Yaşam boyu sen de birçok seçim olanağıyla karşılaşmaktasın. Tüm seçimler karşısında ön sırada beliren seçim, yaşamın geleceğiyle ilgili olanıdır. Nereye gitmekte olduğunu ancak bu kesinleştirebilir. Buysa en yararlı, en sağlıklı kararın olabilir.

Yaşam doğruluğunu ön sıraya almayı amaçlayan seçim nasıl yapılacak? İsa Mesih için kullanılan adlardan biri 'Yaşam Başkanı' dır. O'nun başka adları, 'Kurtuluş Başkanı, Hak Olan' dır. Hak Tanrı'ya götüren yol yöntem hakça seçimi bilen ve değerlendiren insanın seçimidir. İsa şu kesin çağrıyla seslenir kadına erkeğe, "Yol da, gerçek de, yaşam da Ben'im. Ben aracı olmadıkça kimse Baba'ya gelemez" (Yuhanna 14:6). Ve görüşsüz, mantıksız insanlığa gelişinin nedenini belirtir: "Ben onlarda yaşam olsun, hem de bol yaşam olsun diye geldim" (Yuhanna 10:10). Yön açan, kendisi Yol olan kurtarıcı İsa Mesih'e ilişkin Tanrı tanıklığı şudur: "Her varlığa yaşam veren O'ydu ve yaşam insanların Işığı'ydı" (Yuhanna 1:4). "Tanrı yüceliğinin parıltısı, Tanrı’nın öz varlığı niteliğinde olan.." (İbraniler 1:3). Nereden ve niçin geldiğini kestirememek, nereye gittiğini bilememek acıklıdır. Kurtuluş ve Yaşam Başkanı'ndan başlayan, sonsuzun parlaklığına götüren  hak yol açıkken..



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

72
Ürkeklikle debelenen yeryuvarlağı bir sürecik ışıltıya sahne: Geçici olsa da, Olimpiyat meşalesinin parıltısı insanlığa sanki bir umut ışığı saçıyor. 1896'da Baron de Coubertin'in atılımıyla gündeme gelen çağdaş Olimpiyatlar 108 yıl sonra yeniden Atina'ya dönüyor. Taa başlangıçta tanrılarla ilgili oyunlar İ.Ö. 776 yılında Olimpos'ta baştanrı Zefs'in şerefine uygulandı, aralıksız olarak İ.S. 393'e dek sürdü. Böylesi uzun süreli başka bir düzenleme bilinmez. 1924'teyse kış oyunları yeni bir çağ açtı.

İlk ve tek karşılaşma 192 metrelik bir koşuydu. Kazanana yaban zeytin dallarından örülmüş basit ama şerefli bir taç takılırdı. Bunun onuru reklamcılık milyonlarından daha şanlıydı. Kazanabilmek için krallar bile halktan yarışçılarla koşuşurdu. Kazananın önemine müzik bestelenir, yontucular mermerden büstünü oyar, ozanlar onu öven şiirler yazardı. Kovalanan amaç, sağlıklı akıl sağlıklı bedende barınır düzgüsüydü. Sonraları Latince üç kelimeyle özetlendi başarının doruğu. CITIUS, ALTIUS, FORTIUS: Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü. Amaç hep aynıdır.

Olimpiyatlar beş yılda bir yapılırdı. Gelmekte olan oyunları ilan eden haberciler yakınırak Yunan kentlerine uzanır olayın yaklaştığını bildirirdi. Olimpiyat Barış Yılı ilan edilir, idam yargıları ertelenir, savaşlar durur, seyahatler güvenlikte yapılırdı. Sürtüşmenin, terörizmin sözü edilemezdi. Çağlar sonrası cihan savaşları yüzünden 1916, 1940 ve '44 Olimpiyatları suya düştü! 1972 Olimpiyatları'nın kana bulandığını anımsayanlar çok. Şu dönemde güvenlik önlemleri temel sorun. Nereye gidiyoruz? Bunun yanı sıra hiç durmadan sırıtan bir oyun: Kolay tarafından taç giyerek madalyaya konmak.. Içtiği andı çiğneyip, Steroid denen biyokimyasal nesneleri bedene sokarak doping yapan sporcuların oluşturduğu düzensizlik ceylan çevikliğine kavuşmanın kestirme yolu! Işin acıklı yönü, tıbbi yoklamayı atlatabilen alicengiz oyunları bol!

Oyunlardaki amaç nedir? Yaşam koşusunda senin amacın nedir? Ne olmalı? Ne yüzle Tanrı'nın karşısına dikileceksin? Tanrı Sözü'nde yaşamınla ilgili köklü ve somut gerçeklere değinilir: "Bilmez misiniz? Koşu alanında yarışanların tümü koşuya katılır, ama ödülü tek kişi alır. Sizler de ödülü elde etmek amacıyla koşun" (I Korintoslular 9:24). Varlığının özünü önemini tanıyabildin mi? Yarışı ne yapmacık katkılarla, ne sırtında günah yüküyle, ne de dinsel-biçimsel törelerle doruklayabilirsin.

Sağtöre ve disiplin sporcunun  ilkesi olmalı. Bu kişi kilosuna yediğine dikkat eder, keyfe zevke rest çeker. Yengiye götüren yol çocuk oyuncağı değil. Kutsal Söz'de buna koşut bir ilke vurgulanır: "Her atlet her konuda tutkularına üstün gelmek zorundadır. Bunu, solup giden bir çelengi başlarına geçirebilmek için yaparlar. Ama bizim amacımız hiç solmayandır" (I Korintoslular 9:25). Gönlü sporda olan, dört yılda bir yinelenen Olimpiyatlar'a yılın her ayında her gününde ilgiyle hazırlanır. Spora ters düşen her tutsaklıktan sakınır. Madalya onun tek kovalayışıdır. Rüyan özlemin nedir? İçi dışı günahla yoğrulu yaşamın kesin bozguna gideceğini bilmen boyun borcundur. İncil'in yüreklendirmesi açıktır: "...her tür ağırlığı ve kolaylıkla kuşatabilen günahı üzerimizden atalım. Önümüzdeki koşuyu katlanışla koşalım" (Ibraniler 12:1).

Sonuçlu, önemli bir yarıştasın. Seni yaratan, önüne belirgin bir amaç koydu: Canının güvenlikle, açık alınla o parlak Yurt'a ulaşması. Tanrı, canının hem sahibi hem de yönetmenidir. Bu canı arıtıp sonsuzun ödülüne yaraşır kılmak ön ilgisidir. İsa Mesih'i kurtarıcın olsun diye yeryüzüne gönderdi. Beden kuşanan İsa günahsız kötülüksüz yaşamıyla, tek kurtarabilen olduğunu kanıtladı. Kutsal kanını günahlılar yararına kurtulmalık niteliğinde sundu. İblise karşı kesin yengiyi gerçekleştirdi. Kurtuluş gönencine kavuşan inanlı imanının denektaşını dile getirir: "Onun içindir ki gelişigüzel koşmuyorum. Havayı yumruklarcasına boks yapmıyorum. Tam tersine, bedenimi eziyorum ve onu tutsak kılıyorum. Olmaya ki, başkalarına  Söz'ü bildirdikten sonra, kendim onaylanmayan biri durumuna düşeyim... boşa koşmayayım ya da koşmuş olmayayım diye... Bu sonucu kovalayarak emek çekiyor, O'nun bende etkin iş gören gücü uyarınca çaba harcıyorum" (I Korintoslular 9:26,27; Galatyalılar 2:2b; Koloseliler 1:29).

İsa Mesih arıttığı insanı zafer yörüngesine çıkarır. İblise, günaha, ölüme, cehenneme karşı yengisiyle kanıtlanan tek kişidir O. İnanlısının yaşam disiplini şöyle özetlenmekte: "Gözlerimiz imanımızın önderi ve bütünleyicisi Isa'ya baksın. O önündeki sevinç için çarmıha katlandı, haç utancını hiç önemsemedi. Şimdi Tanrı tahtının sağında oturmuştur... Mesih  İsa'nın  değerli  bir  eri olarak sıkıntıları paylaş" (İbraniler 12:2; II Timoteos 2:3). O, inanlısını güngünden yüreklendirir: "...Gücünün az olduğunu biliyorum. Buna karşın, sözümü sıkı tuttun ve adımı yadsımadın" (Vahiy 3:8b).

Mesih şimdiki yaşamın sebatlı koşucusuna vaadini duyuruyor: "...Ölüme dek güvenilir ol, sana yaşam tacını vereceğim" (Vahiy 2:10b). O'nun inanlısı kanıtını şöyle vurgular: "Kuşkusuz, biz geri çekilip mahva gidenlerden değiliz. Tersine, imanı koruyup canı güvenliğe alanlarız" (İbraniler 10:39). Bunlardan biri haberci Pavlos'tur. Roma imparatoru Nero'nun buyruğuyla kellesi uçurulmadan önce şu ezgiyi yükseltti: "Sağlıklı yarışı yarıştım, koşu alanının sonuna ulaştım, imanı korudum. Bundan böyle benim için doğruluk tacı hazır bekliyor. Hak Yargıç Rab O Gün onu bana verecek; hem yalnız  bana  değil,  O'nun  görkemli  gelişini  sevgi  duygusuyla bekleyen herkese" (II Timoteos 4:7,8).  Doğruluk tacı Mesih bağlısının güvencesidir. Doğru ilkelere bağlı sporcu şeref kürsüsüne çıkar. Hak Yargıç'ın karşısına çıkacaksın, ama O'nun  onayına kavuşamazsın. Çünkü yaşamın doğruluğa ters düşen eylemlerle dolu. Hak Yargıç doğruluk tacını Mesih'in doğruluğuyla donatılana verir; O'nun kurtarmalığıyla arıtılana.

Başarılı spora  temel gereksinim nedir?  Hiç duraksamadan verilecek yanıt şudur: Sağlam sağlıklı beden ve onu doğru ilkelere saygıyla kullanabilme yeteneği. Sporun bulucusu eski Yunan soruya daha da içerikli biçimde yaklaştı: Sağlıklı akıl sağlıklı bedende barınır. Olimpiyat karşılaşmaları bu amacı güderdi. Aklı bedeni doping yoluyla baltalayan kurnaz sporcular hiç değişmeyen ilkeye kulak versin, onu benimsesin.

İnsan bedeni Yaratan'ın en üstün eseridir kuşkusuz. Ama günah denen kötü sonuçlu illet hem aklı etkiledi, hem de bedeni. Kutsal Kitap insanın yaratılışını ve gelişimini anlatan Tanrı esinidir: "Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece Tanrı suretinde yaratıldı o: Erkek ve dişi olarak. Onları kutsadı... RAB Tanrı Adem'i topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu... Tanrı yaratıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü" (Yaratılış 1:27,28,31; 2:7). Tanrı kendi yaşam nefesini üfleyince öz varlığıyla koşut günahsız, kötülüksüz insanı yaratmış oldu. O'nun bozuk, günah nedeniyle düşük birini yarattığı düşünülebilir mi?

Tüm uğraşı güzeli bozmak, araya nifak sokmak olan şeytan, çok önceden en parlak melek iken Yaratanı'nı kıskandı, O'na rest çekerek üstünlük tasladı. Yaratığın Yaratanı kıskanması budalalık sayılmaz mı? İşte, günah budalalıkla oluştu. Bu çirkin eylemin sonrası akla hiç gelmedi. Egemen Tanrı o küstah meleği yücelerden attı; o pak yaratık zifiri karanlık şeytana (Lusifer) dönüştü. Kendi ardından cinler diye bilinen bir sürü meleği de taşıdı. Tanrı kararlaştırdığı vakitte insanı yarattı, erkekle eşini Aden bahçesine yerleştirdi. Yaratan'ın üstün yapıtını bozmak şeytanın bundan sonraki amacıydı. Yılana sokularak ilkin Havva'yı, sonra Adem'i budalalığa sürükledi. Onları da Tanrı gibi olmaya heveslendirdi. Bu olayda Yaratan atalarımızı cennetinden dışarı attı. O gün bugün insan soyu şeytanın saldırısıyla budalalık çalkantısında.
Ama Tanrı insanı o düşüşte bırakmadı. Yeryüzüne bambaşka bir insan göndereceğini o anda açıkladı (bkz. Yaratılış 3:15) ve sonraki çağlarda vaadini tümledi. Öncesiz Sözü, biricik Oğlu Mesih'i erden bir kızdan (Meryem) insan bedeninde insanlığa gönderdi (bkz. İbraniler 2:14,15). Bu insan herkesten farklıydı: Bakireden geldi, özgün ve kalıtımlı günahla bozulmamış kusursuz bedende doğdu. Tümden kutsal insan günahlı insanlar yararına kendisini kurban niteliğinde sundu, böylece Tanrı vaadini gerçekleştirdi. İnsanı seven hak Tanrı, öncesiz Oğlu'nun kurbanına iman edeni günahtan arıttığını, paklanmış evladı kıldığını bildiriyor (bkz. İbraniler 10:20).

Özetle, hepimizin birer parçası olduğumuz insanlık tarihi. Tanrı'nın suretinde ve benzerliğinde yaratılan üç kapsamlı varlık: Ruh, can ve beden   (bkz. Mezmur 84;2; I Selanikliler 5:23). Bedenimiz fiziksel. Ruhumuz en azından onun gibi etkinsel. Ve canımız, varlığı işlerlikte tutan öğe. Can diri; ne var ki ölümü bekliyor. İnsanı Yaratanı'na bağlayan ruhun özelliği kolayından anlaşılıyor. Akıl diye bilinen özellik ise, canla ruhun kişiyi üstün aşamaya getirmesine, bedenin işlerliğine yardımda bulunabiliyor. Hayvanların kendine özgü aklı var, ama içlerinden hangisi insan aklına erişebilir? Aklımız Yaratan'ın suretini taşımanın göstergesidir. Böylesi güç anlaşılan varlıktır üç kapsamlı insan. Davut Tanrı'ya sorar: "İnsan nedir ki, sen onu anasın? Ademoğlu nedir ki, onu arayasın?" (Mezmur 8:4). İsa Mesih bunu çobanın kayıp koyununu kaygıyla arayışına benzetir (bkz. Luka 15:3-7).

Günahın etkisinde bulunan akıl bedenin parçalarını düşük, bozuk, çirkin ataklıklara sürükleyebiliyor. Beden düzensiz akıldan buyruk alınca eylemler canı allak bullak ediyor. Sözü edilen düzgü başka biçimde anlatılabilir: Sağlıklı beden sağlıklı akılla yönetilir. Akıl Yaratan'ın buyurduğu biçimde çalışmayınca, güzelim beden budalaca işlere dalabiliyor. Örneğin, doping, vb. Buna karşı sağduyulu yöntem kişiyi çağırıyor: "Tanrı'nın insan kavrayışını aşan barışı, Mesih İsa bağlılığında yüreklerinizi ve akıllarınızı koruyacaktır. Özetle kardeşlerim, aklınızı erdemli ve övgüye değer ne varsa ona yorun: Gerçek, saygılı, doğru, pak, güzel, onurlu olan ne varsa" (Filippililer 4:7,8). Bunun yanı sıra da birçoklarca sınanan ilke vurgulanıyor: "Şunu demek istiyorum: Vaktinizi Ruh yönetiminde geçirin. Böylece bedenin gereksiz isteklerini doyurmakla uğraşmazsınız. Çünkü bedenin istekleri Ruh'a, Ruh'un istekleri de bedene karşı çıkar. Bunlar birbirine karşı direnir. Öyle ki, özlediğiniz işleri yapamayasınız" (Galatyalılar 5:16,17).

Yaratan'ın benzersiz yapıtı buyruklarını arıtılmış ve yönlendirilmiş akıldan alınca eylemler doğruluğa kavuşur. Şeytanın buyrukları kovulur, varlık Tanrı'ya sunulur (bkz. Romalılar 12:1). Beden kendi mülkümüz değil, Tanrı'ca sağlanan en değerli emanettir. Sağlıklı biçimde kullanılması aklın sağlığına bağlıdır: "Mesih Tanrı'ca bizler için bilgelik kılındı" diye yazılmıştır (I Korintoslular 1:30). Aklı kısıtlı, sınırlı insana İsa Mesih'in kurtarmalığıyla zekanın kaynağı açılıyor: "Aklı pek olanı kesin esenlikte saklarsın; çünkü o sana güvenir" (Yeşaya 26:3). Değerlendirilecek ilke işte budur.

Varlığın barınağı, gizemlerle dolu beden tutsaklıktadır. Özgürlüğe kavuşmalı. Mesih bunu gerçekleştirir (bkz. Romalılar 3:23,24). En güçlü beden bile ölüm tutsağıdır; vefat ve çürüme kesin akıbetimiz. Isa Mesih yerimize öldükten sonra yeterlilikle dirildi. İnanlısını da diriltecek, ölümsüz beden verecek (bkz. Filippililer 3:20,21). Kurtarıcı Mesih'e bağlılık din özelliğinden, din görevlerinden apayrı ilişkidir. Günahlar için ölüp dirilene, inanlısına günahtan özgürlük ölüme üstünlük verebilene, yücelerde kesin egemenliğiyle belirene imanla sarılmaktır. Cana, ruha, bedene gerekli doğruluğu salt O sağlar. Çağrısı sana da ulaşıyor şu anda. Koş O'na, katıl hükümranlığına, kavuş armağanına.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

73
Gök kubbesi altında yeryuvarlağında her soydan her boydan kadının ve erkeğin, gencin yaşlının, sağın solun, ortanın, dinlinin dinsizin ortaklaşa kullandığı, bir yandan tiksinti duyarken onu benimser göründüğü nesneye sigara ya da tütün demişler. Bazılarca tabut çivisi diye adlandırılan bu keskin kokulu yanıltıcı, içkinin uyuşturucuların en yakın dostudur. Kadına erkeğe sevgi ile yaklaşan Tanrı çeşitli tutkularla boğuşana sağduyu çağrısını duyuruyor: “Paranızı neden ekmek olmayan nesneye, emeğinizi de doyurmayan şeye harcıyorsunuz? Beni iyi dinleyin, iyi olanı yiyin. Semiz şey neyse onunla lezzetlenin” (Yeşaya 55:2).

Sigarayla ilgili acıklı gerçeklerden biri genellikle buna gençlik çağında alışılmasıdır. Sigaranın en yakın yoldaşları, en başta kanser hastalığı ve bunun yanı sıra bir sürü hastalık zinciri ve erken yaşta ölümdür. Son yirmi-otuz yılda bilim uzmanlarının bu yıkıcı nesne üzerinde yoğun araştırmaları ve çalışmaları pek çok acıklı gerçeği önümüze serdi. Kanserin yanı sıra enfarktüs başta gelmek üzere çeşitli kalp hastalıkları, mide düzensizlikleri, pankreas bezi ve böbrek aksaklıkları, bilinç bozuklukları, sinir sarsıntılarının birçoğu, ayak-bacak kesilmesi doğrudan doğruya sigara tutsaklığından kaynaklanmakta. Son günlerde sigara tutkusunun şizofreniye bile katkıda bulunduğu sonucuna varıldı.

Bronşit, nefes darlığı, sürekli öksürük, hazım güçlüğü türünden birçok hastalığın kökeni yine sigarada. Hamile kadının fütursuzlukla sigarayı tüttürmesi karnındaki dölütü akla gelmedik hastalıklara ve ıstıraba açık bırakıyor. Ciğerlere oksijen gönderilecek yerde karbonmonoksit, arsenik ve katran gönderilerek zavallı dölüte zoraki sigara tüttürülüyor. Doğan çocuk normalden hafif hem de hastalıklar kapmaya her an açık. Bunun sonucunda bir sürü çocuk ölümle boğuşmakta. Sigara tutsağı genç kadın korksun!

Bu yanıltıcının sonu olmayan etkenleri güngünden kabarmakta, hem bedenin hem de ruhun her yanına dal budak salmakta. Neye benzer bu? Üzerine titrediğin değerli bilgisayarın kapağını aç, içine incecik kum serp, kapağı kapatıp onun düzenle çalışmasını bekle! Bilim gırtlak kanserine yakalananlardan yüzde 99’unun sigara tiryakisi olduğunu vurguluyor. Günde bir paket tütüren ellilik insan sigaraya el sürmeyen yetmiş beşlik bireyle eşit oranda hastalık göğüsleyebilme yeteneğini taşıyor sadece. Bronşitin oluşturduğu nefes borusu tıkanıklıklarının başlıca etkisi sigaranın taa kendisi.
Daima temiz havayı arayan, buna özenen zavallı ciğerler kirli ve zararlı dumanı içeri sindirmeye zorlanıyor. Ağızdan çekilen o zehirli duman burun deliklerinden dışarıya çıkıncaya dek dille anlatılamayan yıkıcı sonuçları beraberinde taşıyor. Beden parçalarının dili olsaydı her birinin bu yanıltıcıdan çektiği acıyı, ıstırabı açıklayışını dinlemek  yürekleri burkardı. Gizli zarar gecinden sırıtır. Akciğerde bulunan nefes borularında sadece mikroskopla seçilebilen kılcıklar bulunur. Bunların görevi mukosu (balgam) temizlemektir. Silia diye bilinen bu küçücük kılımsı uzuvlar mikroskopun altında bir buğday tarlasını anımsatır. Sigaranın amansız dumanı ciğerlere gönderilince korkunç bir fırtınanın güzelim başakları yere serdiği gibi, zavallı kılcıkların tüm yararı ve etkisi hiçe indiriliyor. Kılcıklar savunma yeterliliğini yitirince nefes boruları sık sık balgamla tıkanıyor. Sigara kullananın ikide bir öksürerek boğazını temizlemeye çalışması bunun belirtisidir. Sigaradan vazgeçildiğinde  bu  sakatlık  giderilebilir,  hasta  yerler  iyi  edilebilir.

Sigaranın oluşturduğu sayısız orman yangını ve başka bir sürü yangın nasıl unutulabilir? Sigara nedeniyle yitirilen iş saatleri, sigortalara hastahanelere dökülen paralar, işgal edilen yataklar, kaybedilen ayaklar, ilaçlara atılan dövizler korkunç sonuçlar arasında. Kadının erkeğin parmakları arasındaki nesneyi umursamadan sergilemesi, yanındakileri rahatsız etmesi katmerli bunalımın başka bir göstergesi. Bilim sigara tüttürenlerin çevreyi saran dumanından onu kullanmayanların çektiği işkenceyi sürekli belirtmekte. Bu yolla kansere ve başka hastalıklara yakalananların sayısı az değil. İkinci elden çektirilen, pasif yolla gelen hastalıklar zinciri deniliyor buna. Çoluk çocuk bu amansız işkencenin mengenesinde.

Nedir bu sigara? Amerika kara parçası bulununcaya dek sigara alışkısının pek bilinmediği bir düşünülsün. 1613 yılında John Rolfe adlı para babası, sömürü yöneticisi, ne ettiğini bilmez bir vurguncu ilk tütün balyalarını Amerika’dan Avrupa’ya yollamakla bu öldürücü nesneyi dünya çapında kullanıma soktu. Sıraladığımız yıkıcı sonuçlarsa ancak son elli yılda sahneye çıktı. O gün bu gün sigaranın dumanı her yerde tütüyor, tez elden mezarlar eşiliyor. Bir günde tütüne harcanan paralarla yeryüzündeki bütün aç insanlar doyurulabilir, sayısız kişiye ilaç sağlanabilirdi. Yeşaya peygamber İsa’dan yaklaşık 750 yıl önce yaşadı. Çarpıcı bir sözle sigarayı sanki herkese sergiliyor: “Kül yiyor; aldanmış yürek onu saptırmış, canını özgür kılamıyor. Hem de, ‘Sağ elimdeki yalancı şey değil mi?’ diyemiyor” (Yeşaya 44:20). Bu türden düşündürücü açıklamalar var Tanrı’nın canlı Sözü’nde. Eski Mısır’ın, Amerika yerlilerinin kâhinleri kendilerine özgü törelerle oyalanırken sigara yakar, din icapları gereğince putlara üfler, bu arada sunular sunardı. Taşa, tahtaya, madene eğilenlerin anlamsız alışkıları gence yaşlıya ölümcül moda, kan kusturan huy kesildi şu çağda.

Bu zararı, kokuyu ve yaka silkilen belayı ne giderebilir? Sigara isteğini kamçılayan etkenlerin başında bencillik, zevki okşayıcılık ve günah sırıtıyor. “Bedeniniz tepeden tırnağa sağlıksız, taze darbe izleriyle, yara bereyle dolu, temizlenmemiş, yağla yumuşatılmamış, sarılmamış” (Yeşaya 1:6). Bedenin ‘daha daha’ diyen dileklerini dinsel töresel uygulamalar gideremez. Bu yengi ve üstünlük ölümü yenen kurtarıcı Mesih’ten kaynaklanır. Bunları alt edebilen güç Rab İsa Mesih’tedir. O’nun sağladığı ruhsal yaşam gerçekleşince nikotin işkencesinden özgür edilmek kıvandırıcı gönence dönüşür. Bu ilişkide Sevinç Getirici Haber şöyle der: “Çünkü Mesih bağlılığında yaşam veren Ruh’un yasası beni günah ve ölüm yasasından özgür kıldı. Çünkü bedenin gereksiz istekleri yüzünden ruhsal yasanın güçsüzlükten ötürü yapamadığını Tanrı yaptı” (Romalılar 8:2-3)

Çürük tahta mıh tutmaz demiş atalar. Oysa bir zamanlar sapasağlam ağaçtı o. Varlığını içkiyle yıpratanın durumu sürekli çürüyen tahtadan da beterdir. Bundan zarar çıkmayacağını düşünebilir o kişi; ama gerçek bambaşkadır. Konuya ilişkin Tanrı Sözü’nde vurgulanan uyarı şöyledir: “Kandırılmayın! Tanrı’yla eğlenilmez. Herkes ne ekerse onu biçecektir. Bedenin gereksiz isteklerini hoşnut etmek için eken çürüme biçecek. Buna karşı, ruhu hoşnut etmek için eken Ruh’tan sonsuz yaşam biçecek” ( Galatyalılar 6:7- 8 ).

Alkolün yıkıcı etkisi evrensel çaptadır: Yıpranan yaşamlar, sönen yuvalar, harcanan insanlar.. İçki sonucu giderek yoğunlaşan adam öldürme, kız kadın zorlama, trafik felaketleri, boşa giden iş saatleri, vb da ayrı sorun. Kutsal Kitap’taki uyarılar zinciri şöyle sürdürülür: “Şarap gülünçlükle sonuçlanır, sert içkiyse çatışmayla... Bunun ardından sürüklenenin aklı kıttır... Şarabın kıpkırmızı olmasına, kadehte rengini pırıldatmasına, kolaylıkla içe sindirilmesine kanma. Sonunda yılan gibi ısırır, engerek gibi sokar. Gözlerin yabansı görüntüler görecek, yüreğin de sapık sapık sözler söyleyecek” (Sül.Özd. 20:1; 23:31-35).

Bu ilişkide İsa Mesih’in öğüdü şudur: “Kendinize dikkat edin; zevk-sefayla, sarhoşlukla, yaşamın kaygılarıyla yürekleriniz katılaşmasın. Ve O Gün size bir tuzak gibi ansızın gelmesin” (Luka 21:34). Ardından bu önemli uyarılar şöyle sürdürülür: “Güne yaraşır biçimde vaktimizi saygıdeğer tutumla geçirelim; içkili-gürültülü eğlence alemleriyle, sarhoşlukla, rasgele yatak arkadaşlıklarıyla, soysuzlukla, kavgacılıkla, kıskançlıkla değil” (Romalılar 13:13). “İçkiyle sarhoş olmayın; bu aşağılık bir şeydir. Tersine Ruh’la dolun” (Efesoslular 5:18). Tanrı’dan esinlenen Söz değişmemiştir, sağduyuludur, usa uyumludur.

Konuyla ilgili olarak Tanrı peygamberlerinin ağzından şu Söz duyuruluyor: “İçkinin ardından koşmak için sabahleyin erken kalkanların, geceleyin geç vakte dek şarapla kızışıncaya dek  eğlenenlerin vay başına!..” (Yeşaya 5:11). “ Yeryüzü sarhoş bir insan gibi sendeliyor, bir salıncak gibi sallanıyor“ (Yeşaya 24:20). Başka bir peygamber de yine bu derin yarayı deşiyor: “Komşusuna içki içirenin vay başına! Ona zehirini katıyorsun, onların çıplaklığına bakmak için onları sarhoş ediyorsun“ (Habakkuk 2:15).
Ve peygamber günah tutsaklığında ağınanların sarsıntısını şu betimsel dille anlatıyor: “Yürek her şeyden daha aldatıcıdır ve çok çürüktür; onu kim anlayabilir?” (Yeremya 17:9). Yüreğin kandırıcılığı temel sorunumuzdur. İçki kadehinden destek ve avuntu arayanı düş kırıklığı, çöküntü bekler. Yalan bu insan kardeşi  yıkıma götürmekte. Aynı kesimde günahlı  insanın içtenlikli haykırışı dile getirilir:  “Ya RAB, beni iyi et ve iyi olacağım.  Beni kurtar ve kurtulacağım” (17:14). “Kurtuluş RAB’tendir” (Yunus 2:9). Ne bir dinden, ne töreden, ne oruçlardan, ne de psikiyatri tedavisinden olumlu sonuç çıkabilir. Acıklı gerçeği biz günahlı yaratıklarından daha iyi bilen Tanrı, insan bedeni kuşanan kurtarıcı Mesih’i değil salt alkolden ama her illetten kurtarsın diye gönderdi. Yeni yaşamı, yeni istemi ve istekleri verebilen tek kişidir O. Varlığı içkide, ya da başka her çeşit tutsaklıkta kenetleneni İsa Mesih parlak değişmeye ve yeni insanı bütünlemeye ileterek gerçekleştirir. O’nun arıtma, sağaltma, yenileme gücü tarih boyunca denenmiştir. Bu tutsaklığa sürüklenene doğrulttuğu soru şudur: “İyi olmak ister misin?” (Yuhanna 5:6). Günahtan arıtılmış, Tanrı gücüyle yenilenmiş yaşam tazeliği O’ndadır. Sigara, içki, uyuşturucular, vb tümü birer kaçamaktır. Kesin çözümün nerede bulunduğunu kestiremeyen yitik insanın çetin sorunlara çözümsüz çareler araması. Oysa sevgi kaynağı Tanrı yüklü canı somut yardımcıya, kurtarıcıya çağırıyor. Kesinlikle arıtılmak için bu Dost’a iman etmek istemez misin?

Uzmanlar-araştırmacılar içkiden kaynaklanan sağlık sarsıntılarını güngünden daha geniş çapta önümüze sermekte: Alkol kanı pıhtılaştırıp tutkal gibi yapışkan duruma sokuyor. Sıtma ve aşırı yanma etkisi de aynı sonuçları doğuruyor. Kırmızı kan hücreleri yapışkanlığa dönüşünce kanın dolaşımı aksıyor. Sonunda gerekli oksijen beyine ulaşamıyor. Oksijen sadece kan dolaşımıyla hücrelere ulaşabilir. Oksijensiz kalan hücreler hemencecik ölüyor, yerine başkaları yetişmiyor. Her içki alemi on binlerce beyin hücresinin ölümüyle sonuçlanıyor. Alkol karaciğer, böbrek, kalp damarları türünden beden parçalarının hücrelerini de mahvediyor. Bunlardan ayrı, beyinde oluşan zarar ve sarsıntılar arasında sürekli unutkanlık, körleşmiş duygu, karar verebilme yeteneksizliği belirmekte. Alkolik kişinin beyni yararsız bir et parçasına dönüşmüştür. Kuşkusuz yapıcı girişimlerde yararlılık gösterebilirdi o!

Bunalımın tarihçesi çok eskidir. İçki kurbanlarının sayısı tüm savaşlardaki can kaybından da aşkındır. İçki sonucu boşanmalar başka boşanmaları geride bırakıyor. Aileler yıkılıyor, çocuklar dörtyol ağzında kalıyor; içki tutsağı kişinin çoluğunu çocuğunu düşünmek yürek burkucu. Uyuşturuculara tutsak nice genç ilkin alkole yakalandığını, beklediği zevki orada bulamayınca afyona, morfine kayıverdiğini derin üzüntüyle anlatıyor. Gençler ikisini karıştırınca bir felaket dünyası oluşuyor. Her köşede açılmış yaralar sırıtıyor. Alkol tutsağının kişisel istem ve kararla içkiye rest çekebilmesi çetin iştir. Pek çok kişi bunu denedi, başarı elde edemedi. Bireyin iç dünyasında tanrısal eylem gerektir. Bunun nedeni şöyle belirtilir: “Ademoğullarının yüreği kötülükle doludur; yaşamları süresince yüreklerinde delilik vardır” (Vaiz 9:3). İşte bu yürektir aldanan, aldatılan ve aldatan.

Günahlılığını anlayan İsa Mesih’e koşsun. Arıtmaya, yüreği yenilemeye her an hazırdır O. Yeni yaşamın kaynağı O’dur. Şu güvenlik sözü O’na iman edene ilişkindir: “Çünkü her kim Mesih bağlılığındaysa yeni bir yaratıktır. Eskisi geçip gitti, işte yepyeni oldu” (II.Kor. 5:17). Yaşam yüklerinden  ve kaygılarından kaçabilmek için kadehe sarılmak, sonuçları yıkım getiren bir zevki aramak öndeki somut fırsatı bile bile tepmektir. Mutluluklar bolluğu Tanrı katındadır. Bunlar Mesih’in kurtarışını imanla değerlendirenindir.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

74

İlkel çağlarda yaban hayvanları ademoğullarını en çok korkutan düşmandı. Tüm yeryüzünün egemeni kesilmişti bunlar. Her yanda cana mala karşı baş tehlikeyi oluşturuyordu. Günahlılığı, günahı öneme almayan insanları Tanrı şöyle uyarırdı: "Yaban hayvanlarını aranıza göndereceğim, sizi çocuklarınızdan edecekler, hayvanlarınızı parçalayacaklar, sayınızı tümden azaltacaklar, yollarınız ıssız kalacak" (Levililer 26:22). Nuh’un günlerinden sonra güçlü biri çıktı ortaya, tarihte bilinen ilk devlet kurucu-önder oldu.. Hem de bir değil yedi ülke oluşturdu. Adı Nemrut olan bu yiğidin özelliği ne olabilirdi? Yaban hayvanlarını avlayarak insanları savunmakta erbap mı erbaptı o! Öyle ki, "RABBİN katında Nemrut gibi güçlü avcı" halk deyimi olmuştu (Yaradılış 10:9). Yeryüzünde bilinen güçlülerin, etkinlerin, fatihlerin ilkiydi o. (I Tarihler 1:10).

Ademoğulları hayvanlardan tiril tiril titrerken, Nemrut —anlamı Yiğit’tir— onların hakkından gelerek herkesin hayranlığını kazandı, bunun sonucunda ülke ardına ülke kurdu. Şu çalkantılı dönemde güçlü biri belirerek tüm teröristlerin, çetelerin, mafiaların, rehine alanların, vandalların, uyuşturucu tacirlerinin hakkından gelebilse, insanlığın onu ne denli onurlandıracağı bir düşünülsün! Hiç kuşkusuz, birçok ulus böyle birine sahip çıkmaya yarışacaktır.

İşin sonunda Nemrut ilk imparatorluk kurucusu oldu. Yeryüzünde güçlü, etkili olmayı ilk kez o gösterdi. Iyilikseverliğini, yardımcılığını kişisel yararına dönüştürebilen kurnaz ve açıkgöz biridir Nemrut. İnsan kuşaklarında, başa geçenlerin kullanageldiği başarılı yöntem oldu bu. Yaban hayvanlarını ustalıkla avlamak, ademoğullarını demir elle yönetmeye yeterli geldi. Hayvanları öldürmek daha sonraki savaşlara bir eğitim ve hazırlıktı. Toplumları yönetmekte hüner göstermek de güç gelmedi ona. Sonunda Babil, Erek, Nineve gibi güçlü kentlerin kurucusu oldu. Yeryüzünde başsız yöneticisiz dolaşan, birbirleriyle bağlantısı bulunmayan aile kuşaklarını devlete dönüştürdü. Bileğinin gücünü göstererek.. Başarılı avcı, saygın yönetmen kesildi. Nemrut Dağı başta olmak üzere birçok yere ve bölgeye adını verdi.
Budur ulus-devlet kavramının başlangıcı. Ve Nemrut kovalayışını kesin başarıyla dorukladı. Herkes ondan korktu, başarılarını övdü, adına saygı duydu, deyimler buldu. Devlet yönetmenin ince sanatını uyguladı, hem de geliştirdi bu çok önemli insan. O gün bu gün nicelerin örneğidir Nemrut.

Tanrı’dan insanlığa Kurtarıcı-Barış Başkanı olarak gelen İsa Mesih, Nemrut’tan başlayarak devlet, ülke yöneticilerine ilişkin şu kısa ve özlü gerçeği açıklar: "Ulusların kralları onlar üzerinde egemen kesilirler. Onları yönetenler yaptıkları iyiliklerle tanınırlar" (Luka 22:25). Ülke yönetmenin tekniği budur. Önderler, partiler ya da diktatörler hep bu felsefeye uyarak toplumları yönetebiliyor, egemenliklerini kuruyor. Kovalayışları, insanların yararına iyilikleriyle tanınmak.. Siyaset alanında böbürlenme, büyüklenme, başarıya değinme, nutuk çekme bu amaçtan kaynaklanır. Burada yalan da, riya da, hile de, vatandaşa işkence de bulunur. Her köşede, her bucakta, sağda ya da solda görünüm budur: İyilikseverliğinle alkışlan, ustalıkla egemenliğini kullan! Öylesi başarılı biriydi ki Nemrut, yönetimi tarihte ilk ‘Altın Çağ’ diye bilindi.
Ama Nemrut’un açtığı Altın Çağ tüm insanlığın özlemle beklediği Altın Çağ’ın tam tersi oldu. Tanrı Sözü’nde gerçek Altın Çağ tanıtılır: "Biz gökler ülkesindeniz. Oradan bir Kurtarıcı’yı, Rab İsa Mesih’i bekliyoruz. O bu zavallı bedenimizi değiştirip kendi yüce bedenine benzer kılacak. Her şeyi kendine bağımlı kılma gücünü kullanarak bu işi uygulayacak" (Filippililer 3:20, 21). Nemrut tüm soydaşları gibi günahlı ve kusurluydu. Şu bozukdüzen yeryüzünde yaşamı kutsal, yetkisi kesin bir hükümranın yönetimi bekleniyor.

Nemrut’tan sonra gelen tüm yöneticiler yersel imparatorluklar kurdu; bunlar battı yerini başkasına bıraktı. Yaklaşık iki bin yıl önce egemen güç Roma’ydı. "Roma’yı yöneten dünyayı yönetir" derlerdi. Uluslar zamana kısıtlı tarihin bir görünümüdür. Birçok Altın Çağ enkaza dönüştü. Tanrı şöyle buyurur: "Toplumlar boş yere emek veriyor, ulusların emeği alevlere yakıttır" (Yeremya 51:58). Ve şöyle: "Herkes başta bulunan yetkilere bağımlı olsun. Çünkü Tanrı’dan olmayan yetki yoktur. Var olanları Tanrı atamıştır" (Romalılar 13:1).

Bozuk ortama bozuk yönetim.. Tarihin gelişimi bunu göstermekte. Ama egemen Tanrı’nın Altın Çağı ırakta değil: "Yedinci melek boruyu öttürdü. Gökte gür sesler duyuldu. Şöyle diyordu: ‘Dünyanın hükümranlığı Rabbimize ve O’nun Mesihi’ne geçti. O, çağlar çağı hükümranlık sürecek’" (Vahiy 11:15). Salt günahsız kişi kusursuz hükümranlığı kurabilir. Yaratan’ın hak yönetimi İsa Mesih’in gelişinde, O’nun tüm evreni kapsayan barış, adalet, doğruluk egemenliğini kuruşunda açıklanacak. Bu Mesih ilk gelişinde Tanrı Kuzusu olarak sunuldu, ikinci kez evrensel hükümran olarak belirecek.
         
Yeryüzünün birçok ülkesinde üç önemli kol yönetimi sürdürür: YARGI: Ülkenin yasalarını savunan ve uygulayan yargılama mekanizması. YASAMA: Ülkeyi yönetebilecek yasaları çıkaran ve düzenleyen temsilciler kurulu: YÜRÜTME: Ülkeyi düzenli biçimde yöneten yetkili kurul yani, hükümet. Hepimizin ona bağlı bulunduğu yönetim tekniği eskidir. İlk yönetimi kuran Nemrut’tan bu yana nice yönetmen, yasaman, yargılayan geldi geçti. İsa’dan yaklaşık 750 yıl önce Yeşaya şu çarpıcı peygamberliği dile getirdi: "RAB Yargıcımız, RAB Yasamanımız, RAB Hükümranımızdır. Bizi O kurtaracak" (Yeşaya 33:22).

Kusurlu, ölümlü Adem soyundan yükselen hiçbir önder sürekli barışı, refahı, kurtuluşu getiremedi. Tersine bunları vaat eden pek çok yönetici savaş, sömürü, baskı, hatta işkence getirdi. Kötü yönetmenlerin baskısıyla inim inim inleyen toplumların sayısı kabarık. Kutsal Söz’de ‘Karanlığın egemenliği’’ diye bir söz kullanılır (Koloseliler 1:13). Yöneticiler sağlıklı yasalar çıkarmayı, yasal yargılama uygulamayı, adaletli yönetim kurmayı isterken, insansal yetersizlik bu aşamaya çıkabilmeyi sürekli olarak engellemekte. Parlak yönetimin bütünleyicisi, insan bedeni kuşanarak yeryüzüne gelen, günahtan arıtarak kurtarabilen İsa Mesih’tir. O şu dönemde günahlıları özgür kılıyor. Yeniden gelişindeyse tüm kurulu düzeni karanlığın egemenliğinden eşi benzeri olmayan nurun özgürlüğüne kavuşturması bekleniyor.
İsa Mesih Tanrı yasasını yüreğe, varlığa işler. Kutsal Söz’de yasamana Hakkak denir. Hakkak elle yazı ya da şekil oyar. Günahlıyı arıtmaya atanan Mesih, ölmesi, dirilmesiyle kurtuluş eylemini noktaladığını şöyle anlatır: "Onlarla girişeceğim antlaşma budur: O günlerin ardından yasalarımı yüreklerine yerleştireceğim ve akıllarının içine yazacağım. Günahlarını ve yasasızlıklarını artık anımsamayacağım" (İbranilere 10:16,17). Bu Hakkak’ın özelliği tümden başkadır, kendine özgüdür, eylemi sonuçlayıcıdır.

Kurtarıcı İsa Mesih arıttığı yüreği günahlılığında bırakmaz. Oraya Tanrı’nın  kusursuz yasalarını işler. Sağlıklı yasa, sağlıklı yürekte etkinliğini gösterir. Tüm yasaların kökeni olarak bilinen ON BUYRUĞU Musa’ya veren Tanrı bunların varlıkta kök salarak ürün getirebilmesi için onun ardından yeni yürek verir. Böyle etkin ve sonuçlu olur Kutsal Ruh’un kurtuluşu bütünlemesi. Bırak Kurtarıcı’nın güçlü sağlayışı canını arıtsın; hiç bozulmayacak, yozlaşmayacak Tanrı yasalarını tüm etkinlikle varlığına işlesin.

Bundan başka, Tanrı evrensel yasasını uygulamaya Mesih’i atadı. Günahsız Mesih insan soyunun günahını üstüne alınca, günahlı gibi yargılandı. Ölüm cezası giyerek çarmıha çakıldı, bir hükümlü niteliğinde öldü. Üçüncü gün ölüler arasından dirilerek göklere yükselen Mesih kişilerin  de, ulusların da yargıcıdır. Inanlısını yanına almaya, insansal-evrensel çapta kötülüklerin toplamını yargılamaya ve tümünü noktalamaya gelecek.

Mesih tüm kurulu düzeni, insanlık ailesini adalet, doğruluk, eşitlik kapsamında yönetmeye gelecek: "Güvenilir tanık, ölülerin ilk-doğanı, yeryüzü hükümranlarının başkanı O’dur... İşte bulutlarla geliyor. Her göz O’nu görecek. Bedenini delenler de O’nu görecek. Yeryüzündeki tüm ırklar O’nun için dövünecekler. Evet, Amin" (Vahiy 1:5, 7). "İşte Insanoğlu’na benzer biri göklerin bulutlarıyla geldi... Ve O’na egemenlik, yücelik, hükümranlık verildi. Öyle ki, tüm toplumlar, uluslar, diller O’na hizmet etsin. Egemenliği hiç son bulmayacak olan sonsuz egemenliktir. Hükümranlığıysa hiç yıkılmayacak hükümranlıktır" (Daniel 7:13, 14).

Gücü benzersiz Nemrut’un öncülük ettiği uluslar, imparatorluklar, diktalar panoraması geçiyor. Ölümlü insanlığı yöneten ölümlü-günahlı önderler sürekli sevgi-sevinç huzurunu kuramadı. Bu bozuk düzenin ötesinde kutsal Tanrı’nın düzenini tüm evrende gerçekleştirecek kişi bekliyor. Mesih şimdiki kudurgan dönemde sağladığı kurtarışla günahlı, yargılı insanı pak yaşama, doğal aklın kavrayamayacağı gönence getiriyor. Bu çağın ötesindeyse, tüm evrenin yönetimini sarsılmaz yetkisine geçireceği kesinlikle bekleniyor. Tüm doğa, her canlı varlık bu kutlu gelişimi içtenlikle bekliyor. "Tanrı’nın ölüleri ve dirileri yargılamaya atadığı kişinin O olduğunu kanıtlayalım diye kendisi bize buyruk verdi" (Habercilerin İşleri 10:42). "Çünkü sular denizi nasıl kaplıyorsa, yeryüzü RAB görkeminin bilgisiyle dolu olacak" (Yeşaya 11:9; Habakkuk 2:14).

O parlak bekleyiş bu dönemde şöyle kutlanır: "Sizlere Baba Tanrı’dan ve Rab İsa Mesih’ten kayra ve esenlik olsun... Kendi gücüne bağlı meleklerle gökten geldiğinde, siz acı çekenleri bizlerle birlikte sıkıntıdan kurtarıp rahata kavuşturmak da aynı hak tutumdur... Kutsal yaşamlılar arasında yüceltilmek ve tüm inanlılarda hayranlık uyandırmak üzere O geldiğinde..." (II Sel. 1:2,7,10).



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

75
Mitolojiyle ilgili himera olarak tanınan aslan başlı, keçi bedenli, yılan boynuzlu, ağzından ateş fışkıran korkutucu, kanatlı sürüngenin resmini pek çok kişi görmüştür. Bunun yorumuna giden bir düşünür, böyle bir canlıyı tasarlayan, insanın kendi düşük durumundan esinlenmiş olmalı diyor. Bozuk insan soyunun derininde çevreye ateş püskürmeye hazır bir canavar yatmakta. Soyumuzun iç dünyasındaki düzensizliği anlatmaya çalışan ruhbilimcilik terör, kaba kuvvet, canlı bomba, zor şiddet eylemlerinin tanık olduğumuz boyutlara uzanması karşısında nasıl bir tanımlamada bulunacağını kestiremiyor. Bir yazar, dünyanın dört bucağına dal budak salan, acıma merhamet duygusunu tümden dışlayan terörizme Ölüm Dansı diyor.

Terörizm, öç alıcılığın esinlediği, bağnazlığın kalıplaştırdığı, yalan cennet vaadinin körüklediği yöntem. Sonunda, Allah-ü-ekber çığlıklarıyla çevreyi kan revan içinde bırakanlar.. Bu eylem her usu, sağduyuyu, cana saygıyı alaşağı eden kudurganlığın önünü ardını düşünememektir. Salt bireylerin değil, dinin-ulusun da terörizmi körüklediği beyinsizlik çağındayız. Amaç bulanık suda balık avlamak; yeter ki o sular düşmanınki olsun. Ve tetik gelişimi kestiremeyenleri titretsin!

Bu eylemin yanlıları özgürlükten, eşitlikten, demokrasiden, adaletten bol bol söz eder. Ama kılını kıpırdatmadan başkalarının yaşam özgürlüğünü keser biçer. Özgür yerlerde şeytansal özgürlüğünü tezgâhlar ve sonuçlar. Gazete manşetlerinde, kitlesel iletişim gereçlerinde baş yeri tutmayı, fedailerini günün adamı kılmayı amaçlar. Kurbanları arasında ayrım gözetmez. Büyük kentler, trenler, yüksek binalar ölüm dansının devindiği eylem alanıdır. En bilimli planlamaya taş çıkartabilen marifet.. Ülkeleri alarma geçirebilen terörizm ürkütücü kötülükler listesinin başında. Karşıdakini kendi davasına ve görüşüne katamayanların, sonundaysa öldürücü kin örgütlerinde ağınanların katılığı en korkunç sonuçları enikliyor. Terörizm hiçbir eleştiriye katlanamaz. Düzgü geneldir: Bir sürü insanı öldür, ardından tüm insanlığı ürküt! Yeryüzünün her yakasında eli kana bulanmış teröristler birer yiğit olarak adlandırılıyor, yeni yeni saldırılar tasarlıyor, çoğunu da bütünlüyor.
Bir tanrıbilimci, ademoğlunun küçük yaştan bir saldırı ambarı olduğunu, birikinti taşınca kudurganlığın her çeşidine rastlanabileceğini belirtiyor. Ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Kişi soydaşına saldırmaktan, üstünlük kazanmaktan, bununla övünmekten kıvanç duymakta.” Aklı çocukluk çağına götürdüğümüzde ne görülür? Kin, kıskançlık, kabadayılık, içerleme, sürtüşme, çatışma, kudurganlık, belki de bıçaklı kanlı bir kavga.. Derinde hasta insanlığın içinde taşıdığı tümör en çirkin boyutlarda irinini dışarı vuruyor. Korkulu durum Tanrı Sözü’nde belirtilmekte: “Ayağın tabanından tepeye dek sağlık yok. Yaralar, bereler, kötek çizgileri görülüyor... Çünkü elleriniz kanla, parmaklarınız kötülükle kirlendi. Dudaklarınız yalan konuştu, diliniz kötülükle homurduyor” (Yeşaya 1:6; 59:3). Güncel bunalım onlar-bizler davası değil. Evrensel sarsıntı melekleri ağlatıyor, yeryüzünü yasa boğuyor.

Terörizm sadece insan kardeşe doğrultulmaya kısıtlanmıyor, acımazlığı tüm doğayı sarsıyor: Kasten çıkarılan orman yangınları, para kazanma hırsıyla yok edilen hayvan soyları, giderek yoğunlaşan silah alışverişi, esrar eroin kartelleri, vb. Din çevrelerinde, siyaset alanında, ailede, spor gündeminde terörizm yaygın. Saldırganlık şaşırtıcı aşırıcılığa dayanmış, bağnazlık katı yürekleri temelden kenetlemiş. Suçsuzun kanını akıtmak güncel gündemde, yeni yeni saldırılar eniklenmekte. Bir gözlemci, “Tüyleri ürperten ölüm dansı kız ve erkek çocuklarını, yeni kuşakları soğurmakta” diyor. Bu kahredici uygulamanın bağlıları kan akıtarak kan ağlatarak zevklenmekte, zafer havasıyla hoplamakta. Ne gam! Ademoğlu kendi yenilgisini körüklemekte. Yara sarılacak yerde canlar yakılmakta. Barışı kucaklama dururken neden yıkıcılık desteklenmekte, toplayıcılık, dağıtıcılığa dönüştürülmekte? Tanrı On Buyruğun altıncısında ÖLDÜRMEYECEKSİN diyen vurgulamayla insanlığa seslenir. Bunun yüzüne tüküren, Yaratan’ından kopmuş, sağlıklı ilişkileri dışlamış, gerçeği yalanla değiştirmiş terörist kudurganlıkla taşan bir ambar kesilmiş.

Birçok alanda bilgisi keskin ademoğlu geçmiş kuşakların yıkımından ders edinecek yerde onlara yenisini katıyor. Tufanı getiren dönemde insanlığın belirgin kötülüğü kan akıtıcılıktı, yeryüzü cana kıyıcılıkla nam san yapmıştı (Yaratılış 6:11,13). Yazılıdır: "Ayakları kan dökmeye koşar. Geçtikleri yollar yıkım ve dert dolu; bilmezler barış yolunu" (Romalılar 3:15-17). Tanrı acı gerçeği tüm ürkütücülüğüyle belirtiyor, öte yandan kana ekmek doğrama eylemi soluk almaksızın her yanı biçip geçiyor. Budur günahlı insanın marifeti.. Terörizm ustalığı rasgeleni yere seriyor. “Bu yüzden doymak bilmeyen ölüler ülkesi ağzını ardına dek açtı” (Yeşaya 5:14a). İnsanın kanlı eli günahsız-kötülüksüz Mesih’i çarmıha çakmaya dek gitti, O’nun kutsal kanını akıttı. Ama bunu yaparken sadece Tanrı tasarısını bütünlemekteydi. Haçlanan İsa Mesih kurtulmalık kanını sunmakla öldüren, öldürülen, tetiğe bıçağa değen günahlıya kayrasal kurtarış sağladı. Tövbeyle O’na iman edene cehennemi kapattı, cenneti açtı. Cehennem çalkantısından parlak yarını seçebilmek, Mesih’in tüm varlığı kesenkes arıtmasıyla gerçekleşir.

Kurulu düzenin derin özlemle beklediği Parlak Çağ’a  ilişkin Tanrı Sözü bol ışık saçıyor: “Krallıkların tahtını altüst edeceğim, ulusların egemen kesildiği ülkelerin gücünü yok edeceğim. Cenk arabalarıyla binicilerini altüst edeceğim. Hem atlar hem biniciler alabora olacak” (Haggay 2:22).“Kılıcını kınına koy” (Yuhanna 18:11a). “‘Göze göz, dişe diş’ dendiğini duydunuz. Ama size derim ki, kötü kişiye karşı direnmeyin. Tam tersine, sağ yanağına kim vurursa, ona öbürünü de çevir... Ama size derim ki, düşmanlarınızı sevin ve size baskı uygulayanlar için dua edin. Öyle ki, göklerdeki Babanız’ın çocukları olasınız. Çünkü O güneşini hem kötülerin, hem de iyilerin üzerine doğdurur ve yağmurunu hem doğruların, hem de eğrilerin üzerine yağdırır” (Matta 5:38,39,44,45). “Size kötülük edene kötülükle karşılıkta bulunmayın. Herkesin gözünde iyi olanı yapmaya çalışın... Kötülük seni alt etmesin; kötülüğü iyilikle alt et” (Romalılar 12:17,21).  “Ya Tanrı, Kral’a Senin yargılarını ve Kral Oğlu’na Senin adaletini ver. Senin toplumunu adaletle, senin hakirlerini hak ile yargılasın. Dağlar tepeler, adaletle topluluğa esenlik getirsin. Toplumun hor görülenlerine haklarını versin; yoksulların oğullarını kurtarsın ve kıyıcıyı ezsin” (Mezmur 72:1-4). “Ya RAB, ey öç Tanrısı, ey öç Tanrısı, nurunu saç. Ey yerin yargıcı, kalk; kurumluların cezalarını ver. Ya RAB, ne vakte dek kötüler, ne vakte dek kötüler sevinçle coşacak?” (Mezmur 94:1-3).

“Zayıf elleri güçlendirin, sarsak dizleri pekiştirin; yürekleri korkaklara bildirin: Güçlenin, korkmayın; işte Tanrınız! Öç almaya geliyor, karşılığı vermeye; O kendisi geliyor. Sizi kurtaracak” (Yeşaya 35:3,4). “Son günlerde dağların başında RAB evinin dağı pekiştirilecek. Tepelerden daha yüceye yükselecek; bütün uluslar O’na akacak. Pek çok toplum gidecek ve diyecek: ‘Gelin, RAB’bin dağına, Yakup’un Tanrısı’nın evine çıkalım. Kendi yollarını bize öğretecek, O’nun yollarında yürüyeceğiz. Çünkü yasa Siyon’dan, RAB’bin Sözü de Yeruşalim’den çıkacak. Uluslar arasında yargı yürütecek, pek çok toplum üzerinde karar verecek; kılıçlarını saban demirleri, mızraklarını bağcı bıçakları kılacaklar. Ulus ulusa karşı kılıç kaldırmayacak ve artık cengi öğrenmeyecekler’” (Yeşaya 2:1-4). “Onun zevki RAB korkusunda olacak, gözlerinin gördüğüne göre yargılamayacak, kulaklarının duyduğuna göre karar vermeyecek” (Yeşaya 11:3b).
“Yoksulları adaletle yargılayacak ve yeryüzünün ezilenleri için doğrulukla karar verecek. Dünyaya ağzının değneğiyle vuracak, kötüyü dudaklarının soluğuyla öldürecek. Belinin kuşağı adalet, kalçalarının kuşağı sadakat olacak. Kurt kuzu ile birlikte oturacak, kaplan oğlakla birlikte yatacak; buzağı ve genç aslan, besili sığır bir arada yaşayacak; onları küçük bir çocuk güdecek. İnekle ayı birlikte otlanacak, yavruları beraber yatacak, aslan sığır gibi saman yiyecek. Emzikteki çocuk kara yılanın deliği üzerinde oynayacak. Sütten kesilmiş çocuk engerek kovuğuna elini koyacak. Bütün mukaddes dağımda zarar vermeyecekler, mahvetmeyecekler, çünkü sular denizi nasıl kaplıyorsa, dünya da RAB bilgisiyle dopdolu olacak” (Yeşaya 11:4-9). Tanrısal vaatler zinciri uzadıkça uzuyor.

“Başkanlığının ve esenliğin artmasına son olmayacak. O’nu Davut’un tahtı üzerinde ve krallığı üzerinde şimdiden sonsuza dek hakla ve doğrulukla pekiştirmek, desteklemek için Ordular RAB’bi’nin çabası bunu yapacak” (Yeşaya 9:7). “Taht kayra ile pekiştirilecek; onun üzerinde, Davut’un çadırında böyle bir yargıç gerçekle oturacak, adaleti arayacak, doğruluğu yapmakta tez davranacak” (Yeşaya 16:5). “O gün sağırlar Kitap’ın sözlerini işitecek, duman ve karanlık içinden körlerin gözleri görecek. Hakirler RAB’be sevinçlerini artıracak, insanlar arasındaki yoksullar İsrail’in Kutsalı ile sevinecek. Çünkü korkunç kişi yok oldu, alay edici sona erdi, kötülük bekleyenlerin hepsi kesilip atıldı” (Yeşaya 29:18-20). “İşte bir kral doğrulukla krallık edecek, başkanlar adaletle hükmedecek... Dudaklarının ürününü yaratan Ben’im. Irakta olana esenlik, yakında olana esenlik. RAB buyuruyor: Ona şifa vereceğim” (Yeşaya 32:1; 57:19). “Onlarla esenlik antlaşması keseceğim, onlarla sonsuz bir antlaşma saptayacak, onları yerleştireceğim, onları çoğaltacağım, kutsal yerimi sonsuza dek onların ortasına koyacağım” (Hezekiel 37:26,27). “Göklerin altındaki krallıklara özgü krallık, egemenlik ve büyüklük kutsallara, Yüceler Yücesi’nin halkına verilecek. Bu halkın krallığı sonsuza dek sürecek, bütün uluslar O’na kulluk edip sözünü dinleyecek” (Daniel 7:27).

“Ey Siyon kızı büyük sevinçle coş; ey Yeruşalim kızı haykır; işte kralın adaletlidir, kurtarıcıdır; alçakgönüllüdür, bir eşek üzerine, evet eşek yavrusu sıpa üzerine binmiş sana geliyor... Cenk arabasını ve Yeruşalim’den atı kesip atacağım, cenk yayı parçalanarak atılacak. Esenlik sözünü uluslara O söylecek; O’nun egermenliği denizden denize ve Irmak’tan yeryüzünün uçlarına dek uzanacak” (Zekarya 9:9,10). “RAB buyuruyor: Atlarını senden söküp atacağım, cenk arabalarını da yok edeceğim” (Mika 4:6; 5:10).”Yeryuvarlağının her kenarı anımsayacak  ve RAB’be dönecek, ulusların her soyu sana tapınacak. Çünkü hükümranlık RAB’bindir; uluslara egemen olacak O” (Mezmur 22:27-28).



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

76
Üzerinde yaşadığımız dünyanın gitgide büzüldüğü şu yıllarda yolculuk, seyahat sıradan uğraş: Birçok insan çalışmak, okumak, özellikle yaşam koşulları daha elverişli görünen bir yere sığınabilmek için çeşitli ülkelere boylanıyor. Çağdaş taşıt araçları yoğun önem topluyor. Kuşkusuz uçak bunların başında geliyor. Bir yılda bu yolcuların sayısı kimbilir ne denli! Terörizm korkusuna karşın. Tüm ülkelerde uçak yolculuğu yapanların sayısı milyar dolaylarında olmalı. Tren, otomobil, otobüs, vapur ve uzay yolculuğu yapanları da saydığımızda, insanlık ailesinin çok önemli bir kesimi yolculuğu benimsemiş. Eskiden herkes yerli yerinde işi gücüyle uğraşırken, günümüzde ticaret, eğitim, çeşitli sporlarda birleşim hep seyahatle oluyor.

En iyi bilinen alışkılardan biri oldu seyahat. Yığınsal iletişim çağında yeryuvarlağı sanki bir köye dönüşmüş! Dünyanın en ırak köşesindeki bir gelişimi aynı gün televizyon ekranında seyredebiliyor, üzerinde tartışma yapıyoruz. Birçok kişi ulusal sınırların ötesinde yaşamaya alıştı. Uzayla bildirişmenin gerçekleştiği şu dönemde ademoğlunun köyü, kasabası, kenti dışında bilgi edinememesi kendini zoraki bilgisizliğe vermek türünden çok üzücü bir görünüm sayılmaz mı? Bundan da kötüsü, bireyin günahlılık kutsallık, geçicilikkalıcılık üzerinde bilgisiz ve ilgisiz kalmasıdır.

Bir seyahat sonucu yaşama gözlerini açtın. Yine bir seyahat sonucu yaşamdan sonsuza göçeceksin. Kısa bir yolculukla ana rahmini bırakıp dölüt durumundan doğal insan durumuna geçtin. Başka bir yolculukla buradan sonsuzluklar ülkesine gideceksin. Bu iki yolculuktan geçmeyen insan yoktur. Genellikle seyahati seven ademoğlu bu önemli yolculuklara niçin aklını yormaz? Niçin ilk ve özellikle son seyahatin üzerinde durmaz? Niçin bunlarla ilgili yakışık soruları sormaz?

Doğum gününde anılan yolculukla insanlık ailesine katılan, ölüm denen yolculukla toplumundan ayrılan ademoğlunun düşüncesini özellikle bu iki yolculuğa çevirmesi, şu kısa yaşam süreçince geçen her yolculuğu bu iki yolculuğun ışığında düşünmesi gerekmez mi? Seni dünyaya getiren kısa ama çok önemli yolculuğun nedenlerini düşündüğün oldu mu? Niçin varım? Gerekli amacı öğrenebildim mi? Bu varlığın sonrası ne olabilir? Nasıl öleceğim? Yaşamımın anlamı nedir? Bunu sağlıklı biçimde nasıl değerlendirebilirim? Şu güvensiz dünyada yaşamımın güvenini nerede bulabilirim? Bu tür köklü sorularla boğuşabildin mi? Belki çok, belki de az seyahat edenlerdensin. Ya da hiç seyahate çıkmazsın. Ama biri geçmiş, öbürü gelecek olan iki seyahatten kaçamak bulamazsın. Onlarla çok yakından ilgilenmeye zorunlusun.

Amaçsız bir yolculuk düşünülemez. İş güç seyahatine çıkan, işiyle ilgili konuları kovalar. Hastalık nedeniyle yolculuk yapan, sağlığına gerekli çözümü arar. Tatil yolculuğuna çıkan, tatil yapar. Uzay yolculuğuna çıkan çok önemli araştırmaları kovalar. Bunlara karşı, işsiz amaçsız dolaşana boş gezenin boş kalfası demişler. Öyleyse yaşam yolculuğunda amacın nedir? İnsanlık ailesine katılan her can, onun dinçliğini artırmak, ya da sarsıntılarını çoğaltmak doğrultusunda olumlu olumsuz katkıda bulunur. Tanrı Sözü'ndeki açıklama şudur: "İçimizden hiç kimse kendisi için yaşamaz, kendisi için ölmez" (Romalılara 14:7). İnsanlık soyuna, toplumuna, dar çerçevene, ailene katkın nedir, ne olmalı? Yaşam yapıcılığının anahtarı nedir?

İleride birgün ölmek için ilk yolculuğu yaptın. Doğal insanın kestiremeyeceği parlaklıklarla dolu ölümsüz yaşama kavuşabilmek için, güvenlikle beliren yolculuğu özlemen gerekmez mi? Istıraba sıkıntıya doğdun, sonsuzun görkemine ilerleten yolu aşmak hakkın ve seçimin. Çürüyeceksin; çürümezliğe kavuşmak senin istemine bağlı.  Özgün ve kalıtımlı günahla dünyaya geldin, günahtan kesin özgürlük bulmuş ortamı ve bedeni özlemen insansal kararına bağlı. Umursamazlık etme!

Yaratan, insanın ilk yolculuğuna şöyle değinir: "Yüceliğim için yarattığım, kendisine biçim verdiğim, evet onu varlığa getirdiğim, adımla çağrılan her insanı getir, diyeceğim" (Yeşaya 43:7). İlk yolculuğun nedenini, Yaratanı'nı yüceltmek, O'nun kayrasıyla iyiliğini yaşam boyu varlığında sergilemek, ululuğunu belgelemekte tanı. Ama bu yolculuk bitecek ve Tanrı seninle ilgili buyruğu bildirecek: "Getir!" İşte o gün son yolculuğa çıkacaksın. Dönüşü olmayan yolculuktasın. Tek güvenlik pırıl pırıl güneşte parlayan hedeftedir. Egemen gücünü belirgin dille tanıtan Mesih’in sevgi çağrısı herkesedir. İlk yolculuğun gidişini nasıl bütünleyeceğine bağlıdır, ikinci yolculuğunsa bunun getireceği sonuca.

Sabah takvimin yaprağını yırtın mı? Düşüncen nerelere yöneldi? Elinde geçersiz bir bilet bulunduğu tartışılamaz. Yolculuğun bundan sonrasına bakıyor, nereye gittiğini kestiremiyorsun. Kullanılmamış biletlerin tarihi belirgin. Nereye gideceğin bu biletleri tanrısal kavramla, akıllılıkla değerlendirmene bağlı. Yöntemsiz, amaçsız, yeteneksiz varlığı esenliğe yönlendirebilen İsa Mesih şöyle seslenir: "Yol da, gerçek de, yaşam da Ben'im...Dünyaya ışık niteliğinde geldim. Bana iman eden karanlıkta kalmasın diye" (Yuhanna 14:6; 12:46).

Atamız İbrahim Tanrı'yla yolculuğa çıktı. Bu da ne demek? O bir Mezopotamyalı'ydı. Put yatağı UR kentinde doğup büyüdü. Buradaki bozukluk düzensizlik melekleri ağlatacak türdendi. Tanrı İbrahim'i böyle çürük bir toplumdan kendisine çağırdı. Ona şu buyruğu verdi: "Ülkenden, akrabanın yanından, babanın evinden ayrıl; sana göstereceğim ülkeye git" (Yaratılış 12:1). Toplumun önde geleni. İşi gücü tıkırında, herkesçe sayılan bir insan. Daha birçok özelliği var.. Böyle birine bambaşka bir yola girmesi buyruluyor. Güvencesi ne? Günahlı yaşamı arıtan, kutsallık yöntemini çizen diri Tanrı'nın Sözü'ne iman etmek O’na kesenkes güvenmek.. Bu, din öğretilerine üstünkörü teslim olma değil!

Tanrı'nın buyruğuna uyan İbrahim günah yatağı UR'u geride bırakıp yaşamının en önemli yolculuğuna atıldı. Taşıt aracı deveydi. Ama İbrahim bu çetin yolculuğa tek başına çıkmadı. Onu çağıran diri Tanrı beraberinde gidiyordu. Sadece imanla bilinebilen Dost: "İbrahim çağrıldığında miras alacağı yere gitmek için imanla Tanrı buyruğuna uydu ve nereye gittiğini bilmeden ülkesinden ayrıldı. İmanla, vaat edilen toprakta, yabancı bir ülkede uyruksuz biriymiş gibi konukladı. Aynı vaadin miras ortakları olan İshak ve Yakup'la birlikte çadırlarda yaşadı" (İbranilere 11:8,9). Tanrı 'Dostum İbrahim' diye çağırdığı bu tarihsel insanı, günahlıyı kayrayla doğru kılana iman ettiğinden arıttı, hem de doğrulukla donattı (bkz, Yaratılış 15:6; Romalılar 4:20 22; Yakup 2:23), onun somut imanını değerlendirdi.

Tanrı'yla birlikte yolculuk etmek, yaşamda her çeşit günah ilişkisini kökten kesmektir. Tanrı yaşam kutsallığını değerlendirenlere, onu sevenlere yol arkadaşlığı eden, o yolculuğa kutluluk katandır. Günahlı ademoğlunun temel bunalımı, Tanrı'ya inandığını belirtirken iblisle yol arkadaşlığı etmektir. Öyle ya, güncel iş ve alışkılar her çeşit yalanla dolanla, çıkarcılıkla, cinsel düzensizliklerle, insan kardeşin hakkını çiğnemekle ve bu sıradan bir sürü sinsilik ve kuzrnazlıkla dolup taşarken, o insanın yol arkadaşı şeytandan başka kim olabilir? Kutsal Kitap'ta tanrısal yargı şöyle belirtilir: "Bilmezler ve anlamazlar. Karanlıkta gezmekteler...Kötülerin yolu koyu karanlık gibidir. Niçin sürçtüklerini bilmezler" (Mezmur 82:5; Meseller 4:19). Hiç kuşkusuz onlara kutsal bir yol arkadaşı gerek. Din bağlantısının ötesinde.

Tanrı kendisiyle yolculuk etmenin mutluluğunda yaşayana ilişkin şu tanıklığı duyurur: "Onunla antlaşmam yaşam ve esenlikti...dudaklarında haksızlık bulunmadı; benimle esenlikte ve doğrulukta yürüdü, birçok kişiyi kötülükten döndürdü" (Malakya 2:6,6). Bu köklü gerçeğe bağlılığı yaşamın amacı edinen Davut peygamber şu tanıklığı vurgular: "Kayran gözlerimin önündedir; Senin gerçeğinde yürüdüm...Ya RAB, yolunu bana öğret. Senin gerçeğinde yürüyeyim" (Mezmur 26:3; 86:11). Güvenlikli yolculuk doğrultusunda sunulan duadaki yakarılar belirgindir: Kayra, eğitim, gerçek.. Günahlı insan yaşam boyu sürçer, sendeler, kösteklenir. Eğri yönteme sadece Tanrı'nın kayrası (inayet) düzen getirir. Tanrı'nın arıtması dışında sağlıklı yolculuk olamaz. Ve bu yolculukta sürekli Tanrı eğitimi.. O'nun hiç değişmeyen gerçeğinden beslenen, buna dayanan göksel eğitim..

Musa peygamber toplumunu kölelikten kurtarınca Tanrı'yla yolculuğa çıktı, güngünden O'nun desteğine, iyiliklerine tanık oldu. Bu yolculukta Tanrı Musa'yla toplumuna göklerden ekmek verdi, çölde su kaynakları açtı, giysilerini pabuçlarını eskimekten korudu; düşman onları yıkamadı. Musa ölümünden önce Tanrı'yı şöyle yüceltti: "RAB Sina'dan geldi...Sağında onlara ilişkin ateşli ferman vardı...Sığınacağın yer öncesiz Tanrı'dır. Öncesiz pazılar seni taşıyor...Yardımının kalkanı, görkeminin kılıcı olan RAB tarafından kurtarılmış toplum, ne mutlusun! Kim benzer sana?" (II Yasa 33:2,27,29). Din biçimleri değil, sevgi yolculuğu..

Tehlikeli yollarda tek başına gezinmeyi benimseyen düşünülebilir mi? Şu güvensiz, sevgisiz dünyaya diri Tanrı'nın kurtarmalık olan sevgisiyle gelen kurtarıcı İsa Mesih'i tanıyıp, O'nu yol arkadaşı seçmenin mutluluğu parlak gönenç, sağlam güvendir. Yeşaya peygamber buna şöyle tanıklık eder: "Zayıfa güç sağlar, bitkinin gücünü artırır. Gençler bile zayıf düşer, yorulur. Yiğitler tümden düşer. Ama RABBİ bekleyenler güçlerini tazeler, kartallar gibi kanat gerip yükselirler. Seğirtirler, yorulmazlar. Yürürler, zayıf düşmezler" (40:29 31).

Tanrı insandan ırakta değil. Kurtarıcı Mesih'in kişiliğinde insan bedeniyle aramıza geldi, dertlerimize acılarımıza katıldı, o parlak yaşamın doruğunda günahlarımız için kurtulmalık olarak öldü. Mesih şunları bildirir: "Ben dünyanın ışığıyım. Ardım sıra gelen yaşam ışığına kavuşacak, hiçbir durumda karanlıkta dolaşmayacak...Işığa sahipken yürüyün ki, karanlık sizi basmasın...Ben iyi Çoban'ım. İyi Çoban koyunlar yararına canını verir...Koyunlarım sesimi işitirler, ben de onları tanırım; böylece ardım sıra gelirler. Ve ben onlara sonsuz yaşam veririm" (Yuhanna 8:12; 12:35,36; 10:11,27,28). İsa Mesih'i kurtarıcı ve yol arkadaşı olarak seçmek, yaşamın-sonsuzun parlaklığını görmektir; bunun gönencini bulmaktır.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya


77
Şu çalkantılı çağın kudurgan okyanusunda boğuşan insanlık gemisi bir sürü tehlike işareti göndermekte: Uyuşturucular, cinayetler, mafialar, çevre kirliliği, asit yağmuru, açlık, işkence, vandalizm, doğasal felaketler, salgınlar zinciri ve yeni karşılaştığımız AIDS (HIV).

Yüzyılın sonunda yaklaşık otuz milyon insan kardeş bedeninde bu amansız virüsle savaşıyor, birçoğu genç yaşta kendini ölümün kucağında buluyor. Her soydan her boydan kadın erkek ve sayısız çocuk.. Sanatçılardan savunmasız yavrulara dek. Bazıları birkaç yıl dayanabiliyor, başkaları kısa zamanda ölüme yenik düşüyor. Sorunun aşırı ciddiliğini saman altı etmeye çalışan bazı yazarlar hastalığı romantikleştiriyor. Ne var ki, bu görüş hastalığın getirdiği acıyı gideremiyor. Her bucakta gözyaşları acılar okyanusunu dolduruyor.

80’li yıllarda patlak veren, daha önce adı sanı bilinmeyen bu düzensizliğin en kötü yönü, yakalananları hemen aktaranlar kılmak.. Varlığa saldıran çeşitli hastalıkları alt edebilme bağışıklığını kökten yıkan, kişiyi her tür bulaşıcıya açık bırakan, özellikle ender kanser çeşitlerine kapıyı açan çağdaş bir virüs. Lenf damarlarına sokularak bedeni savunan bezelerin gücünü kıran bu saldırıcı beyni, sinirsel dokuyu, omuriliği kökten sarsan işlerlikle yayılıyor, parçaların görev yeteneğini baltalıyor, erken bunama getiriyor, tığ gibi gençleri kadavraya dönüştürüyor.

Gelişerek açığa çıkma süresi, altı aydan birçok yıla dek uzanmakta. İlkin eşcinseller arasında görülen AIDS, daha sonra kadın erkek ilişkilerine taşarak orman yangını gibi her yanı sardı, daha geniş kuşakları içine aldı. Ortaklaşa şırıngayla damardan uyuşturucu almak, virüsün aktarılmasına birebir. Sık sık kan alma gereksiniminde olan hemofiller de aynı tehlike kar-şısında. AIDS’in etkisi geniş mi geniş! Doktorlar, dişçiler, hastabakıcılar sürekli korku ve kuşkuda. Bilginler, araştırmanlar bu sinsi virüse karşı gerekli ilacı bulmaya vızır vızır çalışıyor. Bunu gerçekleştirebilen hiç kuşkusuz Nobel ödülünü hemen hak edecek. Uzmanların başarısı tüm insanlığın dileği..

Bireyler ve toplumlar hıyarcıklı veba, sarıhumma, kolera türünden salgınlar altında çırpındı. Ama bu bambaşka bir bela. Bazıları ona ‘Yaratan’ın Öfke Bardağı’ diyor. Ne var ki, çok sayıda suçsuz kişi de AIDS’in kurbanları arasında. İsa Mesih, ikinci kez gelişinden önceki belirtileri açıklarken şunları bildirdi: "Güçlü depremler olacak, çeşitli yerlerde kıtlıklar, bulaşıcı hastalıklar çıkacak" (Luka 21:11). Bunalımları binlerce yıl öncesinden bilen ve bildiren Rab İsa Mesih üzücü görünümü açıkladı. O’nun sözlerini dinleyen ve değerlendiren aydınlanıyor.

Tarihin başından bu yana rasgele cinsel ilişkiler olmakta. Ama bu kırıcı virüsün şu çalkantılı çağda sırıtması çok düşündürücü. Putçuluk çağında ve daha sonraki dönemlerde zavallı oğlanlar put tapınaklarında, haremlerde tüyler ürpertici sapıklığa atılırdı. Hak Tanrı’nın öfkesi ve kesin yargısı o toplulukları ortadan kaldırdı. Bu çağın umursamasız insanını nasıl bir sonuç beklemekte? Yargıç kapılarda hazır.

Bu korkunç illete gerekli serum bulunursa niceler sevinçten uçacak. Ama günah, düzensizlik, bozukluk durdurulamayacak. Ademoğlunun yaramazlığı yeni yeni virüsler enikleyecek, insanlık ailesi taptaze sarsıntılarla kösteklenecek. İsa Mesih’in anımsatması kesindir: "Eğer günahlarınızdan dönmezseniz, hepiniz de onlar gibi mahvolacaksınız" (Luka 13:3). Adaletli, yansız Tanrı’nın elinde öfke bardağı vardır. Bunu hem günahı bangır bangır bağırana, hem yağ gibi su üstüne çıkana, hem de dinsel biçimlerle göz boyayana boşaltacak.

Salt işleyeni yıpratmakla kalmaz günah, çok geniş çevreyi etkiler, içine alır. Bundan çıkan kargaşalık, acılık baklaları uzun bir zinciri oluşturur. Tanrı’nın kayra ve esenlik armağanı tüm yeterliliğiyle geldi. Melekler somut tövbeyi dinlemeyi beklemekte. Tövbe derinde gerçekleşince hem Tanrı hem de insan doğrultusunda güvenle açıklanır. Kurtulmalığımız Mesih’in kutsal kanıyla her günah arıtılır, yeniden doğan insana eşi menendi olmayan esenlik verilir. AIDS’li insan kardeşten tut, yardıma gereksinimli her cana özlenen ferahlığı getirir Tanrı’nın atadığı Kurtarıcı.

Geçmişteki olaylardan uyarılarak eğitilmeyi düşünmeyenin cezası geçmişi yinelemektir. "Eğer günahlarınızdan dönmezseniz hepiniz de onlar gibi mahvolacaksınız" (Luka 21:11), diyen Mesih her canı sağduyuya çağırmakta. Kaba iştahlara tutkun bencil, çıkarcı ademoğlu günah kavramını, buna tutsaklığı, acıklı sonuçları tanımakla pek ilgilenmiyor. Tarih günahın sarsıcı yıkıcı cezalarıyla herkese konuşur.. Özgün ve kalıtımlı günaha, bunun oluşturduğu acı sonuçlara kulak asmamak, daha önceki kuşakların cezasını hak etmektir.

Kirlilikler zinciri ademoğlunu kıskıvrak bağlamış. Çevremizin katlanılmaz bozukluğu, havanın-suyun pisliği derken, AIDS virüsünün getirdiği sarsıntılar, düşük eylemlerin oluşturduğu kirlilikler yığını karşımızda sırıtıyor. Kutsal-günahsız Yapıcı’nın özenerek yarattığı bu seçkin soy, ciğerlerine böylesi pis hava çekmeye, besinini suyunu bozuk ve kirli biçimde yemeye içmeye mi atandı? Yaratan’ın kurucu toplayıcı tasarıma ayırdığı cinsel bağlantı erkeğin erkekle, kadının kadınla giderayak cinsel ilişkilerle, pedofili (sübyancılık) çılgınlığıyla akla gelmedik hastalıklar eniklemeye mi sağlandı?

Çeşitli hastalıklara akılsal-ruhsal sarsıntıları da eklemeyi unutmayalım. Yapıcılığa doğan çocuk, uyuşturuculara alıştırılarak canını ruhunu çürütmeye neden sürüklendi? Kirlilikler zinciri her alana, her kola, her ilişkiye dal budak salmış. Günahlı varlık yaşam boyu kirliliğin egemenliğinde kenetlenmiş. Varsın kişi din töreleri ve görenekleriyle temizlenmeye çabalasın! Kirlilikler zinciri afet gibi yayılmakta. Genel görünüm, tıpkı Tanrı Sözünde vurgulandığı gibidir: "Yürek her şeyden çok aldatıcı ve aşırı oranda düşüktür; onu kim bilebilir?..Yaran şifasız, beren dışarı vermekte... Yaran nedeniyle niçin feryattasın? Ağrın şifa bulmuyor. Kötülüğünün çokluğundan sana bu şeyleri yaptım. Çünkü suçların çoğaldı" (Yeremya 17:9; 30:12,15).

Genel kirlilik her alanda, her düzeyde sırıtıyor: Kişisel yaşamda, aileler düzeyinde, eğitimde, siyasette, çeşitli yayınlarda, toplumlarda, kısacası dünya çapında. AIDS illeti o korkutucu buzdağının sadece bir ucu. Neler saklı değil onun gerisinde! Hangi güç eritebilir onu? Titanik benzeri varlıkları yargılamaya, ardından da sonsuz mahva iten kötülükler zinciri perçinlen-mekte. AIDS (HIV), bedenin çeşitli hastalıklara karşı bağışıklığını yıkıyor, onu bin bir tehlikeye açık bırakarak tez ölümü getiriyor. Bu virüse benzer ruhsal-yaşamsal günah kirlilikleri de varlığı iblisin her tür saldırısı karşısında savunmasız bırakıyor. HIV virüsünü engelleyen ilaç bulunsa bile insanlığı kuşatan kirlilik yığını ortadan kaldırılamayacak. Adı ‘Ağlayan Peygamber’ olarak geçen erdemli Yeremya, genel bunalıma ilişkin şu yürek burkucu sözlerle sesini yükseltti: "Esenlik yokluğunda, ‘Esenlik, esenlik’diyerek toplumumun kızının yarasını yüzeyden iyi ettiler. Kirli eyleme koyulduklarında utanç duydular mı? Hayır, hiç utanmadılar. Kızarma nedir bilmiyorlar..." (Yeremya 8:11,12). Şeytan din yinelemelerine, ahlak derslerine kıkır kıkır gülecek. Çünkü bunların toplamı güçsüz insana ne günahın yıkıcılığını, ne de kutsal Tanrı’nın şaşmaz, ödün vermez adaletini öğretebilecek.

Günah kavramından yoksunluk, ademoğlunu kıskıvrak saran kargaşalık dünyasıdır. Bu düzensizliği tanıyamamak, canın ne tür dolaba girdiğini apaçık gösterir. Sayısı çok kabarık bozukluklar listesinde eşcinsellik sevicilik de var. Kaba iştah olarak nitelendirilen ve zevk sayılan bu sapkın ilişkiler Yaratan’ı da yaratığı da ağlatıyor, melekleri utandırıyor. Günah bunalımına omuz silkmek aldatı yoluyla işini sürdürür, sonunda düş kırıklığı getirir.

Sodom Gomorra döneminde günaha günah diyen hak Yargıç, şu yirmi birinci yüzyılda aynısını söylüyor. Günümüzde ürkütücü tınmazlıkla hoş görülen bu tür bozukluklar kişiden kişiye geçiyor. Tanrı, peygamberleri aracılığıyla şöyle diyor: "Herkes komşusundan sakınsın, hiçbir kardeşe güvenmeyin; çünkü her kardeş aldatıcıdır, her komşu söz taşıyarak dolaşır" (Yeremya 9:4). "Herkes komşusuna yalan söylüyor; pohpohla, çift yürekle konuşuyorlar" (Mezmur 12:2). Üzümün üzüme baka baka karardığı gibi, kirlilik kişiden kişiye geçmekte, tüm görünümü etkilemekte, çürütmekte.

Günahın kahredici özelliğini, ruhsal kirlilikle temizlik ayrımını, tanrısal kutsallığın neleri öğrettiğini, neleri dilediğini en doğru biçimde anlayabilmek isteyen, İsa Mesih’e baksın. Öncesiz-sonsuz olana, kişiyi günahtan arıtsın diye insan bedeni kuşanan günahsıza.. Ruhsal sağlığın, Tanrı önünde doğruluğun, tüm ilişkilerde örnek bağlılığın tek vericisi O’dur. Bunu gerçekleştirmeye, ilkin canını ve kanını verdi O. Mesih ilişkisi dışında Tanrı’ya inanmak, O’na bağlanmak sakat ayakla mukavemet koşusuna atılmaktır. Çevre kirli, insan kirli, yürek kirli. Temize özlem yoğun arayış.. Lekesiz temizi, sürekli gönenci, sonsuz paklığı Tanrı’nın kutsal Oğlu Mesih sağlar.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

78
Operatörün elinde kangreni, kanseri kesip çıkarmaya kullanılan  makaslar var. Kişinin sağlığa kavuşturulması için kullanılan bu gereçler dikkatle korunur. Uzman doktor makasları başka hiçbir işte kullanmaz. Onlarla bez, kağıt, mukavva kesmeye kalkarsa değeri düşer. Tıpkı bunun gibi, sadece atanan doğrultuda kullanılan özel sağlayışlarla donatıldık. Örneğin, dişlerinle tahtadan çivi çıkarmaya, sert cevizi kırmaya kalkarsan kısa zamanda o dişlerden hayır bekleme! Bundan da önemlisi, cinsel yeteneğini giderayak kullanan kadının erkeğin akılsız davranışı çok kötü sonuçlar doğuracaktır.

Kral-peygamber Davut’un Uriya adında Hittitli bir komutanı vardı. Evi kral konağının yakınında olan Uriya’nın karısı Bat-Şeba çok güzel bir kadındı. Birgün konağının damında gezinen Davut’un gözü ötede banyo yapan Bat-Şeba’ya takıldı. Doğal ademoğluna özgü cinsel iştahı hemen köpürdü içinde. Komutan bir savaştaydı. Bencil istemine oracıkta boyun eğen Davut kadını konağına çağırtarak onunla evlilik dışı cinsel ilişkiye girdi. Geçici zevki yararına inanılmayacak trajediler zincirinin ilk baklasını oluşturdu herkesin çok iyi bildiği bu akıllı şair, hükümran, peygamber..

Bir süre sonra kadın Davut’a haber salarak hamile olduğunu bildirince, Davut’ta şafak attı. Hemen Uriya’yı savaştan getirtti, karısının yanına göndermek istedi. Komutan, askerlerini savaş meydanında kendi başına bırakarak keyfine rahatına bakamayacağını bildirdi ve sözünde diretti. Ne yapsın başı sıkıya gelen Davut? Çok sinsi bir çözüm yolu tasarladı: Başkomutan Yoab’a yazdığı bir mektubu Uriya’nın eline sıkıştırarak onu savaş alanına gönderdi, ön sıraya sürülerek öldürülmesini buyurdu. Yiğitçe savaşan komutan pisi pisine öldürülünce, mal bulmuş Mağribi gibi, üstelik Uriya’nın dul bıraktığı kadına acırcasına gönlünün çektiği Bat-Şeba’yla evleniverdi. Hak ve adaletli Tanrı’yı pek çok öfkelendiren bu küstahlığın ve günahın sonuçları tüm ülkeyi baştanbaşa sarsan, çalkalayan azgın dalgalar kükretecek.. Cinsel iştahına üstün çıkabilseydi peygamber, ne denli başka olacaktı gelişimler, sonuçlar! (bkz. II. Krallar 12 ve 13). Günahlılıkta peygamberlerin sıradan kişilerle bir olduğu belirgin..

Günahlı insanın tutum ve eylemlerini canlı örneklerle açıklayan Tanrı Sözü, onu okuyana gerekli dersleri-uyarıları sağlar. Yusuf’un yaşamı en ilginç konulardandır: Yirmi iki yaşında, kardeşlerinin kıskançlığı sonucunda zoraki gurbete sürüklenmiş yakışıklı bir genç.. Mısır Firavunu’nun muhafız bülüğünde komutan Potifar yaklaşık altmış gümüş ödeyerek onu satın aldı, ev yönetmeni atadı. Mısır toplumu uygar ve varlıklıydı. Ama sağlıklı, erdemli ilkelerden çok ıraktı. Potifar’ın eşi o çürük toplumun canlı bir örneği. Aklı düşüncesi evlilik dışı zevk ve serüvenlerde.

Çok geçmez kadın bu parlak gence balta olur. Baş döndürücü önerilerle onu kendine çekmeye kararlı bir kadın karşısında kalan genç adamın tepkisi ne olabilir? Hem de Yusuf buyruğa uyması gereken bir köle! Her isteğe evet demeli. Ama onun bağlandığı Tanrı, kendisine din töre görevleriyle yaklaşılan biri değil! Bireyi yamru yumru günahlı yaşamdan özgür ederek yepyeni düzene getiren diri kurtarıcı. Tanrı Yusuf’a gerekli gücü sağlayınca, düşkün kadını şöyle yanıtlar o: "Efendim evde olup biteni bilmez. Her şeyi elime bırakmış bulunuyor. Evin içinde benden üstün değildir o. Senden başka benden kıskandığı bir şey yoktur. Sen onun karısısın. Bu büyük kötülüğü nasıl yapayım ben ve Tanrı’ya karşı suç işleyeyim?" (Yaratılış 39:8,9).

Onursuz kadın bu erdemli yanıta güler, giderek kabaran iştahını sergiler. Ama Yusuf doğru karardan caymaz. Tanrı şu sözle Yusuf’a destek sağlar: "O kadının evi ölüm doğrultusunda çöker, adımları da ölümün gölgesine sürükler. Yanına girenlerden hiçbiri geri dönmez ve üstelik yaşam yollarına kavuşamaz. Erdemli insanların tuttuğu yolda yürüyesin, doğru kişilerin izinden ayrılmayasın" (Süleyman’ın Özdeyişler 2:18-20).
Sağduyulu öneriye kulak asmayan azgın kadın birgün Yusuf’u giysisinden yakaladığı gibi var gücüyle yatağına çekmeye kalkışır. Yusuf onun elinden sıyrılır, ama bu arada üst giysisini yitirir. Yalanı tespih etmekte hiçbir sakınca duymayan erdemsiz kadın küplere biner. Yaygarayı bastırarak, Yusuf’u sözde kendisini cinsel ilişkiye zorlamış biri gibi gösterir. "Işte kanıtı" diyerek, elinde kalan üst giysiyi bayrak gibi sergiler. Potifar bu suçlamaya pek de inanamaz; ama böyle bir skandalı bastırmak amacıyla Yusuf’u cezaevine tıkar. Ne var ki, iç yaşamda kutsallık arayan Tanrı’yı sevindiren karar, aradan birkaç yıl geçince Yusuf’un başbakanlığa yükselişini sağlar.

Açıklıkla anlatılan bu olgular, cinsel ilişki kargaşalığının allak bullak ettiği kadın-erkek, genç-genç olmayan her yaşama tanrısal öğretişin hiç değişmeyen özünü anımsatır. Davut peygamberi ve tüm ailesini bin bir belaya uğratan sağlıksız kararla, Yusuf’un sağduyulu kararını göz önüne getir. Bu iki durumdan biriyle karşılaştığında sen ne yapardın? Hangi yönü seçerdin? Bir peygamber olmasına karşın, Davut evlilik dışı cinsel bağlantının hiçbir tehlike getirmeyeceğini varsaydı. Ama evdeki pazar çarşıya uymadı. Öte yandan Yusuf bu bağlantının Yaratan’a, insan kardeşe ve kendi canına kötülük işlemek olduğunu tanıdı. Hem de işin sonrasını düşündü. Engerek yılanından kaçarcasına bu ilişkiden kaçtı. Tanrı’nın desteğine, yeterliliğine sığındı.

Güncel deneyimlerle beliren çeşit çeşit kışkırtıya boyun eğene özgürlük verebilen bir kurtarıcı ve güçlendirici gerektir. Ademoğlu’nun köklü gereksinimini çok iyi bilen Tanrı, yücelerden Mesihi’ni gönderdi. Günahsız Isa her dileyeni arıtır, günahın sert bağlarını koparır, tüm varlığı ruhsal direniş gücüyle donatır. Günahsız Isa’nın arıtma ve yeni yaşam sağlama gücü pek çok kişide sergileniyor. O’na iman eden pak kılınınca, günah köleliğinin başını ezer, kendisine bağlananın varlığını direnişle donatır O.

Günaha tutsak insanın tutumu bu.. Her gün, her an aklına sağlıklı sağlıksız bir sürü düşünce gelir. Bunları karşılamakta seçtiğin yöntem yaşam görüşünü, seçim kavramını yansıtır. Rasgele cinsel bağlantıya istek ve özlem ilkin günahlı akılda mayalanır. Akıl savunmasızdır. İblisin kolaylıkla saldırıp hallaç pamuğu gibi atabileceği apaçık alandır. Gücü her saldırıyı kıran, iblisin oyunlarını yıkan kurtarıcı dileyenin yardımına yetişir. Yaşam sorunlarını ve çalkantılarını tüm inceliğiyle en iyi bilen ve öğreten İsa Mesih şöyle der: "Evlilik dışı cinsel bağlantıya girmeyeceksin, dendiğini duydunuz. Ama size derim ki, bir kadına içinden istek duyarak bakan herkes o anda yüreğinde onunla evlilik dışı cinsel bağlantıya girmiştir" (Matta 5:27,28).

Önceki çağlarda en iyi bilinen yapıtlardan biri, Iskenderiye limanındaki deniz feneriydi. Sayısız gemiye yol gösteren bu gereç rüzgarın ters yönde estiği durumlarda gemilerin karaya bindirmesine neden olabilir, sağlayabileceği yarar zarara dönüşebilirdi. Yaratan, önemi en önde gelen bir yetki yeterlilik verdi insana: CİNSEL BAĞLANTI. Bununla, kadının erkeğin evlilik bağına girince tek beden sayılacağını, karı-koca sevgisini böylece koşullandıracağını kanıtladı. Evliliğe ilişkin en sağlam ve gerçekçi açıklamayı yapan Isa Mesih şöyle der: "Başlangıçta Yaratan onları erkek ve dişi olarak yarattı. Bu nedenle insan babayı ve anneyi bırakıp karısına bağlanacak, ikisi bir tek beden olacak" (Matta 19:4,5). Mesih birleşen çiftin ayrılmayacağını, evlilik dışı cinsel bağlantı olamayacağını vurguladı. Bu somut yetkinin nicelerce kötüye kullanılması, o eski fenerin yapıcılığa atanmışken dağıtıcılığa alet olması türünden üzücü sonuçlar getirmekte, ademoğlunun başına belalar zinciri örmekte.

Yaratan yedinci buyruğunda şöyle der: "Evlilik dışı cinsel bağlantıya girmeyeceksin" (Çıkış 2:14). Bedenimizle ilgili olduğundan, Tanrı buyrukları arasında en önemlilerindendir bu. Kurulu  düzene her yönden direnen iblis, toplayıcı biçimde kullanılsın diye atanan evlilik kurumuna tüm kudurganlığıyla saldırmakta. Çünkü herkesin en zayıf noktasıdır bu. Seks sorunlarıyla uğraşan bir doktor-uzman şu gözlemde bulunur: "İnsan bunalımlarının yüzde ellisi yasa dışı cinsel bağlantılardan kaynaklanmakta. Yıkılmış aileler, evlilik dışı doğmuş çocuklar, açıkta kalan yavrular, genel evlere sürüklenen genç kız ve kadınlar, cinayetler, sinir sarsıntıları, AIDS türünden cinsel hastalıklar, çocuk aldırmalar, cinsel hırsını kendi cinsinden olanlarla karşılayan eşcinsel ve sevecen serüvenciler, vb." Sağlıksız ilişkiler zinciri cinsel yaşam düzensizliğinin acı ürünlerinden.. Tanrı Sözü’ndeki sağduyulu buyruk şudur: "Rasgele cinsel ilişkiden kaçın! Insanın işlediği başka her günah beden dışıdır. Ama rasgele cinsel ilişkiye giren, kendi bedenine karşı günah işler" (I. Korintoslular 6:18).

Kişinin evli bulunmadığı biriyle cinsel bağlantı kurması akılda, ruhta, bedende derin yaralar zinciri açmakta. Bunun sonucu hemen anlaşılmayabilir. Ama içerde çöreklenen çirkin anılar yaşamı uyuz gibi kemirir, yıkıcı etkisini sürdürür. Elin hafiften kesilmesine pek önem verilmeyebilir. Ama iltihaplanan yara tehlike getirir. Kişinin cinsel düzensizliği genellikle gizli tutulur. Akılda yatan örtbas edilmiş eylemler iltihaplaşmış yaralardır. Yaratıklarının beden ve akıl yapımını bilen Tanrı, bireyi gizli tehlikelerden savunmak için, "Evlilik dışı cinsel bağlantıya girmeyeceksin" demiştir.

Biraz su kaynatmak veya patates kızartmak için değerli ceviz sandığı kırıp yakana tutumsuz ve akılsız derler. Kişinin gelip geçici bir keyf için öz varlığını harcaması bunun gibidir. Bir anlık keyf, Yaratan’ın insana atadığı düzenin yerini alamaz. Ademoğlu’nun bu alandaki hesapsızlığı Kutsal Kitap’ın çeşitli yerlerinde şu sözlerle yargılanır: "Düşük düşünce ve istem, cinsel yolsuzluk, soysuzluk, aşağılık, bayağılık, iğrençlik, bozukluk.." Tümü kirli tavuk kümesini andıran birikinti yığınlarını mayalayarak istiflemekte, sonra da günahlı varlığın derininden dışarı vermekte.

Her nesneyi sergileme ustalığı gözlerle düşünceyi bedenin doymak bilmez iştahına tutsak kılıyor. Teknolojiyle ticaret atbaşı beraber gidiyor. En başta Internet ve çarşı-pazar her yön bu tür oyunların cirit attığı meydan: Pornografik dergiler, telefonda sevişmeler, elektronik oyunlu düğmeler, videolar.. Ve en kötüsü, ürkütücü cinayet eylemleriyle sarmaş dolmaş olan seks sahneleri.. Bu dolapları döndüren mafia örgütleri, kişilerin esrara eroine tutulduğu gibi, bunlara tutulmasını da oldu bitti kılabilecek güçte.. Pek çok kişi yaşamını bu sağlıksız bağdan sıyıramıyor.

Cinsel uygunsuzluğun acı bardağını tadan, istırapla çalkalanan Davut peygamber Tanrı’ya şöyle yakınır: "Suçum her an önümdedir. Sana, evet Sana karşı suç işledim, gözlerinde kötü olan işi yaptım. Zufa otuyla serp bana ve paklanırım. Beni yıka ve kardan ak olurum. Bana sevinç ve coşku seslerini işittir." Kurtarıcıya bu içtenlikli dilekle seslenen Davut, işlediği ağır suçtan arıtılınca, sevincini dile getirdi: "Ne mutludur isyanı bağışlanan insan, günahı örtülmüş olan..." (Mezmur 51:3-8; 32:1).

Yara çok derin, sağalma gereği kesin. Sadece evlilik dışında değil evlilikte de: Başkasıyla sevişerek eşini dışlamalar, çokevlilik allak bullaklığı, bazı babaların özbeöz kızını ürkütücü biçimde aşağılamaları, vb. Güçlü peygamber Yeşaya çok öncelerden şu tanımı koydu: "Baş tümden hasta, yürek büsbütün baygın. Ayağın tabanından tepeye dek onda sağlık yok. Yaralar, bereler, taze kötek çizgileri. Bunlar sıkılmamış, sarılmamış, yağla yumuşatılmamış!" (1:5,6). Nicelerin yüreğinde bu türden kemirici eylemler çirkin yaralar açmış, bunlar gitgide iltihaplaşmakta. Sonucu kanserden beter. Ileride yargı belirgin. Tanrı varsa, yasaları koymuşsa, onları zorlayanı kesenkes yargılayacak. Biricik arınma ve kurtulma yöntemi dinsellik değil, Mesih’in sağladığı kurtuluş kutsallıktır. Tanrı’nın kayrasal sunusuna iman ederek yürekten tövbeyi benimseyen her günahlı affedilir, yeniden doğar. Tıpkı Davut’un belirttiği gibi..



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

79
Ne denli  önem taşır kurulu düzende kadın! Özellikleri saymakla tükenmez; baş niteliği anneliğidir.. Kadın doğanın şiiridir. Tıpkı yıldızlar gökyüzünün şiiri olduğu gibi, annelerimiz, eşlerimiz, kız kardeşlerimiz, kızlarımız.. Ne değerli anılar taşırız kadın konusunda! Birçok aklın bozuk anılarla dolu olduğuna da kuşku yok. Sorunun önemini göz önünde tutan Birleşmiş Milletler Kurulu her yıl 8 Mart'ı Kadın Hakları Günü atamış. Yaratan'dan kaynaklanan her hakkın kadınlara da verilmesini gönülden dileriz.

Kutsal Söz'de yazılıdır: "Tanrı insanı kendi benzerliğinde yarattı. Onu Tanrı benzerliğinde yarattı. Onları erkek ve kadın olarak yarattı" (Yaratılış 1:27). Tanrı ikisini de günahsız kötülüksüz yarattı; kendisine bağlı olduklarını belgeleyen bir sınır koydu: "İyilikle kötülüğü bilme ağacının ürününden yemeyeceksin" (2:17). Hem Tanrı'nın hem de insanın baş düşmanı şeytan kadını ve onun aracılığıyla erkeği söz dinlemezliğe kışkırttı. Onlar tanrısal sınırı aşarak günahlı oldular. İyilikle kötülüğü kendileri kararlaştırmak istedi; bu onları günahlı kıldı. Hem de gelecek soyu.. Günahın girişinden önce onlar dertten acıdan arıydı. Yaratan'la paydaşlıkları bütündü. Barış esenlik güncel gönençti onlara. Söz dinlemezlik kadını da erkeği de şimdiki acınılacak duruma getirdi.

O ilk günahın işlendiği gün yılan aracılığıyla günahı insanlığa sokan iblise Tanrı şöyle dedi: "Seninle kadını, onun tohumuyla senin tohumunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen de onun topuğuna saldıracaksın" (Yaratılış 3:15). Günaha düşen insana Yaratan'ın Sevinç Getirici Haber'i ilkin o parlak vaatla açıklandı. İblisin tohumu nedir? Karanlık egemenliğinin gözle görülmeyen cin orduları ve karanlıktan kaynaklanan buyruklara göre yaşayan günahlı insanlar.. Buna karşı kadının tohumu ne olabilir? Erden kız Meryem'den dünyaya gelen kurtarıcı İsa Mesih.. O, iblisin kudurgan saldırılarıyla karşılaştı, ıstırap işkence çekerek çarmıhta öldü. Ama Tanrı'nın düzenlemesinde bu en parlak yengiye dönüştü. Mesih üçüncü günde görkemle dirilerek günahın, iblisin, mezarın, cehennemin güçlerini ezdi, yıktı.

Kötülük güçlerine üstün gelen İsa Mesih kadının erkeğin kurtarıcısı, yeryüzünün birçok köşesinde acımazlıkla sıkıyönetim altında tutulan, ikinci sınıf yaratık sayılan kadının koruyucusudur. Bunun belirgin örneklerine Kutsal Kitap'ta rastlarız. Bunları gözden geçirmek, hem kadını hem erkeği yüreklendirir: Mesih'in öğretilerine katlanamayan din önderleri, cinsel uygunsuzlukta yakaladıkları zavallı bir kadını yaka paça sürükleyerek İsa'nın karşısına diktiler. "Böylesine ne yapmak gerekir?" diye sordular; ruhsal yasa uyarınca böylelerin taşlanması gerektiğini O'na anımsattılar. Kaskatı yasaları buydu!
Ne af edilmeyi, ne de af edebilmeyi kestiren bu sinsi insanların amacı kötüydü. İsa, "Zararı yok, bırakın!" derse, O'nu yasasızlıkla suçlayacaklardı. Yok, "Taşlayın!" derse, bu kez O'nu tıpkı kendileri gibi katı yüreklilikle suçlayacaklardı. Hiç çekemedikleri İsa'yı kıskıvrak yakaladıklarını tasarlarken O onlara şöyle dedi: "Aranızda günahsız olan kim ise, onun üstüne ilk taşı atsın!" Tümü de afallayıp kaldı. Söyleyecek söz bulamadılar, teker teker sıvışıp gittiler. İsa kadına şu güvenlik sözünü  bildirdi: "Ben de seni suçlamıyorum. Git bundan sonra yeniden günah işleme!" (Yuhanna 8:1-11).

Başka bir olay: On iki yıldır kan akıntısına tutulmuş, tüm parasını harcamaya karşın defalarca gösterilen bakımdan hiçbir yarar göremeyen, tersine, daha da kötüleşen bir kadın, İsa'ya ilişkin çok şey duymuştu. İsa ölen bir kızı yeniden yaşama kavuşturmaya gitmekteydi. Yoğun bir topluluk kendisini izliyordu. İmanlı kadın araya sokulup İsa'nın giysisine dokundu; çünkü, "Giysisine dokunursam kurtulacağım" diyordu. Gerçekten, kadın derin imanla Rabbin giysisine dokunduğu anda kan akıntısı durdu. Kendisinden güç çıktığını bilen İsa, "Giysime kim dokundu?" diye sordu. Öğrencileri, "Bunca sıkıştırmaya karşı, 'Bana kim dokundu' diye nasıl soruyorsun?" dediler. Kadın korkuyla, titreyişle Isa'ya yaklaştı, önüne düşüp tüm gerçeği açıkladı. İsa ona, "Kızım" dedi, "İmanın seni kurtardı. Esenlikle git, hastalığından sağlık bul!" (Luka 13:11-13).

Gönlü açan bir olay:  İsa birgün  bir din adamının evinde yemeğe çağrılmıştı. Birçok kişi yerken, o kentte bozuk ve düşük yaşamıyla tanınan bir kadın kasırga gibi içeriye seğirtti. Elindeki kay-mak taşı bir kapta çok pahalı, güzel kokulu yağ taşımaktaydı. Gözyaşları dökerek dize kapandı, kaptaki sümbül yağını İsa'nın ayaklarına boşalttı. Gözyaşlarıyla O'nun ayaklarını ıslatıyor, saçlarıyla da kuruluyordu. Kadın İsa'nın ayaklarını öpüyor, için için ağlayarak güzel kokulu yağla onları ovalıyordu. Görünüm yürek burkucuydu. Ama ev sahibinin ayranı kabardı: "Bu adam kendisine dokunan şu kadının ne mal olduğunu bilmiyor mu?" Elbette, çok iyi biliyordu her insanı O. Burnu Kaf dağında din önderlerine, böyleleri kurtarmaya geldiğini anımsattı; kadına da, "Günahların bağışlandı...imanın seni kurtardı" dedi. "Esenlikle git!" (Luka 7:36-50).

İncil'in sayfalarında insanın doya doya okuduğu, hem kadını hem de erkeği yürekliliğe kavuşturan bu üç olayda Kurtarıcı İsa Mesih'in zayıf cins doğrultusunda tutumu davranışı aydınlatıcıdır. Bunlardan edinilen gerçekleri özetlemenin yararı büyüktür: Sevgi, acıma, af etme, yeni yaşama kavuşturma, kadını erkeğin yüreksizliğine bırakmama, kadını suçlayıp buna karşı erkeğe dokunmama, erkeğin şovenizmini yıkma, acımasız yargının, öç alıcılığın çirkinliğini, başkasını suçlayanın bin bir kötülüğünü anımsatma, şeriatın sert harfiyle övünmeleri yıkma.. Bu sağlayışları Mesih verir kadına. Baskıyla ezilen, hor görülen kadını ve onun yanı sıra erkeği Rab İsa Mesih tanrısal esenliğe çağırıyor. Yüceden insanlığa inen İsa Mesih'in sözleri işleri Tanrı'ya özgüdür. Kişiyi de, aileyi de salt O kurtarır.

İnsan haklarının geniş çapta çiğnendiği şimdiki dönemin görünümü gerçekten ürkütücü.. Çalkantılar zincirinin baklaları arasında kadının çilelerini örtbas edicilik, çatlağı balçıkla sıvamaktır. Kadına karşı yeğ görülen uygulamalar döl yatağından başlıyor: Bazı ülkelerde doğacak çocuğun kızlığı öğrenildiğinde dölüt hemen kazılıyor. Bazı bölgelerde kız doğar doğmaz boğuluyor. Birçok yerde kızlar tüyler ürpertici seks pazarına çıkarılıyor. Belirli kuşaklarda kızların sünneti resmen onaylanıyor. Çokevlilik giderek yayılıyor. Tâlak-ı-selase rağbet buluyor. Ağır işlerde çalışan kadınların derdi arş-ı-âlâya yükseliyor. Ve bunalımın baklaları durmak bilmeden giderek çoğalıyor.

Tanrı düzeninde kadın erkekle tam eşitliktedir; yaşam arkadaşı, aile birliğinin kurucusu.. RAB Tanrı, "Adamın tek başına olması iyi değildir, kendisine yaraşan bir yardımcı yapacağım" dedi... "RAB Tanrı adamın üzerine derin uyku getirdi ve o uyudu. Onun kaburga kemiklerinden birini aldı, yerini etle kapladı. RAB Tanrı adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı, onu adama getirdi. Adam, 'Şimdi bu kemiklerimden kemik, etimden ettir' dedi. 'Buna kadın denilecek; çünkü o insandan alındı.' Bu nedenle insan anasını babasını bırakacak, karısına yapışacak ve tek beden olacaklar" (Yaratılış 2:18,21-24).

Tanrı Sözü'nde, yaratık insanın bir parçası olan kadına ilişkin bu ilginç açıklamanın yanı sıra, her iki varlığın da günahlı olması nedeniyle Tanrı kayrasına gereksinimliği vurgulanır. Yaratan'ın kadını ya da erkeği yeni yaşam aşamasına getirmesinden sonra şu gerçek belirtilir: "Yahudi ile uluslar, köle ile özgür, erkek ile kadın arasında hiçbir ayrım yoktur. Çünkü hepiniz de Mesih İsa bağlılığında birsiniz. Eğer Mesih'in iseniz, bu durumda İbrahim'in soyusunuz. Vaat uyarınca mirasçılarsınız" (Galatyalılar 2:28,29). Tanrı Babamız, İbrahim iman örneğimiz, Mesih inanlıları miras ortağı.. İnsanlığın can yakıcı çalkantıları zincirinde erkeğin kadına tahakkümü melekleri ağlatan tanrısaymazlık.

Yaratıkları arasında hiçbir ayrım yapmayan Tanrı her tür haksız adaletsiz uygulamayı kınar. Kutsal Söz'de kadının önemini belirten açıklamalar Tanrı'ya şükran duygusuyla anımsatılmalı: "Kendine eş bulan iyilik bulur, RABBİN onayını alır... Cana yakın kadın eşine onur getirir... Erdemli kadın kocasının tacıdır; ama utanç bilmeyen kadın onun kemiğinde kanser gibidir... Bilgeli kadın evini kurar, ama akılsız kadın onu elleriyle yıkar... Erdemli kadını kim bulabilir? Onun değeri yakutlardan üstündür. Ağzını bilgelikle açar, sevecenlik öğretişi ağzındadır... Çekicilik aldatıcıdır, güzellik boştur; ama bilgeli kadındır övülen" (Süleyman’ın Özdeyişleri 18:22; 11:16; 12:4; 14:1; 31:10,26,30).

Yaratan kadınsız erkeğin eksik bir yaratık olacağını düşünerek onun yanına en değerli arkadaşı koydu. Kadın benimsensin, sevsin, sevilsin, korusun, korunsun, Tanrı'ya insana beğenilir çocuklar yetiştirsin diye. Tanrısal düzende önemli yeri olan kadını aşağılamak, pataklamak, korkutarak cinsel ilişkiye zorlamak, onu bilgisiz bırakmak, tecrit etmek doğrudan doğruya Yaratan'ın yapıtını bozmaktır.
Aklı genellikle cinsel konulara yönelik günahlı nice erkeğin ilgisi, kadını kendine zevk getiren bir yaratık saymaktır. Öte yandan, bir kadının erdemli yaşamı bırakıp cinsel zevk aleti olmaya eğilimi ya da bu yolda istismarı hüzün ve acılık çalkantısıdır. Toplumu sarsan bunalımlar arasın-da kadının ezilmesi, öz haklardan yoksun bırakılması önde gelen adaletsizliklerdendir. Kutsal Kitap'ta Tanrı esiniyle şöyle yazılıdır: "Kadın erkeğin yüceliğidir... Kaldı ki, Rab bağlılığında kadın erkekten, erkek de kadından ayrı sırada düşünülemez. Çünkü kadın erkekten oluştuğu gibi, erkek de kadından doğar. Ama her şey Tanrı'dan oluşur" (I Korintoslular 11:7,11,12).

Tarih boyunca kadının çekmekte olduğu yürek burkucu çilelerden biri, erkeğin keyfine göre karısını talâk-ı-selaseye, yani boşanmaya itmesidir. Bin bir çeşit düzenle, hiç ara vermeden İsa Mesih'i sınamayı alışkı yapmış din adamları, boşanmayla ilgili bir soru doğrulttu İsa'ya. İsa kendilerini taa yaratılışa götürdü: "Başlangıçta Yaratan onları erkek ve dişi olarak yarattı diye hiç okumadınız mı siz? Bu nedenle, insan babayı ve anneyi bırakıp karısına bağlanacak, ikisi bir tek beden olacak." Bu anımsatmayla Isa, "Tanrı'nın birleştirdiğini insan ayırmasın" dedi.

Ama Ferisiler, Musa'nın yasasında erkeğin kadına boşanma kağıdı verip onu salıvermeye izinli olduğuna uzattı konuyu. Yürekleri iyice bilen İsa bunun gerisindeki nedeni kesin dille aydınlattı: "Siz katı yürekli olduğunuz için Musa eşlerinizi boşamanıza izin verdi. Ne var ki, başlangıçta durum bu değildi. Size diyorum ki, her kim cinsel uygunsuzluk olmadan karısını boşayıp başkasıyla evlenirse cinsel yolsuzluk işler" (Matta 19:3-9). Rab İsa, her boşanmanın gerisinde katı yüreklilik bulunduğunu vurgular.

Düzenli ve sağlıklı aile Kutsal Kitap'ın ana konularındandır: "Kadınlar, Rab bağımlılığına yaraşır tutumla kocalarınıza bağımlı olun. Kocalar, karılarınızı sevin ve onlara karşı sert davranmayın" (Koloseliler 3:18,19). "Genç kadınlara kocalarını ve çocuklarını seven olmayı öğretsinler. Ağırbaşlı, suçsuz, evcimen, iyi huylu, kocalarına bağımlı kadın olsunlar... Bunun gibi, genç erkekleri de isteklerine egemen olabilmeyi öğütle" (Titos 2:4-6). "Herkes evliliğe saygıyla baksın, evlilik yatağını da lekesiz tutsun. Rasgele cinsel ilişkiye ve evlilik dışı cinsel bağlantıya girenleri Tanrı yargılayacaktır" (İbraniler 13:4). Toplumun sevincini güvenliğini ön sırada düzenli aile oluşturur. Yuvayı yapan dişi kuştur deyimi birçok yönden gerçektir. Bu nedenle, dişi varlığa yaraşan değeri sağlayan ve onu savunan İsa Mesih'in sözleri iyice anlaşılıp değerlendirilince sağlam konut sağlam temele oturmuş olur. Kurtarıcı İsa'dır gerçek aileyi kuran, koruyan, sarsılmaz temel üstünde tutan.




Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

80
Büyüklü küçüklü dinin bollaştığı şu dünyada 1884 yılında yepyeni bir tarikat doğdu. İlkin tanrıbilmez biri olan Charles T. Russel, akıllara durgunluk veren bir öğretişin kurucusu oldu. Başlangıçta Russelistler adını taşıyan, 1931 yılındaki bir kongrede Yehova'nın Şahitleri adını takınan bu kuruluş, yüz yıl içinde uluslararası bir örgüt olarak gelişti, yeryüzünün dört yanına yayıldı ve yayılmasını sürdürmekte.

Kendine özgü öğretişi Kutsal Kitap'tan çıkardığını savunan bu örgüt, pek çok dilde yayınlanan Tarassut Kulesi dergisiyle ve başka yayınlarla sayısız kişiyi etkileyip içine çekmekte. Sokak köşelerinde dikilerek, ya da ev ev dolaşarak Tarassut Kulesi dergisini sürenlerle karşılaşmayan hiç kimse yok gibi. Kişinin dili neyse, Tarassut Kulesi o dilde basılmaktadır.

Tarassut Kulesi bağlılarının kuramları Kutsal Kitap'tan desteklenebilir mi? Sürekli olarak değiştirilen bu öğretişin 1917 ile 1928 yılları arasında tam 148 noktada değişiklikten geçtiği vurgulanmalı. Şu kısa yazıda, Yehova'nın Şahitleri diye bilinen kuruluş bağlılarının temel öğretişlerine değinilerek, Kutsal Kitap'tan belirtilen kanıtlarla bu varsayımların yersizliği ve uyumsuzluğu tanıtlanacak.

1— Tarassut Kulesi öğretişine göre, bedenle bir olan ruhun sonsuzluğu yoktur. Cehennem durumu mezardan ayrı bir şey değildir. İnsan da hayvan gibi ölür, gömülür, kötüler saman alevi gibi yok edilir. Vaiz 3:18,19'un yanlı yorumundan çıkarılan bu kurama karşın, Kutsal Kitap'ta Yaratan'ın insanı —hayvanları değil— kendi benzerliğinde ve öz niteliğinde yarattığı bildirilir (Yaratılış 1:26,27; 5:1). Sonsuz Yaratan, insanın düşüncesine sonsuzu koydu (Vaiz 3:11,14). Ademoğlunun kendi ruhu üzerinde gücü yeterliliği yoktur; Yaratanımız Yargıç'tır (Vaiz 8:6,8). İnsanın canını ruhunu sonsuz için yalnız İsa Mesih kurtarabilir (Romalılara 6:23; 8:11; II Timoteos'a 1:10; I Petros 3:18; Yuhanna 5:28,29; Mezmur 32:1,2).

Kutsal Kitap'ta ŞEOL'dan (HADES) konu edilir. Ölülerin gittiği bu yerde ateş alevlenir (Yasanın Tekrarı 32:22; Luka 16:22,23), Davut, Tanrı'nın göklerde ve ölüler ülkesinde bulunduğunu söyler ( Mezmur 139:8 ), ölüler ülkesinde bulunanlar diridir (Amos 9:2; Mezmur 55:13), ölüler ülkesinde ıstırap vardır (Mezmur 116:3; Luka 16:23-25).
İsa Mesih, günahta ölenlerin girdiği duruma CEHENNEM der (Matta 5:22-29,30; 10:28; 23:15), sonsuz ateş der (Matta 7:19; 18:6-9; Markos 9:42-48), benden ırak, en elverişsiz ortam der, dış karanlık der (Matta 7:23; 11:22-24; 8:12), ağlayış ve dişlerin gıcırtısı olan yer der (Matta 13:40-42; 22:13; 25:30), Kutsal Ruh'a karşı işlenen günahın bağışlanma-yacağı ortam der (Matta 12:31,32). (Bakınız: Yeşaya 57:20,,21; Vahiy 14:9-11,20).

2— Tarassut Kulesi öğretişine göre, İsa Mesih sadece yükseltilmiş bir melek, bir yaratıktır. Bu kuram, Tanrı'nın öğretişine tümden ters düşmektedir: Erden bir kızdan insan yavrusu olarak doğan Yehoşua (İsa) adının anlamı Kurtaran'dır. Eski Antlaşma peygamberleri O'nu ne bir melek, ne de yaratık olarak tanıttılar. Yeşaya peygamber, İsa'nın günahlıyı kurtarmaya geleceğini şöyle kutladı: "İşte Tanrı kurtuluşumdur. Korkmayacağım. Çünkü RAB YEHOVA gücüm ve ilahimdir. O bana kurtuluş (Yehoşua) oldu" (12:2). Yeremya peygamber, İsa'yı YEHOVA Doğruluğumuz diye tanımladı (23:6). Mika peygamber, O'nun çıkışı eski vakitten, zamansız çağlardandır, diyerek (5:2), İsa'nın bir melek ya da yaratık değil, YEHOVA'nın kendisi olduğunu vurguladı. Yeşaya peygamber, O'nu İMMANUEL (TANRI BiZiMLE) adıyla tanıttı (7:14). Ardından da şunu bildirdi: "Bize bir çocuk doğdu, bize bir Oğul verildi, O'nun adı Şaşılacak Öğütçü, Gücü Yeterli Tanrı, Sonsuz Babası, Barış Başkanı çağrılacaktır" (9:6). Peygamberler bunları bildirdi, haberciler olayı kutladı (Matta 1:21,23; Luka 5:21).

İsa, Baba'yla eşit nitelikte tapılan Rab'dir ( Çıkış 20:3; Matta 2:11; 4:10; 14:33; 20:20; Luka 24:52; Yuhanna 9:38; Filippililer 2:9-11; I Petros 3:22; Vahiy 5:8 ). Bu dönümde, meleklere tapınmaya kesinlikle izin verilmediğini akılda tutmak gerekir (Vahiy 19:10; 22:8,9). Bunun tersine, İsa Mesih'e ilişkin şu ilginç Tanrı buyruğuyla karşılaşırız Kutsal Söz'de: "Tanrı ilk-doğanı dünyaya sunduğunda şöyle der: 'Tanrı'nın tüm melekleri O'na tapınsın'" (İbraniler 1:6). Meleklerin O'na tapındığı kişinin bir yaratık değil, Yaratan olduğu belirgindir. RAB YEHOVA bir yaratığa tapanın puta tapıcı olduğunu kesinlikle vurgular.

Davut Peygamber, Işığım ve kurtuluşum (Yehoşua) YEHOVA'dır diye ilahi yükselterek (Mezmur 27:1), İsa'nın YEHOVA olduğunu vurguladı. Zamansız çağların kurulunda, Baba Tanrı öncesiz Oğlu Mesih'e şu vaatte bulundu: "Seni uluslara Işık olarak vereceğim" (Yeşaya 49:6). Ve ne dedi Mesih? "Ben dünyanın Işığı'yım" (Yuhanna 8:12; 9:5). "Tanrı Işık'tır" (I Yuhanna 1:5).

KURTARICI YEHOVA Eski Antlaşma'da kendisini şöyle tanıtır: "İlk Ben'im. Benden başka Tanrı yoktur" (Yeşaya 44:6; 48:12). Ve kurtarıcı Mesih'in kendisini böyle tanıtması ilginç değil midir? "İlk ve Son Ben'im" ( Vahiy 1:8,17; 22:13; İbraniler 13:8 ). RAB'den başka kim böyle konuşabilir?

3— Tarassut Kulesi öğretişine göre, Rab İsa'nın ölüler arasından dirilişi bedensel diriliş olamaz. İsa'nın bedence dirilmediği, bedenin eriyerek dağıldığı, İsa'nın sadece ruh niteliğinde mezardan ayrıldığı tasarımlanır. Bunun tam tersine, İsa görkemle dirilip öğrencilerine açıklandığında, "İşte ellerime, ayaklarıma bakın; ben O'yum" dedi. "Bana ellerinizle dokunun ve görün. Çünkü ruhun bedeni de, kemiği de yoktur. Oysa gördüğünüz gibi, benim var" (Luka 24:39). Aynı konuyla ilgili olarak şu yerleri araştırın: Mezmur 16:10; Matta 26:32; Yuhanna 2:19; Matta 28:6; Habercilerin İşleri 26:23; 2:24; 3:14,15; 4:33; 10:39,41; Romalılar 1:4. Bu konuda kanıtlar çoktur.

4— Tarassut Kulesi öğretişine göre, Kutsal Ruh, Tanrı kişiliğinden yoksun bir enerji ve uygulama gücüdür. Ne var ki, Tanrı'nın Sözü Kutsal Ruh'u, Baba'yla ve Oğul'la eşit kişiliği olan diri ve etkin Ruh olarak tanıtır. İsa'nın sözlerini düşünmeli: "Gitmem sizin için daha iyidir. Çünkü gitmezsem Avutucu size gelmez" (Yuhanna 16:7). Kutsal Ruh Rab'dır (II Korintoslular 3:17), insanın yaratılışında etkin Yaratan'dır (Eyub 33:4). Kutsal Ruh inanlıya konuşandır, sevendir, insanı Tanrı'ya kutsal kılandır, inanlının yaşamında sağlıklı ürünleri oluşturandır, düşünen, karar verendir: (Habercilerin İşleri 5:3,4,9; 8:29; 10:19; 13:2; 15:28; Romalılar 8:27; 15:30; Efesoslular 4:30; I Selanikliler 5:19; Yeşaya 63:10; İbraniler 10:29; Yuhanna 3:5-8; Romalılar 15:16; Galatyalılar 5:22). Kutsal Ruh'un kişiliği tanınmadan, Tanrı iyilikleri bilinemez.

5— Tarassut  Kulesi  öğretişine  göre,  insanın  günahtan  dönüp Mesih kurtulmalığına iman yoluyla yeniden doğması gerekli değil. Yehova Şahitleri  inançlarını  içeren  yayınları yaymak için çok çaba gösterirler, bunu en önemli yükümlülükleri sayarlar. Ama İsa Mesih, günahlı insanın  yukarıdan yeniden doğmaya gereksinimini vurgular (Yuhanna 3:3,5). Yeniden doğuşla suçların bağışlanması gerçekleşir (Efesoslular 1:7; I Yuhanna 1:9). Yeniden doğuş Tanrı'nın kayrasıyladır (Efesoslular 2:8,9). Cana kesin güvenlik sağlar, sonsuz güvenliğini varlıkta kesenkes kanıtlar (Yuhanna 1:12; I Yuhanna 3:1; 5:13; Koloseliler 2:2).

Sonsuz yaşam güvenliğini taşıyan Tanrı bağlısı, bir örgüte ya da din merkezine değil, alçakgönüllülükle Tanrı'ya ve insan kardeşe hizmet sunar  (Efesoslular 2:10; 6:7).  Mesih'le birlikte miras ortağı ve Tanrı'nın ev halkı olur (Romalılar 8:17,14; Galatyalılar 4:7). Tüm evrende hiçbir gücün bu yetkiyi ondan alamayacağına güvenir (Yuhanna 10:29; İbraniler 13:6). İsa Mesih'in görkemle gelişini, bu gelişte kesin ve belirgin özgürlüğü bekler (Romalılar 8:23; I Selanikliler 4:13-18; Vahiy 1:7; 22:20).

6— Tarassut Kulesi öğretişine göre —bunun ikide bir değiştirildiği anımsansın— İsa 1914, 1925 ya da 1938 yıllarında göze görünmeden dünyaya gelmiş, yeni düzeni kurmuş. Buna karşı Tanrı Sözü, İsa Mesih'in yeniden gelişinin gözle görülür görkemli bir olay niteliğinde belireceğini açıklar. Hiç kimse bunun tarihini bilemez, varsayımlar çıkaramaz. İsa, Babası'nın yüceliğinde melekleriyle gelecek, insan soyu tarafından yüceltilecek. O'nun yeniden gelişi, tarihin doruğundaki parlak olaydır, herkesçe görülecektir. Bakınız: Daniel 7:13,14; Zekarya 12:10; 14:4,9;  Vahiy 1:7; 11:15; 22:20;  Matta 26:64; 24:27,30,36; Luka 12:40: I Selanikliler 5:2,3;  Matta 16:27; 25:31,32; Markos 8:38; II Selanikliler 1:7,8; Vahiy 3:11; 16:15; I Yuhanna 3:2; Yakup 5:8; Filippililer 3:20,21; Koloseliler 3:4; I Petros 5:4; II Timoteos 4:1. Bu parçaların tümü, İsa Mesih'in gözle görünür biçimde dünyamıza dönüşüne değinir ve şu uyarı vurgulanır: "Bu umudu taşıyan herkes, Mesih'in suçsuz olduğu gibi, kendini suçtan arıtır" (I Yuhanna 3:3). En üstün gerek, yeniden doğuşla günahtan arıtılmak, sonsuzun güvenine kavuşmak, Mesih'in gelişine hazır olmaktır.

Tanrı tektir, kurtuluş sunusu tektir, kurtarıcı tektir. Günahtan arıtılmayanın Tanrı katında durabilmesi olanaksızdır. Seven Tanrı, Mesihi'ni kurtarıcı atadı. Günahtan dönüp O'na iman etmek, yaşamın da, sonsuzun da biricik güvencesidir. Tanrı'nın kayra çağrısı evrenseldir.



Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

81
Mitolojide Morfeus uyku getiren rüyalar tanrısıymış. Daha sonra morfin sözü buradan kaynaklanmış. Çinliler uyuşturucunun etkisini şöyle anlatmış: "Geçmişi unutturur, şimdiyi öneme almaz, geleceği hesaba katmaz!" Şairler şairi Homer ne demiş ona ilişkin? "Tüm ıstırapları unutturan zehir!" Günümüzün dehşet saçıcı yanardağları arasında sırıtan uyuşturucular orağını her yana salıyor, sayısı çok yüksek genci amansızlık kasırgasıyla biçiyor. On yaştan aşağı yavrulardan başlayarak orta yaşlılara varıncaya dek kurbanlarının kanını emiyor. Orta yaşlı biri 0,3 gram morfin alınca ölür. Ama uyuşturucu huyuyla boğuşana günde 4 gram  morfin —13 kez daha çoğu— vız gelir. Güngünden yeni yeni çeşitleriyle karşılaştığımız uyuşturucular tüm insanlığın ön sırada gelen belası: Marijuana (haşiş), eroin, kokain, kanabis, LSD, metadon, krak ve daha bir sürü..

Çok eskiden hedonizm (hazcılık) felsefesi olarak tanınan bir tür yaşam yorumu bilinirdi. Çağımızda yepyeni boyutlara dayandı bu. Çeşitli baskıları unutabilmek, depresyonu atlatabilmek, çalkantılardan sıyrılarak tatlı rüyalar görebilmek için uyuşturucular birebir! Yalanın babası şeytandan kaynaklanan düzmelerin önde geleni çağımızı bürüdü. Bunu kullananların bedeni hep daha çoğunu, daha yenisini ve üstün güçlüsünü arıyor. Daha bol, daha heveslendirici olsun. Yaşamlar mahvolsun. Ve mezarlar dolsun..

Özellikle genç insanın sırtını yere getiren kölelik, varoluşun anlamını yitirmenin doğal sonucu. Bunun gerisi benliğini sevmek yanıp tutuşan isteklerle varlığı kenetlemek. Gencim diyen berrak kafayla düşünsün: Arayışım hemen elde edilen bir hazcılık mı, yoksa ileride bekleyebileceğim hoşnutluk mu? Derhal kavuşabileceğim keyf ve beğeni ileride tanıyabileceğim gönül doygunluğundan beni yoksun bırakacaksa bunlara kesinlikle rest çekiyorum. Sağlıklı amaç nasıl anlatılır? Faizle para borçlananlar çokça yanılgıya kulluk etmekte: Şu anda harcarım ileride öderim. Bugün varlığını yıprat, yarına boş ver. Böylesi çürük tahtaya basanların ileride ödeyebileceği kaynaklar kurumuş. Daha dinçken aklını, beden yapını, canını-ruhunu eroinle kokainle baltalarken ileride bunların sağlamını bulabileceğini sanmayasın. Tersine, kapkaranlık bir gelecek bekliyor seni.

Gençliğin şu sarsıcı bunalımları çağında ne yapacağını kestiremeyen yangın söndürücüler gibiyiz. Bir zamanlar tekke ve zaviyelere, bir de çok dar bir kesime kısıtlanan alışkı son yıllarda her ülkeyi, her kuşağı ve özellikle gençleri orman yangını gibi sardı, dünyasal çapta belaya dönüştü. Çevreyi kirletenler, terörizmi körükleyenler, çeşitli uyuşturucular, vb, zehir saçan ejderhanın çirkin dokunaçlarından.. Bunların tümü ne ülke sınırı tanıyor, ne yasa engeli, ne de güvenlik yetkilisi. Beyaz zehir tacirlerinin mahzenlerinde yığılı istif istif kara paralar ülke bütçelerinden de aşkın: Güngünden acımasız ejderhaya yem olarak erken mezarı boylayan genç kuşağın kan karşılığı..

Son yıllara dek varlıklı batı ülkelerine özgü bela her köşeyi ve bucağı sardı: Tayland’ta 3-4 milyon narkoman var. Belki bir o kadar narkotikli de Pakistan’da, Bangladeş’te. Birleşik Amerika’da yasa organları, içinde kokain taşıyan uçaklara ve gemilere el koyuyor. Midede taşınan kokain kaçakçılığı alışılmış düzenlerden. Uyuşturucularla savaşabilmek doğrultusunda oluk oluk para akıtılıyor. İskelete dönüşmüş, bir ayağı mezara dayanmış genç erkek ve kızları kurtarabilmek için hastaneler, ıslahevleri kuruluyor, cezaevleri gitgide taşıyor. Afyon üreticilerini başka işlere isteklendirmek için çiftçilere açıktan para sağlanıyor. Bunlara karşın kızgın alevler ha babam yoğunlaşıyor, dört yanı sarıyor.

Lamartine, Aldous Huxley gibi yazarlar, mürekkep yalayan bazı çağdaşlar uyuşturucuları hem kullandı, hem övdü. Dünyaca tanınan Beatles şarkı grubu, Happiness is a Warm Gun şarkısını tanıttı. Anlamı, Mutluluk Sıcak bir Silahtır! Ne olsa gerek bu? Damarlara sokulan eroin şırıngası! Rolling Stones grubu rock ‘n’ roll müziğiyle uyuşturuculuğun öncülüğünü ve övgüsünü yaptı. Ölümünden bunca yıl sonra tapınılırcasına tutulan Elvis Presley uyuşturuculara kölelik ederek erken ölümü boyladı. Sağlıksız bir çağda çalkalandığımızı göremeyen, güncel olaylara eğilsin, bunları incelesin. Ailelerde çökkünlük, çevrede miskinlik ve derinlere dalan bataklık. Ateist varoluşçuluk felsefesi, "Yaşam sağduyu dışı deneyimdir, ölüm ise bu şakanın son sayfasıdır" demiş. Böylece sayısız genç ‘Aklın İntiharı’ sayılan uyuşturuculuğa sarılmış. Afyonun-eroinin gizemli görmeler, bilgelik ve yaratıcılık yeteneği verebileceği tasarlanmakta. Gülünç mü gülünç! Beynin sahip olmadığı özellikleri verebilecek güç nerede? Beynin yozlaştırıcıları onu dinçleştiremez; yıkıcılık yapıcılığı oluşturamaz.

Şimdiki çağın görünümü günümüzden 2000 yıl önce Tanrı’nın hiç değişmeyen Sözü’nde şöyle belirtilir: "...İnsanların içi kötülük doludur, yaşadıkları sürece içlerinde delilik vardır. Ardından ölüp gidiyorlar” (Vaiz 9:3b). “Sağlıklı öğretiyi dinlemeyecekleri zaman gelecek. Bunun yerine tutkuları uyarınca bir sürü öğretmen yığacaklar. Bunlar insanların kulağını okşarcasına konuşacak... Ölçüsüz işe verilen, böbürlenen, Tanrı’yı sevecek yerde zevki eğlenceyi seven..." (II Timoteos 4:3; 3:4). Bu çağ sağlıksız öğreti çağı!

Bir yandan çürük felsefeler genç kuşağa derme çatma bir cennet vaat ederek canlı bombacılığı, uyuşturuculuğu, nihilizmi (hiççilik) körüklemekte; öte yandan gençliğin canı, ruhu, öz varlığı pahasına beyaz zehir bezirganları, yalancılık tellalları gününü gün etmekte. Bunalıma karşı gerekli desteği kim verebilir? Ana babaya öz değeri olan genç kızı ve erkeği kim kurtarabilir? Sevgiden yoksun kalarak eroin şırıngasından medet uman insan kardeşi ölüm dünyasından gerçek yaşam aşamasına kim yükseltebilir? Yücelerden yeryüzüne inen, insan bedeniyle aramıza gelen kurtarıcı Mesih herkese sesleniyor; yaşam, hem de bol yaşam kaynağı niteliğinde eroinmana ve her günahlıya sevgiyle konuşuyor.

Sarkık yüz, donuk bakış, soluk gözler.. Anı, düşünce, kişilik, duyguların barınağı beyin kasırganın kırıp geçirdiği gül bahçesi gibi canlılığını, dinçliğini yitirmiş. Toprağı andıran renk, çürümüş simsiyah dişler, kupkuru olmuş saçlar, etin ta derinine batmış tırnaklar. Dünyayla ilişkisini, yiyecek isteğini unutmuş, temizlik kavramına rest çekmiş. Tek ilgisi, içini kemiren uyuşturucuya özlemi karşılamak. Bu tuzağa düşen çalar, gerekince cana kıyar, kaçakçılık yapar, kızlar hatta erkekler vücudunu satar. Her ülke, her kent bu tür gençlerle dolu. Hem de sayı güngünden kabarmakta. Acıklı bir dram karşımızda..

İsa Mesih çağrısının özeti şudur: “Kendini yadsı, ardım sıra gel” (Matta 16:24). O Yenen’dir. Şeytanı, günahı, cehennemi, ölümü, karanlık güçlerini alt edendir. O’nun ardı sıra giden düş kırıklığına uğramayacak. O ölüm borcunu ödemek için değil, başkalarının yaşama kavuşması için öldü ve dirildi. O’nda hiçbir bencillik yoktur. O’nun aracılığıyla bencilliğe üstün çıkabilen güvenlik gönencindedir. Bencillik günahı yeğleyenin harcıdır.

Uyuşturucu alışkanlığı her tür ideolojiden yoksun kalmış, çıkmaz sokağa dönüşmüş. Narkomanlar dünyasında pinekleyen genç insanı bu korkunç çukura sürükleyen etkenler saymakla tükenmez: Ailede düzensizlik ve sevgisizlik, boşanmalar, depresyon, sigara ve alkolle başlayan alışkanlıklar zinciri, yapma cennet arayışı, akranların aldatışı, zevk ve heyecan kovalayışı, vb. Giderek sayısı çoğalan narkotikler nerede sıklaşır? Uçak alanlarında, tren istasyonlarında, limanlarda, konuk evlerinde, barlarda, diskoteklerde, hastahanelerde ve cezaevlerinde. Küresel, kişisel, moral bunalıma dönüşmüş katmerli bela! Narkoman insan yaşamsal-toplumsal yönlerden bağlantısız-dayanıksız kalmış. Kahredici nesnenin her türünü sınamak istiyor, sınadıkça daha çoğunu özlüyor.

Günde 0,005 gramla başlayan alışkanlık az zamanda 0,450’ye çıkabilir. Hergün iki gram kullananar bol! İstek karşılanamayınca sarsıcı belirtiler oluşur. Böyle bir illete yakalanan nasıl kurtulabilir? Yol uzun, çetin ve sıkıdüzen dileyicidir. Kurtulma olanağı bulunmadığını söyleyenler masal uydurmakta. Genç kuşağı cehennemin eşiğine dürten kara para istifleyicilerinin bir kesimi gençliği bozduktan sonra cezaevlerinde çürürken, çoğunluğu milyarder yaşamı sürmekte. Yasa organlarının gözüne kül atmayı başarabilen bu acımasızlar hak Yargıç’ın yargılamasından nasıl kaçabilecek? Burada İsa Mesih’in kesin uyarısı gelir akla: “Suça sürükleme eylemlerinin gelmemesi olanaksızdır. Ama bu eylem kimin aracılığıyla geliyorsa, vay onun başına! Şu küçüklerden birini kim suç işlemeye sürüklerse, boynuna bir değirmen taşı bağlanıp denize atılması o kişi için daha iyidir” (Luka 17:1, 2).

İnsanlık ailesine doğan her can onun dinçliğini ya artırır ya da geri teptirir. Erdemli tutum ve eylemlerin kök salması çiftçinin toprağı işlemesi gibidir. Bilinen aşamalardan geçilerek ürün getirilir. Buna karşı sağlıksız-erdemsiz eylemler bir-iki denemeyle huy olur. Uyuşturucular önümüzde kanıtlı bir görgü. İsa Mesih öğretisinin ana konusu, her yaratığın Tanrı’ya çok üstün önem taşımasında odaklanır. Uyuşturuculuğun pençesinde yakalananın Yaratanı’na toplumuna değeri kalmamıştır. Bunun tersine o değerli can oluk oluk gideri gerektiren bir muhtaca dönüşmüş. Günah egemenliğinin çürüttüğü beden ve ruh arıtılmalı. Bu sonucu, gücü ölüleri diriltmeye dek uzanan İsa Mesih gerçekleştirir. Tutsaklıktan kurtulabilmek için ilkin isteği işlerliğe çağırır.

Uyuşturucu alışkanlığının canına tak dediği pek çok genç somut yardım aramakta, nereye döneceğini kestirememekte. Sorunlarına, bunalımlarına, ıstıraplarına acımayla yaklaşabilecek, yaşam düzensizliğini giderebilecek seven, ilgilenen kişi nerede bulunabilir? Genci yaşlıyı, kısaca her günahlıyı kucaklayan Tanrı gereksinimimize yetişti. İnsanlığa diri kurtarıcı Mesihi’ni gönderdi. Mesih tutsak insanı özgür edendir, etkisini azdırarak yaşamı çürüklüğe, ölüme ve yargıya sürükleyen günah zincirini kıran.. İsa geçmişin karanlığını dağıtır, geleceği göksel parlaklığa dönüştürür. Şu anda tanrısal kayranın iyi edemeyeceği hastalık, düzeltemeyeceği bozukluk düşünülemez.

Narkoman genç ona sahte yakınlık gösteren kişilerce kandırılıdı, tuzağa düşürüldü. Belki ailede sevgi diye bir şey görmedi. Bu sarsıcı boşluğu ancak uyuşturucular doldurur sandı. Bireyin doktor, gerekince de ıslahevi araması sağduyulu karardır. Ama can sevgiyle ısınmazsa gerideki boşluk giderilemez; belki de sunulanı geri teper. Kurtarıcı Mesih insanlığa gelişinin temel nedenini şöyle açıkladı: "Onlarda yaşam olsun, hem de bol yaşam olsun diye geldim" (Yuhanna 10:10). Tüm varlığı mengene gibi sıkan günah egemenliği ölümü enikler. Kurtarıcı İsa kendisine sığınana yaşam verir, esenlik getirir.

Mesih’in kurtarma-sağaltma gücüyle uyuşturuculardan özgür edilen sayısız gençlerden biri, Kutsal Kitap’ın şu sözleriyle tanıklığını kutluyor: "Bir zamanlar biz de aklı kıt, söz dinlemez, aldanış içinde bocalayan kişilerdik. Çeşitli isteklere, tutkulara uşaklık etmekteydik. Ama kurtarıcımız Tanrı’nın iyi yürekliliği ve insanlığa sevgisi belirdiğinde, doğrulukla yaptığımız işlere karşılık değil, acımasına yaraşır biçimde bizi yeniden doğuş yıkamasıyla ve Kutsal Ruh’un yenilemesiyle kurtardı" (Titos 3:3-5). Mesih’in etkin sonuçlu eylemi salt narkomanları değil, günah zinciriyle bağlı her soydan her boydan kadını-erkeği, genci-yaşlıyı kapsar. Hiçbir yetkinin yeterliliğin gideremediği günah yükünü Mesih’e naklet. O herkesin günahını taşıdı, günaha yaraşan karşılığı ölümüyle ödedi. Kendisine iman edeni arıttı ve özgürlük sağladı. Çağrısını, yardımını herkese sevgi dolu yürekle uzatıyor: “Ey bütün yorulanlar ve ağır yük altında yıprananlar! Bana gelin. Sizleri dinlendiririrm. Boyunduruğumu takının, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu ve engin yürekliyim. Böylece, canlarınıza dinlenme bulacaksınız. Çünkü boyunduruğum kolaylıkla taşınır, yüküm de ağırlık vermez” (Matta 11:28-30).


Tanrı Bildirisini Yayma Derneği, Postfach 22 33 45, 57039 Siegen - Almanya

82
Tüm İncildersleri / Vahiy 2:8-11
« : Ağustos 31, 2012, 12:43:12 ÖS »

Baskı Altında Yıpranan Kilise Topluluğuna 8-11



Vahiy 2:8-11

8“İzmir’deki kilise topluluğunun meleğine yaz. İlk ve Son Olan, ölüp dirilen şu sözleri bildiriyor:
9“‘Çektiğin acıyı ve yoksulluğu biliyorum. Yine de zenginsin. Kendilerine Yahudi süsü verenlerin sana sövüp saydığını da biliyorum. Oysa Yahudi olmamaları bir yana, onlar şeytanın sinagogudur . 10Çekeceğin işkencelerden korkma. Bak, denenesiniz diye şeytan aranızdan bazılarını cezaevine atacak. On gün süreyle acı çekeceksiniz. Ölüme dek güvenilir ol, sana yaşam tacını vereceğim. 11Kulağı olan, Ruh’un kilise topluluklarına ne dediğini duysun. Yengi kazanan ikinci ölümden zarar görmeyecek.’”



Baskı altında, çekilen acı ve yoksulluk?



Bazı insanların kendilerini yahudi olarak tanıtması hemde yahudi olmadıkları halde bunları şeytanın mabedinin üyesi oldukları açıklandığı gibi bunun yanı sırada çekilecek olan işkenceler ve cezaevine atılma olayı söz konusu burada.

Anlaşıldığı gibi şeytanın kuvvetle iş başında olduğu açık bir şekilde görülmektedir.


Ancak Rab cesaretlendiriyor ve korkma diyor:

Demekki korkularımız var, ancak korkuların ve her gücün üstünde olan Rabbimiz var hamdolsun.

Ayrıca cezaevinde çekilecek acının sadece ongün olduğu açıklanıyor, tüm bunlara rağmen ödün vermeden Rabde güvenilir bir yaşam sürülmesi bekleniyor ve bu bizlere hedefimiz olan alacağımız yaşam tacını gösterir.

Dinleyecek kulağı olan kilise topluluklarınadır bu SÖZ.
Ödün vermeden tam bir itaat ile güvenilir olarak sona kadar sadık kalanlardır, bu açıklama bizlere Ruh’u dinleyen kilisenin sonsuzlar boyunca Tanrı’dan ayrı kalmayacağının tam garantisidir.

İkinci ölüm Mesih’e iman etmemiş, kurtulmamış ruhların cehennemin sonsuz sönmeyen ateşinde kalmaları ve acı çekmeleriyle bu iş böylelikle bitmiş anlamına gelmiyor bununla birlikte esas anlatılmak istenen konunun özü şudur:Tanrı’dan sosnsuzlar boyunca tamamen kopuk ve ayrı kalmasıdır, bununda açıklamasıda şudur: ayrılık sözü ölüm demektir.

Bununla Tanrı bizlere şunu anlatmak istiyor:
Mesih’te sona kadar sadık kalarak ikinci ölüme karşı  zafer kazanmamızdır, tüm bunları diyen İlk ve Son olan ve ölüp  Tanrı gücü ile bir daha hiç ölmemek üzere dirilen Rab İsa Mesih


AliT

83

ASYA İLİ'NDEKİ YEDİ KİLİSE: EFES, İZMİR, BERGAMA, TİYATİRA, SART, FİLADELFYA, LAODİKYA

(İ.S . 1. yüzyılın sonları)

YUHANNA PATMOS ADASI'NDA

Vahiy Kitabı'nı kaleme alan Yuhanna'nın elçi Yuhanna olduğu kabul edilmektedir. Yuhanna bu kitabı küçük bir Ege adası olan Patmos'ta sürgündeyken kaleme aldı. 'İsa'ya ait biri olarak sıkıntıda, tanrısal egemenlikte ve sabırda ortağınız ve kardeşiniz olan ben Yuhanna, Tanrı'nın sözü ve İsa'ya tanıklık uğruna Patmos denilen adada bulunuyordum' (Vahiy 1:9). Günümüzde Türkiye kıyılarından yaklaşık 60 km uzaklıkta olan Patmos, Roma İmparatorluğu döneminde büyük olasılıkla mahkûmların gönderildiği bir sürgün adasıydı.
Yuhanna, gördüklerini bir tomara yazarak Asya İli'nde bulunan yedi kiliseye (Efes, İzmir, Bergama, Tiyatira, Sart, Filadelfya ve Laodikya) göndermesini buyuran bir ses işitti.526 Ardından, Dirilmiş Rab İsa'nın yedi kilisenin meleklerine hitap ettiği yedi mektubu kaleme aldı.
Bazı uzmanlar buradaki 'kilisenin meleği' kavramının aslında kilise önderini ifade ettiği görüşünü ortaya atmışlardır. Ancak Yeni Antlaşma kiliselerinde birden fazla önder vardı ya da birkaç kilise birden tek bir önder tarafından yönetililiyordu. Yuhanna yazdığı mektupların okuyucuların ruhsal yaşamında bir değişiklik yaratacağını umduğuna göre, Vahiy Kitabı'nda sözü edilen 'kilise meleği'nin kilise topluluğunu bir bütün olarak ifade ediyor olması daha muhtemeldir.
Dirilmiş Rab İsa'nın Yuhanna aracılığıyla yedi kiliseye hitap ederken binalara ya da kurumlara değil, insanlara hitap ettiğini unutmamalıyız. Yuhanna'nın yaşadığı dönemde İsa Mesih imanlılarının toplandıkları yerlere ait hiçbir iz günümüze ulaşmamıştır. Zaten keşfedilmeleri de beklenmemektedir. Pavlus'un Filimon'a yazdığı mektuptan, Filimon'un evinde bir araya gelen bir imanlılar topluluğu olduğunu öğrenmekteyiz.527


EFES

Dirilmiş Rab İsa sözlerine Efes'teki kiliseyi takdir ederek başlar. Efes'teki topluluğun çalışkanlığını, sabrını ve sahte elçilere karşı takındığı tavrı över. Bu sahte elçilerin Vahiy 2:6'da söz edilen 'Nikolas yanlıları' adındaki zararlı tarikattan olmaları mümkündür.
"Ne var ki, bir konuda sana karşıyım: Başlangıçtaki sevginden uzaklaştın. Bunun için, nereden düştüğünü anımsa! Tövbe et ve başlangıçta yaptıklarını sürdür. Tövbe etmezsen, gelip kandilliğini yerinden kaldırırım."
vahiy 2:4-5
Efes'in Pavlus'un yolculukları sırasında oynadığı rolü daha önce ele almıştık.


İZMİR

Rab İsa'nın hitap ettiği ikinci kilise İzmir kilisesiydi. Tıpkı Efes gibi deniz kıyısında bulunan İzmir çok eski bir geçmişe sahiptir. İzmir'in orta Anadolu'daki bir Asur kolonisi olan Kaneş'te (günümüzde Kültepe, Kayseri) bulunan tabletlerde adı geçen ve İ.Ö yaklaşık 1780 yılında Kaneş ile arasındaki ticaretin kesildiği görülen 'Tişmurna' olması mümkündür. Dirilmiş Rab İsa İzmir'deki kiliseye övgü dolu sözler söyler. Aynı zamanda yakında maruz kalacakları zulümlere ilişkin uyarılarda bulunur. Onları ölüm pahasına da olsa sadık kalmaya teşvik ederek kendilerine yaşam tacını vereceğini söyler.528 Antik çağda Smyrna adını taşıyan ve günümüzde 50 km uzunluğundaki İzmir Körfezi'nin merkezinde yer alan İzmir, önemli bir liman kentidir. Antik Smyrna Kenti'ne ilişkin en etkileyici kalıntı, 2. yüzyılın ortalarında inşa edilen, fakat İ.S. 178'deki depremde yıkılan alışveriş meydanıdır (agora). Roma imparatoru Markus Aurelius'un eşi Faustina tarafından yeniden inşa edilmiş olan agora oldukça etkileyici bodrum tonozlarına sahiptir.


BERGAMA


Üçüncü kilise, bugünkü İzmir'in Bergama ilçesinde bulunan Bergama kilisesiydi. Bergama Kalesi çevredeki vadiden 300 m kadar yükseğe uzanan koni biçimindeki bir tepenin (akropolis) üzerine inşa edilmişti. Kale bölgesinde İ.Ö. 2. ve 3. yüzyılda hüküm süren Attalos krallarının sarayı ile silah deposu bulunuyordu. Ayrıca II. Eumenes'in (İ.Ö. 197-159) hükümdarlığının başlarında inşa edilen ünlü Bergama Kütüphanesi de burada yer alıyordu. Yaklaşık

200,000 tomar barındıran Bergama Kütüphanesi ile I. Ptolemi tarafından İ.Ö. yaklaşık 295 yılında kurulan ünlü İskenderiye Kütüphanesi arasında büyük bir rekabet vardı. Mısır'ı yöneten Helen kralları papirüs ihracatını yasakladıklarında, Bergamalılar koyun, keçi ve diğer hayvanların derilerini ince tabakalar halinde ayırıp kirece batırarak kendi kağıtlarını icat ettiler. Böylece antik çağdaki adı Pergamum olan Bergama, 'parşömen' kağıdına adını vermiş oldu.529 Bergama Kütüphanesi'ndeki eserler, Julius Sezar'ın saldırısı sırasında yanan İskenderiye Kütüphanesi'ndeki eserlerin yerine İ.Ö. 41 yılında Antonius tarafından Kleopat-ra'ya hediye edildi.530
III. Attalos İ.Ö. 133 yılında öldü. Hiç çocuğu olmadığından, bütün krallığını dönemin yükselen gücü olan Roma'ya miras bıraktı. Romalılar da Bergama'yı yeni eyaletleri Asya'nın başkenti yaptı. Bergama, Hadrianus tarafından İ.S. yaklaşık 129'da Efes başkent yapılıncaya dek Asya İli'nin başkentliğini yapacaktı. Bergama'daki tiyatro II. Eumenes'in (İ.Ö. 197¬159) hükümdarlığı sırasında inşa edilmiştir. Bir tepenin yamacına oyularak yapılan tiyatro 10,000 izleyici alabiliyor ve seksen sıra koltuğuyla antik dünyanın en dik amfitiyatrosunu oluşturuyordu.

II. Eumenes'in I. Attalos'un İ.Ö. 230 yılında istilacı Galyalılar'ı (Yeni Antlaşma'daki Galatyalılar'ın ataları olabilir) bozguna uğratmasının onuruna inşa ettirdiği ünlü Zeus Sunağı kale bölgesinde bulunuyordu. 36 x 34 metrelik yapı, savaşan devleri ve tanrıları resmeden 120 m uzunluğunda ve 2.3 m yüksekliğinde bir frize (duvar süsü) sahipti. Zeus Sunağı Berlin'deki Staatliche Müzesi'nde yeniden kurulmuştur.

Günümüzde Bergama'nın merkezinde Viktorya döneminden kalma bir tren istasyonunu andıran, esrarengiz bir yapı bulunmaktadır. Kızıl Avlu olarak adlandırılan bu yapı Mısır tanrısı Serapis için kırmızı tuğlalardan inşa edilmiş bir tapınaktır. 2. yüzyılın başlarına ait olan tapınak farklı renklerdeki mermerlerle kaplanmıştır. Serapis Tapınağı Asya İli'ndeki antik çağdan kalma en büyük yapıdır. Tapınağın altındaki 200 x 100 metrelik alandan, iki tonozlu tünel içerisinden akan Selinus Irmağı (Bergama Çayı) geçmektedir.
Bazı uzmanlar bu yapının Vahiy 2:13'te sözü edilen 'Şeytan'ın tahtı' olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak bu tapınak Yuhanna'nın Vahiy Kitabı'nı kaleme aldığı dönemde henüz inşa edilmemişti. Bir diğer iddia ise Şeytan'ın tahtının Zeus Sunağı olduğudur. Ne var ki, Vahiy Kitabı'nda yalnızca bu kentteki bir yapıdan değil, genel olarak Bergama Kenti'nden 'fieytan'ın tahtı' olarak söz edilmektedir. Bunun nedeni, büyük olasılıkla kentin, imparatorların ilah olarak görüldüğü Roma İmparatorlu-ğu'nun Asya İli'ndeki merkezi olması ve Roma ve Avgustus için İ.Ö. 29 yılında kurulan ilk tapınağın burada bulunmasıdır.



ASYA İLİ'NDEKİ YEDl KİLİSE: TİYATİRA, SART, FİLADELFYA, LAODİKYA

(İ.S. 1. yüzyılın sonları)

TİYATİRA

Dördüncü kilisenin bulunduğu Tiyatira, günümüzde Manisa ilinin Akhisar ilçesinde yer almaktadır. Yedi mektuptan en uzununun, hakkında en az bilgiye sahip olduğumuz bu kiliseye yazılmış olması ilginçtir.

Tiyatira antik çağda ürettiği mor kumaşlarla ünlü bir kentti. Kökboyasından elde edilen mor boya Akhisar'da 19. yüzyılın sonlarına dek kullanılmaya devam etmiştir. Pavlus'un kuzey Yunanistan'daki Filipi'de karşılaştığı Lidya, Tiyatiralı'ydı.531 Mor kumaş tüccarı olan bu kadına verilen Lidya adının aslında bir lakap olması muhtemeldir; Lidya adı kadının Asya İli'nin hangi bölgesinden geldiğini ifade etmektedir.
Bölgedeki diğer bir önemli iş kolu Vahiy 2:18'de gönderme yapılan parlak tunç üretimiydi. Parlak tunç sözü, Vahiy Kitabı'ndaki bu ayet dışında hiçbir Grekçe edebiyat eserinde yer almamaktadır. Burada sözü edilen parlak tunç anladığımız kadarıyla arıtılmış tunç veya bakır ile çinko alaşımından oluşan bir madendir. Kentin diğer ticaret alanlarında da geliştiği bilinmektedir. Esnaf loncalarına üye olmak, putperest ve ahlaksız lonca toplantılarına katılmayı beraberinde getiriyordu. Dirilmiş Rab İsa'nın, kendisini peygamber diye tanıtan İzebel adındaki kötü kadını hoşgördüğü için Tiyatira kilisesini azarlarken bu konuya değindiği anlaşılmaktadır. İzebel öğretisiyle kiliseyi fuhuş yapmaya ve putlara sunulan kurbanların etini yemeye yöneltmekteydi.532

Antik Tiyatira Kenti'nin çok küçük bir bölümü günümü¬ze ulaşabilmiştir. Kentin Hıristiyan geçmişinden geriye kalan tek iz, bir Bizans kilisesinin harabeleridir.


SART

Beşinci kilise, günümüzde Manisa'nın Salihli ilçesinin İz-mir-Ankara yolu üzerinde yer alan Sart Köyü'nde bulunmaktadır. Sarfta Lidya ve Arami dillerinde yazılmış bir yazıt bulunmuştur. İ.Ö. 4. yüzyıla ait bu yazıtta, Ovadya 20. ayette yer alan 'Sefarad' ismine rastlanmıştır. İberya ve Kuzey Afrika kökenli olan Sefarad Yahudileri'nin ismi buradan gelmektedir.

Sart, antik Lidya Krallığı'nm başkentiydi. Lidya Kralı Gi-ges'in (İ.Ö. yaklaşık 680-644) döneminde Sart’tan geçen Paktol Irmağı'nda (Sart Çayı) altın bulunmuştur. Lidyalılar altın, gümüş ve elektrumdan (altın ve gümüş alaşımı) dünyanın ilk madeni parasını yapmışlardır.

Yuhanna dirilmiş Rab İsa'nın Sart kilisesine söylediği sözleri şöyle aktarır: "...Eğer uyanmazsan, hırsız gibi geleceğim. Hangi saatte geleceğimi hiç bilemeyeceksin" (Vahiy 3:3). Bu sözler, Sarfın zaptedilmez olduğu düşünülen ak-ropolisinin Pers Kralı II. Koreş tarafından İ.Ö. 547'de hiç beklenmedik bir şekilde ele geçirilmesini ima ediyor olabilir. Persliler, Lidyalı bir askerin surdan aşağı yuvarlanan miğferini almak için kullandığı yolu kullanarak kalenin tepesine tırmandılar.533 Sart güney İran'daki Sus Kenti'nden başlayan 2.680 km uzunluğundaki Pers Kral Yolu'nun sonunda bulunuyordu. Bu yolun bir bölümü Sarfta halen görülebilmektedir.
İsa'dan önceki son birkaç yüzyılda Sarfa çok sayıda Yahudi yerleşmiştir. Sarftaki havra, bilinen en eski havra olup Amerikalı Yahudiler'in bağışlarıyla onarılmıştır. Büyük olasılıkla İ.S. yaklaşık 166 yılında inşa edilmiş olan havra bir deprem sırasında yıkılmış ve İ.S. 220 ve 250 yılları arasında yeniden inşa edilmiştir. Havranın mermer duvarında şöyle bir yazı bulunmuştur: "Ben [isim silinmiştir], eşim Regina ve çocuklarımız Her Şeye Gücü Yeten Tanrı'nın cömertliği sayesinde havranın tüm mermer kapla¬malarını ve boyasını yaptırdık."


FİLADELFYA


Altıncı kilise günümüzde Manisa'nın Alaşehir ilçesinde bulunan Filadelfya'dır. Filadelfya İ.Ö. 189 yılında Bergama'nın sınır kalesi olarak kurulmuştur. Filadelfya adı 'kardeş sevgisi' anlamına gelmekte olup Bergama Kralı II. Eu-menes'in (İ.Ö. 197-159) küçük kardeşi Attalos'a duyduğu sevgiyi ifade etmektedir. Antik Filadelfya Kenti'nin Hıristiyan geçmişinden geriye kalan tek iz, bir Bizans kilisesinin harabeleridir.


LAODİKYA

Vahiy Kitabı'nda adı geçen yedinci ve son kilise Laodikya'dır. Antik Laodikya Kenti'nin kalıntıları Denizli'nin kuzeyindeki Goncalı Köyü yakınlarında bulunmaktadır. Selefki Kralı II. Antiyokus kente İ.Ö. 253 yılında boşandığı eşi Laodike'nin adını vermiştir. Antik Laodikya Kenti'nin çok küçük bir bölümü günümüze ulaşabilmiştir. Dirilmiş Rab İsa Laodikya kilisesini şöyle azarlar: "Yaptıklarını biliyorum. Ne soğuksun, ne sıcak. Keşke ya soğuk ya sıcak olsaydın! Oysa ne sıcak ne soğuksun, ılıksın. Bu yüzden seni ağzımdan kusacağım" (Vahiy 3:15-16).

Rab İsa ne soğuk ne de sıcak olmayan (kararsız) Laodikya Kilisesi'ni ılık olduğu için azarlarken, Laodikya'nm antik çağda çektiği içme suyu sıkıntısını ima etmiş olabilir.
Laodikya'dan kuzeye bakıldığında on kilometre kadar uzakta Hierapolis'in harikulade sıcak su travertenleri görülebilmektedir.534 Daha sonra Pamukkale adını alan Hierapolis'in benzersiz sarkıtları ve sığ göletleri turistlerin ilgi odağıdır. Rab İsa belki de Pamukkale'nin sıcak su kaynaklarına atıfta bulunarak 'sıcak' sözcüğünü kullanmıştır. Pamukkale'nin suları bugün 36 °C sıcaklığa sahiptir. Laodikya'nm güneydoğusunda heybetli Honaz Dağı yer almaktadır. Kolose Kenti'nin soğuk suları bu dağdan gelmekteydi. Laodikya hiçbir doğal su kaynağına sahip değildi ve kente 8 km uzaklıktaki Denizli'de bulunan bir sıcak su kaynağından su kemeri ile su taşınıyordu. Bu sıcak su Laodikya'ya ulaşana dek soğuyor ve 'ılık' hale geliyordu.
Kente getirilen su, antik kentin kalıntıları arasında halen görülebilen taştan yapılmış 1 metre genişliğindeki kare biçiminde su borularıyla dağıtılıyordu. Bu borular ortalarından uzunlamasına oyularak daha sonra birleştiriliyordu.
Antik çağda Laodikya'da önemli bir eczacılık okulu vardı. Rab İsa bu nedenle Vahiy 3:18'de 'göz merhemi'nden söz etmiştir.





Kaynak: Kutsal Kitap Tarihi Atlası©


Ali Topuksöker

84

1983,İzmit doğumluyum. Sözde müslüman bir ailenin çocuğu olarak dinlerle
aram pek iyi değildi. İsa Mesih’i tanıyana kadar yaşamımı ateizm ve agnostizm
arasında git-gellerle geçirdim. Evet,Türk Hristiyanların genelinde olduğu gibi
nüfus cüzdanımın din hanesinde İslam yazmakla birlikte,kendimi hiçbir zaman
bir dine ait hissetmedim. Zaten zorunlu din dersi olması bile bana göre ayrı bir
saçmalıktı. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde yaptıkları İslami misyonerlik
beni etkilememişti. Ne namaz kılmayı biliyorum,ne de 2-3 tanesi dışındaki
sureleri...Onların da Türkçe meallerini bilmiyordum,taa ki dinlere merak sarıp
Kuran'ı okuyuncaya kadar...

Lisedeyken arkadaşlarımla Cuma günleri camiye giderdim ama namaz kılmayı
bilmediğimden,onların yaptıkları hareketleri tekrarlardım.
Önceleri insanların görmedikleri bir varlığa bağlanmaları garibime gidiyordu.Bu
benim ateist yanımdı.Ama bir yandan da uçsuz bucaksız kainattan,dünyadaki
en küçük organizmaya kadar herşeyin bu kadar mükemmel olmasının ardında
tesadüflerin değil,bir gücün olması fikri zihnimi meşgul etmeye başladı.

Gerçekten Tanrı var mıydı?Eğer varsa dinler gerçek miydi,yoksa insanları
kalıplara sokmak için yine insan eliyle yazılmış kurallar mıydı? Bu da agnostik
yanımdı. Ama yine de araştırmıyordum.İyi bir insan olduğuma inanıyordum ve
eğer cennet diye bir yer varsa,oraya gitmek için Tanrı'ya inanmanın,kalbin temiz
olmasının ve kötülüklerden uzak durmanın yeterli olacağı kanısındaydım.
Sonra şu an burada bulunmayan imanlı bir kardeşimiz sayesinde dinlere merak
sardım. Öncelikle Kuran'ı okudum.Sonuçta müslüman bir ailede ve toplumda
yaşıyorum.Bu yüzden önceliği bu kitaba verdim.Tek tek sure ismi vermeyeceğim
ama bazı surelerde yer alan bazı ayetler hem yüreğime hem de aklıma uygun
gelmedi.

Daha sonra İncil'i okumaya başladım.Okudukça beni içine çekiyordu.Bir yandan
da internetteki Hristiyan forumlarında araştırma yapıyordum.
Özellikle "Başlangıçta Söz vardı,Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı"
ayetinden çok etkilenmiştim.İsa Mesih'in "Yol,gerçek ve yaşam Ben'im" demesi,
"Size doğrusunu söyleyeyim,İbrahim doğmadan önce Ben varım!" ayetleri bende
derin izler bıraktı.İsa Mesih'in %100 insan ve %100 Tanrı olması ve Teslis inancı
başlarda beni zorlasa da,araştırdıkça,özellikle Kutsal Kitap'taki bazı ayetler
eksik kalan parçaların oturmasını sağladı ve Üçlü Birliğe yürekten inandım.
Aynı şekilde Rab İsa Mesih'in bizim günahlarımızın bedelini kendi kanıyla
ödediğine,bizim uğrumuza çarmıhta can verdiğine ve 3 gün sonra ölümden
dirildiğine yürekten inandım ve ağızımla da bunu açıklayarak Ocak ayı 2011’de
iman ettim.

Bir süre sonra yaşadığım şehirdeki imanlılarla tanışmak ve onlarla Rabbi
toplanıp Rabbi yüceltmek istedim. Beni Mesih inancına yönlendiren kız kardeş
bana Janet ablanın emailini verdi ve onlarla görüşmemi önerdi. Nisan ayında
Wolfgang ve Janet abla ile görüştüm, onlarla birlikte bir kaç kez bir araya gelip
diğer kardeşlerle toplandık. Ve Rabbin ruhsal ailesine ait olmanın güzelliğini
tattım. Janet abla, benim vaftize hazırlanmam için Kutsal Kitap dersleri
çalışmaları yaptırdı. Bu dersler sayesinde Rabbin Sözünü daha derin anladım ve
hayatıma ruhsal bir anlayış verdi.

O günden sonra mümkün olduğunca Tanrı'nın çocuğu olmaya layık bir yaşam
sürmeye çalışıyorum.Herşeyden önce Hristiyanlığın bir yaşam biçimi olduğunu
anladım.Mesih'in öğretilerine Kutsal Ruh’un gücü ve yardımıyıla uymaya
çalışıyorum.
Artık herşeye eskisi gibi sinirlenmiyorum. Ve Rabbin beni affettiği gibi bende
bana eziyet ve haksızlık yapanları affetmek istiyorum, bunu da yalnızca Rabbin
Kutsal Ruh’u sayesinde yapabilecğeğime inanıyorum.
Anne ve özellikle babamla çok sık tartışırken,artık ters görüşlerde bile
genellikle susmayı deniyorum.Tanrı'nın ailemin, özellikle annemin de yüreğine
dokunmasını ve İsa'ya iman etmesini çok istiyorum ve bunu her duamda
dile getiriyorum.Önceden Tanrı'nın adını ağızına almayan ben,her akşam
yatarken,her sabah kalktığımda,her sofraya oturduğumda ve sofradan her
kalktığımda mutlaka dua ediyor ve şükrediyorum.Dua ediyorum çünkü O'ndan
kopmak istemiyorum, çünkü benim sadık dostum Mesih’le diri bir ilişkide
kalmak istiyorum. Kutsal Ruh'un bende her zaman etkin olmasını istiyorum.Dua
ediyorum çünkü yanımda olmasını,şeytanın beni ayartmasına izin vermemesini
istiyorum.
Tanrı'nın sesini duymayanların duymaları,yolunu görmeyenlerin görmeleri için
dua ediyorum. Rab İsa’nın beni başka insanların kurtuluşu için kullanmasını
istiyorum... Rabbin diri bir tanığı olmak istiyorum, Onun eşsiz sevgisinin kanalı
olmak istiyorum.
Ben de herkes gibi günahkarım, ama her gün Rabbin kanı beni günahlarımdan
arıtsın diye töbede yaşamak istiyorum...Beni de kayıp bir kuzusu olarak
görüp,çadırının altına aldığı için Rab İsa Mesih'e şükrediyorum.Hemen hepinizin
hergün yaptığı gibi Kutsal Kitap'tan bölümler okuyorum.
Benim için çok önemli olan bugün de yani Mesih’in adına vaftiz olmak ve Ona ait
olduğumu ilan etmenin sevinciyle, sizinle birlikte Rabbi yüceltmek istiyorum.
Vaftiz eğitimim süresince benden desteğini esirgemeyen Janet Abla'ya,Wolfgang
abiye ,beni de kardeşleri olarak görüp,aralarına kabul eden İzmitli kardeşlere ve
burada da beni yalnız bırakmayan bütün kardeşlere çok teşekkür ederim.
Her birimizin hayatında Rab yücelsin.
Rab'bin lütfu ve ışığı hepimizin üzerinde olsun!

Amin

85
Tüm İncildersleri / Vahiy 2:1-7
« : Ağustos 30, 2012, 02:05:07 ÖS »

Sevgisi Azalan Kilise Topluluğuna 1-7

2
“Efesos’taki kilise topluluğunun meleğine yaz. Yedi yıldızı sağ elinde tutan, yedi altın şamdanın ortasında yürüyen şu sözleri bildiriyor: 2‘Yaptıklarını, emeğini, sabrını ve kötü kişilere göz yummadığını biliyorum. Kendilerine haberci süsü vermelerine karşın haberci olmayanları sınayıp onları yalancı bulduğunu biliyorum. 3Sabrın bütündür; adıma bağlılığın nedeniyle gösterdiğin dayanıklığı, yorulmazlığı da biliyorum.
   4‘Ama senden yakındığım bir sorun var: Başlangıçtaki sevginden ayrıldın. 5Onun için, nerelerden düştüğünü anımsa, günahından dön ve başlangıçta yaptığın işleri yap. Ters durumda günahından dönmezsen sana geleceğim ve şamdanını yerinden kaldıracağım.’
   6‘Ama sağlıklı bir özelliğin belirgindir: Nikolacılar’ın* işlerinden iğreniyorsun. Ben de onlardan iğreniyorum. 7Kulağı olan, Ruh’un kilise topluluklarına ne dediğini işitsin. Yengi kazanana Tanrı’nın cennetindeki yaşam ağacının ürününden yeme yetkisini vereceğim.’


Efesostaki Kilisenin Vaizi/Önderi imanın gerektiği şeylerde sadık olduğunu ancak sevgide soğumuş, ilk sevgisini bırakmış olduğunu görüyoruz.

Ve Mesih’in Efosos Kilisesinin Vaizinden/Önderinden  yakınması olduğunu söylerken bir şeyi daha eklemeden edemiyor!
Vaizin/Önderin bu sevgisizliğinden tövbe edip dönmezse kendisinden Vaizliğin/Önderliğin alınacağını belirtiyor. (bu çok çetin bir Söz’dür).

a)   Bununla birlikte Efesos Kilisesinin  Vaizinin/Önderinin ayrı bir özelliğine de değiniyor, bu özellik tıpkı Rabbin kendisininde tiksindiği gibi Efosos Kilisesinin Vaizinde/Önderinde Nikolacılardan tiksinmiş olmasıdır.

Tanrı’yı dinleyip itaat edecek olan Kilise Topluluklarınadır bu Söz, öyleki sevgide imanın itaat işlerliğinde (itaat icraatı) bunu sona kadar götürerek bu yengiyi (zaferi) kazanana Cennetteki (Tanrı ile olan beraberlikte) yaşam ağacının ürününden (sonsuz yaşamda kalma yetkisi) yeme yetkisini vermesidir.

b)   ayet 5’te yazılmıs olan Söz’ün yanlızca Vaizliği/Önderliği değil aynı zamanda bu o Kilisenin Vaizinin/Önderinin tanıklığınında ortadan kaldırılacağını betimler.

O zaman bu bizlere şunu daha net bir şekilde önümüze sergilemektedir:
Efosos Kilisesinin hem Vaizi/Önderi hemde Topluluktaki kardeşlerinde ilk sevgilerinden soğumuş olduğunu gösterir. ‘’Zira Tanrı yargıda adaletlidir’’

Nikolacılar:
Tam olarak bilinmeyen ancak Nikola isimli birinin yanlış ve putperest öğretiler yayarak insanları saptırtan birisi olarak tanımlandığı ve bu kişinin kimliğinin Kutsal Kitap’ta da herhangi bir açıklanması bulunmadığıdır.

AliT

86
Tüm İncildersleri / Vahiy 1:1.20
« : Ağustos 30, 2012, 02:00:22 ÖS »
İncildersi:  Vahiy 1:1-3; 1:4-20


Giriş: 1-3

    İsa Mesih’in açıklayışı . Tanrı kısa zamanda olması gereken olayları uşaklarına göstersin diye bunu Mesih’e verdi. O da gönderdiği meleği aracılığıyla uşağı Yuhanna’ya bildirdi bunu. 2Yuhanna Tanrı Sözü’ne tanıklıkta bulundu. Ve İsa Mesih tanıklığına ilişkin gördüğü her şeye.. 3Bu peygamberlik sözlerini yüksek sesle okuyan, onda yazılı olanları dinleyenler hem de tutanlar mutludur. Çünkü vakit yakındır.



AÇIKLAMASI:


Tanrısal Vahiy ve O’nun ivediliği.  Ayetler 1-2

1.   Açıklama <= Son hakkında olacak olanlar
2.   Tanıklık <= Tanrı Sözü’nün doğruluğuna tanıklık (Mesih’in Tanıklığı)
3.   Peygamberlik Sözleri <= Tanrı’nın insanlara kapı hizmetçisi olarak atadığı Melek/Melekler (yüksek varlıklar).

1-2 Tanrı’dan verilen ruhsal mutluluk ve bu mutluluk ivedilikle (çok acele olarak/acil olarak) verildi, ayetler 1 ve 2, (Bundan dolayı bunun ismi ruhsal mutluluktur).
3 Göksel mutluluk Tanrı Sözü’nü ve O’nun hikmetini duyan ve yüreğinde yaşamı ile koruyan.


ASYA EYALETİNDEKİ YEDİ KİLİSE TOPLULUĞUNA YEDİ MEKTUP


Yazının Konusu: 4-20

   4Yuhanna’dan Asya eyaletindeki yedi kilise topluluğuna: Şimdi Var Olan’dan, önceden Var Olan’dan, gelecek Olan’dan sizlere kayra ve esenlik olsun. Hem de, O’nun tahtı önündeki yedi Ruh’tan 5ve güvenilir tanık, ölülerin ilk-doğanı, yeryüzü hükümranlarının başkanı İsa Mesih’ten..

Bizleri sevene, kanıyla günahlarımızdan özgür kılana.. 6Bizleri bir krallık yaptı O. Tanrı’sına ve Babası’na rahipler oluşturdu. O’na çağlar [çağınca] yücelik ve güçlü egemenlik yaraşır. Amin.
   7İşte bulutlarla geliyor. Her göz O’nu görecek; bedenini delenler de O’nu görecek. Evet, yeryüzündeki tüm ırklar O’nun için dövünecek. Amin.
   8“Alfa ve Omega* Ben’im” diyor Rab Tanrı, Şimdi Var Olan,
önceden Var Olan ve gelecek Olan Evrensel Egemen .
   9Ben Yuhanna, İsa’yla ilgili acıda, O’nun hükümranlığında ve sabrında sizlerle ortak olan kardeşiniz, Tanrı Sözü’ne ve İsa’nın tanıklığına bağlılığım nedeniyle Patmos denen adadaydım. 10Rab’bin Günü* Ruh yönetiminde dalınca geldim ve gerimden boru sesi gibi güçlü bir ses duydum. 11Şöyle diyordu: “Gördüklerini kitaba yaz ve yedi kentteki kilise topluluklarına gönder: Efesos’a, İzmir’e, Bergama’ya, Tiyatira’ya, Sardis’e, Filadelfiya’ya, Laodikya’ya.”
   12Benimle konuşanın kim olduğunu görmek için geriye döndüğümde, yedi altın şamdan gördüm. 13Şamdanların orta yerinde İnsanoğlu’na benzeyen biri duruyordu. Ayaklarına dek uzanan bir giysi giymişti. Göğsüne altın bir kuşak sarılıydı.
   14Başı, saçları yün gibi ak, kar gibi bembeyazdı. Gözleri ateş alevine benziyordu. 15Ayakları ocakta ateşle arıtılmış tunç-gümüş alaşımı gibiydi. Sesi çağlayan suların sesini anımsatıyordu. 16Sağ elinde yedi yıldız tutuyordu. Ağzından iki ağızlı keskin bir kılıç çıkıyordu. Yüzü, tüm etkinliğiyle parlayan güneş gibiydi.
   17O’nu görünce ölü gibi ayaklarının dibine serildim. Sağ elini üstüme koyarak, “Korkma, İlk ve Son Ben’im” dedi. 18“Diri Olan da Ben’im. Öldüm ve işte çağlar çağı diriyim. Ölümün ve ölüler ülkesinin  anahtarları benim elimdedir. 19Şimdi gördüklerini, olanları ve bundan sonra olacakları yaz.  20Sağ elimde gördüğün yedi yıldızla yedi altın şamdanın gizi şudur: Yedi yıldız yedi kilise topluluğunun melekleridir . Yedi şamdan da yedi kilise topluluğudur.”


Yedi yıldız yedi kilise topluluğunun melekleridir: Kilise topluluğunun Önderi’dir/Çobanı’dır.

Ayet 4’den ayet 8’e kadar olan kesimse verilen Peygamberlik Sözü’nün (Melek vasıtası ile) kurtuluşu betimler.

Sonsuz Tanrı’nın İnayetler Tanrısı olduğunu ve Vahiy Bölüm 1’de görüldüğü gibi insanlığa olan derin sevgisini Oğlunun Kutsal Kanı vasıtası ile kurtuluş çözümünü çarmıh üstünde hayata geçirerek gerçekleştir miştir.

Böylelikle Rab İsa Mesihin kendisi ve O’nun Tanıklığı  insanlığa verilen en yüksek ve yüce Tanrı armağanıdır.


Tanrı’nın yedi Ruhu bizlere Kutsal Ruh’un bütün doluluğunu, tamlığını, bütünlüğünü, kusursuzluğunu, harika ve tam mükemmel olduğunu betimler.

Ve bu bizlere Kutsal Ruh’un en yüksek hedef olarak yaptığı işin  şu olduğunu gösterir:
Rab İsa Mesih’e iman etmiş tüm imanlıların, Tanrı tahtının önünde varlıklarını, isimleriyle ve onlara verilmiş olan tüm yüceliği ve izzeti Tanrı’nın kutsal ayaklarının altına atmasını sağlamaktır.

‘’Böylelikle burada Kutsal Ruh’un Tanrı çocuklarını (imanlıları) sevgiyle eğiterek tedip altında Tanrı’nın kutsallığa hazırladığını görürüz, öyleki Yaratılış 2:17’de insanın itaatsizliğinin kırılması ve Tanrı’yı onurlandıran derin bir sevgiyle  itaat etmesini sağlayacak aşamaya getirendir Kutsal Ruh.
Hiç bir zaman insan kendiliğinden Tanrı’ya itaat edemez.
(Yaratılış 2:17 fakat iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemeyeceksin; çünkü ondan yediğin günde mutlaka ölürsün).


Ölülerin ilk doğanı  sözüne gelince bu bizlere şunu göstermektedir:
Tanrı’nın gücüyle ölümden üç gün sonra bir daha ölmemek üzere dirilen Tanrı’nın Oğlu olduğunun mühürüdür.
Tüm insanlar doğacaklar ve sonunda öleceklerdir ancak Mesih’e iman etmiş ve isimleri yaşam kitabında olanlar sonsuzlarca sevgi Tanrı’sının yüce Krallığında mirasçılar olarak yaşayacaklardır.

Bu yüce Krallıkta imanlılar yanlızca Tanrı çocukları olarak değil aynı zamanda Tanrı’nın kahinleridirler.
Bu yüce Krallıkta kahinliğin esas hizmeti Eski Ahitteki gibi olan kahinlik değildir, ancak burada sözü geçen kahinliğin öz anlamı şudur: zamansız olan yüce Tanrı’nın Krallığında daimi olarak Kutsal Tanrı’ya övgüler sunulması ve izzet  verilmesidir, göksel kahinliğin tek konumu budur.

‘’Oysa Eski Ahit’te Başkahinin en yüksek konumu yani hizmetinin temel amacı, İsrail kavmının daimi olarak günahlarından bağışlanması için verilen kurban takdimesi ve bunun yanında daha diğer takdimeler vardır ve diğer kahinler ise bu hizmette paylarını alırlar’’.



Ayet 13’de sözü geçen İnsanoğluna benzeyen kişi Rab İsa Mesih’den başka kimse değildir


Buna daha derinden baktığımızda bunu Eski Ahit’te Hezekiel Peygamberlik Kitabında da görebiliriz,

Hezekiel 1:26-27 de şu yazılıdır:
Ve başları üzerindeki kubbenin üzerinde gök yakutun, görünüşü gibi bir Taht benzeyişi vardı; ve Taht benzeyişi üzerinde  yukarıdan insan görünüşünün benzeyişi vardı. Ve belinden yukarı görünüşünü ışıldayan maden gibi gördüm, sanki içi çepçevre ateş görünüşü ve belinden aşşağı görünüşünü gördüm sanki ateş görünüşü ve çevresinde parıltı.

Bunu izleyen Yeni Ahit’te Matta 17:1-2; (Markos 9:2-3; Luka 9:28-29 ve Vahiy 19:11-13’te de görürüz).
 

Matta 17:1-2

Aradan altı gün geçtikten sonra İsa Petros’u, Yakup’la kardeşi Yuhanna’yı yanına aldı, onları yalnız olarak yüksek bir dağa yöneltti. 2Onların gözleri önünde görünüşü değişti, yüzü güneş gibi parladı. Giysileri de ışık benzeri ak oldu.


Markos 9:2-3

2Aradan altı gün geçince İsa Petros’u, Yakup’u ve Yuhanna’yı yanına aldı; onları öbürlerinden ayrı olarak yüksek bir dağa yöneltti. Gözleri önünde görünüşü değişti. 3Giysileri parıltıdan apak oldu. Yeryüzünde hiçbir arıtma öğesinin ağartamayacağı bir aklıktı bu.


Luka 9:28-29

28Bu sözlerin açıklanmasından yaklaşık sekiz gün sonra İsa Petros’u, Yuhanna’yı ve Yakup’u yanına aldı, dua etmek için dağa çıktı. 29O dua ederken yüzünün görünüşü değişti, üstündeki giysi gözleri kamaştırırcasına parladı.


Vahiy 19:11-13

11Sonra göğün açıldığını gördüm. Baktım, beyaz bir at. Binicisinin adı da ‘Güvenilir’ ve ‘Gerçek’ [adıyla anılıyor]. Doğruluk kapsamında yargılıyor, savaşıyor. 12Gözleri ateş alevi [gibi]. Başında krallık simgesi pek çok bağ var. Üzerine bir ad yazılmış. Bunu kendisinden başka hiç kimse bilmiyor. 13Kana batmış bir giysi kuşanmış. Adı ‘Tanrı Sözü’ diye biliniyor.


Rab İsa Mesih her birimizi korusun, bereketlesin ve sona kadar sadık tutsun dilerim amin.

Ali Topuksöker

87
Tüm İncildersleri / Sevgi ve bağışlama
« : Ağustos 30, 2012, 01:51:56 ÖS »
Sevgi ve bağışlama                       

Bu konu 2 Katagoriden oluşmaktadır ve bazı Katagorilerde bu A, B, C  ve D olarak  Bölüm’e dilimlenmiştir.


Birinci katagorideki isimler:    1). Tanrı sevgidir.

[ 1A) Tanrı’nın bizlere olan sevgisi.  1B) sevginin yapısı-karakteri (Agape).
1C) İsa Mesih’in bizlere olan sevgisi.  1D) Tanrı sevgisinde kalmak. ]

16Tanrı’nın bizlere beslediği sevgiyi biz böyle bildik ve O’na iman ettik. Tanrı sevgidir. Sevgide kalan, Tanrı’da kalır; Tanrı da o kişide kalır.
1 Yuhanna Mektubu 4:16


A.   Tanrı’nın bizlere olan sevgisi

3Ona uzaktan görünüp şöyle dedim: Seni sonsuz bir sevgiyle sevdim, Bu nedenle sevecenlikle seni kendime çektim.
Yeremya 31:3


38Şuna kesin kanışım var: Ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne başkanlıklar, ne şimdiki ne gelecek durumlar, ne dünya yetkileri, 39ne üzerimizdeki ne altımızdaki dünyanın güçleri, ne de kurulu düzende başka bir etken Rabbimiz Mesih İsa’daki Tanrı sevgisinden bizleri ayırabilir.  (Yetkin kuvvet-Sonsuz güç)
Romalılar Mektubu 8:38-39


4Ama Tanrı, acımasının zenginliğiyle, bizlere karşı sevgisinin sınırsızlığıyla, 5suçlarımızın içinde ölü olan bizleri Mesih’le birlikte yaşama getirdi. Kayrayla kurtulmuş bulunuyorsunuz. 6Tanrı, Mesih İsa bağlılığında bizleri O’nunla birlikte diriltti, O’nunla birlikte göksel yerlerde oturttu
Efesoslulara Mektup 2:4-6


1Bakın, Tanrı çocukları olarak bilinelim diye, Baba bizlere nasıl bir sevgi gösterdi. Gerçekten de öyleyiz. Dünya bizi bunun için anlamıyor. Çünkü O’nu anlamadı.
1 Yuhanna 3:1


10Sevgi bundadır. Biz Tanrı’yı sevmedik. Doğrusu, O bizleri sevdi ve günahlarımızı gidermesi için bağışlamalık olarak Öz Oğlu’nu gönderdi.
1 Yuhanna 4:10

Konuyu toparladığımızda şunlar karşımıza çıkar:
Sonsuz sevecenlikle*(Tanrı’nın sonsuz sevecenliği)
Rabbimiz Mesih İsa’daki Tanrı sevgisinden bizleri ayırabilir.* (Tanrı’nın yetkin kuvveti-Sonsuz gücü)
acımasıyla zenginliğiyle, sevgisinin sınırsızlığıyla, insanı yaşama getirdiği gibi. göksel yerlerde oturttu .*
Tanrı nasıl bir sevgi gösterdi?.* O bizleri sevdi ve sevgisi ile bizlere, Öz Oğlu’nu gönderdi.*


B. Tanrı’nın bizlere olan sevgisinin temel yapısı (Agape).

16Çünkü Tanrı dünyayı o denli sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, her kim O’na iman ederse mahvolmasın, sonsuz yaşama kavuşsun.
Yuhanna 3:16


. 7Doğru kişi yerine başka birinin ölmesini düşünmek güçtür. Yararlı insanın yerine belki başka biri ölme yürekliliğini gösterebilir. 8Ama biz daha günahlıyken Mesih bizim yerimize öldü. Tanrı bize sevgisini bununla kanıtlıyor.
Romalılar Mektubu 5:7-8


9Tanrı’nın bizlere sevgisi şununla açıklandı: Biricik Oğlu’nu dünyaya gönderdi; O’nun aracılığıyla yaşayalım diye.
1 Yuhanna 4:9


Konuyu toparladığımızda şunlar karşımıza çıkar: Tanrı’nın sonsuz sevgisi*(AGAPE)


(3:16) Tanrı biricik Oğlu’nu verdi. ‘Bu söz bizlere şunu açıklamak ister’: Öyleki, Tanrı’nın hiç bir ayrılık gütmeden tüm insanlığa verdiği bu göksel armağanına iman vasıtası ile, (Tanrı’nın insana olan derin özlem  ayrılığının son bulması demektir).
 

(5.7-8) Mesih bizim yerimize öldü. Tanrı bize sevgisini bununla kanıtlıyor. Bu olay ise bizlere Oğlunun yani
Rab İsa Mesih’in yaptığı bu muhteşem kurtarışa Tanrı açıkça onayını vererek tasdiklemektedir.


(4:9)  Biricik Oğlu’nun aracılığıyla yaşam sağlaması. Tam burası da bizlere şunu anlatmak ister:
Yanlız insanlığın değil aynı zamanda da tüm yaratılışın Oğulda yaratıldığı ve yaşamın özünün Oğulda bulunduğunu açıklar!


C. İsa Mesih’in bizlere olan sevgisi.

10Hırsız ancak çalmak, öldürmek, yok etmek amacıyla gelir. Bense onlarda yaşam olsun, hem de bol yaşam olsun diye geldim.
Yuhanna 10:10

13Kimsede insanın dostları yararına canını vermesinden daha üstün sevgi yoktur.
Yuhanna 15:13

9Çünkü Rab’bimiz İsa Mesih’in kayrasını biliyorsunuz. O zenginken sizin yararınıza yoksul oldu. Öyle ki, O’nun yoksulluğuyla siz zengin olasınız.
2 Korintoslulara Mektup 8:9

19Evet, Mesih’in bilgiyi aşan sevgisini tanıyasınız. Böylece Tanrı’nın tüm doluluğuyla dolasınız.
Efesoslulara Mektup 3:19

5ve güvenilir tanık, ölülerin ilk-doğanı, yeryüzü hükümranlarının başkanı İsa Mesih’ten..
Yuhanna Vahiy 1:5


Konuyu toparladığımızda şunlar karşımıza çıkar: Mesih’in yaşam veren sevgisi!


(10:10) onlarda yaşam olsun, hem de bol yaşam olsun diye geldim.
Rab İsa Mesih’in tek amacının, ölü olan insanlığa diri bir yaşam vermek için geldiğini görürüz burada.
 

(15.13)  canını vermesinden daha üstün sevgi yoktur. Hiç bir insan kendiliğinden bir başkası için canını veremeyeceğinden dolayı böyle üstün bir sevginin yanlızca İsa Mesih’in kendisinde olduğunu görürüz burada.


(8:9)  İsa Mesih’in kayrasını biliyorsunuz,  O zenginken sizin yararınıza yoksul oldu.
Rab İsa Mesih, insanlığa olan derin sevgisi uğruna göksel üstün değerleri bırakıp hiç bir dünya varlığına sahip olmadan hatta hayvan ahırında beden alıp en fakir biri olarak dünyaya gelmeye razı olan sevgisinin yüceliğini ve zenginliğini fakirliğe değiş tokuş ederek derin bir alçakgönüllülüğü sergilemiş olduğunu görürüz burada.

(3:19) sevgisini tanıyasınız. Tanrı’nın tüm doluluğuyla dolasınız.
Böylelikle Rab İsa Mesih’in nasıl yüce bir sevgiyle insanlığı sevdiğini ve Tanrı’daki tüm dolululuğu her bilgiyi aşana sevgisiyle vermek istediğini görürüz burada.


(1:5) 5ve güvenilir tanık, ölülerin ilk-doğanı,
Tüm dünya güçleri üstünde tek egemen olan ve ölümüyle sevgisini veren dirilişi ile ölülerden ölmemek üzere ilk doğan Tanrı’nın gerçek yüce Oğlu olduğuna Tanrı’nın doluluğundaki  (Kutsal Ruh) diri Söz ile buna tanıklık eden Rab İsa mesih’in evrenin tek kurtarıcısı olduğunu görürüz burada.


D. Tanrı sevgisinde kalın.

21“Beni seven buyruklarımı benimseyip tutar. Beni sevense Babam tarafından sevilecektir. Ben de onu seveceğim ve kendimi ona açıklayacağım.”
Yuhanna 14:21

23İsa, “Beni seven sözümü tutacaktır” diye yanıtladı. “Babam da onu sevecek, hem de ona gelip yanında konut kuracağız.
Yuhanna 14:23

26Adını onlara bildirdim ve bildireceğim. Öyle ki, bana taşıdığın sevgi onlarda olsun; ben de onlarda olayım.”
Yuhanna 17:26

5Ama O’nun sözünü tutanın içinde Tanrı sevgisi gerçekten yetkinliğe ermiştir. Mesih’te olduğumuzu şuradan biliriz: 6O’nda durduğunu söyleyen kişi tıpkı O’nun yaşadığı gibi yaşamalı.
1 Yuhanna Mektubu 2:5

19Biz seviyoruz, çünkü ilkin O bizleri sevdi.
1 Yuhanna Mektubu 4:19

Konuyu toparladığımızda şunlar karşımıza çıkar:
Mesih’in bizlere verdiği daimi sevgide sadık kalmak!

21“Beni seven buyruklarımı benimseyip tutar.  Babam tarafından sevilecektir.
Rab İsa Mesih’i seven bir imanlı, O’nun Sözlerini sevgi bağlılığında sadık kalarak yerine getirir ve bu göksel Babamızın sevgisinin onayını almış olduğunu gösterir. (Baba tarafından sevilmiş olur).
 

23İsa, “Beni seven sözümü tutacaktır”. “Babam da onu sevecek, hem de ona gelip yanında konut kuracağız.
Rab İsa Mesih’i sevmek boş söylerle değil ancak, O’nun Sözü’nü sevgiyle yerine getirerek, Baba ve Oğul’un birlikteliğindeki konut, imanlının hayatında iç içe bütünsel bir yaşam içerdiğini gösterir.


26Adını onlara bildirdim ve bildireceğim. Öyle ki, bana taşıdığın sevgi onlarda olsun; ben de onlarda olayım.”
Rab İsa Mesih’e iman etmiş birinde bir özellik vardır ve bu özellik: imanlınınTanrı’yı tanıma aşamasına gelmiş olmasıdır, Tanrı’nın sonsuzlarca seven bir Baba olduğu ve sonsuz sevgisini yüce oğlu Rab İsa Mesih vasıtası ile insanlara bildirdiğini (açıkladığını) ve bildirmekte de devam edeceğini böylelikle tüm insanlığın  bu sonsuz Tanrısal sevgiyi tanımaları için İnayet kapısının açık bırakıldığını ve Tanrı sevgisinin iman yaşamında bir tek Mesih’le Tanrısal tümlükle tamamlandığı görülür. 


5Ama O’nun sözünü tutanın içinde Tanrı sevgisi gerçekten yetkinliğe ermiştir. Mesih’te olduğumuzu şuradan biliriz: 6O’nda durduğunu söyleyen kişi tıpkı O’nun yaşadığı gibi yaşamalı.
Tanrı Sözü’nü tutan her imanlı, Tanrı’nın sevginde yetkinliğine erdirilmektedir öyleki, bu bizlere açıkça şunu göstermektedir: O’nun gibi yaşayıp O’nun tanıklığını taşımak ve O’na benzer olmaktır.

19Biz seviyoruz, çünkü ilkin O bizleri sevdi.
Ve burada tam açıklığı şu ile görülmektedir, Tanrı’nın seven bizlerinse sevilen ve sonrada Tanrı’yı sevenler olduğumuzdur.


İkinci Katagori: 1). İlk Emir - Tanrı’ya olan sevgi.


5Tanrınız RAB'bi bütün yüreğinizle, bütün canınızla, bütün gücünüzle seveceksiniz.
Tesniye 6:5

12Şimdi, ey İsrail halkı, Tanrınız RAB sizden ne istiyor? Yalnız şunu istiyor: Tanrınız RAB'den korkun, O'nun yollarında yürüyün, O'nu sevin; bütün yüreğinizle, bütün canınızla O'na kulluk edin;
Tesniye 10:12

20Tanrınız RAB'bi sevin, sözüne uyup O'na bağlanın. RAB yaşamınızdır; kendilerine vereceğine ilişkin atalarınız İbrahim'e, İshak'a, Yakup'a söz verdiği ülkede uzun yaşamanızı sağlayacaktır.
Tesniye 30:20

5RAB'bin kulu Musa'nın size verdiği buyrukları ve Kutsal Yasa'yı yerine getirmeye çok dikkat edin. Tanrınız RAB'bi sevin, tümüyle gösterdiği yolda yürüyün, buyruklarını yerine getirin, O'na bağlı kalın, O'na candan ve yürekten hizmet edin.
Yeşu 22:5

11Bunun için Tanrınız RAB'bi sevmeye çok dikkat edin.
Yeşu 23:11

Konuyu toparladığımızda şunlar karşımıza çıkar:
Tanrı’yı, Buyruklarını ve Kutsal Yasayı tüm yürekle sevmek ve O’nu yaşamak!
“Çünkü Yasa’yı Mesih tamamlamıştır”

6:5Tanrınız RAB'bi bütün yüreğinizle, bütün canınızla, bütün gücünüzle seveceksiniz.
Burada Tanrı’nın Yasasına körü körüne (bilinçsizce) itaat etmeyi değil, öncelikle sadakatle Tanrı’ya bağlılığı göstermektedir. (En Büyük Buyruk).

10:12Şimdi, ey İsrail halkı, Tanrınız RAB sizden ne istiyor? Yalnız şunu istiyor: Tanrınız RAB'den korkun, O'nun yollarında yürüyün, O'nu sevin; bütün yüreğinizle, bütün canınızla O'na kulluk edin;
Tanrı şununla uyarıda bulunuyor: alçakgönüllülükle Tanrı ile yürümeyi ve bütünlüğümüzle
(tüm yürekle) Tanrı’yı sevmek, itaat ile bir arada sadık bir şekilde Tanrı’ya ait olmak ve kalmaktır. Bu Söz, Yuhanna 14:23 ile eş değer anlamdadır.

30:20Tanrınız RAB'bi sevin, sözüne uyup O'na bağlanın. RAB yaşamınızdır; kendilerine vereceğine ilişkin atalarınız İbrahim'e, İshak'a, Yakup'a söz verdiği ülkede uzun yaşamanızı sağlayacaktır.
Tanrımız Rabbin Sözüne itaatle bağlılık gösterenin yaşamı artık o kişinin kendisine değil Tanrı’ya ait olduğunu ve bununla imanlının yaşamı Tanrı ellerinde garantili bir hayatı olacağını gösterir.
(Burada sözü geçen garanti şudur: Vaad evladı ve sonsuz yaşamın mirasçısı olduğudur).

22:5RAB'bin kulu Musa'nın size verdiği buyrukları ve Kutsal Yasa'yı yerine getirmeye çok dikkat edin. Tanrınız RAB'bi sevin, tümüyle gösterdiği yolda yürüyün, buyruklarını yerine getirin, O'na bağlı kalın, O'na candan ve yürekten hizmet edin.
Tanrı Sözünde dikkat edilirse yanlız emir değil aynı zamanda da Kutsal Yasa olduğunu görürüz!
Bu bizlere Tanrı’yı içten bir yürekle sevmeyi ve sonrada O’nun Kutsal Yasasını yine sevgiyle yerine getirmek konusunda çok hassas bir yüreğe sahip olmamız  ve bu Emirlerin, buyrukların sadık bir hizmetçişi  olunması gerektiğini burada vurgulamaktadır. 

23:11Bunun için Tanrınız RAB'bi sevmeye çok dikkat edin.
Ve burada tam açıklığı şu ile görülmektedir, Tanrı’yı yanlızca dudakla sevmek değil tüm yürekle ve yaşamla sevmek ve Tanrı’ya tabi (ait) olmak O’nu yaşamak demektir.


İkinci Katagori: 2). İkinci Emir - Komşuna olan sevgi.

18Öç almayacaksın. Halkından birine kin beslemeyeceksin. Komşunu kendin gibi seveceksin. RAB benim.
Levililer 19:18

39İkincisi de bununla eşit değerdedir: ‘İnsan kardeşini kendin gibi seveceksin.
Matta 22:39

34“Size yeni bir buyruk bildiriyorum: Birbirinizi sevin. Tıpkı benim sizleri sevdiğim gibi, siz de birbirinizi sevin.
Yuhanna 13:34

17Birbirinizi sevesiniz diye size bu buyrukları verdim.
Yuhanna 15:17

11Başlangıçtan bu yana işitmiş olduğunuz bildiri şudur: Birbirimizi sevelim.
1 Yuhanna Mektubu 3:11

23Tanrı buyruğu şudur: Oğlu İsa Mesih’in adına iman edelim ve bize verdiği buyruk uyarınca birbirimizi sevelim.
1 Yuhanna Mektubu 3:23


19Biz seviyoruz, çünkü ilkin O bizleri sevdi. 20“Ben Tanrı’yı seviyorum” deyip de insan kardeşine kin besleyen yalancıdır. Gözüyle gördüğü insan kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrı’yı sevemez. 21Mesih’ten bize gelen buyruk şudur: Tanrı’yı seven, insan kardeşini de sevsin.
1 Yuhanna Mektubu 4:19-21


Konuyu toparladığımızda şunlar karşımıza çıkar: Sonsuz sevecenlikle*(Tanrı'nın sonsuz sevecenliği).

Rabbimiz Mesih İsa'da ki, Tanrı sevgisinden bizleri kim ayırabilir?*(Tanrı'nın yetkin kuvveti-sonsuz gücü).
Acımasıyla zenginliği ile, sevgisinin sınırsızlığı ile insanı yaşama getirdiği gibi.*(Göksel yerlerde oturttu).
Tanrı nasıl bir sevgi gösterdi?*(O bizleri çok sevdi ve sevgisi ile bizlere, öz oğlunu gönderdi).

AliT

88
Tüm İncildersleri / Tüm İsrail kurtulacak mı?
« : Ağustos 30, 2012, 01:48:13 ÖS »
      
25Bu nedenle kardeşlerim, sizlere bu giz üzerinde bilgi vermek isterim. Öyle ki, ‘bilgiçlik taslamayasınız’. Yürek katılığı İsrail’e geçici bir süre için geldi; ulusların tümü Mesih’e bağlanıncaya dek. 26Böylelikle tüm İsrail kurtulacaktır. Kitap’ta yazılmış olduğu gibi:
   “Kurtarıcı Siyon’danc gelecek,
   Yakup’un soyundand tanrısaymazlığı kaldıracak.

Romalılar Mektubu 11:25-26


‘’Görüldüğü gibi kurtuluş önce uluslara ve sonrada İsrail’e verilecektir ancak burada çok hassas bir sır var ve bunun mutlaka açıklanması gerekir’’

Nedir bu sır?

Kutsal Kitabı ciddi ve içten okuyup araştıran herkese Tanrı kendi sırrını Kutsal Ruh ile daima lütuf ile açıklamaktadır, Kutsal Kitaba göre buradaki sır; şöyle açıklanır:


1). Yuhanna  7:38
 
38Kutsal Yazı’da belirtildiği gibi, bana iman eden kişinin içinden yaşam veren ırmaklar kaynaklanacaktır.” Yuhanna 7:38
(demek oluyorki, iman edenlere yanlızca bu kurtuluş verilmiştir).


2). Vahiy 7:4-8

          4Alınlarına mühür vurulanların sayısını duydum. İsrailoğulları’nın tüm soylarından yüz kırk dört bin kişiydi:
          5Yahuda soyundan on iki bin kişi mühürlendi.
   Ruben soyundan on iki bin kişi,
   Gad soyundan on iki bin kişi,
          6Aşer soyundan on iki bin kişi,
   Naftali soyundan on iki bin kişi,
   Manasse soyundan on iki bin kişi,
          7Simeon soyundan on iki bin kişi,
   Levi soyundan on iki bin kişi,
   İssakar soyundan on iki bin kişi,
          8Zebulun soyundan on iki bin kişi,
   Yusuf soyundan on iki bin kişi,
   Benyamin soyundan on iki bin kişi mühürlendi.



Vahiy 7:4-8


3).  Vahiy 14:1-5

Sonra Siyon Dağı’nda Kuzu’yu ve O’nunla birlikte yüz kırk dört bin kişinin durduğunu gördüm. Alınlarında Kuzu’nun ve Babası’nın adı yazılıdır. 2Ardından, çağlayan suların ve güçlü gök gürlemesinin sesini anımsatan bir ses duydum gökten. Duyduğum ses harp çalan çalgıcıların çalgı sesini andırıyordu. 3Tahtın, dört yaratığın ve İhtiyarlar’ın önünde yeni bir ezgi söylüyorlardı. Yeryüzünden kurtulmalık karşılığında sağlanan yüz kırk dört bin kişiden başka hiç kimse bu ezgiyi öğrenemiyordu. 4Bunlar kadınlarla ilişki sonucu lekelenmeyenlerdir. Çünkü kız-oğlan-kızdırlar. Kuzu her nereye giderse O’nun ardı sıra gidenlerdir. İnsanlık içinden Tanrı’ya ve Kuzu’ya kurtulmalık karşılığında sağlanan ilk-üründürler. 5Ağızlarında hiçbir yalan bulunmadı. Suçsuzdurlar.

Romalılar Mektubu 11:25-26’da sözü geçen tüm İsrail kurtulacaktır sözünün özünde yatan sır şöyle kendisini açıklar:  bir tek, İsrail’den tüm iman etmiş olanlar kurtulacaktır!

Peki bunu daha net bir şekilde nasıl görebilir ve anlayabiliriz?

İsrail’in 12 Oymağından olan DAN oymağının ortadan kaldırıldığını görmekle anlayabiliriz,
ne olmuştuki, Tanrı DAN oymağını dışlamıştı, kendinden atmıştı?
(verilen kurtuluş vaadinin dışında bırakılmıştı DAN oymağı).

DAN oymağı zinalarıyla ve putperestliği ile Tanrı’dan tamamen ayrılmış olduğudur, böylelikle Tanrı DAN oymağının ismini İsrail’in 12 oymağının içersinden silmiştir.

Hatta buna Yaratılış 49:16-17 ayetine kısa bir göz attıp baktiğımızda Tanrı DAN oymağını bir engerek yılanı olarak açıklamaktadır.
 
  16Dan kendi halkını yönetecek, Bir İsrail oymağı gibi.
  17Yol kenarında bir yılan, Toprak yolda bir engerek olacak; Atın topuklarını ısırıp Atlıyı sırtüstü düşüren bir engerek.

Yaratılış/Tekvin 49:16-17


Bu iş yanlızca bununla bitmiyor, İsrail’in tüm oymak sayısına baktığımızda:

Her bir oymaktan sadece 12.000 kişinin ve toplam olarak 12 oymağın toplam sayı verisi ise 144.000 kişi olmuş oluyor.

Bu böyleyken İsrail’in nüfus sayısı elbetteki 144.000 kişi değildir.
Bu bizlere İsrail’den sadece İsa Mesih’e iman edenlerin tümünün kurtulucağını göstermektedir ve kurtulacak olanların sayısının tümünün ise yanlızca 144.000 kişiden ibaret olmasıdır.

Bazılarının varsaydığı gibi tüm İsrail kurtulucak değildir.
Bunu böyle düşünenler malesef Kutsal Söze ya dikkat etmemiş veya gözünden kaçırmış olabilir.

DAN kimdir?
DAN Yakubun beşinci oğludur.

DAN, Yakubun Cariyesi Bilha’dan doğma fakat sıpta göre Yakubun eşi olan Raheld’en sayıldığı görülür.


DAN isminin manası: Haklı demektir.

5Bilha hamile kalıp Yakup'a bir erkek çocuk doğurdu.
6Rahel, ‹‹Tanrı beni haklı çıkardı›› dedi, ‹‹Yakarışımı duyup bana bir oğul verdi.›› Bu yüzden çocuğa Dan adını verdi.

Yaratılış/Tekvin 30:5-6

89
Tüm İncildersleri / Pavlos'un ilk adımı ve Stefanosun taşlanması
« : Ağustos 30, 2012, 01:40:25 ÖS »

Elçilerin İşleri 7:51-60; 8:1-3; 9:1-19               


STEFANOS

Stefanosun geliş yeri Mısır’ın Alexandriasından olup Helenistlerle (Eski Yunanlılar) beraberliği vardı.

Stefanos isminin manası ise; Palmiye Dalalrından örülmüş bir çelenk demektir.

Stefanos ilk Kilise Topluluğunun yedi Diakondan biriydi yani Kilise içersinde Fakir olanlara destek veren Mesih hizmetçisiydi.

Stefanos kültürü geniş olmasıyle birlikte kendisi Kutsal Söz’de ve din Filozofisin’de de çok iyi gelişmiş ve Mesih imanında örnek bir Müjdeciydi.





’’Stefanos’un Başkahinle olan konuşması.’’


7
Direniş ve Başkaldırma 51-53
         51“Enseleri sertleşmiş, yürekleri kabuk tutmuş, kulakları duymaz olmuş insanlar! Siz her zaman Kutsal Ruh’a karşı direnirsiniz, tıpkı atalarınız gibi davranırsınız. 52Atalarınız hangi peygambere saldırmadı ki? Doğru Kişi’nin  gelişini önceden bildirenlerin canına kıydılar. Sizlere gelince bu dönemde O’nu ele verenler ve öldürenler oldunuz. 53Ruhsal yasayı melekler aracılığıyla aldınız, ama tutmadınız.”


Kaba Kuvvet 54-60; 8:1a
   54Bu sözleri duyduklarında yürekleri kızgınlıkla kabardı, Stefanos’a karşı dişlerini gıcırdattılar. 55Ama Kutsal Ruh’la dolu olan Stefanos gözlerini dikkatle göğe doğrulttu. Tanrı’nın yüceliğini ve O’nun sağında duran İsa’yı gördü. 56“Apaçık görüyorum” dedi, “Gökler açılmış, İnsanoğlu da Tanrı’nın sağında durmuş.”
   57Onlar yüksek sesle bağırarak kulaklarını tıkadılar, hep birlikte ona saldırdılar. 58Kendisini kentten dışarı sürükleyip taşa tuttular. Olaya tanıklık edenler giysilerini Saul adlı bir gencin ayakları dibine yığdılar. 59Stefanos’u taşa tuttuklarında o, “Ya Rab İsa, ruhumu al” diyerek dilekte bulundu. 60En sonunda diz çöküp yüksek sesle bağırdı: “Ya Rab, bu günahı onlara sayma!” Bunu söyleyince uyudu.


8
Saul da onun öldürülmesini onaylamıştı.

Yoğunlaşan Saldırılar 1b-3
   O gün Yeruşalim’de kilise topluluğuna karşı büyük saldırı başladı. Haberciler dışında inanlıların tümü Yahudiye ve Samiriye bölgelerine dağıldı. 2Tanrısayar insanlar Stefanos’u gömdü ve onun için derin yas tuttular. 3Bu arada Saul kilise topluluğunu altüst ediyordu. Evden eve dalıyor, erkekleri kadınları sürükleyerek götürüyor, cezaevine attırıyordu.


Tarsuslu Saul’u Sarsan Karşılaşma 1-9
(22:6-16; 26:12-18)

9
Saul Rab’bin öğrencilerine gözdağı vererek onları ölümle korkutmaktan geri durmuyordu. Bu arada başrahibin yanına gitti. 2Yol’dan* olan kadın erkek, her kimi bulursa tutuklayıp Yeruşalim’e getirsin diye, başrahipten Şam’daki  sinagoglara kendisini yetkilendiren mektuplar istedi.
   3Ama yolculuğu sırasında Şam’a yaklaşırken, ansızın gökten parlayan bir ışık onun çevresini sardı. 4Saul yere düştü ve kendisine konuşan bir ses duydu: “Saul, Saul, neden bana saldırıyorsun?” 5Saul, “Sen kimsin, ya Rab?” diye sordu. O da, “Ben senin saldırdığın İsa’yım” dedi. 6“Ama ayağa kalk ve kente gir. Ne yapman gerektiği sana bildirilecektir.”
   7Saul ile birlikte giden adamlar afallayıp kaldı. Sesi duyuyor, ama hiç kimseyi görmüyorlardı.* 8Saul yerden kalktı; göz kapaklarını açtığında hiç görmüyordu. Elinden tutup onu Şam’a yönelttiler. 9Üç gün ne gördü, ne yedi, ne de içti.

Tanrı Saul’u Sağlığa Kavuşturuyor 10-19a
   10Şam’da Hananya adlı bir öğrenci vardı. Rab bir görmede ona, “Ey Hananya!” dedi. O da, “Buradayım ya Rab” diye yanıtladı. 11Rab ona, “Kalk, ‘Doğru’ diye bilinen sokağa git” dedi. “Yahuda’nın evinde Tarsuslu Saul’u sor. Kendisi şu anda dua ediyor. 12Gözleri yine görsün diye, Hananya adlı bir adamın gelip üstüne ellerini koyduğunu gördü.”
   13Hananya yanıt verdi: “Ya Rab, bu adamın Yeruşalim’de senin kutsal yaşamlılarına karşı yaptığı bunca kötülüğü birçoklarından duydum. 14Üstelik şu anda senin adına bağlılığıyla bilinenlerin tümünü tutuklasın diye başrahiplerden kendisine yetki verilmiştir.”    15Rab ona, “Sen oraya git” dedi. “Çünkü o uluslarla krallar ve İsrailoğulları önünde adıma tanıklık etmek için seçilmiş gereçtir. 16Adıma bağlılığı yüzünden çekeceği işkencelerin tümünü kendisine göstereceğim.”
   17Bunun üzerine Hananya kalkıp yöneltildiği eve gitti. Saul’un üstüne ellerini koyarak, “Saul kardeş” dedi, “Yolda gelirken seninle karşılaşan Rab İsa gönderdi beni. Gözlerin yeniden görsün ve Kutsal Ruh’la dolasın diye..” 18O anda Saul’un gözlerinden balık puluna benzer kabuklar düştü sanki. Yeniden gördü. Ayağa kalkıp vaftiz edildi 19ve yemek yedikten sonra güç kazandı.



Elçi Pavlus’un (Saul’un) Hayatı.   Elçilerin İşleri 9:19-43



Herkesi Şaşırtan Gelişim 19b-25

   Saul birkaç gün Şam’daki öğrencilerle birlikte kaldı. 20Hiç vakit yitirmeden İsa Tanrı’nın Oğlu’dur diyerek O’nu sinagoglarda yaydı. 21İşitenlerin tümü parmağını ısırdı. “Yeruşalim’de bu adı ağzına alanları kırıp geçiren taa kendisi değil miydi?” diyorlardı. “Buraya gelmesinin nedeni inanlıları tutuklayıp başrahiplere götürmek değil midir?”
   22Ama Saul gün günden güçleniyordu. Mesih budur diye kanıtlar göstererek Şam’da yaşayan Yahudiler’i şaşalatıyordu.
   23Aradan günler geçti, Yahudiler kendisini ortadan kaldırmak için sözbirliği ettiler; 24ama düzenleri Saul’a belirgin oldu. Onu ortadan kaldırmak için Yahudiler gece gündüz kent kapılarını gözledi. 25Bir gece öğrencileri Saul’u alıp kale duvarından sarkıttıkları bir sepet içinde aşağı indirdiler.

Kuşkular Yatıştırılıyor 26-31
   26Saul Yeruşalim’e varınca öğrencilere katılmak istedi. Ama herkes kendisinden kuşkulanıyordu. Saul’un öğrenci olduğuna bir türlü inanamıyorlardı. 27Barnabas onu alıp habercilerin yanına götürdü. Kendilerine Saul’un yolda giderken Rab’bi gördüğünü, Rab’bin kendisiyle konuştuğunu, Saul’un Şam’da hiç çekinmeksizin İsa’nın adını yaydığını sırayla anlattı.
   28Saul artık inanlılarla birlikteydi. Yeruşalim’de enikonu sağa sola gidiyor çekinmeksizin Rab’bin adını yayıyor, 29Hellenistler’le  konuşuyor, tartışıyordu. Onlar ise kendisini ortadan kaldırmak için yollar tasarlıyordu. 30Ama kardeşler bunu öğrenince Saul’u Kayseriye’ye götürdüler oradan da Tarsus’a* saldılar.
   31Tüm Yahudiye, Galile ve Samiriye’de kilise topluluğu barışa kavuştu, gelişti ve Rab korkusu uyumunda ilerledi. Kutsal Ruh’un desteğiyle sayıca çoğaldı.

Petros Lidda ve Yafa’da 32-43

   32Petros genel bir gezideyken Lidda’da yaşayan kutsal yaşamlılara uğradı. 33Orada Eneas adlı birine rastladı. Bu adam sekiz yıldır inmeli bir yatalaktı. 34Petros ona, “Eneas” dedi. “İsa Mesih seni iyi ediyor. Ayağa kalk ve yatağını topla.” Adam o anda ayağa kalktı. 35Lidda ve Şaron’da yaşayanların tümü onu görerek Rab’be döndü.
   36Yafa’da Tabita adlı bir kadın öğrenci vardı; adın çevirisi Dorkas’tır . Bu kadının yaşamı yaptığı iyi işler ve yoksullara yardımla doluydu. 37Tam bu günlerde Dorkas rahatsızlandı, ardından da öldü. Cesedini yıkayıp üst katta bir odaya koydular. 38Lidda kenti Yafa’nın yakınında olduğundan, öğrenciler Petros’un orada bulunduğunu öğrenerek ona iki adam gönderdiler, gecikmeden yanımıza gel diye dileklerini ilettiler.
   39Petros kalkıp iki kişiyle birlikte yola koyuldu. Oraya vardığında kendisini üst kattaki odaya çıkardılar. Bütün dul kadınlar yanına varıp ağlaştı; Dorkas’ın kendileriyle birlikteyken diktiği gömlekleri, üstlükleri açıkça sergilediler. 40Ama Petros odadakilerin tümünü dışarıya çıkardı ve diz çöküp dua etti. Cesede yönelerek, “Tabita, ayağa kalk!” dedi. Kadın gözlerini açtı, Petros’u görünce oturuverdi. 41Petros ona elini verdi, kendisini kaldırdı. Sonra kutsal yaşamlıları ve dul kadınları çağırdı, Dorkas’ı dipdiri olarak onlara sundu. 42Olgu tüm Yafa’da yayıldı, birçok kişi Rab’be iman etti.
   43Petros uzunca bir süre Yafa’da dericilikle uğraşan Simon adlı birinin yanında kaldı.



Elçi Pavlus’un (Saul’un) Hayatı.   Elçilerin İşleri 7:51-60; 8:1-3;  9:1-19


Elçilerin İşleri 7:51-60


1.)   Tanrı gerçeğine karşı direnmek ve başkaldırmak.
2.)   Günahın yasasına bağlı kalmak.
3.)   Tanrı Sözü’nü yanlızca harf ile kabul etmek.
4.)   Tanrı Sözü’nü hayata geçiren ve yaşayan uygulayıcılar olmamak.


Elçilerin İşleri 8:1-3

1.)   Kiliseye dehşetli bir şekilde yoğunlaşan saldırılar.
2.)   Saul’un aktif olması.
3.)   Saul’un yaptığı şeylerin Tanrıya doğruluk sayılması düşüncesi.
4.)   Kutsal Ruh’a direniş göstermiş olması.


Elçilerin İşleri 9:1-19

1.)   Şamda’ki Sinagogtan Yertkilendirilmesi için mektuplar istenmesi.
2.)   Kilikya’dan olan Tarsuslu Saul’un Rab İsa Mesih ile olan karşılaşması.
3.)   Saul’un Rabbin seçilmişi olması.
4.)   Saul’un Rab İsa Mesih’e iman etmesi.
5.)   Saul’un şifa bulması.
6.)   Saul’un Vaftiz edilmesi.




Elçilerin İşleri 9:19b-25’e kadar

Herkesi şaşırtan gelişme:

1.)   Mesih’e olan tanıklık.
2.)   İmanda güçleniş.
3.)   Sepetle kaçış.


Elçilerin İşleri 9:26-31


Kuşkuların yatışması:

1.)   Kardeşlerin Saul’a olan güvensizliği.
2.)   Barnabasın Saul’un tanıklığına destek vermesi.
3.)   Yunanca konuşan Yahudilerle olan tartışma, (Helenistlerle).
4.)   Kilisenin esenliğe kavuşması ve Kutsal Ruh ile çoğalması.



Bu arada Saul’u yolcu ettikleri sözü geçen yerin ismi;

‘’Yeruşalem’in kuzeybatısında olan Sezariye   ve Kilikya Eyaletinin bir şehri olan Tarsus’tur’’



Elçilerin İşleri 9:32-35

Petrus’un Lidda ve Yafa’da oluşu:


Petrus’un Kutsal Ruh’un gücüyle yapmış olduğu müthiş bir